Sabır

Son günlerde ülkemizde yer alan tartışmalarda “sabır” sözcüğü sıkça söylenmekte. Ben de deneme çalışmalarım içinde bu konuda bazı satırlar yazmaya çalışmıştım. Sanırım, yayınlanma zamanı geldi.

Günlük konuşmalarımızda zaman zaman kendimize ve başkalarına sabırlı olmayı öneririz ve karşılaştığımız sorunlar karşısında, biz sabrımızı veya sabrımız bizi tartar ve sınar. Ancak, yaşamımızda çok önemli bir yeri olan sabır sözcüğünün içeriğini yeterince doldurabildik mi, niçin ve nasıl sabretmemiz gerektiğinin sağlıklı analizini yapabildik mi, sabırsızlıkların bedellerini yansız bir gözle değerlendirebildik mi? Bu sualler, her bireyin ayrı ayrı ve toplum olarak hep birlikte yanıtlamamız gereken sorular! İnsanlığın, hemen her konuda olduğu gibi, sabırla ilgili bu sorulara da daima yanıt araya geldiğini biliyoruz. Yanıt arayışı, diğer konularda olduğu gibi sabır konusunda da devam edecek. Ben de kendi arayışımda şu ana kadar elde ettiğim bazı yanıtları sizlerle paylaşmak istedim.

Bir sözlüğümüz, sabrı şöyle tanımlamaktadır; “Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi”[1], bir diğeri ise; “dayanan, acelesiz bekleyen, dişini sıkan”[2] olarak açıklamaktadır. Bu sözcüğün İngilizce karşılığı olan “patience” ise şu şekilde tanımlanmıştır; “sancı, tahrik ve benzeri durumlarda sakin ve yakınmadan dayanma.”[3] Dilimizdeki ve yabancı dildeki tanımlar bir birine çok yakın. Tüm bu tanımlar, sabır sözcüğüne hareketsiz, eylemsiz ve tevekkül içinde başına gelene rıza gösteren bir bekleme anlayışı yüklemiştir. Buna karşılık kutsal kitaplar ise, “ruhunuzu sabırla kazanacaksınız.” diyor.  Sözlükler, sabra eylemsiz bir bekleyiş yüklerken, kutsal kitaplar, onu çaba boyutuna çekiyor, aksi halde ruh sadece beklenerek nasıl kazanılır.

Sabır, bence, hareketsiz bir sonuca katlanma bekleyişi olmadığı gibi, karşılaştığımız olaylar karşısında sergileyeceğimiz olgun bir tavırdan da ibaret değildir, o, yaşam boyu yürüyeceğimiz bir yolun adıdır. Bu erdeme ve bilgeliğe giden arayış yolunun adıdır. Bu yol, inişleri, çıkışları, sorgulamaları ve zaman zaman da yol ayırımları olan bir güzergâhtır. Bir başka açıdan bakarsak, sabır belki de, erdem ve bilgelik yolunu adım adım aydınlatan öğretmenin adı! Bu ikinci tanımlamaya da birincisi kadar kendimi yakın hissediyorum. Zira, yaşam yolumuzda her attığımız adım teker teker aydınlanmıyor mu? Acele etsek bile bir kaç adım sonrasını gözlerimizle ve usumuzla görebiliyor muyuz? Tahminde bulunsak bile, bu, o noktayı net olarak görebilmek değildir çoğu kez.

İnsanlık sabrı yaşayarak, onu öğrenerek, ona sözlüklerin belirttiğinin çok ötesinde ancak gerçek tanımına yaklaşan anlamlar yükleyen özdeyişleri üretmiştir. Şimdi deneyim imbiğinin bu ürünlerinden bazılarına kısaca göz atalım. İngiliz filozofu Bertrand Russel(1872-1970) şöyle diyor; “Dersten sıkılan bir çocuğu cezalandırmak, dersi ilgi çekici yapmaktan daha kolaydır.” Bu ifadede sabır sözcüğü geçmese de tümüyle sabrın aktif boyutu ile ilgili bir gözlemdir. Öğretmenler, dersi çocuklar için ilginç kılacak yöntemleri bulmak üzere devamlı bir çalışma ve arayış içinde olmak erdemini sergilemelidirler mesajını vermektedir. Bu tür bir hazırlık ve uğraş da sabırlı olmayı gerektirmiyor mu?

İngiliz devlet adamı ve yazar Edmund Burke(1729-1797) ise deneyimlerinden çıkardığı anlayışı şu sözlerle ifade ediyor; “Sabrımız, bize fiziki gücümüzden daha fazlasını kazandıracaktır.” Bu gözlem de sabrın pasif bir bekleyiş olmadığını çok net bir biçimde vurguluyor. Fiziki güç kullanma zorunda kaldığımızda bile akılcı olup, güç yerine akıl birikiminin verdiği olanakların hizmetinden yararlanmayı öneriyor. Burke’ın bu akılcı saptamasını, kendi özdeyişimiz de çok güzel ifade etmiştir; “Öfke ile kalkan, zararla oturur.” Kutsal kitaplarda da bunu yansıtan güzel bir anlatış var; “Öfkenizin üzerine güneş batmasın.” bu ifade sadece sabrı değil onun ötesinde bağışlayabilme olgunluğunu da öneriyor. İnsanlık, öfkeye yönelik bu anlayışa ulaşabilmek için tarih boyunca, birçok ağır bedel ödemedi mi?

Çin kültürü ise, gözlemini kendi zarafetine uygun bir akılcılıkla söylemiş; “Sabırla dut yaprağı, ipek bir giysiye dönüşür.” Bu söylemin, sabra eylem, beceri ve üretkenlik yükleyen bir akılcı felsefenin ürünü olduğu açık değil mi? Miskince, kaderci bir anlayışla yaşamı israf ederek yapılan bekleyişin ilahî yanlışlığını daha net dile getirmek olası mı?

Aynı anlayış İngiliz amirali Sir William Penn (1621-1670) tarafından şöyle dile getirilmiş; “Sabır ve gayret, inanç gibi dağları devirir.” Penn, haklı olarak gayreti sabrın ayrılmaz bir parçası konumuna getirmiş ve bu birlikteliği, inancın gücü ile eşdeğer konumda görmüştür. Esasen inanç da, yukarıda değinilen alıntılarda olduğu gibi insanlardan sabır ve doğruluk yolunda gayret istemiyor mu?

Amerikalı politikacı Adlai Stevenson(1900-1965), deneyimini ve tarihi akılcılık gözlüğü ile okuyabilen kişiliğinin öğrettiğini bize şu sözlerinde yansıtır; “Akıllı kişi, tarih yapışı aceleye getirmez. Birçok savaşlar sabırla önlendi, birçokları ise pervasız acelecilik nedeniyle başlatıldı.” Acaba Adlai Stevenson bu sözü söylemeden önce Kurtuluş Savaşımıza ilişkin bazı şeyler mi okudu diye insanın aklına geliyor. Devlet adamının sahip olacağı niteliklerin arasında sabrın en az diğerleri kadar önemli olduğunu anlatan buna benzer çok az özdeyiş vardır. Ancak, sabrı da akılcı yaklaşımın araçlarından biri olarak kullanmayı bilen devlet adamlarının, uluslarını birçok bedeli ödemekten koruyabildiğini tarih örnekleri ile bize öğretmektedir.

Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün izlediği stratejinin sabır boyutunu ise İsmet İnönü, Rauf Denktaş’a şöyle anlatmış; Batı Cephesi komutanı olarak, savaş gereçleri taleplerimi, malzeme yokluğu nedeni ile karşılayamadığı günlerde Atatürk, “Türk’ün vatanı müdafaa sabrının bittiği yerde, sabır yeniden başlar.” demişti.

Ünlü Rus yazarı Leo Nikolaevich Tolstoi ise sabrın ne denli güçlü bir savaşçı olduğunu şöyle açıklıyor; “Tüm savaşçıların en güçlü ikilisi, zaman ve sabırdır.” Tolstoi’un bu gözleminde vurguladığı gibi, sabır, akılcı insanların beceri ile kullandığı bir strateji aracı olarak kazanmayı güvence altına alabilen bir gereç olmamış mıdır, zaman zaman. Tarihi incelediğimizde, zaman ve sabır karşısında yenilgiden kurtulabilen bir güç hatırlayabiliyor muyuz? Örneklerden biri Mahatma Gandi’nin mücadelesi değil midir? Vietnam savaşında sabrın oynadığı rolü araştıran oldu mu? Mendela’nın başarısının gerisinde de zaman ve sabırdan başka bir şey mi vardı? Rauf Denktaş’ın mücadelesi sabır ve zamana dayanmıyor mu? En önemlisi Çanakkale’de ve İstiklal Savaşı’nda Atatürk’ün sergilediği liderlikteki sabrın katkısını inceledik ve anladık mı? O süreçte sabrın nasıl değerlendirildiğini ne denli araştırdık? Bu örneklerde dahi sabır, hiç bir zaman miskince boyun eğen bir bekleyiş olmamıştır. Aksine yoğun bir çalışma, araştırma ve strateji geliştirme yolu ve yöntemi olmuştur. Bu süreçlerin her biri ulusların bilinçlenme, inatla direnme gücüne ve kazanma azmine dönüşüm süreci olmuştur, sabır. Gandi ve Mandela gibi örneklerin de açıkça gösterdiği gibi sabır, askeri mücadelelerden çok siyasi mücadelelerde de başarılıyı belirleyen akılcı süreç olmuştur.

Sabır, her alanda gerekli, ancak en çok gerekli olduğu alan, çocuk eğitimi için anne, baba ve öğretmen üçlüsünün sergileyeceği eğitimdeki sabırdır. Bunun aynı zamanda bir ölçü olduğunu Franklin Jones çok güzel dile getirmiştir; “Ne kadar sabırlı olduğunuzu çocuklardan öğrenin.[4]” Zira, bu üçlünün çocuk eğitimdeki sabırsızlığının bedellerini, eğitimden ve okumaktan soğumuş, mutsuz, huzursuz ve sorunlu yaşamları ile o çocukların ve toplumun hep birlikte ödemekte olduğunu her gün gözlemlemiyor muyuz?

Bana göre, sabır, “kader” denilene razı olup beklemek değil, sorunlarına akıl, bilgi ve deneyimlerle çözüm arayış sürecidir.

Noktayı Shakespeare’le koyalım, “Sabrı olmayanlar ne kadar fakirdirler.”[5] Sabır bir zenginlik ise, ki öyle olduğuna inanıyorum, o miras yoluyla gelebilecek bir zenginlik olmayıp, ancak bilinçli, akılcı, özverili ve öz eleştirili bir çalışma ile kazanılabilecek bir birikim olacaktır.

Hikmet Uluğbay


[1] Sayfa 1875,Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu.

[2] Sayfa 1086, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Develioğlu.

[3] Sayfa 888, The American College Dictionary.

[4] Ünlü Ali, “Vecizeler, Öğütler, Parolalar”, Şule Yayınları 2002, sayfa 387.

[5] Sayfa 254, Zamanın Eskitemediği En Güzel Sözler, Derleyen Hikmet Ulusoy, Alfa, 2001.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s