Cari Açık Komisyona Havale!

Anayasa Mahkemesi kararının beklendiği günlerde basında yer alan bir haber üzerinde yeterince tartışılmadı. O günlerde basında yer alan habere göre ekonomik konulardaki koordinasyondan sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, “Türkiye’nin geleneksel üretimi devam ettirerek, cari açığı kapatma şansı yok” demiş ve cari işlemler açığının oluşum nedenleri ve finansmanına ilişkin çalışmalar yapmak özel bir komisyon kurulmasının kararlaştırıldığını açıklamıştır(1).
Aradan on beş gün geçtikten sonra da Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, “… cari açık, IMF programının bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yüksek tüketim ve yatırım harcamaları cari açığı artırmıştır” açıklamasını yapmıştır(2).
Bakanların bu açıklamalarını değerlendirmeye geçmeden önce dış ticaret açığı ile cari işlemler açığının 2003 yılından bu yana izlediği seyri kısaca anımsamak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.
                                            Tablo 1
              2003-2008 döneminde dış ticaret ve cari işlemler
                                   açıklarının izlediği seyir
                                (milyon dolar ve % olarak)
Yıllar             DT Açığı         Cİ Açığı          CIA/DTA %
2003             13,489            7,515             55.7
2004             22,736          14,431             63.5
2005             32,988          22,137             67.1
2006             40,941          31,893             77.9
2007             46,705          37,753             80.8
2008/6          28,795          27,347             95.0
Toplam        185,654         141,076            76.0
Kaynak: T.C. Merkez Bankası web sayfaları.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, Hükümet, cari işlemler açıkları bir yıldan diğerine çığ gibi artıp iktidarları döneminde toplam olarak 141.1 milyar dolara ulaştıktan sonra cari işlemler açıklarının oluşum nedenlerini araştırıp çözüm aramayı düşünme noktaya ulaşmıştır. Hükümetin bu yaklaşımı bana İngiliz’lerin güzel bir özdeyişini anımsattı, “akşam yemeğinden sonra günaydın” (good morning after supper). Ne denir, hiçbir zaman çok geç sayılmaz. Yeter ki doğru çözüm bir kriz yaşanmadan bulunsun. Tablo 1 e ilişkin değerlendirmeleri bitirmeden önce, 2008 yılı sonunda cari işlemler açığının nereye ulaşabileceğine ilişkin bir tahmin belirtmek de uygun olacaktır. Haziran ayları sonu cari işlemler açıklarının izlediği seyir göz önüne alındığında 2008 yılı sonu cari işlemler açığının 47-50 milyar dolar aralığında yer alması beklenebilir.
Tablo 1 in son kolonu cari işlemler açıklarının dış ticaret açıklarına oranlarını göstermektedir. Bu oran 2003 yılında yüzde 55.7 iken 2007 de yüzde 80.8 e ve 2008 in ilk altı ayında da yüzde 95 e çıkmıştır. Bunun anlamı hizmetler sektörü dış ticaret dengesindeki fazlanın mal ticareti açığını kapatmadaki katkısının giderek azalmaya başladığını göstermektedir. Başta turizm sektörü olmak üzere, uluslar arası taşımacılık, yurt dışı inşaat hizmetleri ve benzeri sektörlerin dış ticaret fazlası yeterince hızla büyüyememektedir. Bu konuda daha iyi fikir sahibi olmak için Tablo 2 düzenlenmiştir.
                                Tablo 2
     Hizmetler sektörü dış ticaret dengesinin
    2003-2008 döneminde gösterdiği gelişme
             Mal dış ticaret           Hizmet dış ticaret
Yıllar  açıkları (milyon dolar)   fazlaları (milyon dolar)
2003         13,489                      10,511
2004         22,736                      12,797
2005         32,988                      15,272
2006         40,941                      13,831
2007         46,705                      13,879
2008/6      28,795                        4,928
Kaynak: T.C. Merkez Bankası web sayfaları.

Tablo 2 nin incelenmesinde de açıkça görüldüğü üzere, mal dış ticareti açıkları çığ gibi büyürken, hizmet dış ticareti fazlaları 2005 yılına kadar artış göstermişken izleyen yıllarda gerilemeye başlamıştır.  Hükümetçe uygulanan ekonomik politikalar hizmetler dış ticaret gelişmesini mal dış ticareti kadar özendirici olamadığı anlaşılmaktadır. Dolayısı ile cari işlemler açıklarının oluşum nedenlerini inceleyecek komisyon hizmetler sektörü dış ticaretinin gelişmesini yavaşlatan nedenleri mercek altına almaz ise görevini noksan yapmış olur.
Cari işlemler açığın oluşmasına ve giderek artmasına neden olan önde gelen unsurların incelenmesine geçmeden önce Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in ileri sürdüğü “cari işlemler açığı IMF programının bir yan ürünü olduğu” savını kısaca irdelemek isterim. IMF programı 2000 yılı başında yürürlüğe girdiğinde sadece on sekiz ay süre ile uygulanmak üzere “hedeflenen enflasyon kadar TL’nin değerinin düşmesi” ilkesi kabul edilmişti. Bu durumda gerçekleşen enflasyon, hedeflenen enflasyondan fazla olur ise aradaki fark kadar TL değerlenmiş olacaktı. Dolayısı ile değerlenen TL cari işlemler açığı oluşmasına neden olabilirdi. Bu tehlike görüldüğü için, müzakereler sırasında kur politikası ile hedeflenen enflasyon ilişkisi kurulması sadece 18 ay için kabul edilmişti. Ancak bu politika 18 ay süre ile bile uygulanamamıştır. Zira Kasım 2000 de IMF mali destekli bir istikrar programı uygulanırken, dövize karşı nasıl olduysa ani ve aşırı talep ortaya çıkmış ve dönemin hükümeti bana göre doğru yanıt vermiş ve T.C. Merkez Bankası döviz taleplerini karşılama yoluna gitmişti. Şubat 2001 de yeniden dövize yönelik spekülatif bir atak daha yer almıştır. O dönemde Hükümet Kasım 2000 de olduğu gibi döviz satarak yanıt verme yerine, sanırım IMF’nin de telkini ile dalgalı kura geçiş tarihini Temmuz 2001 den Şubat 2001 e çekmiştir. Dolayısı ile Şubat 2001 tarihinden bu yana IMF programının değerli TL nedeni ile cari işlemler açığına yol açabilecek unsuru ortadan kalkmıştır. Bu nedenle, cari işlemler açığının oluşum ve devamlı büyüme nedeni olarak o programı mazeret olarak ileri sürmek yerine, o açıkları özendiren temel politika yanlışları üzerine samimiyetle eğilip gerekli önlemler alınmalıdır.  Bunun için de öncelikle TL nin 2001 yılından bu yana hemen hemen tüm dövizlere göre yapay değer kazanmasına yol açan unsurların neler olduğunu irdeleyerek işe başlamak gerekir. TL’nin ABD doları, AB eurosu, İngiliz sterlingi, Japon yeni, İsviçre frangı ve Çin yuanı karşısında 2002-2007 sonları arasında ne kadar değer kazandığına ilişkin bilgiler ve Tablolar bu sitede 26 Kasım 2007 tarihinde yayımlanmış bulunan “2007 Yılı Ekonomik Göstergelerindeki Ön Gelişmeler” başlıklı yazıda yer aldığından burada aynı bilgiler tekrarlanmayacaktır. Arzu eden okur o konuları anılan yazıdan izleyebilir. Ancak şunu eklemek gerekir ki, TL söz konusu dövizlere karşı değer kazanmaya 2008 yılında da devam etmektedir. 
Yukarıdaki paragrafta, TL’nin 2001 den bu yana dünyanın önde gelen paralarına karşı değer kazanmasını ifade ederken “aşırı” ibaresini kasıtlı kullanmıştım. TL’nın değer kazanmasının aşırı olduğu 6 Ağustos 2008 tarihinde Financial Times gazetesinde yayınlanan bir makale de çok açık bir şekilde vurgulamıştır(3). Authers’ın anılan makalesinde, “2002 yılındaki krizden sonra Brezilya reali dolara karşı yüzde 142 değer kazandı. Aslında satın alma gücü paritesine göre dolar reale göre yüzde 28 değer kazanmalıydı. Türk Lirası, real gibi mal ihracı ile desteklenmediği halde, dolara karşı yüzde 45.5 değer kazanmıştır. Satın alma gücü paritesinin korunabilmesi için doların TL ye karşı değerinin yüzde 53.7 artması gerekirdi” saptamasını yapmıştır. Authers, TL ve realin dolar karşısında değer kazanışlarının analizi yaparken bir hususun altını çizmektedir; realin değer kazanmasında Brezilya’nın mal ihracındaki artışın rolü. 2002-2008 döneminde Türkiye ve Brezilya’nın cari işlemler dengesinin nasıl bir gelişme içinde olduklarına Tablo 3 eşliğinde kısaca göz atmak bu cümleyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
                           Tablo 3
      Türkiye ve Brezilya’nın cari işlemler 
           dengeleri milyon dolar olarak
Yıllar           Türkiye            Brezilya
2003         –  7,515              4,177
2004         -14,431             11,679
2005         -22,137             14,193
2006         -31,893             13,621
2007         -37,753              3,555 (*)
Toplam    -113,729             47,255
(*) Brezilya’nın 2007 cari işlemler fazlası için IMF tahmini
Kaynak: T.C. Merkez Bankası ve IMF web sayfaları
    
Tablo 3 ün incelenmesinden de görüldüğü üzere, Türkiye 2003-2007 arasında toplam 113.7 milyar dolar cari işlemler açığı biriktirmiş iken aynı dönemde Brezilya 47.2 milyar dolar üzerinde cari işlemler fazlası sağlamıştır. Authers’ın altını çizdiği gibi, Brezilya realinin değer kazanmasını destekleyen unsurlardan birisi ihracatındaki artışın yol açtığı cari işlemler fazlasıdır. Realin değer kazanmasını etkileyen diğer önemli bir husus da Brezilya’nın maden-mineral ve orman kaynağı zenginliğidir. Petrol gibi bazı madenler de hızlı tüketim nedeni ile azalmaya ve kritik önem taşır konuma gelmiştir. Brezilya bazı değerli madenler bakımından dünyada önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle de başta ABD ve Japonya bu ülkede yoğun doğrudan yatırım yapma yarışı içindedirler. Son yıllarda bu yarışa Çin de katılmıştır. Çin son iki yıldır Devlet Başkanı ve Başbakan dahil olmak üzere yüksek düzeyde heyetleri Brezilya’ya yatırım anlaşmaları yapmak için göndermektedir. Ham petrol fiyatları Türkiye’nin cari işlemler açıklarını büyütürken Brezilya’nın cari işlemler fazlasına katkıda bulunmaktadır. Zira bu ülke bio-yakıt konusunda dünyanın en büyük ihracatçısıdır.
Authers makalesini , “Gelişmekte olan piyasalar, giderek, taşıma suyla dönen ekonomilerin (the emerging market carry trade) son patlamamış balonu gibi görünmektedirler” gözlemi ile bitirmiştir. Bu ciddi bir uyarı içermektedir.
Türkiye 2000 yılından itibaren ilk defa IMF programını kesintisiz olarak uyguladığı için; Japonya, Avrupa ve ABD arasındaki faiz farklılıklarının yol açtığı taşıma kredileri bolluğuna ve emeklilik fonlarındaki genişlemenin de etkisi ile bol kaynak akımına uğramıştır. Bu kaynak bolluğu Türkiye’yi yurt dışında hızla borçlanmaya itmiştir. Ancak bu kaynak bolluğu Türkiye’ye döviz cinsinden ödediği aşırı yüksek reel faiz nedeni ile gelmektedir. Türkiye’nin aşırı yüksek reel faiz ödemesinin nedeni de kamu maliyesinin mali piyasaları borçlanarak kalabalıklaştırmasıdır. Bu noktada bazı okurlar iyi de bütçe açıkları giderek azalırken  bu kalabalıklaştırıcı etki nasıl oluyor da meydana geliyor sorusunu haklı olarak sorabilirler. Bu soruya doyurucu bir yanıt verebilmek için yeni bir tablodan yararlanmak gerecektir. Bu amaçla Tablo 4 düzenlenmiştir.
Tablo 4 ün incelenmesi, konsolide bütçe açığının 2003-2006 arasında hızla düştüğünü göstermekte, ancak 2007 den itibaren bütçe açığının yeniden tırmanmaya başladığını da ortaya koymaktadır. 2008 bütçesi kapandığında eğilimin yönü daha net görülecektir. Tablo 4 bütçe açıklarına paralel olarak iç borç stok rakamındaki artış hızının da yavaşladığını göstermektedir. Ancak bütçe açıkları borçlanarak finanse edildiği için 2003-2007 arasında ne kadar bütçe açığı birikmiştir ve iç borç stoku artışı ne kadar olmuştur ona bakmak gerekmektedir. Tablo 4 e göre 2003-2007 arasında bütçe açıkları toplamı 98.3 milyar YTL dir. Aynı dönemdeki iç borç stok artışı ise (255,310-149,870=) 105,4 milyar YTL dir.
                                         Tablo 4
               Konsolide Bütçe açıklarının ve kamu iç 
      borç stokunun 2003-2007 döneminde izlediği seyir
                                     (milyon YTL)
Yıllar            Bütçe Açığı           İç Borç Stoku
2002                                         149,870
2003              40,204                 194,387
2004              30,300                 224,483
2005                8,117                 244,782
2006                5,768                 251,470
2007              13,883                 255,310
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı web sayfaları       

Hükümet, 2003-2007 arasındaki bütçe açıklarını finanse etmek için 105.4 milyar YTL borçlanmıştır ama, Türkiye’nin gönüllü tasarrufları aynı dönemde ne kadar artmıştır? Bu sorunun yanıtı da Tablo 5 dedir.
                                          Tablo 5
       İç Borç stokundaki artış ve banka mevduat artışları
                                      (milyar YTL)
              Toplam     Kamuya      Piyasaya       YTL         DTH
Yıllar        İç Borç      İç borç        iç borç     Mevduat    Mevduat
2002        149.9         79.1          70.8          34.8         79.0
2003        194.4         92.6        101.8          45.4         75.4
2004        224.5         83.3        141.1          62.5         85.2
2005        244.8         75.5        169.3          88.0         88.5
2006        251.5         71.4        180.1        111.3        115.4
2007        255.3         66.9        188.4        139.5        119.6
Artış        105.4        -12.2        117.6        104.7          40.6
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Bankalar Birliği web sayfaları.
Tablo 5 Tablo 4 ile birlikte değerlendirildiğinde, bütçe açıklarını finanse etmek için Hükümet 105.4 milyar borçlanmış gözükmekte ise de borçlanma kompozisyonu incelendiğinde kamuya ait iç borç miktarı 12.2 milyar YTL azalırken piyasaya yönelik borçlanma 117.6 milyar YTL yükselmiştir. Peki aynı dönemde YTL cinsinden mevduat ne kadar artmıştır? 104.7 milyar YTL. Diğer bir deyişle Hükümetin görev yaptığı dönemde piyasadan, ki bu banka sistemi demektir, yaptığı borçlanma (117.6), YTL cinsinden mevduattaki artışın (104.7) üzerindedir. Dolayısı ile bütçe açıkları azalsa dahi para piyasalarındaki kalabalıklaştırıcı etkisi yüksek olmaya devam etmiştir. Bu noktada bazı okurlar iyi ama aynı dönemde Döviz Tevdiat Hesaplarının YTL karşılığı da 40.6 milyar YTL artmıştır, onu neden göz önüne almıyorsunuz sorusunu yöneltebilir. Haklı bir sorudur. Ancak unutmamak gerekir ki, esasen bu kaynağın bir kısmı da (117.6-104.7=) 12.9 milyar YTL si de iç borcu karşılamaya gitmiştir. Bakiye 28 milyar YTL lik DTH’daki artış da reel sektörün ve  bireylerin bankalardan aldığı kredileri karşılamaya yetmediği ortadadır. O nedenle de reel sektör ve bankalar 2003-2007 döneminde yoğun bir biçimde yurt dışından borçlanmıştır. Bu dönemde gönüllü tasarrufların bütçe açıkları ile tüketilmesi sonucu reel sektörün ve bankaların dışarıdan borçlandığı miktardaki artış da üzerinde çok ciddi biçimde düşünülecek boyuttadır. Bu konuda bir fikir vermesi amacıyla Tablo 6 düzenlenmiştir.
                                     Tablo 6
                    Türkiye’nin brüt dış borç stoku
                              (milyar dolar)
                          2002 sonu        2007 sonu       Artış
Toplam dış borç        129.6             247.3         117.7  
Kısa vadeli                  16.4               41.8          25.4
    Özel kesim             13.9               37.4           23.5
Orta-Uzun vade        113.2             205.3           92.1
    Kamu  kesimi          69.6               71.3            1.7
    Özel kesim              29.2             120.5          91.3
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı web sayfaları
Tablo 6 dan da görüldüğü üzere, reel sektör üretimini ve ihracatını yapabilmek ve bankalar da reel sektöre ve bireylere kredi açabilmek için 2002 sonu ile 2007 sonu arasında 23.5 i kısa vadeli ve 91.3 ü de uzun vadeli olmak üzere toplam 114.8 milyar dolar dışarıdan borçlanmıştır. Bu boyutta dışarıdan borçlanma da YTL nin dövizlere karşı değer kazanmasına yol açmıştır. Değerlenen YTL karşısında ithal malları tüketenler ve sanayi için ucuz hale geldiği için ithalat aşırı derecede artmış ve cari işlemler açıkları da çığı gibi büyümüştür.
Görüldüğü üzere, reel faizlerin çok yüksek olmasının,  YTL nin değer kazanmasının, ithalatın hızla artmasının ve cari işlemler açıklarının devamlı büyümesinin gerisindeki en önemli unsur bütçe açıklarının yol açtığı iç borçlanmanın mali piyasalarda kalabalıklaştırıcı etki yaratmasıdır. Dolayısı ile bu en önemli hastalık tedavi edilmedikçe alınacak diğer önlemlerin tedavi edici etkisi sınırlı ve geçici nitelikte olacaktır.
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in yukarıya alınan cümlelerinin ikincisi olan “yüksek tüketim ve yatırım harcamaları cari açığı büyütmüştür” üzerinde şimdi durabiliriz. Tüketimin artmasından kim sorumludur? Tüketici mi yoksa tüketim kredilerinin çığ gibi büyümesine yıllardır seyirci kalan Hükümet mi? Bu sorunun yanıtı Hükümettir. Tüketici kredilerindeki hızlı artışın öyküsü bu sitede 25 Aralık 2007 tarihinde yayımlanan “Borç Yiğidin Kamçısı mıdır?” başlıklı yazıda ayrıntısı ile açıklanmıştır. Konunun o boyutunu bilmek isteyen okuyucular o yazıya göz atabilir.
Ancak bu konuda son günlerde ABD basınında yer alan bir makale üzerinde kısaca durmak isterim. Mark Landler, söz konusu makalesinde ABD dışında kredi kartı piyasasının çığ gibi büyürken yarattığı sorunları incelemekte ve bu bağlamda Güney Kore ve Türkiye’deki gelişmelere de önemli yer ayırmaktadır(4). Landler’ e göre Türkiye’deki kredi kartı sayısı 38 milyonu aşmıştır. 2003-2006 arasında kredi kartı borcunu ödeyemediği için 41 kişi ölmüştür. Bir polis memurunun 40,000 dolarlık kredi kartı için kendisini vurduğu da bu yazıda yer almıştır. Türkiye’nin 2006 yılında kredi kartlarına ilişkin bir yasal düzenleme yapmak zorunda kaldığına ve bu çerçevede kredi kartı faizlerine de müdahale edildiğine işaret edilmektedir.  Kredi kartı kullanımının yol açtığı sorunlar uzun süre ulusal basında da önemli yer tutmuştur.
Yatırım harcamalarının da cari işlemler açığını büyüttüğü Devlet Bakanı Şimşek tarafından belirtilmiştir. Doğrudur. Ekonomik büyümeyi sağlayan temel unsurlardan birisi de yatırım yapmaktır. Ancak Devlet Bakanı’nın dile getirmediği husus, Türkiye’de son yıllarda yapılan yatırımların çok önemli bir bölümü ileri teknolojiye yöneliktir. Bu memnuniyet verici bir gelişmedir. Ancak yatırımcı değerli YTL nin iç ve dış Pazar bakımdan zorunlu kıldığı rekabeti sağlayabilmek için yüksek teknolojiye yatırım yapmaktan başka çıkar yolu yoktur. Zira, yukarıda da değinildiği üzere, YTL cinsinde reel faizler çok yüksek olduğundan dövizle borçlanmaktadır. Dövizle borcunu ödeyebilmek için de içeride ve dışarıda rekabet edebileceği teknoloji ve maliyete ulaşmak zorundadır. Ayrıca, reel sektör, YTL yi yüksek faizle bulabildikten başka çok pahalıya enerji kullanmaktadır. Aynı şekilde işgücü ücretleri çalışanı mutlu etmemekle birlikte YTL nin değerli olması nedeni ile döviz cinsinden pahalı görünmektedir. Yerli ara mamuller de değerli YTL nedeni ile sanayi için sıkıntı yarattığı için 2003-2008 döneminde Türkiye’de ara malları sanayi gerilemiş ve ara malı ithalatı çığ gibi büyümüştür. Devletin resmi verilerine göre ara malları ithalatı 2002 de 37,656 milyon dolar iken 2007 de 123, 634 milyon dolara çıkmıştır.  Hükümet yetkilileri ihracatın hızla artması ile öğünmektedirler. Ancak, o ihracat artışı, değerli YTL ortamında ülkenin ara malları sanayinin ciddi erozyona uğraması sonucunda, yerli ara malları yerine ithal ara malları sayesinde yapılabilmektedir.
Cari işlemler açığına çözüm arama, ara mallar sanayi bu duruma gelmeden ve sorun karmaşık hale gelmeden yapılacaktı. Yukarıda, “akşam yemeğinden sonra günaydın” İngiliz öz deyişini kullanmamın bir nedeni de budur.  
Cari işlemler açığına çözüm üretmek için toplanacak komisyonun üyeleri, çözümleri görüşürken “birleşik kaplar kuramını” hatırda tutmalı ve işe, kamunun mali piyasaları kalabalıklaştırıcı borçlanmasına son verecek önlemler ile gönüllü iç tasarrufları daha hızlı arttıracak tedbirleri görüşerek başlamalıdır.

Hikmet Ulugbay

(1) Erdil Merve, “Özel komisyon kurulacak, cari açık seferberliği başlayacak” Hürriyet Gazetesi, 27 Temmuz 2008 ve “Cari açık için özel komisyon oluşturulacak” Milliyet Gazetesi 26 Temmuz 2008.
(2) “Cari açık IMF programının yan ürünü olarak ortaya çıktı”, Hürriyet 8 Ağustos 2008, sayfa 8.
(3) Authers John, “The Short View: Emerging market carry trade”, Financial Times, 6 August 2008.
(4) Landler Mark, “Outside U.S., Credit Cards Tighten Grip” The New York Times 10 August 2008.

Cari Açık Komisyona Havale!” üzerine bir yorum

  1. 2008 yılı cari açık tahmini olan 48-50 milyar doların çok üzerinde bir açık olacağı 6 aylık gerçekleşmeninin açıklanmasından sonra ortaya çıkmıştır. Yılın yarısına kadar olan 27 milyar dolarlık açık 2 ile çarpıldığında bile 54 milyar dolar rakamına ulaşılacağı, ikinci yarıyılda beklenmedik bir kriz olmadığında, ortaya çıkmaktadır.
    2003-2006 yılları arasında 41 kişinin kredi kartları nedeniyle yaşamına son verdiği de doğru değildir. Banka kayıtları tarandığında bu rakamların katlandığı ortaya çıkacaktır. Hele 2008 yılında dünya genelinde ortaya çıkan olumsuzlukların ülkemize yansıması sonucu olağanüstü önlemlerin alınmasını gerektirecek kadar ciddi bir tablo ortaya çıkmıştır. Her binadaki sayısız satılık tabelalarının en azından yarısının arkasında kredi kartı ve tüketici kredilerinde yolun sonuna gelindiği gerçeği bulunmaktadır.
    Saygılarımla.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s