Birinci Dünya Savaşı’nın Gerçek Nedeni

Aşağıda okuyacağınız Birinci Dünya Savaşı ile ilgili söyleşi, Yeni Adana Gazetesi’nden Ahmet Erdoğdu ile yapılmış ve anılan Gazete’nin 5 Kasım 2014 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Soru 1) Size göre I. Dünya Savaşının gerçek nedeni nedir?

Yanıt 1) Birinci Dünya Savaşı’nın, çıkışına değil, çıkarılışına ilişkin olarak birden çok neden ileri sürüle gelmiştir. Bu savaşın önde gelen gerçek nedenlerini saptayabilmek için önce 1750 de başlayan “Sanayi Devrimi” sonrasında yer alan bazı gelişmeler üzerinde kısaca bellek tazelemek gerekir. Sanayi Devriminin başlamasından çok önce, okyanus aşabilen büyük yelkenli gemi yapım ve yönetim teknolojisini geliştiren İngiltere, İspanya, Portekiz, Fransa ve Hollanda; Afrika, Asya ve Amerika kıtalarında birçok ticari ve Hıristiyanlık inancını yayma amaçlı misyonerlik kolonileri kurmuşlardı. Sanayi Devrimi ham madde kaynakları gereksinimini arttırdığı gibi, iç tüketim fazlası ürünler için Pazar bulma zorunluluğunu da beraberinde getirmişti. Sanayi Devrimi sonrasında bu koloniler sömürgeler haline getirilmiştir.

Sanayi Devriminin yayılma sürecinde iki Avrupa ülkesi, Almanya ve İtalya politik bütünlükleri henüz tamamlamamış küçük prensliklerden oluşan yapılarda olmaları nedeni ile sanayileşme girişimleri İngiltere ve Fransa’nın rekabeti karşısında zorlanmakta ve ham madde kaynaklarına ve pazarlara erişim sıkıntısı yaşamakta idiler. Alman prenslikleri Prusya’nın liderliğinde 1818 yılında Gümrük Birliği’ni kurarak sanayileşme sürecini koruma altına aldılar ve bu 1871 de sanayisi güçlü Alman İmparatorluğu’nun kurulması ile sonuçlandırdılar. İtalya’da ise prenslikler, 1815 de Avrupa’da Napolyon tehlikesinin kalkması sonrası politik birliğini kurma girişimlerine başladılar ve 1871 de Roma’nın İtalya Krallığının başkenti olması ile tamamladılar. İtalya da bu süreç sonunda sanayileşmede önemli bir aşamaya gelebilmişti.

Almanya ve İtalya’nın ekonomik gelişmesi ve sanayi devrimi aşamalarını tamamlama çalışmaları, ulusal birliklerin kurulmasından sonra hız kazandı ise de önlerindeki en önemli sorun hammadde kaynaklarına erişim ve sanayi ürünlerine Pazar bulabilme olarak ortaya çıktı. Bu da iki ülkenin gündemine sömürge edinebilme arayışları olarak girdi.

Gümrük Birliğinin 1818 de kurulmasında sonra 1850 lerde Alman sanayicileri ve tüccarları arasında koloni edinilmesi gereği dile getirilmeye başlanmıştı[1]. Hatta Almanya’nın 1871 de Fransa’yı yenmesi üzerine bazı işadamları, Fransa’nın sömürgesi Güney Vietnam’ı Almanya’ya terk etmesini bile gündeme getirmişlerdi. 1880 li yıllarda Alman sanayicileri ve bankaları Hükümet üzerinde sömürge edinilmesine yönelik baskılarını yoğunlaştırmışlardı[2]. Bismark, başlangıçta bu isteklere önem vermedi ise de yoğunlaşan talepler karşısında bu konuyu gündemine aldı ve Fransız Başbakanı Jules Ferry ile yaptığı görüşmelerde, Almanya’nın Alsace-Lorraine’den çok Asya ve Afrika’da sömürge edinmekle ilgilendiğini dile getirerek zemin yoklaması bile yapmıştır[3].

1883 ve izleyen yıllarda, İngiltere ile Almanya arasında Güney Afrika’daki ekonomik çıkarlar konusunda diplomatik kriz yaşanmaya başlandı ve bunun sonucunda Almanya bazı tavizler elde etti. İzleyen yıllarda İngiltere ve Almanya arasında Afrika’daki ekonomik çıkar çekişmesi daha da hareketli konuma geldi. Bu süreçte, Almanya, İngiltere ile Fransa arasındaki ekonomik çıkar çekişmelerini de ustaca kullanmaya çalıştı. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Gordon Craig’in kitabına veya diğer kaynaklara başvurabilirler. 1885 sonrasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Almanya ve İngiltere arasında ekonomik ve politik çıkar çekişmesi de yoğunlaşmıştır. Bu konudaki gelişmeler hakkında kapsamlı bilgilere Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu” isimli kitabı ile “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Petropolitik” isimli kitabımdan ulaşılabilir.

Almanya’da nüfus artışının 1700 lü yıllarda hızlanması sonucu bir yandan Amerika’ya göçler artarken, diğer yandan da Doğu Avrupa’ya Alman göçleri başlamıştır. Bu bağlamda 1764-1767 döneminde Volga Nehri kıyılarında Alman göçmen kolonileri kurulmuştur. 1786 dan itibaren Rusya’nın Karadeniz kıyılarında da Alman göçmen kolonileri kurulmaya başlamıştır. 1804 den sonra Karadeniz kıyılarındaki kolonilerin sayısı hızla artmaya başlamıştır. İzleyen yıllarda Kuzey Kafkasya bölgesinde de Alman göçmen kolonileri kurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Rusya’da yaşayan Almanların sayısı yüzbinlerle ifade edilen boyutlara ulaşmıştır[4]. Rusya’ya Alman göçmen gelmesi Çarlık yönetimi tarafından da özendirilmiştir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğundan kazanılan topraklara Rus göçmenler yanında Alman göçmenlerin gelmesi de özendirilmiştir.

Almanya’da ulusalcılık akımları 1891 yılında çok güçlü konuma gelmiş ve bu bağlamda, “Doğu’ya Yönel (Drang nach Osten)” düşüncesi, “Eski Doğu’ya doğru git yeniden canlandırılmalı” anlayışı ile önde gelen ilkelerden birisi konumuna taşınmıştır.

İtalya ise sömürge alanları olarak Kuzey Afrika’daki Osmanlı topraklarını hedeflemişti. Bu bağlamda Fransa’nın Tunus’a el koyması İtalya’yı tedirgin bile etmişti.

Avrupa’da ortaya çıkan bu sömürge ve kaynak paylaşım kavgası, Uzakdoğu’da da Japonya ile İngiltere ve Rusya, Rusya ve Fransa arasında yer almıştır. Özellikle Japonya-Rusya arasında yaşanan 1904-1905 yıllarında yer alan Mançurya ve Kore üzerinde denetim kurma savaş da aynı nitelikte bir savaştır.

Sanayi Devrimi sonrasındaki en önemli gelişmeler kömürün yanında akışkan enerji kaynakları kullanım tekniklerini ve kullanımlarını geliştirme ve metalürji alanlarında yer almıştır. Bunlara ek olarak savaş sanayiinde de büyük teknolojik buluşlar ve uygulamalar yaşama geçmiştir. Bu alanlardaki gelişmeler ise Avrupa ülkelerinde bulunmayan, petrol, krom, manganez ve benzeri ham maddelere stratejik önem kazandırmış ve bunların bulunduğu alanları denetleme yarışını başlatmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nda doğal kaynak zengini sömürgelere sahip İngiltere ve Fransa ile doğal kaynak fakiri Almanya, İtalya ve Japonya’nın karşı karşıya gelmeleri rastlantı değildir. Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa’nın yanında yer alması ise, geniş ölçüde, ülkesindeki nüfusu yüzbinleri bulmuş olan Alman göçmen varlığı ışığında Almanya’nın “Drang nach Osten” politikasına karşı korunma anlayışına dayanmıştır.

Diğer taraftan İngiliz coğrafyacısı Sir Halford John Mackinder’in 1904 “The Geographical Pivot of History” başlıklı makalesi[5] ile dünya hegemonyası için denetlenmesi gereken coğrafya tanımında en önemli yer olarak Avrasya’yı göstermesinin Rusya’yı İngiltere ile aynı safta olmaya özendirmiş olabilir.

Yukarıdaki özet bilgilerin yanında yapılan tarih araştırmaları I. Dünya Savaşı’nın ilk kaynak paylaşım savaşı olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun dışında ileri sürülen diğer nedenler, bana göre, ikincil ve üçüncül niteliktedir.

Soru 2) Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşına katılma gerekçesini yerinde buluyor musunuz?

Yanıt 2) Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’na katılması için, Avrupa devletleri ile Rusya’nın 1700 lü yıllardan sonra ortaya açıkça çıkan ve 1815 yılında Napolyon’un Waterloo yenilgisinden sonra daha da güçlenen Osmanlı toprakları üzerindeki emelleri anımsandığında hiçbir akılcı gerekçesi olmadığını düşünüyorum. Sanayi Devrimini başlatamamış ve bu devrime ayak uyduramamış olan Osmanlı İmparatorluğu Sanayi Devrimini izleyen dönemde, kapitülasyonların da etkisi ile süratle Avrupa Devletlerinin sömürdüğü bir konuma gelmişti. Hatta Fransız Büyükelçisi Choiseul-Gouffier 1788 yılında “Osmanlı İmparatorluğu, Fransa’nın en zengin kolonisidir” savını bile ileri sürmüştür[6]. Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması Avrupa’nın güçlü devletleri arasında birkaç kez gündeme gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun neden bu yıllarda Avrupa ülkeleri tarafından parçalanamadığını Sadrazam Âli Paşa’nın 1871 tarihli vasiyetnamesinden bir alıntı ile açıklamak isterim; “Memleketimize göz dikenler aralarında anlaşamıyorlardı. Bazıları topraklarımızı fethetmek istiyordu. Diğerleri ise, tek gayeleri kaynaklarımızı istismar etmek olduğundan, buna mâni olmak için aralarında ittifak yapmak yoluna gidiyorlardı. Avrupa’nın yegâne emeli ya memleketimizi fethetmek ya da sanayileri ve ticaretleri için kazanç sağlamaktı.[7]” Âli Paşa’nın bu gözlemlerini doğrulayan diğer bilgiler, “Doğu Sorunu” başlığı ile dilimize çevrilen kitapta bolca bulunmaktadır. Bunlardan sadece birisini alıntılamak isterim; “Aralık (1876) ayında İstanbul’un savunma koşullarını ve kenti korumak için İngiliz birliklerini gönderme olasılığını değerlendirmek üzere kentte gönderilen Albay Home, İngiltere’nin yıkılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutmaya teşebbüs etmemesini öneriyordu. 26 Aralık’ta ‘İmparatorluğu parçalayıp, kendi payımızı almanın vakti geldi’ diye yazacaktı.[8]

Osmanlı Devletini parçalama konusunda anlaşamayan Avrupa güçleri, Sanayi Devrimi sonrasından başlayarak I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı İmparatorluğu’nu egemenlik hakkından vaz geçirerek terk etmeye zorladıkları topraklar ile adeta parça parça yutmuşlardır. Bu konudaki örnekleri kısaca anımsamak yukarıdaki bilgileri tamamlayacaktır. Tunus ve Cezayir Fransa’ya, Mısır, Kıbrıs, Bahreyn, Katar ve Kuveyt İngiltere’ye ve Libya İtalya’ya bırakılmıştır.

İşin ilginci, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına birkaç ay kala, 15 Haziran 1914 günü İngiltere ve Almanya arasında “Bağdat Demiryolu ile ilgili İngiliz Alman Anlaşması” imzalanmıştır. Gizli tutulan bu anlaşma, eki mektuplar ve açıklama notları ile anılan demiryolu projesinin yanında, sulama projeleri Dicle ve Fırat üzerinde gemi taşımacılığı dahi birçok alanda iki ülkenin çıkar paylaşımı ve işbirliği esasları düzenlenmiştir[9]. Görüldüğü üzere birkaç ay içinde savaşmaları kaçınılmaz noktaya gelmiş iki rakip Avrupa gücü, bir yandan Osmanlı Devleti’ni kendi yanlarına almak, (İngiltere bakımından en azından tarafsız kalması istenen) diğer taraftan da paylaşılmak için anlaşabilmektedir.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na Enver Paşa’nın sınır tanımayan ihtirası yüzünden girerek parçalanma ve tasfiye edilme sürecini hızlandırmıştır. Osmanlı Devlet savaşa girmese idi bile büyük güçlerin ekonomik çıkar kavgaları gereği etnik ve inanç farklılıkları kaşınarak içinden kontrollü biçimde parçalanacaktı. Böyle bir parçalanma sürecini de, bir ulusal kurtuluş savaşı ile durdurmak için toplumsal direnci harekete geçirmede karşılaşılacak güçlükler nedeni ile, durdurmak mümkün olmayabilirdi.

 

Soru 3) Petrol konusunun bu savaştaki yeri nedir? Savaşın sonuna doğru yapılan Bakü atağını da değerlendirir misiniz?

Yanıt 3) İlk sorunuzu yanıtlarken de kısmen değindiğim üzere, bu enerji ve maden kaynaklarını paylaşım kavgasında petrolün çok önemli bir yeri vardır. Başta İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa ve ABD’de petrol ürünlerinin sanayide ve savaş araç-gereçlerinde kullanımı teknolojisinde ve araçlarında çok önemli buluşlar ve uygulamalar yer almıştır. 1800 lü yılların başlarında başlayan “içten patlamalı motor” üretim araştırmaları yüzyıl boyunca artarak ve çeşitli ülkelere yayılarak devam etmiş ve 1870 li yıllardan itibaren, Nikolaus Otto, Karl Benz, James Atkinson, Gottlieb Daimler ve Rudolf Diesel gibi buluşçular ticari olarak kullanılabilecek benzin ve dizel ile çalışan içten patlamalı motorların patentini almışlardır. 1890 lı yıllarda binek otomobillerinin ilk modelleri Almanya ve Fransa’da üretilmeye başlandı ve süratle geliştirildi[10]. ABD’de başta Ford Şirketi olmak üzere motorlu taşıt üreten şirketler 1915 yılına geldiğinde yılda 870,000 den fazla otomobil üreten noktaya ulaşmışlardı[11]. Otomobil üretiminin yanında kamyon üretiminde de önemli gelişmeler yer almıştır. İngiltere’de tankın ilk modelleri 1900 lü yıllarda üretilmeye başlanmıştır. Uçak yapma arayışları 1890 yılından başlayarak ivme kazanmıştır. Askeri amaçla uçağı ilk kullanan ülke İtalya olmuştur. Eylül 1911-Ekim 1912 arasında süren Libya’ya yönelik Osmanlı-İtalya savaşı sırasında İtalya tarafından, keşif, bombalama ve topçu rehberliği yapma amacı ile kullanılmıştır. Bulgaristan, 1912-1913 dönemindeki Birinci Balkan Savaşında Osmanlı mevzileri üzerinde keşif ve bombalama amaçlı olarak uçak kullanmıştır[12]. 1904 yılından itibaren İngiltere Donanması ı. Lord’u görevine getirilen Amiral Fisher savaş donanmasını petrolle çalışan gemilerle donatmaya başlamış ve 1911 de Donanma Bakanı olan Sir W. S. Churchill bu çalışmaları daha hızlandırmış ve savaş donanmasının tüm modern gemilerini fuel-oil ile çalışır konuma getirtmiştir. İngiltere’nin savaş donanmasını fuel-oil ile çalışır konuma getirmesi petrolün stratejik hammadde olmasını sağlamıştır. Almanya’da Amiral Tirpitz 1898 yılında yasama organından çıkan bir yasa ile savaş donanmasını modernleştirme konusunda çalışmalara başlamış ve yeni yasalarla modern gemi inşa programı desteklenmiştir. Almanya ve İngiltere arasında modern savaş donanması inşa yarışı başlamıştır. Bu dönemde bir petrol ürünü olan toluene’in 1902 yılında patlayıcı olarak barut ve diğer kimyasalların yerini alması, petrolün stratejik önemini çok daha ön plana çıkarmıştır.

1890 lı yıllardan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümranlığı altındaki topraklardaki petrol varlıklarının ayrıcalığını elde etmek için başta Almanya ve İngiltere arasında daha sonra ABD ve Rusya’nın da katılımı ile yoğun bir ticari ve politik çekişme başlamıştır. Bu çekişmenin tüm ayrıntıları “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Petropolitik” isimli kitabımda yer almaktadır. İngiltere ve Almanya arasındaki bu çekişme çok yoğun geçmiş ve Osmanlı Hükümetleri bu baskılardan bunalmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkarılmasında “petrol çıkarları” çok önemli bir yer tutmuştur. Esasen yapılan araştırmalar da bunu somut olarak ortaya koymuştur. Bu konu “Birinci Dünya Savaşı ve Petrol Kaynaklarının Paylaşım Kavgası[13]” başlıklı makalemde tüm boyutları ile incelenmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Alman orduları, Bakü petrollerini ele geçirmek üzere Ukrayna üzerinden Kafkasya’ya ilerlemiştir. Aynı günlerde Osmanlı Ordusu da Batum ve Karsı ele geçirmiştir. Her iki ordunun bu hareketleri devam ederken, savaş süresince Filistin Cephesi’nde görev yapmış olan Alman Albayı Kress von Kressenstein Kafkasya’da Tiflis kentine gelmiş ve yörede yerleşik Alman kolonilerdeki köylülerden ve savaşta Ruslara esir düşen Alman askerleri ile Gürcülerden oluşan bir askeri birlik oluşturarak Osmanlı Ordusunun Bakü’ye ilerlemesini engellemek istemiştir. Osmanlı ordusu ile von Kressenstein’in bölgede oluşturduğu derme çatma birlikler sıcak çatışma eşiğine gelmişlerdir. Von Kressenstein’ın bu macerasının Osmanlı Devleti ile Almanya arasında politik bir krize dönüşmesi, Enver Paşa ve İstanbul’da görevli Alman generali von Seeck’in 5 Haziran’da Batum’a hareket ederek duruma el koymaları ile önlenebilmiştir. Ancak bu garip durumdan çok daha ilginç olan gelişme ise, bu sürecin yaşandığı günlerde Alman Hükümeti’nin, Berlin’deki Rus Büyükelçisine Rusya’nın Bakü petrollerinden bir bölümünü Almanya’ya vermeyi kabul etmesi halinde Osmanlı ordusunun Bakü’ye ilerlemesini engel olabileceklerini bildirmiş olması ve önerinin Lenin tarafından kabul edilmesidir[14]. Görüldüğü üzere, petrolün stratejik önemi, aynı safta çarpışan ülkeleri bile kendi aralarında savaşacak noktaya bile getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın petrolle bağlantılı boyutu dönemin politik liderlerinin yaptığı açıklamalarda da net görülür. O söylemlerle, bugün ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki petrol ve doğal gaz kaynakları ile boru hatlarının bulunduğu alanları denetlemek için taşeronlar eliyle yürütülen savaş için söylenenler arasındaki paralelliği öğrenmek isteyenler www.hikmetulugbay.com/?p=422 adresindeki yazımı da inceleyebilirler.

Soru 4) Bu savaşın Kurtuluş Savaşına, Cumhuriyete ve günümüze etkileri nelerdir?

Yanıt 4) Birinci Dünya Savaşı’nın Kurtuluş Savaşı üzerinde çok boyutlu etkileri olduğunu düşünüyorum. Savaş, ülkemizin insan gücü kaynağını, yüzbinlerce asker ve sivil can kaybı ve yine yüzbinlerce insanın sakat kalmasına neden olarak çok ağır bir şekilde yıpratmıştır. Bu yüksek insan gücü kaybına rağmen, Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcını organize edecek, yürütecek ve başarıya ulaştıracak başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere askeri komuta kademesine çok büyük deneyimler kazandırmıştır. Ayrıca, savaş gazilerinden oluşan savaş deneyimli bir ordu potansiyeli de yaratmıştır. Ülkenin esasen çok kıt olan ekonomik kaynaklarının çok ciddi erozyona uğramasına yol açarak, Kurtuluş Savaşı’nın yokluklar içinde başlayıp sürmesine neden olmuştur. Bu yokluklar nedeni ile savaştan arta kalan silah ve mühimmatın Kurtuluş Savaşı’nda kullanılabilmesi için silah sanayi atölyelerinin oluşmasına yol açarak, Cumhuriyet dönemi barış ve silah sanayi üretimi için çok önemli deneyimler elde edilmiştir. Bu deneyimler sonucu Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak lâik ve çağdaş eğitime, sanayileşmeye, ülke zenginliklerine sahip çıkmaya, teknolojik gelişmeye büyük önem verilmiş ve çağdaş bir toplum ve devlet yapısını oluşturmak için birçok kurumsal alt yapının oluşturulmasına girişilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı deneyimleri, Kurtuluş Savaşı’nı başlatıp başarıyla tamamlatacak komuta kademesine ve toplumun aydınlarına “ümmetler topluluğunun” değil, “ulus devlet”in modern çağda ayakta kalabileceğini de göstermiştir.

Soru 5) Konuyla ilgili ilave etmek istediğiniz hususlar

Yanıt 5) Politikacılar, bürokratlar, teknokratlar ve akademisyenler Birinci Dünya Savaşı’na yol açan gelişmeleri, savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında dünyada ve coğrafyamızda yer alan gelişmeleri ve olayları ayrıntısı ile inceleyip gereken dersleri çıkarmak durumundadır. Bu yapılmadığı sürece bu coğrafyada tekrar tekrar sahneye konulan Büyük Ortadoğu Projesi gibi çeşitli projelerin ülkemize ödeteceği maliyetler öngörülemez ve oyunlardaki tuzaklar nedeniyle büyük ulusal maliyetlerle karşılaşma durumunda kalınabilir. İşin acı tarafı ülkemize ve halkımıza büyük bedeller ödetmiş Birinci Dünya Savaşı’nın 100 üncü yılında yukarıda değinilen dersleri çıkarmaya yardımcı olacak özgün akademik çalışmaların sayıca yok denecek kadar az olmasıdır. Aynı şekilde Avrupa ülkelerinin 100 üncü yıl nedeniyle yayınladıkları kitaplar da dilimize henüz çevrilmeye başlanmamış olması da üzüntü vericidir.

Tarihçilerimizin Osmanlı Devleti’nin çöküş nedenlerini Avrupa’daki aydınlanma çağı ve Sanayi Devrimi ışığında değerlendiren karşılaştırmalı çalışmaları çoğaltarak ve yaygın halk kitlesinin ilgi ve merakını çekecek şekilde yayınlamaları gerekmektedir. Aynı nitelikteki çalışmalar ile yayınların Cumhuriyet’in kuruluş süreci açısından da yapılmasında büyük fayda olduğuna inanıyorum.

Bana konu hakkında görüşlerimi açıklama fırsatını verdiği için size ve Yeni Adana Gazetesine teşekkürlerimi ve okurlara da saygılarımı sunuyorum.

[1] Craig Gordon A., “Germany 1866-1945”, Oxford University Press 1978, sayfa 117.

[2] Y.a.g.e., sayfa 118-119.

[3] Y.a.g.e. sayfa 119.

[4] Wikipedia “German colonies in Russia” maddesi.

[5] Mackinder Sir Halford John, “Democratic Ideals and Reality; A Study in the Politics of Reconstruction.

[6] Stravrianos L. S., “Global Rift, The Third World Comes of Age” William Marrow & Co. Inc. 1981 sayfa 122.

[7] Andıç Fuat ve Süphan Andıç, “Sadrazam Âli Paşa Hayatı, Zamanı ve Siyasi Vasiyetnamesi” Eren Yayıncılık 2000, sayfa 60.

[8] Anderson Matthew Smith, “Doğu Sorunu” Çeviren İdil Eser, YKY 2. Baskı Mart 2010 sayfa 222-3.

[9] Earle E. M., “The Secret Anglo-German Convention of 1914 Regarding Asiatic Turkey”, The Political Science Quarterly, Cilt 30 No 1, 1923 sayfa 24-42.

[10] J.P. Bardou, J-J. Chanaron, P. Fridenson ve J.M. Laux, “The Automobil Revolution”, The University of North Carolina Press 1982, sayfa 11-13.

[11] Lacey Robert “Ford The Men and The Machine” Little, Brown and Company 1986 sayfa 105, 184.

[12] Wikipedia, “History of Aviation”.

[13] Özdağ Prof. Dr. Ümit (Ed.) “100. Yılında Birinci Dünya Savaşı” Kripto Yayınları.

[14] Fromkin David, “A Peace to end all peace”, Avon Books N.Y. 1990, sayfa 355.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s