Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı-2

Son günlerde yazılı basında, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, Jeodezi Anabilim Dalı öğretim üyeleri Doç.Dr. Fatih Bulut, Doç. Dr. Aslı Doğru, İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cenk Yaltırak ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Bahadır Aktuğ’un, olası İstanbul depremi konusunda, ortaklaşa bir makale yazdıkları ve bu makalenin Tectonophysics dergisinin Ağustos 2019 sayısında yayınlanacağı haberi yer aldı[1]. Yine basında, anılan bilim insanlarının son 1,500 yılın İstanbul deprem verilerini değerlendirerek olası yeni depremler için Richter ölçeğinde 7.2-7.5 aralığına işaret ettikleri belirtildi. Bu haber, ülke gündeminin yoğunluğu içinde ertesi gün çok geri planlara düştü. Makale anılan dergide yayınlandığında toplum olarak içeriği konusunda çok daha fazla bilgiye sahip olabileceğiz. Ancak, ülkemiz jeoloji ve deprem araştırmacıları uzun yıllardan beri olası bir İstanbul depremine yönelik endişelerini açıklaya geldiler ve alınması gereken önlemler konusunda çok önemli uyarılarda bulundular.

Bilgiler ışığında, blogumda 8 Şubat 2010 günü yayınladığım yazımı bazı ek bilgilerle birlikte yeniden okurlarla paylaşmamın faydalı olacağını düşünerek anılan yazımı bazı ek bilgiler eşliğinde aşağıda yeniden yayınlıyorum. Yazımda yer alan yazılım hatalarımı düzeltme yanında bazı rakamları güncelledim. Ek bilgilere de yazının sonunda yer verdim.

***

Haiti’yi sarsan Richter ölçeğinde 7 büyüklüğündeki deprem sonrasında, ABD’nin bu ülkeye derhal yardım amaçlı 10,000 dolayında asker sevk ettiği haberi, Fransa ve Venezuela tarafından yardım olmaktan ziyade bir işgal olarak tanımlanmıştır[2]. Bu haber üzerine, ulusal basında Prof. Dr. Celal Şengör’ün geçmişte bir televizyon programında[3], olası bir İstanbul depreminin sonrasına yönelik değerlendirmeler yaparken şu hususu da belirttiği ifade edilmiştir; “Eğer İstanbul depremi için önlem almazsak, İstanbul’da olacak bir depremden sonra Türkiye’nin rejimi ve daha ötesi bağımsızlığı tehlikeye girer. Ortaya çıkacak kargaşa sonrasında yabancı güçler gelip Türkiye’yi işgal eder. Türkiye Cumhuriyeti sona erer[4].” Benzeri tezi, yazar M.G. Kırıkkanat, 2003 tarihinde basılan “Bir gün gece” isimli kitabında işlediğini de köşe yazısında belirtmiştir[5].

Prof. Dr. Şengör’ün bu açıklamalarının basında yeniden gündeme gelmesi üzerine, kendisi ve diğer bazı akademisyenler konuya ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Bu açıklanan düşünceleri şöyle özetlemek mümkündür[6]; Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Siyaset Bilimci Prof. Dr. D.Ü. Arıboğan “… Haiti ve Türkiye eşdeğer durumda ülkeler değil. Türkiye’nin kendi yaralarını sarma kapasitesi çok daha yüksek ve tek bir ülkeye bağımlılığı yok. Deprem sonrası en kötü halde finansal zorluklar yaşamamız ve uluslararası desteğe bağımlı hale gelmemiz söz konusu olabilir. …” İ.T.Ü. Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür “… Bu bölgede sanayinin deprem nedeniyle zafiyete uğraması, ülkenin ticari ve üretim gücünü de zafiyete uğratacaktır. Bunu tekrar devreye sokmak, ülkenin bazı sanayi ve ekonomik yönden güçlü ülkelere, kurum ve kuruluşlara el açması anlamına gelecektir. Ama bağımsızlığını kaybetmez.” Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı “1999 depremi de Türkiye’yi çok sarsmıştı. Gölcük depreminden sonra Türkiye belli ölçüde de olsa ders aldı. Tam olarak hazırlığını tamamlamasa da bu hazırlığını sürdürüyor. Olası büyük bir İstanbul depreminin işgale yol açabileceğini düşünmüyorum. …” İ.Ü. den Deprem Bilimci Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, “Ekonomik çöküntü olacağı kesin ve en büyük korkumuz da depremin sonucu açısından bu. Türkiye’nin sanayinin yüzde 50 sini oluşturan, verginin yarısını veren bir bölgeden bahsediyoruz. Marmara Bölgesi’ni vuracak olası böyle bir deprem, Türkiye’nin kalp krizine neden olur ve bundan nasıl kurtulacağımızı da kimse bilemez. Celal Hoca’ya bu anlamda katılıyorum. … Türkiye tarih boyunca parçalanmaya çalışılan bir ülke olmakla birlikte bir Haiti de değildir.” Yazar M.G. Kırıkkanat “… Olayın vahametini kavrayamadığımızı düşünüyorum. İşgalin de Celal Hoca’nın dediği gibi olacağına inanıyorum. Artık yardımlar askerlerle geliyor ve Türkiye’nin önüne yapılacak her yardımı, borçları koyacaklardır. Bunun ardından da ‘küresel yönetimi’ dayatacaklarına kuşku duymuyorum.” Bu görüşlerin alınması sırasında, konu İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör yeniden sorulduğunda, Prof. Dr. Şengör daha önceki görüşlerine şu açıklığı getirmiştir “… Olası büyük İstanbul depreminin ardından Türkiye’ye uygulayacağı işgal, askerle olamaz. Çünkü askerle gelse milletin def edeceğini bilir. Türkiye’ye yönelik felakete bağlı işgalde ortaya atılacak olan tarihi mekânlarınızı ayağa kaldırmak için para veririz ama biz de gelirsek biçiminde olacaktır. … Bu da ‘Duyunu Umumiye’nin kurulmasıdır. …”

Yukarıya özetle alınan görüşler olası büyük bir İstanbul depreminin ciddi bir ekonomik fatura çıkaracağı, sanayinin büyük darbe alabileceği ve bu yaraları sarabilmek için yurt dışından büyük ölçekli mali kaynak sağlama zorunluluğu doğacağı bunun da çeşitli boyutta büyük riskler içerebileceği şeklinde özetlenebilir.

Olası bir büyük İstanbul depreminin ülkemiz için ortaya koyacağı ekonomik ve politik sorunları değerlendirmeden önce, son büyük depremin yaşandığı Haiti ile Türkiye’ye ilişkin bazı temel göstergeleri kısaca anımsamakta fayda görmekteyim. Haiti’nin yüzölçümü 27,750 kilometre kare veya Sivas ilimizden (28,567 kilometre kare) biraz daha küçüktür. Buna karşılık Türkiye’nin yüzölçümü 783,562.4 kilometre karedir. Ancak, olası depremin yakından etkilemesi söz konusu İstanbul (5,315.3), Kocaeli (3,625.3) ve Yalova (850.5) nın toplam alanı 9,791.1 kilometre kare olup Haiti’nin yaklaşık üçte biri kadardır. Haiti’nin 2007 yılı nüfusu yaklaşık 9.6 milyondur. Buna karşılık depremin etkilemesi olası üç ilimizin nüfusu 2008 yılı verilerine göre 14,384,934 kişidir (Bu sayı TÜİK’in 2018 verilerine göre 17,236,349 a yükselmiştir). Bu nüfusun halen 15 milyonu aştığını kabul etmek doğru bir varsayım olacaktır ki, bu Haiti’nin nüfusunun yaklaşık 1.6 katıdır. Haiti’nin ulusal geliri 2007 de sadece 5 milyar dolar iken, Türkiye’nin 2008 yılı milli geliri 741.8 milyar dolardır (IMF’nin 2018 yılı verilerine göre, 766.4 milyar dolardır).  Ulusal gelirin yaratılmasına, TÜİK’in 2006 yılı verilerine göre İstanbul (yüzde 27.5) Kocaeli ve Yalova’nın da dahil olduğu Doğu Marmara (yüzde 12.7) olmak üzere toplamda yüzde 40.2 dir. Bu hesaba göre 2008 yılında 741,754 milyon dolarlık GSYİH’nın İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde üretilen boyutu yaklaşık 298.2 milyar dolardır. Bu rakamın ifade ettiği büyüklük, 2008 yılında Yunanistan’ın GSYİH’nın 288.1, Finlandiya’nın GSYİH’nın 234.3; Arjantin’in 239.7 ve Romanya’nın 137.7 milyar dolar olduğu düşünülürse çok daha kolay anlaşılır. Çünkü olası büyük bir deprem önce sabit sermaye yatırımlarında, sonra da üretim üzerinde önemli hasar yapma riskini beraberinde getirecektir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yaptığı çalışmalara göre, üretim faktörlerinden sermayenin üretime katkı oranları 2006-2007 döneminde yüzde 30-45.3 arasında değişmektedir. Bu veriler göz önüne alındığında İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde 298.2 milyar dolarlık GSYİH üretilebilmesi için yaklaşık 600-900 milyar dolarlık sabit sermaye yatırımı gerektiği varsayımını yapabiliriz. DPT’nin 2009-2010 döneminde sermayenin büyümeye etkisi 39.6 olarak tahmin edilmektedir. Bu orana göre bölgedeki sabit sermaye tutarı yaklaşık 753 milyar dolar olmaktadır. Gerçekçi rakamın 600-1,000 milyar dolar aralığında bir yerde olduğu tahmin edilebilir.

Haiti’nin ordusu terhis edilmiş ve halen sadece küçük bir sahil güvenlik birimi faaliyettedir. Haiti, Küba’nın hemen karşısında ve Venezuela’yı da denetleyebilecek bir konumdadır. O nedenle de ABD’nin bölgede izlediği politikalar bakımından stratejik önem taşıyan bir yerdedir. Ayrıca Haiti’nin zengin petrol, doğal gaz, altın, bakır, uranyum, iridium ve elmas madenlerine sahip olduğu da ileri sürülmektedir[7]. Haiti 1697-1804 döneminde Fransa’nın sömürge yönetimi altında kaldı ise de, 1804 de başkaldırarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Haiti 1915-1935 döneminde ABD işgali altında kalmıştır[8]. 1991 de askeri rejimin kurulmasının ardından 1994 yılında ABD ülkeye müdahale etmiş, 20,000 asker göndermiş ve askeri varlığını 1999 a kadar sürdürmüştür[9]. Bu bilgilerden de görüldüğü üzere, ABD, Haiti’ye birkaç kez asker göndermiştir. Bu bağlamda Haiti’de yer alan 1991 ve 2004 askeri darbelerinin ABD tarafından desteklendiği iddiaları ileri sürülmekte ve ayrıca demokratik seçimle işbaşına gelmiş bulunan Jean-Bertrand Aristide’in 2004 de darbe ile görevden uzaklaştırılması konusunda da ABD yoğun eleştirilere hedef olmaktadır[10].

29 Şubat 2004 te yapılan darbeden sonra Birleşmiş Milletler (BM) istikrarı sağlamak üzere Haiti’ye 7,031 asker ve 2,034 ü de polis olmak üzere toplam olarak 9,065 kişilik bir güç göndermiştir[11]. Bu BM Gücü 12 Ocak 2010 depremi olduğunda Haiti’de görev yapmaya devam etmekteydi ve halen de o görevini sürdürmektedir.

ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki Daimi Delegesi Alejandro Wolff’un “Orada uzun vadeli kalacağız, bu iş kolayca ve çabukça çözülebilecek bir sorun değildir” dediği ve ABD Güney Ordusu Komutanı’nın da “Pazar günü (24 Ocak 2010) denizde ve karada yaklaşık 20,000 askerin görevde olacağını” açıkladığı belirtilmektedir[12].  Bu durumda Haiti’deki BM ve ABD askeri varlığı 30,000 e yakın düzeye ulaşmıştır.

Yukarıda satır başları ile açıklanan bilgiler, Haiti’nin bulunduğu coğrafya nedeni ile ABD bakımından stratejik önem taşıması yanında, sahip olduğu mineral zenginlikler bakımından da ayrı bir değer taşıdığını ortaya koymaktadır.

Bu aşamada Haiti’nin sahip olduğu ileri sürülen petrol ve doğal gaz varlığına ilişkin bilgileri biraz daha ayrıntılı incelemekte fayda görüyorum. Haiti’nin tam karşısına düşen Küba’da, adanın kuzeyindeki kara sularında 20 milyar varil boyutunda bir petrol rezervi bulunduğunu Reuters Haber Ajansı 24 Ekim 2008 tarihinde haber yapmıştır[13]. Aynı haberde ABD Geological Survey Kurumu, bulunan bu yataklar için tahmin olarak şu bilgileri vermiştir, petrol tahmini 5 milyar varil ve doğal gaz tahmini de 10 trilyon kübik feet. Küba’da petrol bulunduğu haberlerini izleyen dönemde Çin Devlet Başkanı Hu Jintao bir heyetle birlikte adayı ziyaret etmiş ve Küba’nın limanlarını geliştirme konusunda bir anlaşma imzalanmış ve bu ülkeden ham madde satın alma konusunda müzakereler yapılmıştır. Çin Devlet Başkanı’nın ziyaretini Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev’in takip etmiş ve Medvedev ile Küba Devlet Başkanı Castro’ya vekâlet eden Raul Castro arasında Rus petrol şirketlerinin Küba’da petrol araması ve geliştirmesi konusunda bir anlaşma imzalanmıştır[14]. Küba’nın kara sularında zengin petrol varlığının keşfedilmesi ve ardından Çin ve Rus Devlet Başkanlarının bu ülkeyi ziyaretleri ve yatırım konusunda anlaşma imzalamaları, Küba adasının ABD için stratejik önemini bir kat daha artırmıştır. Zira iki dünya gücü ABD’nin yakın arka bahçesinde ekonomik olarak yer edinmeye başlamışlardır.

2009 yılında yayınlanan diğer bir haberde ise ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinin 400 kilometre güneydoğusunda Meksika Körfezi’nde İngiliz Petrol Şirketi BP’nin 10,865 metre (35,055 feet) derinlikte “dev boyutta” bir petrol yatağı bulduğu belirtilmiştir[15]. Aynı haberde bu girişimde BP’nin diğer ortakları olarak Brezilya’nın Petrobras (% 20) ve CononcoPhilips (%18) gösterilmektedir. Bu kuyunun dünyanın en derin petrol kuyularından biri olduğu belirtilmektedir. Bu derinliğin özel bir anlam taşıdığı aşağıda açıklanacak bilgilerden de görülecektir.

2009 yılı sonlarında, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Çin ve Rus petrol şirketlerinin ülkesinin Orinoco bölgesindeki ağır petrol yataklarında Venezuela petrol şirketi PDVSA ile birlikte petrol üretmek amacıyla gelecek üç yıl içinde 36 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıklamıştır[16]. (OPEC’in web sitesinde Venezuela’nın petrol rezervleri 302.8 milyar varil olarak yer almaktadır.)ABD ile Venezuela arasında ilişkiler Chavez’in Devlet Başkanı olmasından bu yana ciddi sıkıntılı bir süreç yaşamaktadır. Venezuela petrol üretiminin önemli bölümünü ABD’ye ihraç etmektedir.

2 Şubat 2010 günü Rusya’nın Venezuela’nın Orinoco bölgesinde Junin-6 petrol sahasında PDVSA ile birlikte günde 450,000 varil petrol üretip ABD’ne satmak üzere gelecek 40 yıl içerisinde 20 milyar dolar yatıracakları Rus yetkililerce açıklanmıştır[17].

Haiti Devlet Başkanı Jean-Baptiste Aristide’nin 2004 de devrilmesinden bir yıl sonra Teksas Üniversitesi’nin Jeofizik Enstitüsü Karayipler Havzası’nın jeolojik verilerine yönelik iki fazlı-haritalama işlemlerine başladığı ve çalışmanın 2011 yılında tamamlanacağı belirtilmektedir[18]. Aynı makalede bu projenin finansmanını karşılayanlar ABD ve İngiliz petrol şirketlerinin adları da yer almaktadır. Bu noktada hatırlanması gereken bir husus da Haiti Devlet Başkanı Jean-Baptiste Aristide’nin görev yaptığı dönemde, 2000 yılında, ülkenin yer altı zenginleri konusunda ayrıntılı bilgi içeren ve bu zenginliklerin ülke çıkarları ve halkın refahı için nasıl kullanılacağına ilişkin çözüm ve uygulama önerilerini de içeren bir plan hazırlanıp yayınlanmıştır. Bu planda, ülkenin petrol ve maden yataklarının bulunduğu yerleri gösteren haritalar da yer almıştır[19].

2004 yılında Fransızca olarak yayınlanan bir makalesinde Dr. Georges Michel, Haiti ve Dominik’in bulunduğu Hispaniola adasının karasında ve denizlerinde petrol bulunduğunun eskiden beri bilindiğini yazmış ve 1908 de Haiti’nin kurulduğu dönemde Rio Todo El Mondo havzasının haritalarda petrollü bölge olarak işaretlendiğini ileri sürmüştür[20]. Aynı yazıda, Dr. Michel, 1950 lerde Haiti’nin Cul-de-Sac yaylalarında çok uluslu şirketler tarafından petrol aramalarının yapıldığını ancak bulunan petrolün işletmeye açılmadığı da ileri sürülmektedir.

Petrol politikaları konusunda değerli bir uzman olan F.W. Engdahl’in, bu yazıda birkaç kez atıfta bulunduğum incelemesinde[21], Karayipler bölgesinin aktif bir jeolojik bölge olduğu, bu bölgede Kuzey ve Güney Amerika kıtaları ile Karayipler tektonik tabakalarının (ki bunların okyanus tabanında 3-6 mil kalınlığında olduğu belirtilmektedir) birbirlerine durmaksızın sürtündükleri belirtilmektedir. Bu farklı kıtaların sürtüşmekte olduğu bölgelerden dünya kabuğu altındaki katmanlardan dünya kabuğuna doğru yoğun hidrokarbon oluşumlarının sızabildiğine de işaret edilmektedir. Petrolün fosillerden oluşan yakıt olduğu kuramına aykırı düşen bu sav konusunda Rusya’nın 1950 lere uzanan çalışmaları olduğu belirtilmektedir. 1940 larda Rus ve Ukraynalı bilim insanlarının petrolün orijinini araştırmak üzere başlattıkları çalışmaların sonuçlarını 1956 da açıklayan Prof. Vladimir Porfir’yev “petrolün dünya kabuğunda biyolojik olarak oluştuğu savı doğru değildir. Bunlar dünyanın başlangıcından beri vardır ve derinliklerden patlamalarla dünya kabuğuna çıkmaktadırlar[22].” görüşünü savunmuştur.

Bu savı doğrulayan diğer bir çalışma da Nature Geosciences dergisinin 26 Temmuz 2009 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışma, İsveç’in başkenti Stockholm’de yerleşik Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde Vladimir Kutcherov ve iki araştırma arkadaşı tarafından yapılmıştır. Kutcherov ve çalışma arkadaşları dünya kabuğunun altındaki doğal koşulları ısı ve basınç altında, doğalgaz ve petrolün temel maddesi, hidrokarbon üretme işlemini laboratuar ortamında denemiş ve gerçekleştirmişlerdir (simulation)[23]. Araştırmacı Kutcherov, “fosilden oluşmuş petrolün Teksas’da yerin altında 10.5 kilometre derinliğe çökebilmesi olası değildir” açıklamasını da yapmıştır.

Petrol ve doğal gazın oluşumuna ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde yoğunlaşarak devam edeceği anlaşılmaktadır.

ABD’nin 12 Ocak 2010 tarihinde Haiti’de yer alan deprem sonrasında, derhal 10,000 kişilik bir askeri birliği bu ülkeye sevk etmesi, daha sonra da asker sayısını 20,000 e çıkarması ve ardından, ABD’nin Birleşmiş Milletlerdeki Daimi Temsilcisi Alejandro Wolff’un; “Bu çabucak ve kolayca çözülebilecek bir durum değildir, uzun vadeli olarak buradayız”[24] açıklamasını yapması, bu büyük asker sevkiyatını petrolle ilişkilendiren yorumların artmasına da neden olmaktadır. Ayrıca, Chossudovsky, Haiti depreminden bir gün önce 11 Ocak 2010 günü ABD Güney Komutanlığı Karargahı’nda olası bir fırtınanın (hurricane) Haiti’ye vurması sonrasında kurtarma ve yardımın nasıl yapılabileceğine yönelik bir senaryo üzerinde kuramsal bir tatbikat yapıldığını da yazmıştır[25]. ABD’nin Haiti’ye asker çıkarmasından sonra ülkeye insani yardım sevk eden, Fransa, Venezuela ve Brezilya’dan gönderilen tıbbi malzeme yüklü uçaklara iniş izninin verilmemesi de ağır eleştiri konusu olmuştur. Diğer taraftan 14 Ocak 2010 gece yarısından sonra Çin’e ait arama ve kurtarma ekiplerinin bulunduğu uçağın Haiti’ye ulaşması ve üç gün sonra Çin’in 90 ton gıda, su, ilaç, çadır acil durum lambaları, su arıtma ve giyecek yüklü bir uçak daha göndermesi[26], Rusya ve Çin’in Karayipler Bölgesi’nde yer alan Küba ve Venezuela ile olan petrol dahil ekonomi ve politik ilişkilerini yoğunlaştırmasının da ABD’nin Haiti’ye daha fazla asker sevk etmesinde rol oynamış olabileceği bir tahmin olarak söylenebilir.

Haiti, deprem ve Karayipler petrolüne yönelik bu özet bilgiler ışığında, şimdi de olası bir İstanbul büyük depremine ilişkin olarak ileri sürülen düşünceler ve tezler konusunu değerlendirmeye geçebiliriz.

Yukarıda Türkiye Haiti karşılaştırmasına ilişkin olarak sunduğum bilgilerden de anımsanacağı üzere, olası bir büyük İstanbul depremi 15 milyonu aşkın bir nüfusu, 298 milyar dolar üzeri bir katma değer üretimini ve 298 milyar doların en az iki-üç katı sabit sermaye yatırımını etkilemesi söz konusudur. Ayrıca, İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür’ün şu gözlemini de hatırlamak gerekmektedir; “Marmara’nın altındaki günün birinde kırılacaktır ve büyük bir deprem üretecektir. İstanbul’daki yapı stoku ise son derece zayıftır ve böyle bir depreme karşı koyacak güçte değildir[27].” Yukarıdaki hesaplamalara bu yapı stokunun maddi değeri dahil değildir. Diğer taraftan Haiti depreminde ölenlerin sayısı konusunda ülke Başbakanı Jean-Max Bellerive’in yaptığı açıklamaya göre ölü sayısı 212 bini bulmuş ve daha artmasından da endişe edilmektedir[28]. Haiti’ye ait bu veriler de göz önüne alındığında olası bir büyük İstanbul depreminin çok büyük bir nüfusu ve ekonomik varlığı tehdit ettiği açıkça görülür. Böyle büyük bir riske yönelik olarak çok ciddi ön hazırlıklara gecikmeksizin başlanmış olması gerekmektedir. İstanbul ve çevresinin bir deprem sonrasında gereksinim duyacağı barınaksız kalacaklara korunma ve beslenme, yaralılara tıbbi destek, enkaz altında kalanları süratle çıkarılması için oluşturulacak ve eğitilecek kurtarma ekiplerinin hazırlanması, ölenleri defnedilmesi gibi lojistik gereksinimler Haiti’de ortaya çıkandan çok daha büyük ölçekli olabilir ve çok daha büyük organizasyon ve kurumlar arası işbirliği gerektireceği açıktır. Bu konuda devletin sivil ve askeri kurumları ve yerel yönetim birimlerinin şimdiden yapacakları hazırlıklar da o denli kapsamlı ve ayrıntılı olmak zorundadır. Bu konuda yeteri kadar hazırlıklı olunmaması durumunda, yurt dışından bu konuda talep edilebilecek destek ve yardım talebi de o denli büyük olacaktır. Artan bu taleplerimize verilecek yanıtların da bir maliyet içermesi söz konusu olabilecektir. Bu konuda daha ayrıntılı düşünce ve öneri üretmeyi konunun uzmanlarına bırakıyorum.

Büyük ölçekli İstanbul depreminin hasarlarının giderilmesi ve ekonomik yapının eski kapasitesine kavuşturulması, tarihi eserlerin onarılması için gereksinim duyulacak ekonomik kaynak boyutu da (bir rakam vermek istemiyorum ama) yukarıda açıklanan rakamlar ışığında çok büyük boyutlara ulaşacaktır. Üzülerek belirtmek gerekir ki, yurt içi tasarruf olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle bu ekonomik kaynağın da çok geniş ölçüde yurt dışından sağlanması gerekebilecektir. Zira, İstanbul ve çevresi ülke tasarruflarının oluşmasında çok önemli yer tutmaktadır ve deprem bu kaynakların bir kısmını kullanılamaz veya erişilemez kılabilecektir. Dolayısıyla, deprem bu tasarruf potansiyelini de çok olumsuz yönde etkileme riskini beraberinde getirecektir.

Bu noktada hatırlamamız gereken bir diğer husus da İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesi’nin 15 milyonu aşkın nüfusu ve bu nüfusun Türkiye geneline göre göreceli olarak daha eğitimli ve üretim becerisi yüksek olduğu gerçeğidir. O nedenle bu insanlarımızın depremden en düşük kayıpla kurtulabilmesi için öncelikle hastane, okul ve metro gibi toplu taşıma alanlarının süratle depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, depremde yaralananlara ilk yardım ve ilk müdahaleyi yapacak seyyar bölge hastaneleri için yerler belirlenmeli ve buralarda kurulacak hastanelerin ısınma ve aydınlanmasında kullanılacak malzemelerin stoklanması ve zamanında ulaştırılabilmesine yönelik lojistik çalışmalar şimdiden yapılmalıdır.

Şimdi de olası büyük bir İstanbul depremine yönelik olarak henüz tartışmalarda gündeme getirilmeyen birkaç önemli gördüğüm husus üzerinde durmak istiyorum.

Bunlardan birincisi İstanbul Boğazı petrol tanker taşımacılığı bakımından, Hürmüz, Malakka, Süveyş ve Bab el-Mandep’ten sonra günde ortalama 2.4 milyon varil ile dünyanın beşinci stratejik tıkanma riskli (chokepoint) ulaşım kanalıdır[29]. Petrol deniz taşımacılığının geçtiği boğazlar ve kanalların zaman ve parasal maliyeti yüksek alternatifleri olmasına rağmen İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının derhal kullanılabilir alternatif suyolları veya boru hatları yoktur. Bu gerçek, İstanbul Boğazı’nın stratejik önemini çok daha yüksek düzeye çıkarmaktadır. Günlük 2.4 milyon varil, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 2.9 udur. Bu noktada, OPEC’in verilerine göre 2007 yılında günlük ham petrol üretiminde bazı ülkelerin verilerini anımsamak, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın dünya petrol pazarlarına sağladığı katkıyı çok daha somut biçimde ortaya koyacaktır. Kuveyt’in günlük ham petrol üretimi 2.6 milyon varil, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2.5 milyon varil, Irak’ın 2.2 milyon varil ve Nijerya’nın 2.0 milyon varildir[30]. Deprem İstanbul Boğazı’nda petrol tanker trafiğini engelleyebilecek bir durum yaratır ise, bunun dünya piyasalarında petrol fiyatlarını hangi çılgın düzeylere çıkarabileceği bu bilgilerden kolayca tahmin edilebilir. Deprem, Boğaz trafiğini tıkayacak böyle bir durum yaratır mı bilemem. Bu soruyu ancak uzmanları yanıtlayabilir. Ancak Boğazlardan petrol akışını durduracak veya yavaşlatacak bir olay yer aldığı takdirde, bu tıkanıklığı Türkiye kendi olanakları ile kısa sürede gideremez ise, bu sorunu çözmek için ABD, NATO ve Rusya’nın bir yarış içinde olacağı ve Türkiye’ye her türlü baskıyı yapabileceklerini hatırda tutmak gerekir. Bu sitede daha önce yayınladığım, “Petrol fiyatlarının 90 dolara dayanmasından kim sorumlu?” başlıklı yazımda, petrol fiyatlarının o düzeye ulaşmasında Türkiye’nin Kuzey Irak’ta yerleşik terör örgütüne yaptığı askeri harekâtı sorumlu göstermeye çalışan Batı basınından örnekler verip, o dönemde petrol fiyatlarını tırmandıran unsurların neler olduğunu açıklamıştım. Dolayısı ile İstanbul Boğazı’ndaki petrol trafiğinin deprem nedeni ile belirli boyutun üstünde aksaması dış baskıların her geçen gün artmasına neden olabilecek ciddi bir tehlikedir. Dolayısı ile depremin Boğaz’daki deniz trafiğini etkilememesi konusunda şimdiden ciddi araştırma yapılıp, böyle bir sorunu çözmeye yönelik önlemler dizisinin de gecikmeden üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İstanbul’da son yıllarda sayıları süratle artan yabancı sermayeli kuruluşun ve yabancı yerleşiminin de olası büyük bir deprem sonrası ülkemizde üretilecek deprem sonrası hizmetlerin yetersiz kalması ve ciddi aksaklıklar göstermesi halinde, yabancıların vatandaşlarına yardım ve koruma amaçlı yardım etme isteklerini gündeme getirebilecektir.

İkinci olarak üzerinde durmak istediğim husus, olası deprem bölgesindeki sabit sermaye yatırımlarının depremden hasar görmeden veya en az hasarla kurtulabilmesine yönelik önlemlerdir. Bu önlemler, deprem sonrasında hem ekonominin genel gücünü hem de vergi gelir düzeyini korumak bakımından çok önemlidir. GSYİH’nın yaklaşık yüzde 40 ını üreten İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesi, bu üretimi yaklaşık 600-900 milyar dolar aralığında bir sabit sermaye stoku ile yapmakta olduğunu yukarıda DPT verilerine dayanarak yazmıştım. Aynı şekilde devletin vergi gelirlerinin yüzde 40 ından fazlası da bu bölgelerden elde edilmektedir. Bu durumda, deprem bölgesindeki üretime yönelik sabit sermayenin bulunduğu iş yerlerinin de depreme dayanıklı konuma getirilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Bu güçlendirme çalışmalarının vakit geçirilmeksizin başlayıp tamamlanması için devlet vergi teşviki dahil her türlü özendirme aracını kullanmalıdır. Zira bu tesislerin deprem sonrasında çalışır durumda olması, (önce çalışanların yaşamını güven altına alacak sonra) da hem devlete vergi geliri ve döviz sağlayacak ve deprem sonrası sıkıntıların daha kolay aşılmasına yardımcı olacak, hem de deprem sonrası ailelerin ekonomik durumlarının daha kötüleşmemesini sağlayacaktır.

Unutmamak gerekir ki son yıllarda izlenen yanlış ekonomik politikaların sonucu olarak bu sabit sermaye sahiplerinin azımsanmayacak bir bölümü büyük bir dış borç yükü altına da girmişlerdir. Bu borçların ödenebilmesi ve sanayinin çarklarının yeniden dönebilmesi için bu sabit sermaye stokunun depreme karşı korunması ülke ekonomik çıkarları bakımından da büyük önem taşıyacaktır.

Diğer taraftan, olası büyük ölçekli İstanbul depreminden etkilenecek bölgeye halen dahi büyük ölçekli sabit sermaye yatırımı yapılmasına göz yummak veya özendirmeye devam etmek olası tahribatın da hızla büyümesine yol açmaktadır. O nedenle İstanbul ve çevresine yönelik yatırım politikalarını hem iş çevrelerinin hem de Hükümet’in çok ciddi şekilde ve birlikte gözden geçirmesinde sayısız fayda mevcuttur.

Üçüncü olarak üzerinde durulması gereken husus, büyük bir deprem sonrasında kurtarma, sağlık hizmeti sunma ve enkaz kaldırma gibi hizmetlerin yürütülmesi enkazla kapanacak şehir içi yollar nedeni ile çok zorlaşacaktır. Helikopter, bisiklet ve motorsiklet gibi araçların enkazla kaplı alanlarda hızlı ve verimli çalışmaya katkıları büyük olabilir. Dolayısı ile deprem sonrası yapılacak çalışmalarda kullanılacak ulaşım araçları planlamasının da önceden bitirilmiş olması gerekir.

Dördüncü olarak üzerinde durmak istediğim husus, Rusya’da ve İsveç’te yapılan bilimsel çalışmalar sonunda ileri sürülen hidrokarbon oluşum tezleri ışığında deprem olayının ve bölgesinin bu boyutla da gözlem altına alınması gereğidir. Üniversitelerimiz ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın bu savları yakından inceleyerek olası depremi bu boyutuyla da gözlem altına alacak ortak bir proje hazırlamalarında fayda görmekteyim.

Dileğim, İstanbul ve çevresinin beklenen büyük bir depremle karşılaşmamasıdır. Ancak bilim bu riskin her geçen gün arttığını söylüyorsa, o zaman yapılacak tek şey, felaketin boyutunu küçültebilmek için aklımızı, emeğimizi ve kaynaklarımızı süratle seferber etmektir. Bu anlayışın önde gelen gereklerinden biri de başta Prof. Dr. Celal Şengör olmak üzere uluslararası saygınlık kazanmış bilim adamlarımızın uyarılarını ciddiye alıp yapılacak çalışmalarda rehberliklerini kabul etmektir.

(İzleyen not 2 Mart 2010 günü eklenmiştir.)  Yukarıda Haiti depremi için bilgi sunmuştum. Birkaç gün önce de Şili’de çok daha büyük ve yıkıcı bir deprem (Richter ölçeğinde 8.8) gerçekleşti. Bu deprem sonrasında Şili’ye yukarıda açıklananlara benzeyen bir yardım ve kurtarma ekibi akışı oldu mu? Buna ilişkin bilgiler okudunuz mu? İki ülkeye yapılan yardım ve kurtarma ekibi sevkiyatının farklı boyutlarda olması, acaba iki ülkenin stratejik önemlerinin ve petrol varlıklarının farklı olmasından mı kaynaklanıyor sorusunu ister istemez akla getiriyor.

(İzleyen bilgiler 22 Temmuz 2019 günü eklenmiştir.) Yazının yeni sunumunun başlangıcında da belirtiğim üzere, bilim insanlarımızın yaptığı ve 1,500 yıllık verileri de değerlendirdiği çalışma sonucunda İstanbul ve çevresinde olabilecek depremin büyüklüğünün 7.2-7.5 aralığında olabileceğini tahmin ettikleri basında yer almıştı.

Bir başka basın kuruluşu ise olası İstanbul depremi ile ilgili olarak, Okyanus Araştırma Merkezi jeofizikçisi Dietrich Lange’nin de İstanbul için olası bir deprem için 7.1-7.4 aralığında bir büyüklük tahmininde bulunduğunu belirtmektedir[31].

Bu arada basında TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Şahan’ın bir uyarısına da yer verilmiştir: “1999 Kocaeli/Gölcük depremi 14,5 milyon insanın yaşadığı 9 ili (Bolu, Bursa, Düzce, Eskişehir, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Zonguldak) etkilemiş, 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu’na göre 18.373 vatandaşımız ölmüş, 48.901 vatandaşımız yaralanmış, 505 vatandaşımız sakat kalmış, 96 bin 796 konut ve 15 bin 939 işyeri kullanılamaz hale gelmiştir. Resmi rakamlara göre Merkez üssü İstanbul’a yaklaşık 120 km uzaklıktaki bu depremde İstanbul’da 981 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, Avcılar’da 1823 konut ve 326 işyeri kullanılamaz hale gelmiştir; İstanbul genelinde yaklaşık 4000 bina ağır hasar görmüştür[32].”

Bu bilgileri okuduktan sonra, benim de yaklaşık on yıl önce yayınladığım yazıma bazı düşünceleri eklemenin uygun olacağı sonucuna vardım.

TÜİK’in 2017 verilerine göre, İstanbul Kocaeli ve Yalova’nın GSYİH’ya katkıları Tablo 1 de yer almaktadır.

Tablo 1

2017 Yılı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla değerleri

000 eklenerek okunacaktır

İller

GSYİH Payı TL

GSYİH payı %

İstanbul

970,188,957

32.1

Kocaeli

120,037,662

3.9

Yalova

10,379,164

0.3

Kaynak: TÜİK, İl bazında gayrisafi yurt içi hasıla, iktisadi faaliyet kollarına göre, cari fiyatlarla, NACE Rev.2, 2004-2017

Tablo 1 den de görüleceği üzere, İstanbul ve depremden etkilenmesi olası diğer iki ilin ülkemizin GSYİH’nın 2017 yılında yüzde 36.3 ünü üretmiştir. Bu yazının bu eklemeler olmaksızın yayınlanış tarihi 8 Şubat 2010 dur. Aradan geçen 9.5 yılda, Hükümetler tarafından sanayi kuruluşlarına yönelik boyutu 100 milyar TL yi aşan birçok teşvik ve destek paketi açıklanmıştır. Ancak benim izleyebildiğim kadarı ile bu paketlerden hiçbirisi sanayi kuruluşlarının depreme dayanıklılık düzeyini yükseltmek amaçlı olmamıştır. Bu gözlemim doğru ise çok hatalı bir yol izlenmiştir. Açıklanan paketlerde sanayi altyapısının depreme dayanıklılığını yükseltmek için kaynak konulmuş ve ben bunu fark etmemişsem, özür dilerim. Bu konuda varsa yanlışımın düzeltilmesi için yazılacak yorumlara peşinen teşekkür ederim. Oysa, bölgeye yönelik deprem tehdidi her geçen yıl yaklaşmaktadır. Ayrıca, açıklanan bu teşvik ve destek paketleri ile İstanbul’un sanayi yoğunluğunun artırılmış ise, bu risk edilen sabit sermaye boyutunun artması anlamına gelir. Halen ekonominin yeni teşvik ve destek paketi açabilecek gücü kaldı ise, İstanbul ve Kocaeli’ne yönelik olarak ayrılacak kaynakların münhasıran sabit sermeyenin depreme dayanıklılığını yükseltmeye yönelik olmalıdır.

Ana okullarından üniversitelere değin öğrenimde olan çocuklarımız ülkemizin gelecekteki üretken becerisi yüksek insan sermayesini oluşturacaktır. İstanbul, Kocaeli ve Yalova’daki öğrenci sayıları Tablo 2 de yer almaktadır.

Tablo 2

Deprem riskli üç ilde 2017-2018 öğrenim yılındaki

 öğrenci sayıları

İl adı Okul öncesi İlkokul Ortaokul Lise
İstanbul

210,495

884,403 884,403

1,038,510

Kocaeli

45,716

116,186 116,186

141,987

Yalova

4,627

12,957 12,957

15,759

Kaynak: Millî Eğitim İstatistikleri Örgün Eğitim 2017-2018.

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, anaokulu ve lise düzeyi dahil okullardaki öğrenci sayıları İstanbul’da 3 milyona, Kocaeli’nde 420,000 ve Yalova’da 46,300 olmak üzere toplamda 3.5 milyona yaklaşan boyuttadır. Bu sayıya 13 Devlet ve 44 Vakıf Üniversitesi ile 4 Vakıf Yüksek okulunda okuyan 1,834,000[33] üniversite öğrencisi de dahil edildiğinde sayı 4.8 milyonun üzerine çıkmaktadır. Bu öğrenci sayısı ile İstanbul, 242 ülkeden 120 sinin nüfuslarından daha büyüktür[34]. Bu öğrenci nüfusundan daha küçük ülkeler arasında İrlanda, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Litvanya, Arnavutluk, Moğolistan ve Slovenya gibi ülkeler de yer almaktadır. Beş milyona yakın öğrencinin okullarının deprem dayanıklılığı ülkemizin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyacaktır. O nedenle, anaokulundan üniversitelere kadar tüm okulların binalarının, öğrenci yurtlarının olası deprem tahminlerinin üzerinde bir şiddete dayanabilecek şekilde güçlendirilmesi henüz tamamlanmadı ise, öncelikle okul binaları ile öğrenci yurtlarının süratle berkitilmesi zorlu ve yaşamsaldır.

İstanbul’daki dikey yapılaşma ve bu bağlamda gökdelenlerin sayısının hızla artması ve belirli alanlarda yoğunlaşması da üzerinde durulması gereken bir sorundur. Basından izleyebildiğim kadarı ile İstanbul’daki gökdelen sayısı 120 nin üzerine çıkmıştır. Umalım bu gökdelenler, ölçeği 7 ve 8 in üzerinde olan depremlerde hasar görmeyecek kalitede ve dayanıklılıkta yapılmışlardır. Aksine bir durum kâbusun boyutunu çok büyütebilecektir.

İstanbul ve çevresi dahil yüksek deprem riski taşıyan alanlarda mevcut konutların, kentsel dönüşüm ve diğer yöntemlerle depreme dayanıklı konuma getirilmesi de diğer önlemler kadar önem taşımaktadır. Ekonomide yaşanmaya başlayan sorunları aşabilmek alınacak önlemlerin binaların depreme karşı güçlendirilme çalışmalarında erteleme veya gecikmelere yol açmaması büyük önem taşımaktadır. Zira yıkımdan önemsiz hasarla kurtulan ve hasar görmeyen her bina, olası bir deprem sonrası için insan varlığı ve ekonomik varlık olarak büyük bir tasarruf oluşturacaktır.

İstanbul’da mesken ısınmasında ve sanayi kuruluşlarının enerji gereksinimin karşılamada doğal gazın oranı ve önemi, ülkemizin doğal gaz bağlantılarının artması ile birlikte çok yükseldiğini düşünüyorum. Umarım düşük güçlü deprem eşiğini aşan bir depremlerde, doğal gaz akışını otomatik olarak kesecek bir mekanizmanın doğal gaz şebekesinin kurulması sırasında sistemin bir parçası olarak kurulmuştur[35].  Bir önceki dipnotta yer alan makalede, bu riski önlemek için konulan kurallar hakkında bazı bilgiler mevcuttur.

Umalım, olası bir depreme hazırlıklar çerçevesinde yeteri sayıda helikopter ambulans parkı ve inebilecekleri alanlar da oluşturulmuştur.

İstanbul için olası bir büyük depremin her geçen yıl biraz daha yaklaştığının ileri sürüldüğü bir ortamda, böyle bir depremin insan ve ekonomik maliyetinin olabildiğince düşürülmesi için alınacak yukarıda saydığım önlemler, bana göre, İstanbul’da yapılan üçüncü hava alanından, üçüncü boğaz köprüsünden, Marmara raydan çok daha öncelikli projeler ve harcamalardır. Çünkü doğal afetlerin hasar ve zararları insan ölümleri, sakat kalmaları ve ekonomik çöküntüler ile topluma çok yüksek bedel ödetmektedirler.

31 Mart ve 23 Haziran 2019 Belediye Başkanlığı seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Ana Muhalefet Partisi adayının kazanmış olması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Hükümet arasındaki ilişkilerde sıkıntılar yaşanabileceği izlenimleri yaratan söylemlere ve yorumlara neden olmaktadır. Deprem riskinin arttığının ileri sürüldüğü dönemde umarım bu söylemler ve yorumlar gerçeklikten uzak kalırlar. Zira, bir deprem olasılığında bu tür ilişki sorunlarını topluma açıklayabilmek ve anlatabilmek mümkün olamayacağı gibi toplumsal tepkileri de azaltamaz.

Umalım, ülkemizin deprem riski taşıyan bölgelerinde ciddi insan ve ekonomik maliyeti yüksek depremlerle karşılaşılmaz. Ancak depremin nedenleri ve maliyetlerinin bilimsel olarak açıklanabildiği ve doğru ve zamanında alınan önlemler sayesinde bu maliyetlerin çok ciddi boyutta azaltılabildiği çağımızda, deprem ve sonuçlarını Takdir-i İlâhî olarak anlatabilmek ve kabul edebilmek imkânı kalmamıştır.

Unutmayalım ki Tanrı, diğer canlılara değil, aklı, sorgulama ve araştırma yeteneğini sadece insana bahşetmiştir. Bunun nedeni de, bana göre, doğanın ve evrenin gizlerini ve sunduğu problemleri araştırıp, anlayıp çözmesi ve çözüm getirmesi içindir. Tarih bunun kanıtlarıyla doludur. Sümerliler, Fırat ve Dicle’nin baharda karların erimesi ile coşan sularının yarattığı sel baskınlarını sulama kanalları ile yarara çevirerek bunu başararak ilk örneği vermişlerdir. Mısır uygarlığı da Sümer’in ardından, Nil’in benzeri baskınlarını uyguladıkları tekniklerle berekete çevirmişlerdir. O günden beri Tanrı’nın bahşettiği aklı doğru ve verimli kullanan toplumlar, örneğin Japonya, deprem dahil birçok doğal afeti toplumlarına en az hasar verecek şekilde savuşturabilme becerisini geliştirebilmişlerdir.

Hikmet Uluğbay

 

 

[1] “İstanbul depremi için felaket senaryosu”, Odatv 17.07.2019 11:39

[2] Laing Aislinn and Tom Leonard, “France accuses the US of ‘occupying’ Haiti as thousands of troops flood in” Global Research January 19, 2010 ve Reuters, “Chavez says US occupying Haiti in name of aid”, Global Research January 18,2010.

[3] 6 Haziran 200 “Teke Tek”  televizyon programı.

[4] Altaylı Fatih, “Haiti’ye bakıp Celal Şengör’ü görmek”, Haber Türk Gazetesi 20 Ocak 2010.

[5] M.G. Kırıkkanat, “Bugün Haiti, yarın Türkiye” Vatan Gazetesi  20.1.2010.

[6] Uruş Alper, “7 üstündeki bir deprem işgale neden olur mu?”, Haber Türk Gazetesi 21 Ocak 2010 sayfa 9.

[7] Engdahl F. William, “The Fateful Geological Prize Called Haiti”, Gşobal Research January 30, 2010 ve Laurent Marguerite, “Oil in Haiti-Economic Reasons fort he UN/US Occupation” Open Salon 13 October 2009 (aynı makale Global Research de January 22, 2010 da yeniden yayınlandı.

[8] Yukarıda 1 nolu dip nottaki Aislinn ve Leonard’ın yazısı.

[9] Chossudovsky Michael, “The Militarization of Emergency Aid to Haiti: Is it a Humanitarian Operation or an Invasion?” Global Research January 15, 2010.

[10] Chossudovsky Michael, “The Destabilization of Haiti”, Global Research February 29, 2004.

[11] Chossudovsky Michael, “The Militarization of Emergency Aid to Haiti: Is it a Humanitarian Operation or an Invasion?”,  Global Research January 15, 2010.

[12]  “US Says it will stay in Haiti for long term” Global Reach January 23, 2010.

[13] “Cuba’s claims of 20 B barrels in offshore oil raise eyebrows” Reuters October 24, 2008/Canada.com.

[14] Carroll Rory, “Medvedev and Castro meet to rebuild Russia-Cuba relations” The Guardian November 28, 2008.

[15]  “Venezuela, China sign 16 bn dolar oil deal” September 17, 2009.

[16] Bryanski Gleb, “Russia, Venezuela set up $20 bln oil venture” Reuters Moscow/Caribbeannetnews.com.

[17]  “BP makes ‘Giant’ oil discovery in Gulf of Mexico” The Huffington Post September 2, 2009.

[18] Engdahl F.W., yukarıda dipnot 6 da yer alan makalesi.

[19] Engdahl F.W., dipnot 6 da yer alan makalesinin 16 nolu dipnotu.

[20] Michel Dr. Georges, “Oil in Haiti” 27 March 2004, margueritelaurent.com.

[21] Engdahl F.W., dipnot 6 daki yazısı.

[22] Engdahl F.W., “Confessions of an ‘ex’ Peak Oil believer” 14 September 2007, engdahl.oilgeopolitics.net.

[23]  “Researchers at the Royal Institute of Technology (KTH) in Stockholm have managed to prove that fossils from animals and plants are not necessary for crude oil and natural gas to be generated”, 10.09.2009, innovations-report.com.

[24]  “US Says it Will Stay in Haiti for Long Term” Global Research January 23, 2010.

[25] Chossudovsky Michel, “A Haiti Disaster Relief Scenario Was Envisaged by the US Military One Day Before the Earthquake”, January 21, 2010 Global Research.

[26] Griswold Deirdre, “Cuba, China, Venezuela Send Immediate Assistance to Haiti” Global Research January 22, 2010.

[27] “İstanbul için felaket senaryosu” 17 Ağustos 2009 Gerçek Gündem.

[28]   “Haiti’deki depremde ölenlerin sayısı” 5.2.2010 Stargündem.

[29] Eia.doe. “Important World Oil Transit Chokepoints”.

[30] OPEC, “Annual Statistical Bulletin 2007”.

[31] “İstanbul’u korkutan deprem uyarısı!  Almanlar Marmara’da 7.4’lük deprem bekliyor”, Takvim webtv 10.07.2019 16:36.

[32] “İnanması güç fakat İstanbul’u depreme hazırlamak hala mümkün”, Odatv 29.01.2019 19:04.

[33] T.C. İstanbul Valiliği, Üniversite Şehri İstanbul.

[34] Wikiwand, Nüfuslarına göre ülkeler listesi.

[35] Deprem ve Doğalgaz – Doğalgaz Dergisi.

 

Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı-2” üzerine bir yorum

  1. Elinize dimağınıza sağlık sevgili ağabeyim. Konuyu her zamanki gibi titizlikle incelemiş ve çok net bir şekilde ortaya koymuşsunuz. Okurken Hitchcock filmi izler gibi hissettim kendimi. Keşke devleti yönetenler de okusa ve işin önemini anlasa!…Fakat maalesef ümidim yok. Celal Şengör Hoca, medyada adını duyurmak için zaman zaman bilim insan ile bağdaştıramadığım fantastik çıkışlar yapıyor. Makalenizde değindiğiniz görüşlerini de bu kapsamda değerlendirdiğim için ciddiye almıyorum.Üzüntüm devleti yönetenlerin geliyorum diye bağıran depremi hala ciddiye almaması.
    Saygılar sunuyorum.
    Osman Tunaboylu

    Beğen

Osman Tunaboylu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s