Bu Gidişle Cahillikten Kurtulmak Mümkün mü?

Ülkelerin kitap yazımı ve bu yayınların okunma boyutları, o ülkelerin gelişmişlik düzeyini  gözler önüne seren en iyi göstergelerden biridir. Kendi insanlarınca beğeni ile okunabilecek ve diğer dillere de çevrilebilecek kitapları yazabilmek hem bireysel hem de toplumsal ciddi birikim gerektirmektedir. Bu birikimi oluşturan ve devamlı geliştiren toplumlar da ayrıcalıklı bir konumda bulunmaktadır. Genelde de böyle toplumlar kültürlerini kolayca ihraç etmekte ve diğer toplumlarla paylaşmakta son derece başarılı olmaktadırlar.
Tarih bu konuda bizlere çok net bir ışık tutmaktadır. Bugüne, tarihleri veya varlıkları ile ulaşabilen kavimlerin hemen hepsi yazılı bilgi ve belgeyi gününde en iyi şekilde kullanan ve bugüne bırakabilenler olmuştur. İşte Mısır hiyeroglifleri ile aktarılanlar, işte klasik Yunan yazınları, işte Sümer tabletleri ve daha niceleri. Dünden beri doğruluğu kanıtlanan bu gerçek günümüzde de, yarın da hangi ulusun daha güçlü ve önde olacağını belirlemeye devam edecektir.
Üretilen yazılı eserlerin kalıcı olabilmesi de beraberinde bunların ülkesinde ve dünyada okunmasını zorunlu kılar. Bu okuma sürecidir ki daha fazla yeni yazarların daha çok ve çeşitli yeni fikirleri ortaya çıkarmasına yol açar. Okuma sürecinin yetersiz olduğu durumlarda kitap yazımı ve yazarları da susuz kalan bitkiler gibi solar ve yok olur.  
Bu yazı ile ülkemizin kitap yazımı ve okuma konusundaki durumunu ana hatları ile saptamaya çalışacağım.

“Düşünmeden öğrenmek yitirilen emektir. Öğrenmeden düşünmek ise tehlikelidir.” Confiçyüs

Bu konuları dost sohbetlerinde ve belirli aralıklarla basında da ele alırız ve ilk saptamalarımızdan birisi okuma özürlü olduğumuza yöneliktir. Okuma konusundaki toplumsal zafiyetimiz değişen boyutta toplumun hemen her kesimini rahatsız eder. Ancak bu rahatsızlığı gidermek için öncelikle devletin ne yapması gerektiğine ilişkin görüş üretiriz. Ancak birey olarak “bizler ne yapabiliriz”in üzerinde çok az düşünür ve eyleme geçeriz. Her konuda olduğu gibi cahilliği yenmede kişisel sorumluluğumuzu görmezden geliriz.
Konuya yönelik düşüncelerimi, kamu ve yerel yönetimler ile bizler birey olarak yazın dünyamızı zenginleştirmek ve insanlığa sunumunda ne yapabiliriz sınıflandırması çerçevesinde paylaşmaya başlamadan önce bazı sayısal bilgileri kısaca anımsamak uygun olacaktır. 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2007 adrese dayalı nüfus sayımında 70.6 milyona yakın nüfusumuz ve 15.1 milyona yakın hanemiz olduğu görülmektedir. Ülke genelinde ortalama hane halkı sayısı 4.5 kişi iken bu sayı il ve ilçeler ortalaması olarak 4.18 e inmekte ve bucak-köy ortalaması olarak 5.19 a çıkmaktadır. Diğer bir deyişle her haneye girecek bir kitabın doğrudan ve dolaylı olarak ortalama 4.5 kişiye erişmesi söz konusudur.
Ülkemizin okuma hedef kitlesinin profili ise Tablo 1 de yer almaktadır.
                                    Tablo 1
           6 yaş ve üzeri nüfusun okur-yazarlık durumu

Eğitim Düzeyi                      Erkek                   Kadın
Okuma-yazma bilmeyen     1,857,132           5,732,525
Bir okul bitirmeyen            6,512,324           6,374,007
İlkokul                           11,145,950          11,020,877
İlköğretim                           985,471              734,008
Orta okul                         2,764,107            1,397,691
Ortaokul dengi                    102,394                43,838
Lise                                 3,592,711           2,503,951
Lise dengi                        1,288,615              628,230
Yüksek öğrenim                1,990,229           1,161,735
6 yaş ve üstü nüfus        30,245,445         29,613,798

Kaynak: TÜİK web sayfaları

İstisnalar hariç tutulursa, okuma eğilimi yüksek olması gereken kişiler en az lise eğitimi almış olanlardır denilebilir. Bu anlayışla Tablo 1 e göz atarsak, sekiz yıllık eğitimin üzerinde öğrenim verebildiğimiz 6,871,555 erkek ve 4,293,916 kadın olmak üzere toplam 11,165,471 vatandaşımız vardır. 6 yaş ve üzeri erkek ve kadın nüfus grupları içinde her iki grubun da payları sırasıyla yüzde 22.72 ve yüzde 14.50 dir. Her iki oran da tam üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinin çok gerisindedir. Türkiye sekiz yıllık zorunlu eğitimi çok ama çok gecikerek uygulamaya koymuştur. On bir veya on iki yıllık zorunlu eğitime geçmede de en az 40-50 senelik gecikme söz konusudur. Tablo 1 de özellikle kadınların eğitimine yönelik olarak yer alan bilgiler hepimizin yüzünü kızartacak durumdadır. Kadınların okur-yazarlığı konusunu öne çekmemin nedeni, anne ve eş olarak ailenin okuma özenine şekil verecek konumda olmaları nedeniyledir. Eşi okuma merakında olan bir erkek en azından ondan geride kalmamak için okumaya özen gösterecektir. Okuyan anne ve baba da çocukların okuma eğilimini yükseltecektir. Ülkemizdeki ez az lise eğitimi almış kadın yetişkinlerin diğer bazı ülkelerle karşılaştırmalı bilgileri Tablo 2 de yer almaktadır. Tablo 2 en az lise ve dengi düzeyi eğitim almış kadın nüfusumuzun,  gelişmiş ve hatta bazı gelişmekte olan ülkelerden ne kadar geride kaldığını açıkça göstermektedir.

                                   Tablo 2
      2003 yılında çeşitli ülkelerin belirli yaş gruplarında
   en az lise ve dengi eğitim almış olan kadınların aynı yaş
                 grubundaki payı  (yüzde olarak)
Ülkeler             25-35     34-44       45-54       55-64
ABD                  88           89            86            77
Almanya            84           81            75            59
Fransa               75           61            51            33
İngiltere             86           76            64            52
İtalya                 54           45            27            13
İspanya              52           32            16             8
G. Kore              86           52            26            10
Polonya              89           81            64            40
Yunanistan         67           50             31            17
Malezya              49           29            13              5
Brezilya              30           27            19             11
Endonezya          25           12             8               4
Türkiye               18           13             8               3 
Kaynak: OECD Education at a Glance 2005 yayının A1.2a, A1.2b ve A1.2c
numaralı tablolarından seçilmiştir.
  

 “Öğrenme özgürlüğü, insana özgür olabilme özgüvenini sağlayacak ilk güvencedir.” Franklin D. Roosevelt.

Burada hemen belirtmek gerekir ki, bazı ülkeler hariç tutulursa, en az lise ve dengi eğitim almış erkeklerin oranları ülkemizde ve diğer ülkelerde kadınlardan birkaç puan daha yüksek düzeydedir. Tabloyu kadınlar üzerinden vermemin nedeni, yukarıda da değindiğim gibi,  gerek çocukların ve gerek eşlerin okuma alışkanlığını ailedeki kadının etkileme şansının daha yüksek olmasıdır.
Kitap okuyucu hedef kitlesinde önemli yeri olması gereken en az lise düzeyi eğitimdekilerin ve kadınların durumunu kabaca belirledikten sonra şimdi de ülkemizdeki kitap sunumu ve kitabı okura ulaştırabilmede kamunun tutumuna göz atmak uygun olacaktır.
Kamunun kitabı okurlara ulaştırabilmesinin en önemli aracı halk kütüphaneleridir. Ülkemizdeki kütüphane ve kitap sayılarındaki gelişmeler ise Tablo 3 de yer almaktadır.
                                    Tablo 3
                   Kütüphaneler ve kitap sayısı
                Milli Kütüp.                Halk
Yıllar         Kitap sayısı            Kütüphanesi         Kitap sayısı
1997             966,672                1,233             11,827,514
1998             987,166                1,259             12,147,779
1999          1,001,090                1,292             12,488,172
2000          1,021,900                1,340             12,809,225
2001          1,100,975                1,350             12,398,913
2002          1,117,190                1,275             12,433,310
2003          1,141,281                1,350             12,684,084
2004          1,156,715                1,367             12,984,801
2005          1,187,765                1,144             12,948,460 
2006          1,202,087                1,178             12,958,376
Artış             235,415                                       1,130,862

Kaynak: TÜİK web sayfaları
 
TÜİK’in verilerine göre hazırlanmış bulunan Tablo 3 e göre 2006 yılında ülkemizdeki Halk Kütüphanesi’nin sayısı 1,178 dir. Oysa, 7 Ağustos 2008 günü bir basın organında yer alan bilgiye göre devlet kütüphanelerinin sayısı 1,156 dır (1). Haberde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı 1,156 kütüphaneden söz edildiğine göre, 2007 yılında Milli Kütüphane hariç Halk Kütüphanelerinin sayısının 1,155 e düştüğü anlaşılmaktadır. Bu bilgiyi de hatırda tutarak, şimdi Tablo 3 deki verilere daha yakından bakalım.
Halk kütüphanelerinin sayısı 1997den 2004 yılına kadar 134 adet artarak 1,367 ye çıkmış iken izleyen yıllarda neden 212 adet azalarak 1,155 e inmiştir. Bu gelişmelerin nedenini Kültür ve Turizm Bakanlığı halka açıklamak durumundadır. Neden 2004 yılından günümüze 212 adet halk kütüphanesi kapatılmıştır? Bu soruyu okurlar, seçim kampanyası için bölgelerine gelecek her siyasi parti temsilcisine de sormalı ve kendi partilerinin bu konuda nasıl politika izleyeceklerini de açıklamalarını talep etmelidirler.
Ülkemizde, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün web sayfasındaki verilere göre halen 3,225 belediye mevcuttur. Buna göre, 1,155 halk kütüphanesi belediyelerin yüzde 35.8 inde bulunmaktadır. Diğer bir deyişle belediyelerimizin yüzde 64.2 sinde henüz halk kütüphanesi yoktur. Oysa, belediyeler, halka medeni hizmetleri götürmek için kurulmuştur. Halk kütüphaneleri de, medeni hizmetin en başında yer alması gereken türdedir. Ülkemizdeki 3,225 belediyenin 2,011 i belde belediyesidir. 3,225-2011= 1,214 ü ise ilçe, il, büyükşehir içindeki belediyelerden oluşmaktadır. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere, 1,155 halk kütüphanesi ile, bırakın belde belediyelerini, bazı ilçe belediyelerinde bile kütüphane kuramadığımız veya kurulmuş olan bazılarını kapattığımız ortaya çıkmaktadır. Belediyeler kütüphane kurmak ve meslek edindirme kursları açmak yerine, kömür ve gıda maddeleri dağıtarak, aslında ünlü Çin özdeyişinden habersizliklerini sergilemektedirler; “bir insanın karnını doyurmak istiyorsan ona balık ver, o insanın her gün karnını doyurmaksa niyetin ona balık tutmasını öğret.”  2009 yılı yerel seçimlerin yapılacağı yıldır. Kampanya için gelecek adaylara sizlere kütüphane ve kitabı nasıl ulaştıracaklarını mutlaka sormalısınız. Televizyonda konuşan adaylara da ilgili kanallara açacağınız telefon ve göndereceğiniz elektronik posta ile sorularınızı iletiniz ve sizin vergilerinizle verilmesini isteme hakkınız olan hizmetler konusunda beklenti ve isteklerinizi dile getiriniz. Siz haklarınızın bilincinde olunuz ki, haklarınız size verilsin.
Tablo 3 ün ortaya koyduğu diğer bir gerçek de halk kütüphanelerine 1997-2006 arasında 1,130,862 kitap alınmış olduğu gerçeğidir. İlk nazarda 1.1 milyon kitap çok önemli bir artış gibi görünse de aldatıcıdır. Zira bu 1.1 milyon kitap dokuz yılda alınmıştır. Bu durumda yılda alınan kitap sayısı 125,862 ye düşmektedir. 1997-2006 arasında sayısı değişen halk kütüphanelerinin ortalama sayısını 1,250 kabul etsek, kütüphane başına yılda alınan kitap 100 e düşmektedir.
Bu noktada bir hususun altını daha çizmekte fayda vardır. Kütüphane başına düşen 100 kitap, yüz ayrı kitap anlamına gelmemektedir. Zira bu alımlar yapılırken bazı kitaplar kütüphane başına birden fazla düşecek şekilde yapılmaktadır. Yılda kütüphane başına 100 kitap alınmış olmasının ne kadar utanılacak bir durum olduğu biraz sonra sunacağım bilgiler ışığında ortaya çıkacaktır. Ancak o verilere geçmeden önce, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir gözlemini sizlerle paylaşmak isterim; Bakanlığın “2008 yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler” başlıklı raporunda, “kütüphanelerdeki koleksiyonların çok eski olduğuna “ da işaret edilmiş(2). Diğer bir deyişle yukarıdaki Tablo 3 yer alan kitapların büyük bölümü yeni yayınlanan kitap değildir.
2007 yılında bile henüz belediyelerin pek azına ulaştırılabilmiş olan halk kütüphanelerini üzerinde okurlar düşünürken, onlara 1933 yılında düşünülen “İdeal Cumhuriyet Köyü”nün bir boyutunu da hatırlatmak isterim. 1933 yılında hazırlanan Birinci Sanayi Planı’nın en arka sayfasında İdeal Cumhuriyet Köyü’nün nasıl olacağına ilişkin bir proje de eklenmiştir. Buna göre her köyde bir “Okuma Odası” ve bir “Konferans Salonu” olacaktır (3). 1933 yılında köylerinde okuma odası ve konferans salonu düşünen ve projeleyen bir toplumdan bugüne hangi politikaların bizi taşıdığını çok iyi sorgulamamız gerekmektedir.
Şimdi de kısaca,  Tablo 3 de yer alan Milli Kütüphane ile ilgili sayılar üzerinde durmak isterim.
Milli Kütüphane ülkemizin en büyük araştırma kütüphanelerinden biri olmak görevini üstlenmiştir. Bu sıfatı taşıyan kütüphanemize dokuz yılda alınan kitap sayısı 235,415 olup yıl başına ortalama 26,157 kitap satın alınmış veya hediye edilmiş demektir. Bu sayının ne kadar küçük bir sayı olduğuna da birazdan açıklık getireceğim.
Kütüphanelerimizin sayısı ve kitap mevcutlarını böylece belirledikten sonra bu kütüphanelerden yararlananların yüzeysel sayısındaki gelişmelere kısaca göz atmadan önce seçilmiş bazı ülkelerdeki halk kütüphane sayılarını anımsamakta uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 4 düzenlenmiştir.

                                   Tablo 4
        Seçilmiş bazı ülkelerdeki halk kütüphane sayıları

Ülkeler              Nüfusu           Halk Kütüphanesi 
Rus Fed.           145 milyon              48,500
Hindistan        1,095                       44,205
Almanya              80                       13,032
ABD                  296                         9,040 (+7,503)
Polonya               38                         8,700
Çek Cumh.          10                         4,800
İspanya               43                         4,009
Bulgaristan            8                         2,722
Fransa                 61                         2,846
Hollanda              16                         1,125(+483)
Türkiye                70                         1,155
Filipinler               83                            949

Kaynak: Google’da arama yöntemi ile tespit edilebilenlerdir.

Tablo 4 deki verilere şunları da eklemek isterim; ABD de 9,040 halk kütüphanesinin 7,503 adet de şubesi mevcuttur. Diğer bir deyişle halka erişim noktası 16,543 tür. Ayrıca bu kütüphaneler birbirine elektronik ortamda bağlıdır ve sizin çevrenizdeki kütüphanede bulunmayan kitabı sizin için birkaç gün içinde getirtirler. Ayrıca devlete ait okulların da 82,569 kütüphanesi vardır. Okullardaki bu kütüphanelerde çok zengin kitap çeşidi bulunmaktadır. Hollanda’nın 1,125 halk kütüphanesinin 483 de şubesi mevcuttur. 16 milyon nüfuslu bu ülkede kitabın halka erişim noktası 1,608 dir. Aynı şekilde Polonya’nın okul kütüphanesi sayısı da 15,200 adettir. Üstelik bu kütüphane zengini ülkelerin insanlarının gelir düzeyleri de yüksektir ve her birey bütçesine yük olmadan kitap alabilmektedir. Buna rağmen yeni kütüphaneler kurulmakta ve yeni kitapların okuyucuya sunulmasına büyük özen gösterilmektedir. Hindistan’daki kütüphanelerin büyük çoğunluğu köylerdedir.
Tablo 4 deki kütüphane verileri ülkelerin nüfusları ile birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin halk kütüphanesinin yetersizliği bütün açıklığı ile görülmektedir. İsteyen okur, arama motorlarında ilgilendiği ülkeler hakkında da bilgi derleyerek Tablo 4 ü kendisi açısından zenginleştirebilir. Bu bilgilerden sonra anılan ülkelerin halk kütüphanelerinin kitap sayıları ve okurları ile ülkemizdeki durumu karşılaştırmaya gerek kalmadığı ortadadır. Çünkü orada durum çok daha vahimdir.
Ülkemizin halk kütüphane durumunu seçilmiş bu ülkelerle karşılaştırdıktan sonra şimdi, halk kütüphanelerimizin kullanım durumuna göz atabiliriz. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir.
  
                                    Tablo 5
                Kütüphanelerden yararlanma boyutu
                Milli Kütüphane            Halk Kütüphaneleri
Yıllar       Yararlanan      Üye        Yararlanan         Üye
1997         355,993           …     23,298,459    1,000,380
1998         369,676           …     21,075,577       495,571
1999         447,568           …     20,898,473       406,169
2000         271,333           …     19,975,215       387,572
2001         231,257           …     20,964,172       508,133
2002         297,349    21,239    20,179,482       424,493
2003         391,413    16,132    17,827,177       422,760
2004         662,202    14,644    20,516,562       418,067
2005         445,702    12,575    20,706,526       426,351
2006         303,384      8,400    21,138,821       485,216

Kaynak. TÜİK web sayfaları

Tablo 5 in incelenmesinde de görüldüğü üzere, Milli Kütüphane’den yararlananların sayısı 1997-2006 döneminde 231,257-662,202 kişi arasında dalgalanmıştır. İlk bakışta, bir araştırma kütüphanesinden bu boyutta yararlanma büyük mutluluk yaratmaktadır. Ancak, kişisel deneyimlerimden de bildiğim üzere, bu yararlanan sayısına son derece sınırlı araştırmacıyı içermektedir. Bu kütüphane yaygın bir biçimde üniversite öğrencileri tarafından ders kitapları, yardımcı ders kitapları ile bazı makaleler için kullanılmaktadır. Geniş ölçüde de aynı öğrenciler gittiği için kullanıcı sayısında fazlaca mükerrerlik söz konusudur. Milli Kütüphane üye sayısındaki hızlı düşüş de çok dikkat çekicidir. Bu kütüphanenin üye kaydı ile ilgili bir kişisel deneyimimi de okurlarla paylaşmak isterim. 1992 yılında kamu hizmetinden emekli olmadan bir yıl kadar önce “İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik” isimli kitabımın ilk basımını hazırlamaya başlamıştım. Bu bağlamda da belirli aralıklarla Milli Kütüphane’de kaynak taraması yapmıştım. O dönemde kütüphaneye üye de olmuştum. Ancak kısa süre sonra emekli olmayı düşündüğüm için, kütüphane görevlisine, emekli olduğumda üyelik kartımı nasıl değiştireceğimi sorduğumda, yanıtı, emeklilere üye kartı vermedikleri şeklinde olmuştu. Umarım aradan geçen sürede kütüphanenin bu uygulaması son bulmuştur. Emeklilik dönemi insanların en verimli olabileceği çağlardan birisidir. Ben emeklilik dönemimde dört kitap yazma fırsatı buldum. Yenileri içinde çalışmalarım devam ediyor. Bunun için kitap satın alma ve internet arama motorlarını kullanma yanında TBMM ve ODTÜ kütüphanelerinden de yararlanmaktayım. Emeklilere, bir araştırma kütüphanesinin kapısını kapamak, medeni olmak isteyen bir toplumun yapabileceği en büyük hatalardan birisidir.
Milli kütüphanenin kitap varlığı, bana göre birçok noksanlıkları da içermektedir. Bunlardan birisi de yabancı devletler arşivlerini kamuya açtıklarında bu belgelerin önemli bir bölümünü de basılı hale getirirler. Bu belgeler tarih yazarları için çok değerli birer kaynaktır. O nedenle de yabancıların arşivlerinden Türkiye ve Osmanlı Devletine ait belgelerin yer aldığı ciltlerin mutlaka Milli Kütüphane ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi tarafından satın alınmaları gerekirdi. Ancak ne yazık ki her iki kütüphanede de bu belgeleri bulmak mümkün değildir. Oysa diğer ülkelerin arşivlerine girmeden hazırlanıp çocuklarımıza okuttuğumuz tarih kitapları pek de ufuk açıcı olamamaktadır. Biraz sonra Tablo 7 de göreceğimiz üzere, birçok ülkede yayınlanan kitap sayıları Türkiye’nin çok üzerindedir. Araştırma kütüphanesi olarak Milli Kütüphanenin bu yabancı yayınlarından önemli bir kısmını okuyuculara sunabilmesi gerekir.
Halk kütüphanelerinden yararlananların sayısının da 1997-2006 döneminde 17.8-23.3 milyon kişi arasında değişim gösterdiği görülmektedir. Bu sayılar da ilk bakışta 59.9 milyonluk 6 yaş ve üzeri nüfusumuzun üçte birinin bu kütüphanelerden yararlandığı izlenimi vermektedir. Bu da doğru değildir. Zira her ödünç alınan kitap istatistiklere bir kullanıcı olarak geçmektedir. Dolayısı ile bir kişi senede 12 kitap alsa istatistiklere on iki kullanıcı olarak geçmektedir. Oysa kullanan bir kişidir. O nedenle kullanıcı sayısı geniş ölçüde mükerrerlik içermektedir. Bu kütüphanelerden yararlanma konusunda daha iyi fikir verecek olan bilgi üye sayısıdır. Zira ödünç kitaplar üyelere verilmektedir. Bu verilere baktığımızda, 1997 yılına ait bir milyon üyeyi bir tarafa bırakırsak, halk kütüphanelerinin üye sayısı genelde 400-500 bin kişi arasında dalgalanmaktadır. Bu sayılar 15 milyonluk hane halkı açısından da, 59.9 milyon 6 yaş ve üzeri nüfus açısından da ve nihayet yaklaşık 11.2 milyon en az lise ve dengi eğitim almış olanların sayısı bakımından da çok küçük ve ihmal edilebilir sayılardır. Kültür ve Turizm Bakanlığı kütüphanelere ilişkin istatistikleri derleme yöntemini geliştirmelidir. Bu yapıldığında şu bilgiler de öğrenilebilir olacaktır; çeşitli sayı aralığında kitap ödünç alanların sayısı, belirli kitapların kaç kişi tarafından okunduğu yaş grupları ve eğitim durumuna göre okuyucu kitlesi v.b.
Ülkemiz halk kütüphanelerinin durumunu daha iyi değerlendirebilmek için diğer ülkelerle bir karşılaştırma da yapmak gerekir. Buna yardım etmesi için Tablo 6 düzenlenmiştir.

                                   Tablo 6
         Seçilmiş bazı ülkelerin kütüphanelerindeki
             kitapların 1,000 kişiye düşen sayıları

Ülkeler                                 Kitap sayısı
Gürcistan                               16,335
Monako                                   9,781
Ermenistan                              2,295
Moğolistan                               1,172
Slovakya                                  1,111
Romanya                                    852
Macaristan                                  754
Belarus                                       667
Kırgızistan                                   576
Çek Cumh.                                  547
Rusya                                         513
Belçika                                        482
Azerbaycan                                 467
İngiltere                                      462
Almanya                                      421
İsviçre                                         415
Bulgaristan                                  339
Yunanistan                                  216
Malezya                                         46
Türkiye                                          22

Kaynak: UNESCO Institute for Statistics internet sayfaları

Tablodaki Türkiye’ye ait 22 sayısı okuyucunun aklına bir yazılım hatası mı var sorusunu getirebilir. Oysa yoktur. Zira Tablo 3 deki kitap sayıları, Tablo 5 deki üye sayılarına bölünürse aşağı yukarı 22 civarında sayılar bulunur. Tablo 6 yeterince açık ve hüzün vericidir. O nedenle ayrıca yorumlamaya gerek görmüyorum. 

 “Okumak, sadece beyni bilgi ile donatmaktır. Okuduklarımızın bizim olmasını sağlayan onlar üzerinde düşünmektir.” John Locke.

Tablo 6 eski demir perde ülkelerinin halk kütüphanelerinin zenginliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu noktada bazı okurlar, iyi ama o kütüphaneler komünist rejimlerden kalma demode kitaplarla dolu değil midir diye sorabilir. Buna yanıtım, böyle bir düşünce doğru değildir. Zira bu ülkelerin tarihi çok nitelikli edebiyatçılar ve bilim adamları ile doludur.  Bu yazarların kitapları birçok batı dillerine çevrilmiş ve batılı okurların kütüphanelerinde yerlerini almıştır. Bu ülkelerin siyasi rejimleri ile kitapları arasında mutlak bir bağlantı kurmak da doğru değildir. Zira, yazarlar ve kitapları, siyasi muhalefetin olmadığı yerde ana muhalefet görevini üstlenirler ve görevlerini çok da başarılı yaparlar. Kaldı ki, o ülkelerin kütüphanelerindeki kitap zenginlikleri,  insanlarına çok iyi bir okuma alışkanlığı kazandırmıştır. Dolayısı ile yeni rejimler döneminde yapılmakta olan yayınlar da bu kütüphaneler kanalıyla okurlara kolayca ulaşma şansı elde etmektedirler. Ayrıca o insanların yeni rejimlerin sunduğu kitapları daha geniş açıdan değerlendirme olanakları vardır. Objektif verilere bakıldığında Polonya, Macaristan, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri gibi eski demir perde ülkeleri eğitim düzeyleri, işgücü kalitesi ve teknoloji üretme ve geliştirme kapasiteleri ile Avrupa Birliği’ne tam üye olmaya ülkemizden daha hazır durumda oldukları için o statüyü kazanmışlardır.
Buraya kadar açıkladığım sayılar, ülkemiz kamu kesiminin merkezi ve yerel yönetimler olarak, kitabın halka eriştirilmesinde etkin bir rol oynayamadıklarını bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Sorun bununla sınırlı kalsa iyi. Kamu, kitap basana karşı haksız rekabeti adeta teşvik eder konumdadır da. Açıklayayım; kamu halk kütüphaneleri yolu ile halka yeterli hizmeti sunamazken, diğer yandan da kitap basım kağıdından yüzde 18 ve kitap fiyatından da yüzde 8 KDV alarak kitapları halkın makul fiyatlarla satın alabilmesine de pek olanak tanımamaktadır. Kamu yönetiminin bu yanlış tutumu ülkemizi korsan kitap cennetine de çevirmiştir. Bu durum, dürüst çalışan kitapevlerini, yazarları ve basımevlerini de cezalandırma noktasına gelmiştir. Kitap basım kağıdından yüzde 18 KDV almak ve kitaba da yüzde 8 KDV uygulama sonucunda kitap basanlar Maliye Bakanlığı’ndan KDV alacaklısı durumuna düşmektedirler. Zira kağıt alındığında yüzde 18 vergi derhal ödenmekte, yüzde 8 vergi ancak kitap satıldıkça tahsil edilebilmektedir. İkisi arasındaki zaman da oldukça uzundur. Daha açık söylemek gerekirse, Maliye bu uygulaması ile yayınevlerinden sıfır faizle zorla borç almaktadır.
Bu bilgilerin ışığında şimdi de sizlere ülkemizde ve seçilmiş bazı ülkelerde yıllık kitap basımına ilişkin bilgileri paylaşmak isterim. Bu amaçla Tablo 7 düzenlenmiştir.

                                    Tablo 7
              Çeşitli ülkelerde yayınlanan yeni kitap sayıları

Ülkeler                Veri Yılı                  Yeni Kitap
İngiltere                2005                    206,000
ABD                     2005                    172,000
Çin                       1994                    100,951
Almanya               1996                      71,515
Japonya                1996                      56,221
İspanya                1996                      46,330
Rusya                   1996                      36,237
İtalya                    1996                      35,236
Fransa                  1996                      34,776
Hollanda                1993                      34,067
Kanada                 1996                      19,900
İsviçre                   1996                     15,371
Polonya                 1996                      14,104
Belçika                   1991                     13,913
İsveç                     1996                      13,496
Finlandiya               1996                     13,104
Hindistan               1996                     11,903
Avustralya             1996                     10,835
Avusturya              1996                      8,056
İsrail                      2006                      6,866
Yunanistan             2002                      6,826
Türkiye                  1996                      6,546

Kaynak. UNESCU internet sayfaları

Tablo 7 de yer alan verilere göre, ülkemiz, 1996 yılında çıkardığı 6,546 adet yeni kitap sayısı ile  UNESCO listesinde 22 inci sırada yer almaktadır. Bu önemli bir konumdur. Ancak, nüfusu büyüklüğü itibariyle Türkiye Tablo’da yer alan ülkeler içinde 7 inci sıradadır. Dolayısı ile nüfusu bizden çok az olan 15 ülke ülkemizden çok daha fazla yeni kitabı insanlığa sunabilmektedir. Kaldı ki, Ülkemizde basılan kitaplardan azımsanmayacak bölümü 1,000-5,000 adet arasında basılabilmekte ve dolayısı ile insanımıza ulaşma şansı çok sınırlı kalmaktadır.  Oysa listede yer alan diğer ülkelerde her kitabın baskı adedi ülkemizden çok daha fazladır. Çünkü öncelikle o kütüphaneler en az birer nüsha satın alarak, kitabın ilk basım maliyetlerini karşılarlar. Ayrıca uluslararası geçerliliği olan diller kendi dillerindeki kitapları ihraç da etmektedirler. Diğer taraftan o ülkelerde kitap fiyatları aile gelirleri içinde yük tutmayacak kadar göreli ucuz durumdadır. Aynı şeyi ülkemiz için ileri sürebilmek zordur. Ülkemizde sıra dışı basan ve satabilen tek kitap muhtemelen “Şu Çılgın Türkler” dir. Bazı tahminlere göre, korsan basıları ile birlikte 2 milyon adet üzerinde sattığı ileri sürülmektedir. Bu boyutta satış bile 15.1 milyon hane halkından ancak yüzde 13 üne ulaşabilmek demektir.
Her yıl 6,546 kitabın basıldığı ülkemizde her halk kütüphanesine alınan yıllık 100 kitap, kamunun kitabı halka ulaştırmayı ne kadar hafife aldığının açık göstergesidir.
Bu noktada okurlara anımsatmak istediği diğer bir husus da, kamunun kitabı ve okurlarını çok ciddiye aldığı dönemlerimizin olduğu gerçeğidir. Bu dönemlerden ilki Cumhuriyet’in kuruluş yılları ise ikinci de onun devamı olan, çok değerli Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in 1940 larda başlattığı dünya klasiklerini dilimize kazandırma girişimidir. Yücel, bu kitaplar için yazdığı önsözde şunları vurgulamıştır; “Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir. … Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız. Zekâsının her yüzünü bu tür yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. … Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. …..” (4).
Kamu kütüphanelerimizin uygarlık dünyasındaki yerini böylece tespit ettikten sonra şimdi de kısaca hane halkı kütüphanelerimize göz atalım. 
Bildiğim kadarı ile ülkemizde ailelerin sahip olduğu kitaplıklarda ortalama kaç kitap olduğuna ilişkin yapılmış bir araştırma yoktur. Arama motorlarında yaptığım gezinti bu anlayışımı doğruladı. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK her yıl yaptıkları öğrenci seçme sınavlarının başında veya sonuna 10 dakikalık bir anket yaparak ülkemizdeki kitap okuma alışkanlıklarını ve hanelerdeki özel kütüphane boyutları konusunda veri tabanının oluşmasına katkıda bulunabilirler. Bu sınavlarda böyle bir uygulama sorun yaratacak ise öğrenci kayıt işleri sırasında verilecek anketlerle bu bilgiler derlenebilir ve çok değerli bir veri tabanı oluşturulabilir. Umalım MEB ve üniversiteler, bundan sonra böyle bir uygulama içine girerler.
Ülkemizde ailelerin kütüphanelerindeki ortalama kitap sayısı konusunda bir fikir verecek bilgi üzülerek belirtmek gerekir ki yine yabancı kaynaklarda mevcuttur. Uluslararası Matematik ve Fen Bilimleri Çalışma Eğilimleri (TIMSS) çerçevesinde yapılan sınavlarda 8 inci sınıf (ilköğretim son sınıf) öğrencilerin matematik ve fen alanında bilgi düzeyleri ölçülürken öğrencilerin sosyal durumlarına yönelik sorular da yöneltilmektedir. Türkiye bu sınavlara 1999 yılında katılmış ve daha sonrakilere katılmamıştır. 2007 sınav hazırlıklarına ilişkin belgelerde Türkiye’nin katılacağına ilişkin bilgi vardır. Sınav sonuçları açıklanınca katılıp katılmadığımız ve sonuçlarımızı öğrenebileceğiz.
1999 sınavlarına 38 ülke katılmıştır. Bu sınavlar sırasında öğrencilerin evlerindeki ders kitapları dışındaki kitap sayıları da sorulmuştur. Bu anketin sonuçları bazı seçilmiş ülkeler bazında Tablo 8 de yer almaktadır.

                                   Tablo 8
           1999 TIMSS e göre öğrencilerin evlerindeki
                  ders kitabı dışındaki kitap sayıları
        (katılan ülkelerin kendi içindeki dağılım % olarak)

Ülkeler              200 +    101-200   26-100    11-25    0-10
Avustralya          38            27          24           7           3
Macaristan          38            21          25         12           3
Bulgaristan         37            19          24         12           9
Yeni Zelanda       33            24          27         10           6
Kanada              31            24          28         11           5
Çek Cumh.         28            30          34           7           1
ABD                  28            22          29         14            8
İngiltere             26            23          32         13            7
Rusya                23            29          31         13            4
G. Kore              20            23          36         10          10          
Ürdün                10            10          28          31         21
Malezya                9            12          32         34          13
Tunus                  9              9          25         36          21
İran                     9              8          22         32          29
Türkiye                6              8          28          37          22
Endonezya           5              5          26          39          26
Filipinler                5              5         15          33          41

Kaynak: TIMSS 1999. 
 
Tablo 8 ülkemizde ders kitaplarının dışında 200 den fazla kitabı olan aile sayısının yüzde 6, 100-200 arası kitaba sahip olanların yüzde 8 olduğunu gösteriyor. Tablodaki veriler, ülkemizin, bırakınız Avustralya, Macaristan, İngiltere gibi ülkelerin gerisinde olmasını Ürdün, Malezya, Tunus, İran’dan bile geride olduğunu göstermektedir. Doğal olarak bir kaynaktaki verileri esas alarak ülkemizin konumu hakkında kesin bir yargıya varmak yanıltıcı olabilir. Bu yanıltıcılıktan kurtulmanın yolu, yukarıda da önerdiğim gibi MEB, YÖK ve üniversitelerin yapacağı kapsamlı anketlerle aydınlığa çıkarılabilir. Aynı şekilde ümit edelim ülkemiz 2007 TIMSS e katılmış olsun ve 2008 sonunda bu sınavların sonuçları açıklandığında yeni bir veri seti daha elimizde bulunsun.
TIMSS sınav sonuçları ayrı bir yazı konusu olacak içerik ve zenginliktedir. Ancak şu kadarını hemen belirtmeliyim ki, Tablo 8 in alt sıralarını oluşturan ülkelerin TIMSS sınav sonuçları da alt sıralardadır.
TIMSS in ortaya koyduğu görüntümüz kitap satış verileri ile de belirli ölçüde doğrulanmaktadır. Bunu sizler de, kitapçıların raflarında yapacağınız küçük bir araştırma ile saptayabilirsiniz. Kitapların çoğu 1,000 adetlik baskı yapmalarına rağmen, kitapçı raflarında, üç yıl, beş yıl hatta fazla süredir alıcı bekleyen kitaplara rastlarsınız. Yine yapacağınız bu küçük araştırmada ikinci veya daha üst sayıda baskı yapan çok az kitaba rastlayacaksınız. Bu özellikle roman kategorisi dışındaki kitaplarda çok daha fazla göze çarpıcıdır.
Bu noktaya kadar ülkemizi okuma alışkanlıkları dolayısı ile kitap basımı konusunda karşılaştırmalı olarak genel bilgileri sizlerle paylaştım ve kamu kesiminin kitabı okurla buluşturma konusunda ne kadar etkisiz olduğunu birlikte belirledik.
Şimdi de biz bireylerin toplumdaki okuma ve yazma alışkanlığını geliştirmek için neler yapabiliriz o konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 “Bazı kitaplar tadına bakılmak, diğer bazıları yutulmak ve az bir bölümü de iyice hazmedilmek içindir.” Francis Bacon.

Bu konuda öncelikle kendimize sormamız gereken ilk soru, kendimiz yeterince kitap okuyor muyuz? Bu suali daha farklı biçimde de sorabiliriz, yaşamım boyunca kaç kitap okuyabilirim? Ülkemizde doğumda yaşam beklentisi 70 yıla ulaşmış durumdadır. İlköğretimi bitirdikten sonra (14 yaş) genel kültür ve bilgi zenginleştirici okumamızın başladığını düşünürsek okuma süremiz yaklaşık 70-14= 56 yıl olacaktır. Ayda bir kitap okuyorsak yaşam boyuna 56×12= 672 kitap sığacak demektir. Haftada bir kitap bitirebiliyorsak 56×52=2,912 kitap okuyabilmemiz söz konusudur. Türkiye’de her yıl 6,500 kitap basıldığını bunların bir kısmının daha önceki yıllarda basılmış kitapların yeniden basımı olduğunu varsayarsak yıllık yeni kitap basımını 4-5 bin aralığında bir rakam olarak kabul edebiliriz. Bu durumda bizim okumamızı yapacağımız 56 yılda sadece ülkemizde en az 56×4,000=224,000 kitap basılmış olacaktır. Biz haftada bir kitap okuyarak bu 224,000 kitabın ancak 2,912/224,000= yüzde 1.3 ünü okuyabileceğiz.  Dünyada basılan kitapları da göz önüne aldığımızda, 56 yılımızda milyonlarca kitapla karşı karşıyayız demektir. Dünyada basılan nitelikli kitaplara erişebilmek için de en az bir yabancı dili öğrenmeye ve çocuklarımıza öğretmeyi görev bilmeliyiz. Bu noktada ortaokul ikinci sınıftaki (ilköğretim 7) matematik öğretmenim Tahir Ataman’ı saygıyla anmak isterim. Kendisi yaşam boyu anımsadığım birçok güzel öğüdü derslerin içine serpiştirmişti. Onlardan birisi de, “Bir dil biliyorsanız bir insan, iki dil bilirseniz iki insan olursunuz” idi.
Buraya kadar sunduğum tablolardaki sayılar bizi ümitsizliğe sevk edip, cahillikten hiç mi kurtulamayacağız duygusuna kaptırmamalıdır. Aksine, “cahillikten kurtulmak istiyorum” diyorsak, yukarıdaki bilgiler bizi şu hususlarda dikkatli ve özenli olmaya sevk etmelidir; 1) Hiçbir şey yapmadan boş oturduğumuz zamanı yaşamadığımızı bilmemiz gerekir. Bizler, otobüste, trende, metroda ve plajlarda etrafımıza bakınır ve zaman öldürürken, yabancıların azımsanmayacak bölümü aynı ortamlarda mutlaka kitap okur. 2) Yukarıdaki sayılar, okumak için kitap seçmede akıllı davranmamız gerektiğini göstermektedir. Gazetelerde ve dergilerdeki kitap tanıtan yazılardan yararlanmak iyi bir yöntemdir. 3) Bilgi ve kültürünü beğendiğimiz kişilerden kitap önerileri almak diğer iyi bir yöntemdir. 4) Seçtiğimiz kitap bir roman ve şiir kitabı değil ise, kitabın arkasındaki “kaynakça” veya “dipnotlar” bölümüne göz atmak yararlıdır. Kaynakçada yabancı yayınlar da önemli yer tutuyorsa, o kitap diğer ülkelerdeki bilgileri de göz önüne alarak hazırlanmış demektir. O konudaki bilgiyi dünya ölçeğinde öğrenmemize yardımcı olur. Okurlar bu listeyi kendi deneyimleri ile genişletebilir.
Kendi okumamız yanında diğer insanların okumalarına katkıda bulunmak için, okuduğumuz kitaplardan bazıları kütüphanemizin bir kalıcı üyesi olmayacak ise, bir arkadaşa vermekte veya köylere, çeşitli  kitaplıklara, kitap gönderen kuruluşlara vermekte gecikmemeliyiz.
Başkalarının kitap sahibi olmasına katkıda bulunabilmek için bazı toplumsal alışkanlıklarımızı da değiştirmeliyiz. Örneğin, hemen her evlenen kişi nikahında zarif bir biçimde paketlenmiş “şeker” sunar. Şöyle bir düşünün nikah törenine katıldığınız kişilerden hiç kitap dağıtan oldu mu? Ben böyle davranan bir kişiyi 1999 genel seçimlerinden sonra tanıdım ve bugün en iyi dostlarımdan biridir. DSP den Kocaeli milletvekili seçilen Ahmet Arkan, yaklaşık otuz üç yıl önce nikah töreninde tüm davetlilere şeker yerine Varlık Yayınları’nın kitaplarını dağıtmış. Dostum, bu fikri o kadar benimsemiş ki, yıllardır fırsat buldukça çalışanlarına, dostlarına ve çeşitli kurumlara kitap hediye etmeye devam etmektedir. Ekonomik durumu bu davranışta bulunmaya yeterli kaç insanımız benzeri davranışı sergilemekte?
Evlenen gençlere geleneklerimiz gereği bazı hediyeler alırız. Bu güzel geleneğe niçin bir ve birkaç kitabı da ekleyerek, evlendikleri gün aile kütüphanelerinin temelini atmalarına yardım ederek sürdürmeyelim? Yukarıdaki Tablo 8 den anımsayacaksınız, aile kütüphanelerindeki kitap sayıları ile hangi ülkelerin dahi arkasındayız.
Şöyle bir düşünelim hiç bayramımızı kutlamaya gelen mahallemizin çocuklarına şeker yerine, evde çocuğunuzun okumuş olduğu veya yeni aldığımız kitapları hediye ettik? Yakında kurban ve şeker bayramları var. Fırsat önümüzde!
Kurban kesmek ve şeker sunmak için yine birçok vatandaşımız hazırlık yapmaya başlayacak. Her kurban bayramında yaşanan ve yazılı ve görsel basına yansıyan manzaraları hatırlatmak istemiyorum. Kesilen kurbanın etlerini özellikle fakirlere dağıtmak bir gelenektir. Aynı fakirler ve çocuklarının sadece gıdaları yetersiz değildir, aynı zamanda kitapları da yoktur. Kurban kesmek yerine neden bu fakirlere kuru gıda yardımı ve yanına çocukların ve yetişkinlerin okuyabileceği birer kitap hediye etmeyi düşünmeyiz? 
Her yıl sınavları kazanan milyonlarca genç orta öğrenime ve üniversiteye başlamaktadır. Neden, kendi mezun olduğumuz liselere ve fakültelere o çağ gençlerinin evrensel bilgilere erişmelerine yardımcı olacak kitap paketleri hediye etmeyiz?
Yukarıdakilere benzer soruları okurlar listeye ekleyebilir!
Yazıda dikkatinizi çektiği üzere, konudan konuya geçişlerde ara vermek için özdeyişler kullanmayı seçtim. Dolayısı ile yazıyı da  Louis L’Amour isimli bir Fransız düşünürün sözü ile tamamlamak isterim; “Bilgi para gibidir, değerli olabilmesi için dolaşımda olmalıdır. Dolanırken kapsamı genişleyeceği gibi muhtemelen değeri de artacaktır.”

Hikmet Uluğbay
(1) “72 milyon nüfusa 14 milyon kitap” Radikal Gazetesi 7.8.2008.
(2) Y.a.g. haber.
(3) Prof. Dr. Afet İnan, “Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı 1933” 1972 baskısı.
(4) O’Henry, “New-York’un Nasıl Sevgi?” Dünya Klasikler Dizisi.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s