Vicdan

Bu, günlük yaşamamızda oldukça sık kullandığımız bir sözcük. Vicdanım el vermiyor! Hiç mi vicdanın yok? Vicdanımın sesini dinledim! Vicdan azabı çekmek ve benzerleri… Bu bir kaç örneğin de ifade ettiği üzere, vicdanımız; içinde zaman zaman fırtınaların koptuğu, tüm duyularını üzerimizden ayırmayan, aklı, gözü ve kulağı her an üzerimizde olan, her gün karşısında sınava girdiğimiz, hesap verdiğimiz ve tatmin etmediğimiz sürece peşimizi bırakmayan gerçek öz benliğimiz değil mi aslında? Belki de!

Çinli düşünür Konfiçyüs(M.Ö. 551-479), şu deyişi ile vicdanlarımıza her an vermemiz gereken hesabın kapsamını çok net açıklamıyor mu? “Her gün kendimi üç konuda sorgularım; başkaları adına yaptıklarımda elimden gelenin en iyisini yapabildim mi? Dostlarımla ilişkilerimde söylediğim sözlerle güvenlerini yitirecek bir şey dile getirdim mi? Kendime uygulamadığım bir şeyi diğer insanlara yaptım mı?”[1] İnsan kimliğimizi koruyabilmek için hepimizin bu üç soruyu her zaman kendimize sormamız gerekmiyor mu? Özellikle, kamu yönetiminde siyasetçi ve bürokrat olarak “başkaları” yani ulus adına yapılanlar için en iyisi yapılabildi mi? Adaletle hizmet sunulabildi mi? Halkın ödediği vergiler halkın yararına ve doğru olarak harcandı mı? Yönetilenlere sevgi ve saygı sunulabildi mi? Dostlarla ilişkilerimizde güveni koruma yükümlülüğünü her an hatırlıyor muyuz? Gerçek dostluklar kolay kazanılıyor mu? Başkalarına, dost dediklerimize zaman zaman yaptıklarımızın kaçının kendimize uygulanmasına hazırız? Günümüzden 2,500 yıl önce her gün kendini sorgulayan Konfiçyüs’ün öğüdünü günümüzde kaç kişi izliyor? Bilinmez.

Roma uygarlığının ünlü düşünürlerinden Publilius Syrus (M.Ö. 1 nci yüzyıl); “Kanun olmadığında bile, vicdan vardı.”diyerek yöneticileri ve bireyleri kendilerine karşı uyarmıyor mu? Kanunların düzenleme yapmadığı, hüküm getirmediği konuların sınırsız özgürlük alanlarımız olmadığını kaçımız kabul edegeldik ve halen kaçımız kabul ediyor? Ancak, bu gerçeği binlerce yılın gerisinden bir düşünür net bir ifade ile yüzümüze vuruveriyor! Yapmayı düşündüğümüz her hangi bir eylemi kendi vicdanımıza kabul ettiremiyorsak en iyisi o işe hiç girişmemek! Zira, başkası sorgulamasa bile, o vıdı vıdıcı vicdanımız peşimizi asla bırakmayacaktır. O sorgulama, onu tatmin edecek şekilde sonuçlanmadığı sürece de yaşadığımız hayatın cehennem azabından farkı mı olacaktır? Tabii, Tanrı bizlere vicdan bağışladı ise! Görüldüğü gibi vicdanın ahlakla ve yasayla doğrudan bir bağlantısı yok, Hermann Hesse’in dediği gibi; “Vicdanın ahlakla, yasayla hiçbir alıp vereceği yoktur; bunlarla alabildiğine korkunç, alabildiğince ölümcül karşıtlıklara düşebilir, ama sınırsız ölçüde güçlüdür vicdan, miskinlikten, bencillikten daha güçlü, kendini beğenmişlikten daha güçlüdür.”[2] O, Tanrı’nın atadığı bir gözetmen her halde ve insan onu, doğuştan beraberinde getiremedi ise, sonradan pek kazanılamıyor galiba.

Ogden Nash’ın bir deyişi tam bu noktaya ışık tutmakta; “Bu yer kürenin üzerinde mutlu olmanın tek bir yolu vardır; o da ya temiz bir vicdana sahip olmak veya hiç vicdanı olmamaktır.” Sanki ona sahip olmamak veya ondan kurtulmak kendi elimizdeymiş gibi.  İnsanın her gün dırdırından bıksa usansa dahi boşanamayacağı tek eşi “vicdan”ı her halde. Boşanmak için başvurabileceğin bir mahkeme de yok. Ne o sana, ne de sen ona “üçten dokuza kadar boş ol” da diyemiyorsunuz! Sözün özü, vicdan sahibi olmamak kendi elimizde değil. Bunun tek istisnası, onu kendi ellerimizle öldürmedi isek. Temiz bir vicdana sahip olmak, o bizim elimizde ve bir yaşam boyu insanın her an kendisine ve başkalarına karşı verdiği savaşın kazanılmasına bağlı. O nedenle de zor iş. Bu arada dost sözcüğü ile ifade edilecek çevrenin öyle çok kapsamlı olmadığını keşfetmenin burukluğunu yaşamak da var. Ancak, ünlü Fransız özdeyişi temiz vicdanın bize sunduğu konforu da tanımlıyor; “Temiz bir vicdan kadar yumuşak bir yastık yoktur.”

Publilius Syrus’un özdeyişine ek bir boyut getirmeyi, ünlü Alman düşünürü Thomas Mann (1875-1955) başarmış; “Vicdanının sesini dinlemek, masum olmaktan da üstündür.” Yapılan bir eylem yasaların önünde suçsuz bulunsa bile, vicdan mahkemesinden de beraat kararı çıkmadıkça, vicdan sahibine huzur yok! Üstelik, yargı organına, yalancı şahit sunarak onun adaletinden kaçmak olası olabiliyor. Ama vicdan denilen yargıcın karşısına bırakın yalancı şahit çıkarmak, ona bir yalan söz söyleyebilmek mümkün mü? Önüne çıkıldığında sanki tüm benlik yalan makinası bağlanmış gibi! Masumiyet kararına insanın kendi vicdanında ulaşabilmesi huzur içinde uyuyabilmenin de, yaşayabilmenin de tek çıkar yolu!

Ünlü düşünür Khalil Gibran güzel bir deyişin sahibi, ancak bir de yanılgısı var gibi; “Vicdan adil fakat güçsüz bir hâkimdir. Güçsüzlüğü, onu kararlarını uygulayabilmekten alıkoyar.” Vicdanın adaleti tartışılmayacak kadar adil, doğru ve kesin. Ancak, hâkim olarak güçsüz olduğunu söylemek biraz zor. Doğrudur, sizi fiziki olarak demir parmaklıkların arkasına koymaz. Ancak, her halde içine aldığı ortam, sanırım, demir parmaklıklara tercih edilebilecek bir mekân da olmasa gerek! Kararlarını uygulayamadığına gelince, onu vicdan azabı içine düşenlere sormamız gerekir. Belli ki, Khalil Gibran, vicdan mahkemesinin ciddi bir oturumuna konuk olmamıştı bu sözü söylediğinde, belki de vicdan mahkemesine çıkacak bir eylemde bulunmamıştı.

Ünlü Yunan trajedi yazarı Euripides (M.Ö. 480-406); “Hayatın tüm yükünü sırtlayan tek bir şey vardır, temiz bir vicdan.” Bana göre, Euripides bu özdeyişinde bir sözcüğü unutmuş, isterseniz onu yeniden söyleyelim: “Hayatın tüm yükünü sırtlayabilen, temiz bir vicdan sahibi olan kişidir.” dese idi, bana göre daha gerçekçi olurdu. Zira, temiz bir vicdan yük taşımaz. Ama, temiz bir vicdan sahibi kişi çok yük taşır. Zira, ona, taşımak istemeyeceği, taşıyamayacağı yükü sırtına vurmak isteyen, kendi bencilliğinin yanında, o kadar çok dostu ve düşmanı vardır ki çevresinde. Kendi egosu olduğu kadar, çevresi ile de boğuşmak kolay bir iş midir ki? Vicdan sadece kendi eylemlerimize karşı bizi denetlemiyor, aynı zamanda başkalarının eylemleri konusunda da bize görev yüklüyor, bir Tibet özdeyişinde ifade edildiği gibi; “Bir insan gün boyu gözlerini kapalı tutarsa, geceleri rahat uyuyamaz.”

Bana göre, “vicdan”, belki de Tanrı’nın kutsal kitaplarında değindiği cennet ve cehennemin iç dünyamızda yaşayan boyutu. Diğer bir deyişle, Tanrı’nın vicdanla donattığı kişi kutsanmış bir kişi. Zira, vicdanla donatılan kişi devamlı kendisini sorgulamakta, doğruyu aramakta, vicdan temizliğine ulaşmaya çalışmakta ve bu süreçte durmak, dinlenmek ve usanmak bilmiyor. Yoruluyor, sıkıntı çekiyor ancak, hesabını diğer dünyaya bırakmamaya özen gösteriyor. Başarabilirse, mutluluğu bu dünyada da öbür dünyada da bulabilecek. Belki bu dünyada çok dostu olmayacak, az sayıda ama gerçek dostları olacak. Yaşam koşulları zor da olsa, biraz önce değindiğim gibi, Tanrı’nın vicdanla donattığı kişi kutsanmış ve olasıdır ki Tanrı’nın sevgisine kavuşmuş bir kişi. Ne mutlu o kişiye!

Noktayı koymayı, Mevlana ile Hacı Bektaş Veli’ye bırakalım; sırası ile “Kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Ne de olmayacak şey. Kimden neyi kapıyoruz? Tanrı’dan mı? Ne de büyük suç.”[3] ve “Kendisini temizleyemeyen başkasını temizleyemez.”[4]

Hikmet Uluğbay

 

 

 


[1] Analects, Conficius, Penguin Classics 197, sayfa 59.

[2] “İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez” Afa Yayınları, 1999, sayfa 90.

[3] Mesnevi I nci Cilt, Abdülbaki Gölpınarlı, İnkılâp ve Aka Kitabevleri 1981.

[4] Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi Cilt 1 İsmail Özmen, T.C. Kültür Bakanlığı.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s