Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitimin Gelişim Süreci ve Kazandırdıkları

Yıllardır, “Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim”in 28 Şubat 1997 Millî Güvenlik Kurulu’nun Kararları ile dayatıldığı birçok kişi tarafından söylene ve yazıla geldi. Böylece, bu eğitimin ön hazırlığı olmayan aniden zorla dayatılmış ideolojik bir uygulama olduğu görüşü toplumda hâkim kılınmak istendi. Açıkçası bu yaklaşım geniş ölçüde başarılı da oldu. Toplumun hafızasında sekiz yıllık zorunlu eğitim gelişim sürecine ilişkin çok zayıf bir iz oluşabildi. Zira, çok az sayıda kişi sekiz yıllık zorunlu eğitimin tarihsel gelişim sürecine ilişkin olarak topluma bilgi sunabildi ise de, bu bilgiler karşı propaganda söylemleri arasında kaybolup gitti. 

Dönemin Millî Eğitim Bakanı olarak, “Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitim Kanunu”nun TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 4-12 Ağustos 1997 tarihleri arasında yer alan görüşmeleri ile Genel Kurul’daki görüşmeler sırasında yaptığım sunuş konuşmalarında, bu eğitime geçiş sürecinin ne zaman başladığını açıklamış ve o başlangıç tarihinden 1997 yılına kadar yer alan kazanımları ve bunların yasal dayanaklarını ana hatları ile ortaya koymaya çalışmıştım. İzleyen dönemde yaptığım çeşitli basın toplantıları ve televizyon programlarında da yeri geldikçe bu bilgilerin bir bölümünü yinelemiştim. Daha sonra bu sitede 10 Eylül 2007 tarihinde yayınladığım “Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitim Onuncu Yılına Başladı” başlıklı yazımda da bu bilgileri yeniden özetle vermiştim.

Şimdi zorunlu eğitimin on iki yıla çıkarılması ve 4+4+4 olarak özellikle ilköğretim bölümü için kesintili olarak uygulanmasına yönelik AKP Grup Başkanvekillerinin yasa önerisinin, TBMM sunulup görüşülmesine başlandığı süreçte, yine sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretimin 28 Şubat 1997 Millî Güvenlik Kurulu Kararları ile zorla dayatıldığı ve ideolojik olduğu söylemleri yeniden sıkça gündemde tutulmaya çalışıldığı için, toplumu bu zorunlu eğitimin geçtiği aşamalar konusunda belgelere dayanarak ayrıntılı olarak bilgilendirmek üzere bu yazı kaleme alınmıştır.

Getirilmek istenen 4 + 4 + 4 modeline ilişkin değerlendirmeler ayrı bir yazıda ele alınacaktır.

Yasal Gelişim süreci

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimin ilk adımının, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel döneminde (28 Aralık 1938 – 5 Ağustos 1946) 19 Haziran 1942 tarihinde çıkarılan 4247 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilatı Yasasına göre öğrenim süresi 8-9 yıla ulaşabilen 258 Köy Bölge Okulu açılması ile atıldığı söylenebilir. Anılan Yasa’nın 13 üncü maddesi şu hükmü içermekteydi; “Köylerde her yıl eylül ayının sonuna kadar altı yaşını bitirmiş olanlar, ilkokula ve ilkokulu bitirdikten sonra, daha yüksekokullara devam etmeyenlerden on altı yaşını tamamlamamış bulunanlar varsa bunlar da birinci maddede yazılı meslek kurslarına devama mecburdurlar.” Köy okullarına yönelik olarak bu adım atılırken, kent okulları için o tarihte paralel bir adım atılmamıştır. Bazı kaynaklarda, 2-10 Aralık 1946 tarihleri arasında Millî Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer (5 Ağustos 1946 – 9 Haziran 1948) döneminde toplanan III üncü Millî Eğitim Şurası’nda kentlerdeki ilkokul ile ortaokulun birleştirilmesi konusunun ortaya atıldığı belirtilmektedir[1]. Diğer bir kaynakta da, “2-10 Aralık 1946 da toplanan III. Millî Eğitim Şurasında, ortaokul öğretmen ihtiyacının karşılanması için Bakanlıkça düşünülen yeni önlemler Şura gündeminin ana fikrini oluşturmuştur. Bu Şurada, ilkokul ve ortaokul amaç ve görev bakımından bir bütünlük içinde düşünülmesi gerektiği ve aynı pedagojik ilkelerin, uygun program ve yöntemlerin benimsenmesi zorunluluğu savunulmuş, adeta ‘Sekiz Yıllık Okul’ düşüncesi çoğunlukla kabul edilmiştir” ifadeleri yer almıştır[2]. Bu bilgilerden de görüldüğü üzere 1946 yılında ilkokul ve ortaokulun bir bütünlük içinde düşünülmesi fikri gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Ancak anılan Şura’nın gündemi mesleki ve teknik öğretim kurumlarının teşkilatlanması, programları ve yönetmeliklerine ilişkin olduğu için böyle bir öneri toplantı sırasında ortaya atılmış olsa bile görüşülüp karara bağlanamadığı anlaşılmaktadır. Daha 1942 de Köy Okullarında 8-9 yıl süreli eğitim uygulayan ve 1947 yılında da sekiz yıllık eğitim uygulamasını kent okulları için düşünebilen eğitimcilerin olduğu anlaşılmaktadır. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri (11 Ağustos 1950-5 Nisan 1953) döneminde 4-14 Şubat 1953 tarihinde toplanan V inci Millî Eğitim Şurası gündeminin 4 üncü maddesinin “İlköğretim Kanun tasarısının incelenmesi ve mecburi ilköğretimin planlanması” başlığını taşıması yukarıdaki bilgiler ışığında dikkat çekicidir[3]. İlkokuldan ilköğretime geçiş için yasa tasarısı bile hazırlandığı anlaşılıyor.

1)      5 Ocak 1961 tarihinde çıkarılan 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun getirdikleri 

1961 tarihli bu yasanın 3 üncü maddesi şöyle idi; “Mecburi ilköğretim çağı, çocuğun altı yaşını bitirdiği yılın Eylül ayında başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.” Görüldüğü üzere, ilköğretimin 7-14 yaş arasındaki sekiz yılı kapsayacağı yasa ile daha 1961 yılında, diğer bir deyişle 50 yıl önce öngörülmüştü. 

Aynı yasanın 6 ıncı maddesi de “İlkokulun öğretim süresi en az beş yıldır.” hükmünü içermekte idi. Buna göre ilköğretim süresi 5 yılın üzerine de çıkarılabilecekti.

2)      14 Haziran 1973 yılında çıkarılan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun getirdikleri

1739 sayılı bu yasanın “Yöneltme” başlıklı 6 ıncı maddesi şu hükmü içermekte idi, “Fertler, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler. Millî Eğitim sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir. Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır.”

Bu yasa, 22 inci maddesi ile,  “Temel eğitim genel olarak 7-14 yaşlarındaki çocukların eğitimini kapsar.” hükmünü getirdikten sonra 24 üncü maddesi ile de “Temel eğitim okulları beş yıllık birinci kademe ile üç yıllık ikinci kademe eğitim kurumlarından meydana gelir. Birinci kademe sonunda ilkokul, ikinci kademe sonunda temel eğitim diploması (ortaokul diploması) verilir.” Yasanın bu hükmü, “temel eğitimin” ancak sekiz yılda tamamlanacağını kabul etmiş ve o nedenle sekiz yıllık eğitim sonrasında “temel eğitim” diploması verileceğini belirlemiştir. Meslek ve teknik ortaokulu diploması gibi bir diplomadan bahsedilmemektedir.

Aynı yasanın 25 inci maddesi “Temel eğitim kurumlarının birinci ve ikinci kademeleri, bağımsız okullar halinde kurulabileceği gibi, imkân ve şartlara göre birlikte de kurulabilir. Nüfusu az ve dağınık olan yerlerde, köyler gruplaştırılarak merkezi durumda olan köylerde temel eğitim bölge okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde temel eğitim yatılı bölge okulları kurulur.” ilkelerini koymuştur. Bu maddeden de temel eğitim kurumlarının fiziki alt yapısı için katı bir kural konulmamış, ayrı okul binaları şeklinde olabileceği gibi, imkân ve şartlara (burada kastedilen bütçe olanakları ve okulun kurulacağı yerdeki öğrenci mevcudu ile potansiyelidir) göre tek bir bina içinde de kurulabilmesi de kabul edilmiştir. Önemsiz gibi görünen bu ayrıntı önemlidir. Çünkü bu konuda yetki siyasi kadrolara değil Millî Eğitim Bakanlığındaki eğitimcilere ve onların inceleme sonucu oluşacak takdirine bırakılmıştır. İzleyen yıllarda Bakanlığın bu yetkiyi nasıl kullandığı somut veriler eşliğinde aşağıda açıklanacaktır.

Bu yasanın 26 ıncı maddesinde ise ortaöğretim düzenlenmiştir; “Ortaöğretim, temel eğitime dayalı, en az üç yıllık öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarının tümünü kapsar.” Bu maddeden de görüldüğü üzere, mesleki ve teknik eğitim, ortaöğretimde diğer bir deyişle lise düzeyinde verilmesi gereken bir eğitim türüdür. Temel eğitim veya ilköğretimde öğrencilerin meslek eğitimi alması yerine ilgi ve yetenekleri aile, öğretmen ve rehber öğretmenlerin gözlemlenmesi esası kabul edilmiştir. Bu bağlamda ilköğretimin son yıllarına seçmeli bazı dersler konularak öğrencinin ilgi ve yeteneklerini daha somut olarak gözlemek için zemin de hazırlanabileceği düşünmüş olmalı.

Bu yasanın “Ortaöğretimde yöneltme” başlıklı 30 uncu maddesinde, “Yöneltme temel eğitimde başlar, yanılmaları önlemek ve muhtemel gelişmelere göre yeniden yöneltmeyi sağlamak için ortaöğretimde de devam eder. Yöneltme esasları ve çeşitli programlar veya ortaöğretim okulları arasında yapılacak yatay ve dikey geçiş şartları Millî Eğitim Bakanlığınca düzenlenir.” hükmü de vardır.

3)      16 Haziran 1983 tarihinde çıkarılan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanunun getirdikleri

Bu yasa ile birçok düzenleme getirildikten başka Millî Eğitim Temel Kanununun 22 inci maddesi de şu şekilde değiştirilmiştir, “İlköğretim, 6-14 yaşlarındaki çocukların eğitim ve öğretimini kapsar. İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.”  Yapılan değişiklikle ilköğretime başlama yaşı 7 yaştan 6 yaşa inmiştir.

Bu yasa ile, 1739 sayılı yasaya geçici bir de madde eklemiştir. Bu geçici maddeye göre, “Ortaokullar, planlı bir şekilde ve yeterli düzeyde yurt sathına yaygınlaştırıldıktan sonra, kanunla ayrıca belirleninceye kadar, ilköğretimin sadece ilkokul bölümü zorunludur.” Görüldüğü üzere, bu geçici madde zorunlu eğitimin sekiz yıl olarak düzenlenmesini ortaokul düzeyinde okullaşmanın yaygınlaşmasına bağlamıştır. Bu konudaki gelişmeler de aşağıda verilecektir.

Millî Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel (21 Aralık 1987-30 Mart 1989) döneminde, 18-22 Haziran 1988 tarihleri arasında toplanan XII inci Millî Eğitim Şurasında ilköğretimle ilgili olarak alınan kararlar sekiz yıllık eğitim açısından çok önemli olduğu kadar ve bu eğitimin kesintisiz olacağı da vurgulanmıştır.  Şimdi bu kararları aynen okuyalım; “Karar 4– Sekiz yıllık mecburi öğretime geçişin, bir program ve sistem bütünlüğü içinde uygulanması, VI. Plan döneminin sonuna kadar tedricen yaygınlaştırılması.” “Karar-5 Mevcut ortaokulların, ilköğretimle bütünleştirilmesi.” “Karar 11– Sekiz yıllık ilköğretimin ortak ve aynı bir öğretim programına kavuşturulması; mevcut ilkokul, ortaokul farklılığının ortadan kaldırılması.[4]” Karar 11 i kesintisiz sekiz yıllık zorunlu eğitim olarak anlamanın dışında başka türlü anlamak mümkün müdür?

1997 yılında zorunlu ve kesintisiz ilköğretim yasasının çıkmasına kadar okullaşmalar ve okul alt yapılarındaki gelişmeleri incelemek 1997 yılında çıkarılan yasanın daha iyi anlaşılıp değerlendirmesine imkân vereceğinden şimdi de bu konuda bilgi sunmak istiyorum.

1961-1997 döneminde okullaşma verileri

1961 yılında “İlköğretim ve Eğitim Kanunu” çıkmadan önce, Türkiye’de okullaşmaya ilişkin bilgiler Türkiye İstatistik Kurumu’nun 1960-1962 İstatistik Yıllığındaki verilerden yararlanılarak Tablo 1 de gösterilmiştir.

Tablo 1 de yer alan veriler, mesleki teknik eğitim verilerini içermemektedir. O konudaki veriler ayrıca verilecektir.

Tablo 1

1960-1961 ders yılında Türkiye’deki okullaşma

Okul Tipi Yaş Grubu (*) Öğrenci Okullaşma %
İlkokul

3,144,883

2,514,592

79.96

Ortaokul

1,843,339

254,966

13.83

Lise

1,396,508

62,368

4.47

(*) Kaynakta gösterilen belgede yer alan 7-11, 12-14 ve 15-17 yaş gruplarına ait verilerdir. Ancak kaynak belge yaşlar da yer alan nüfus sayısı büyük dalgalanmalar göstermektedir. O nedenle yaş grubu sayılarının sağlıklılığı sorgulamaya açıktır.

Kaynak: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü İstatistik Yıllığı 1960-1962.

Tablo 1 in altındaki nottan da görüldüğü üzere, yaş grubu sayıları konusunda duraksamam vardır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, 1960 yılı sayım verilerine göre 7 yaşındaki çocuk sayısı 812,306 ve 8 yaşındaki çocuk sayısı ise 862,198 olarak yer alırken 9 yaşındaki çocuk sayısı 529,811 e düşmektedir. Benzeri durum diğer yaş grupları için de geçerlidir. Bu konuda da bir örnek daha vermek gerekirse, 12 yaşındaki çocuk sayısı 740,467 olarak yer alırken 13 yaşındaki çocukların sayısı 545,692 ye inmektedir. Dolayısı ile yaş grupları için Tablo 1 de yer alan sayıları ihtiyatla karşılarken okullaşma oranlarına da dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Ancak, yaş gruplarına ilişkin verilerin daha gerçekçi olduğu durumlarda bile okullaşma oranları sağlıklı bir görünüm vermemektedir. Bununla birlikte ortaokul ve lise düzeyi okullaşma oranları çok düşük düzeydedir. 1961 yılında çıkarılan yasa ile ilkokul ile ortaokul ve lise arasındaki okullaşmadaki uçurumlarının olabildiğince hızla kapatılmasının amaçlandığı açıktır.

Bu bilgilerden sonra aynı İstatistik Yıllığı’ndaki verilerden hareketle ortaokul ve lisede mesleki teknik eğitime ilişkin verileri Tablo 2 de gösteriyorum.

Tablo 2 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, ortaokul düzeyinde mesleki teknik eğitime devam eden öğrenci sayısı 46,026 olup, yaş grubu içindeki okullaşma oranı yüzde 2.50 gibi çok düşük bir düzeydedir. Buna karşılık lise düzeyinde mesleki teknik eğitim alanların sayısı 80,373 olup, yaş grubu içindeki payı veya diğer bir deyişle okullaşma oranı da yüzde 5.76 oranındadır. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere, Millî Eğitim Bakanlığı ortaokullarda yoğun bir meslek eğitimi verilmesine o tarihlerde bile pek sıcak bakmamıştır.

Okullaşma oranları değerlendirilirken bir husus göz önünde bulundurulmalıdır. Devlet istatistik Enstitüsü yıllıklarında hesapladığım çağ nüfusu ilkokul için 5 yıl, ortaokul için 3 ve lise için 3 yaşın toplamıdır. Oysa okuldaki öğrenciler bu yılların ötesine geçen yaşları da kapsayabilmektedir.

Tablo 1 ve 2 birlikte değerlendirildiğinde ortaokul düzeyinde mesleki teknik eğitim alan öğrencilerin toplam ortaokul öğrencileri içindeki payı da (40,026/[254,966 + 46,026]=) yüzde 15.29 gibi çok düşük bir düzeydedir. Aynı şekilde normal ve mesleki teknik eğitim veren lise öğrencilerinin çağ nüfusu içindeki payı da (254,966 + 40,026/1,843,339=) yüzde  16,00 dır. Ortaokul ve dengine giden öğrenci sayısının yüzde 16 gibi çok düşük düzeyde kalmasında, Köy Enstitülerinin kapatılmış olmasının da önemli rolü olduğunu düşünüyorum.

Anılan İstatistik Yıllığının kapsadığı 1955-56 ve 1962-63 dönemi ders yılları verilerine bakıldığında genel olarak mesleki teknik lise öğrenci sayılarının, mesleki teknik ortaokul öğrencilerinden daha hızlı arttığı görülür. Bu durum, mesleki teknik eğitimin olabildiğince lise düzeyinde geliştirilmesine daha fazla önem verildiği şeklinde anlaşılmalıdır. Bu konuda somut sonuca varmak için izleyen dönemlere ilişkin verilerin gösterdiği gelişime de göz atmak uygun olacaktır. 

Tablo 2

1960-1961 ders yılında mesleki teknik eğitimdeki öğrenci sayıları ve okullaşma oranları

 Okul türü Orta okulöğrenci Liseöğrenci Okullaşma %  
Orta sanat

 

 

 

 
–          Erkek

16,581

 

 

 
–          Kız(*)

18,981

 

 

 
–          Yapı

1,198

1,389

 

 
–          Matbaacılık

83

 

 

 
Ticaret

5,702

5,640

 

 
Terzilik

104

 

 

 
İmam Hatip (**)

3,377

1,171

 

 
Toplam

46,026

 

2.50

 
Enstitü

 

 

 

 
–          Erkek

 

13,661

 

 
–          Kız

 

21,590

 

 
–          Kimya

 

83

 

 
–          Motor

 

245

 

 
–          Mensucat

 

75

 

 
Konservatuar

 

1,433

 

 
Sağlık okulu

 

1,887

 

 
Tarım

 

2,540

 

 
İlk öğretmen

 

23,316

 

 
Tekniker

 

5,527

 

 
Özel Gazetecilik

 

390

 

 
Denizbank sanat

 

155

 

 
Sekreterlik

 

185

 

 
Otelcilik (***)

 

92

 

 
D. Demiryolları

 

379

 

 
Maliye meslek

 

310

 

 
Tapu Kadastro

 

159

 

 
Polis Enstitüsü

 

146

 

 
Toplam

 

80,373

5.76

 

(*) Bu okula ait veriler 1962-63 ders yılına aittir.

(**) İmam Hatip Ortaokul bölümü rakamlarına 3 kız öğrenci de dahildir.

(***) Bu okula ait veriler 1961-62 ders yılına aittir.

Kaynak: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü İstatistik Yıllığı 1960-1962.

Tablo 2 nin ortaokul dengi kısmından iki saptama yapmak istiyorum. Erkek sanat ortaokuluna devam eden öğrenciler mesleki teknik içinde (16,581/46,026=) yüzde 36.03 oranında paya, kız sanata giden öğrenciler ise (18,981/46,026=) yüzde 41.24 pay alırken imama-hatip orta okuluna devam edenlerin oranı (3,377/46,026=) yüzde 7.34 dür. İmam-hatip lise öğrencilerinin mesleki teknik lise öğrencileri içindeki payı ise (1,171/80,373=) yüzde 1.46 dır.

Bu bilgilerden sonra şimdi de 1972-73 okul yılından 1981-82 okul yılına kadar ilköğretim ve izleyen okul kademelerindeki okullaşma oranlarına göz atabiliriz. Bu amaçla Tablo 3 ve 4 düzenlenmiştir.

Okullaşma oranlarına bakıldığında, 1982-83 ders yılında ilkokul düzeyinde okullaşma oranı yüzde 103.66 oranına ulaşmıştır. Bu yukarıda da değindiğim üzere, çağ nüfusu hesabına dahil olmayan yaştaki öğrencilerin de ilkokulda okumakta olduğunun somut göstergesidir. Ortaokul düzeyinde okullaşma oranı ise 1972-73 ders yılında yüzde 30.25 iken 1982-83 ders yılında yüzde 46.83 e çıkmıştır.

Tablo 3

1972-73 ile 1981-82 öğrenim yıllarında

çeşitli öğrenim kademelerinde öğrenci sayıları ve

okullaşma oranları

 Çağ nüfusu veÖğrenim yılları İlkokul çağnüfusu veöğrenci Ortaokul çağnüfusu veöğrenci Lise çağnüfusuve öğrenci
1975 yılıçağ nüfusu

 

5,537,940

 

2,930,208

 

2,637,242

1980 yılıçağ nüfusu

 

5,828,883

 

3,236,576

 

3,138,360

1972-73 ders yılı

5,237,951

636,047

276,625

Okullaşma oranı

94.58

21.71

10.49

1982-83 ders yılı

6,042,486

1,332,809

519,721

Okullaşma oranı

103.66

41.18

16.56

Kaynak: Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 1981, 1983 ve 1990 yıllarına ait İstatistik Yıllıkları

Lise düzeyindeki okullaşma oranı da yüzde 16.56 ya yükselmiştir.

Bu bilgilerden sonra şimdi de mesleki teknik eğitimdeki okullaşma oranlarına göz atalım. Bu amaçla Tablo 4 düzenlenmiştir. Tablo 4 ün incelenmesinden de görüldüğü üzere, ortaokul düzeyindeki mesleki teknik okulda okullaşma oranının yüzde 1.33 den yüzde 5.65 e çıktığı görülmektedir. Bu gelişmeyi daha iyi anlayabilmek için mesleki-teknik ortaokullarına devam eden öğrenci sayılarındaki gelişmelere de yakından bakmak gerekir. Görüldüğü üzere, mesleki-teknik ortaokullarına devam eden öğrenci sayıları 1972-73 ders yılındaki 39,104 düzeyinden 143,898 öğrenci artışıyla 183,002 ye çıkmıştır. Tablo 4 dikkatle incelendiğinde ortaokul düzeyindeki imam hatip öğrenci sayısı da 16,044 ten 131,096 artışla 147,140 sayısına ulaşmıştır. Görüldüğü üzere bu dönemde mesleki teknik ortaokul öğrenci sayısındaki 143,898 öğrenci artışının 131,096 sı veya diğer bir deyişle yüzde 91.1 i imam-hatip öğrenci artışından kaynaklanmıştır. Bunun da anlamı Millî Eğitim Bakanlığı ortaokul düzeyinde mesleki-teknik eğitimi yaygınlaştırmak eğiliminde olmadığıdır. Ancak burada önemli bir paradoks vardır. O da, ortaokul düzeyinde teknik eğitim alan öğrenci sayısı kayda değer bir artış göstermezken, imam-hatip ortaokullarına öğrenci alımının hızlandırıldığıdır. Bu konuda daha somut bilgi verebilmek için her iki ders yılından imam-hatip öğrencilerinin sayısı düşülürse, teknik eğitime devam edebilen öğrenci sayısı (39,104 – 16,044=)23,060 dan (183,002 – 147,140=) 35,862 ye çıkabilmiştir. Buna karşılık aynı dönemde imam-hatip ortaokuluna devam eden öğrenci sayısı 16,044 den 147,140 çıkmıştır. Ortaokul düzeyinde imam-hatip hariç diğer mesleki-teknik eğitime devam eden öğrencilerin okullaşma oranları 1972-73 ders yılında yüzde 0.79 iken 1981-82 ders yılında sadece yüzde 1.11 e yükselmiştir. Bu oranlar da açıkça göstermektedir ki, Millî Eğitim Bakanlığı ilköğretime geçiş anlayışının bir sonucu olarak ortaokul düzeyinde mesleki-teknik eğitim verilmesini arzu etmemektedir. Diğer mesleki-teknik okullar açılmaz ve öğrenci sayıları arttırılmaz iken sadece imam-hatip ortaokullarına alınan öğrenci sayıları hızla artmıştır. Bu gelişme Bakanlığın pedagojik tercihinden çok siyasi tercihlerle alınmış bir karar izlenimi vermektedir.

Tablo 4 den mesleki teknik eğitim lise düzeyi verileri incelendiğinde okullaşma oranının yüzde 9.99 dan yüzde 11.56 ya çıktığı görülür. Ancak bu durum sanayileşmek arzusunda olan bir ülke için hiç de yeterli bir düzey değildir. Mesleki-teknik liselerde öğrenci sayısı 263,479 dan 362,703 e çıkarak 99,224 kişi artmıştır. Bu artışın hangi okullardan kaynaklandığına yakından baktığımızda, en fazla öğrencinin önce erkek-teknikte (123,749 – 64,936=) 58,813 sonra imam-hatipte (69,793 – 19,935=) 49,858 ve sonra da ticaret turizmde (96,778 – 63,166=) 33,612 öğrenci olduğu görülür. Bu üç okuldaki artışlar toplandığında (58,813 + 49,858 + 33,612=)142,283 rakamına ulaşılır ki bu mesleki-teknik liselerdeki öğrenci artış sayısından çok büyüktür. Aradaki fark başta öğretmen ve kız teknik liseleri olmak üzere diğer okullarda azalan öğrenci sayısıyla dengelenmektedir.

Tablo 4

1972-73 ve 1981-82 öğrenim yıllarında Mesleki teknik orta ve lise düzeyi öğrenci sayıları ve okullaşma oranları

Okul Türü

Ortaokul

Lise dengi

 

1972-73

1981-82

1972-73

1981-82

Erkek sanat

206

(*)2,400

 

 

Kız sanat

22,854

26,506

 

 

İmam-hatip

16,044

147,140

19,935

69,793

Ticaret-turizm

 

(**)136

63,166

96,778

Sağlık

 

48

12,847

17,154

Konservatuar

 

507

1,135

933

Erkek teknik

 

 

64,936

123,749

Kız teknik

 

 

38,475

34,143

Öğretmen lisesi

 

 

58,641

15,776

Tarım meslek

 

 

3,644

3,049

Maliye meslek

 

 

185

544

Tapu-kadastro

 

 

307

184

Polis koleji

 

 

253

600

Toplam

39,104

183,002

263,479

362,703

Okullaşma %

1.33

5.65

9.99

11.56

İmam-hatiphariç okullaşma %

 

0.79

 

1.11

 

 

(*) Erkek sanat öğrencilerine ait bu rakam 1986-87 ders yılına aittir.

(**) Ticaret-turizm öğrencilerine ait bu rakam 1984-85 ders yılına aittir.

Kaynak: Devlet İstatistik Enstitüsünün 1981, 1983 ve 1990 İstatistik Yıllıkları.

Şimdi de 1984-85 ders yılından 1996-97 ders yılına değin yer alan gelişmelere göz atarak bu döneme ilişkin incelemelerimizi tamamlayabiliriz. Bu dönemde yine ilk olarak ilkokul, ortaokul ve lise ile lise dengi düzeydeki öğrenci sayılarındaki gelişmelere veriler ışığında bakacağız. Bu amaçla Tablo 5 ve 6 düzenlenmiştir.

Tablo 5 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, 1996-97 öğrenim yılına gelindiğinde ilkokullarda okullaşma oranı yüzde 96.50, düz ortaokullarda yüzde 55.63 e ve düz liselerde ise yüzde 32.67 düzeyine yükselmiştir.

Bu noktada okurlara sunmak istediğim diğer bir bilgi de 1996-97 öğrenim yılında ilkokula devam eden öğrencilerin 4,096,461 i müstakil ilkokul binalarında ders yaparken, 2,680.737 ilkokul öğrencisi de sekiz yıllık eğitim yapacak şekilde inşa edilmiş ilköğretim okullarında ders yapmakta olduğudur. Bu ilköğretim okullarına devam etmekte olan ortaokul öğrenci sayısı ise 1,435,900 öğrencidir. Diğer bir deyişle orta okula devam eden öğrencilerin (1,435,900/2,256,402=) yüzde 63.64 ü ilköğretim okullarında ilkokul öğrencileri ile birlikte ders yapmakta idiler. 1996-97 öğrenim yılına gelindiğinde 6,336 ilköğretim okul binası hizmet vermekte idi. Mesleki-teknik eğitimin dışında kalan normal okullara ilişkin bu saptamalardan sonra şimdi de mesleki-teknik eğitimle ilgili olarak ortaokul ve lise düzeyindeki gelişmelere göz atabiliriz. Bu amaçla Tablo 6 düzenlenmiştir.

Tablo 5

1984-85 ve 1996-97 öğrenim yıllarında öğrenci

sayılarındaki gelişmeler

ve okullaşma oranları

 Çağ nüfusu veÖğrenim yılları İlkokul çağnüfusu veöğrenci Ortaokul çağnüfusu veöğrenci Lise çağnüfusuve öğrenci
1985 yılıçağ nüfusu

 

6,560,029

 

3,684,979

 

3,350,789

1990 yılıçağ nüfusu

 

7,102,170

 

4,055,748

 

3,832,431

1984-85 d.y.

6,527,036

1,561,581

583,727

Okullaşma %

99.50

42.38

17.42

1996-97 d.y.

6,853,273

2,256,402

1,252,189

Okullaşma %

96.50

55.63

32.67

Kaynak: Devlet İstatistik Enstitüsü 1990 İstatistik Yıllığı ve Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Eğitimle İlgili Bilgiler 1997.

Tablo 6 nın incelenmesinden de görüldüğü üzere, mesleki teknik ortaokul düzeyinde okullaşma oranları son derece düşük düzeydedir. İmam-hatip ortaokullarında süratle artmakta olan öğrenci sayıları göz önüne alınmadan, sadece mesleki-teknik eğitime giden öğrencilerin okullaşma oranlarına bakıldığında 1984-85 ders yılında bu oran yüzde 0.84 diğer bir deyişle yüzde 1 in altında iken 1996-97 ders yılında daha da gerileyerek yüzde 0.78 e inmiştir. Bu veriler de Millî Eğitim Bakanlığının ortaokul düzeyinde mesleki- teknik eğitimi pedagojik nedenlerle uygun bulmadığının en somut göstergesidir. Bu durumda imam-hatip ortaokullarının ve öğrencilerinin sayısının hızla artmaya devam etmesi nasıl açıklanabilir. Bunun iki açıklaması olduğunu düşünüyorum. Birincisi, imam-hatip okulu yaptırma derneklerinin lise binaları yanında ortaokul binaları yaparak Bakanlığa bağışlamaları ve ikincisi buna bağlı olarak siyasi iradenin Bakanlıktan bu okulların devreye sokulması için ısrarlı talepte bulunması olduğu akla gelmektedir. Aksi takdirde, Bakanlık pedagojik nedenlerle diğer meslek ortaokullarının gelişmesine izin vermez iken, neden sadece imam-hatip ortaokullarının sayısının ve öğrencilerinin hızla artmasına izin vermiş olabilir ki?

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim yasasının TBMM de müzakereleri sırasında, bu eğitime karşı çıkanlarca, mesleki teknik eğitim ortaokullarının kapanmasının sanayinin işgücü sıkıntısına yol açacağı, çıraklık eğitimini olumsuz yönde etkileyeceği ve lise dengi mesleki-teknik eğitimi olumsuz yönde etkileyeceği ileri sürülmüştür. Tablo 6 ya dikkatle bakıldığında erkek teknik ortaokullarına devam eden öğrenci sayılarının çok önemsiz boyutta olduğu görülür, kaldı ki her yıl bu öğrencilerin üçte birinin mezun olduğu düşünüldüğünde yıllık mezun öğrencinin sanayi kuruluşlarının talebini karşılamaktan çok uzak olduğu da çok açık bir şekilde görülür.

Diğer taraftan bu mesleki teknik ortaokulların mesleki-teknik liseleri besleyen kaynaklar olduğu savına gelince, Tablo 6 daki veriler açıkça göstermektedir ki, erkek teknik ortaokulları 1983-1984 ders yılında, erkek teknik lisesine devam eden öğrencilerin (2,400/166,920=) yüzde 1.43 ünü sağlarken, bu oran, 1996-97 ders yılında (3,444/390,806=) yüzde 0.88 e gerilemiştir. Aynı şekilde kız teknik ortaokullarından gelen öğrenciler 1983-84 ders yılında lise öğrencilerinin (28,422/34,845=) yüzde 81.57 sini karşılarken bu oran 1996-97 ders yılında yüzde 22.70 e gerilemiştir. Ticaret-turizm meslek ortaokullarındaki öğrenciler 1984-85 ders yılında aynı dalın lise düzeyi öğrencilerinin yüzde 0.01 ini oluştururken, 1996-97 ders yılında yüzde 2.56 sını karşılamıştır. Bu oranlar hesaplanırken, bir varsayıma dayanılmıştır, o da, mesleki teknik ortaokulları bitirenlerin tamamının iş yaşamına atılmaksızın kendi dallarındaki meslek liselerine devam ettiği olasılığıdır. Bunun da çok gerçekçi bir varsayım olmadığını kabul etmek gerekir. Mesleki teknik ortaokullarına devam edip mezun olan öğrencilerin bir bölümünün eğitimlerine lise düzeyinde devam etmedikleri da göz önüne alındığında yukarıdaki oranlar çok daha düşük düzeylere inecektir. Benzeri hesaplamayı imam-hatip okulları için yaparsak 1984-85 ders yılında ortaokulu bitirenlerin yüzde 57.03 ü aynı dalın lisesine devam ederken, bu oran 1996-97 ders yılında yüzde 60.46 ya çıkmıştır.

Tablo 6

1984-85 ve 1996-97 öğrenim yıllarında Mesleki teknik orta ve lise düzeyi öğrenci sayıları ve okullaşma oranları

   Okul türü Ortaokul Lise dengi
Ders Yılı

1984-85

1996-97

1984-85

1996-97

E. Teknik

(*)2,400

3,444

166,920

390,806

K. Teknik

28,422

22,387

34,845

98,617

Tic.-Turizm

136

5,744

91,804

224,489

İmam-hatip

145,816

318,775

83,157

192,727

Diğer Bakanlıklarve özel okullar

 

 

 

24,803

 

63,687

Toplam

176,774

350,350

401,529

970,326

Okullaşma %

4.80

8.64

11.98

25.32

İmam-hatip hariçOkullaşma %

 

0.84

 

0.78

 

 

Kaynak: DİE 1990 yıllığı ve MEB Millî Eğitimle İlgili Bilgiler Ankara 1997.

Buraya kadar sunulan verilerden de açıkça görüldüğü üzere, 1961 yılından itibaren normal ortaokul düzeyindeki okullaşma özendirilirken, sanayinin işgücü için mesleki teknik ortaokullarında öğrenci sayısını arttırmak düşünülmemiştir.

Bu bilgilerden sonra şimdi de 1961-1997 döneminde kız öğrencilerin ilkokul ve ortaokul düzeyinde okullaşma oranlarındaki gelişmelere kısaca göz atalım. Bu amaçla Tablo 7 düzenlenmiştir.

Tablo 7 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, 1961-1997 döneminde kızların ilkokuldaki okullaşma oranı yüzde 63.89 dan yüzde 98.99 a, ortaokul ve dengindeki okullaşma oranı ise yüzde 8.15 den yüzde 52.21 e ve lise ve dengi düzeyinde ise yüzde 5.09 dan yüzde 44.23 e yükselmiştir.

Tablo 7

1961-1997 döneminde kız öğrencilerin okullaşma oranlarındaki gelişme

  Öğretim yılıOkullaşma %  İlkokul Ortaokulve dengi Lise vedengi
1960 çağnüfusu

 

1,669,121

 

868,635

 

643,080

1960-61 d.y.

1,066,475

70,780

32,726

Okullaşma %

63.89

8.15

5.09

1975 çağnüfusu

 

2,636,731

 

1,372,195

 

1,283,642

1975-76 d.y.

2,435,000

304,903

242,595

Okullaşma %

92.35

22.22

18.90

1990 çağnüfusu

 

3,450,531

 

1,959,506

 

1,877,250

1989-90 d.y.

3,225,259

838,185

501,348

Okullaşma %

93.47

42.78

26.71

2000 çağnüfusu  

3,289,605

 

1,993,032

 

2,063,103

1996-97 d.y.

3,256,328

1,040,506

912,606

Okullaşma %

98.99

52.21

44.23

Kaynak: DİE’nün 1981, 1983 ve 1990 İstatistik Yıllıkları ile MEB’nın Millî Eğitim İle İlgili Bilgiler Ankara 1997 yılı yayını.

Kızların ortaokul ve lise düzeyindeki okullaşma oranlarının yavaş gelişmesi beraberinde bazı sıkıntıları da getirmiştir.

Bu sıkıntıların en önemlisi çocuk yaştaki gelinler ve bunların sahip oldukları oyuncak değil ama kendi dünyaya getirdikleri bebekleridir. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2000 ve 2010 yılında yayınladığı İstatistik Yıllıklarına göre 1985, 1990 ve 2010 yıllarında çocuk yaşta evli kadınların sayısı ve sahip oldukları çocuk sayısı Tablo 8 de gösterilmiştir.  

Tablo 8 in incelenmesinden de görüleceği üzere, 15-19 yaş grubundaki evli kadınların sayısı, 463,481 den 216,810 a gerileyerek 1990-2010 döneminde yüzde 53.22 oranında düşmüştür. 2010 yılı verisine ait bu gelişmede sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim uygulamasının ciddi katkısı olduğunu, biraz sonra, bu yasanın uygulaması sonrasında kızların lise düzeyi okullaşma oranlarını incelediğimizde göreceğiz.

Tablo 8

12-19 yaş arası evli kadınlar ve çocuk sayıları

 
Yaş grubu 12-14 yaş 15-19 yaş  
SayımYılları Kadınsayısı Çocuksayısı Kadınsayısı Çocuksayısı
1985

16,964

1,352

421,020

253,360

1990

10,484

1,483

463,481

280,589

2010

Veri yok

Veri yok

216,810

Veri yok

               

Kaynak: DiE ve TÜİK’in 2000 ve 2010 İstatistik Yıllıkları

TÜİK’in 2010 yıllığında 12-14 yaş arası kız çocuklarının evliliğine ilişkin veri yayınlamaması bu çağ evliliklerinin son bulduğu anlamına gelmemektedir. Zira basında 12-14 yaş arası gelinler ve onların yaşadıkları trajedilere ilişkin haberleri zaman zaman okumaya devam ediyoruz. Aynı şekilde TÜİK’in 15-19 yaş arası evli kadınların sahip oldukları çocuklara ilişkin veri yayınlamaması da bu yaş grubunun çocuk sahibi olmadığı anlamına gelmemektedir. Aslında bu verilerin mutlaka yayınlanması gerekir, zira bu bilgiler, araştırmacılar açısından önemli olduğu gibi, toplumsal bilinçlenme açısından da büyük fayda sağlayacaklardır.

Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimin yaşama geçmesinden önce

bazı bakanların yaptığı gözlemler 

1-      Millî Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz’ın TBMM’ne sunduğu 1994 yılı Bütçe Raporu

Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Tansu Çiller’in Birinci Hükümetinde Millî Eğitim Bakanı (24 Ekim 1993-5 Ekim 1995) olarak görev yapan Bakan Ayaz’ın 21 Aralık 1993 tarihli bu Raporu’nda yer alan bazı bilgileri buraya alıntılamak istiyorum. “… okullaşma oranı İlkokullarda yüzde 96.8 ortaokullarda yüzde 67.8 dir.[5]” Aynı raporda sekiz yıllık eğitimi bir arada verecek okullar konusunda da şu açıklama yer almaktadır; “1993-1994 öğrenim yılında 635 ilköğretim okulu, 3 yatılı ilköğretim bölge okulu açılmış, 600 ilkokul ile 161 ortaokul ilköğretim okuluna dönüştürülmüştür.[6]” Görüldüğü üzere, sekiz yıllık zorunlu eğitimin tek binada verecek şekilde inşa edilen ilköğretim okullarından üçü yatılı bölge okulu olmak üzere 638 i 1993-1994 ders yılında hizmete alınmıştır. Yine Bakan’ın bildirimine göre aynı ders yılında 600 ilkokul ile 161 ortaokul birlikte ilköğretim okulu olacak şekilde dönüştürülmüştür. Bu bilgi de açıkça göstermektedir ki, sekiz yıllık zorunlu öğretimin tek okul çatışı altında gerçekleştirilmesi için yoğun çabalar devam etmektedir. Aynı Rapor’da ortaokul bölümünde de şu ifade yer almaktadır; “Ortaokul seviyesinde okullaşma oranı yüzde 67.8 olarak gerçekleşmiştir. Zorunlu eğitim süresinin 8 yıla çıkarılması, okullaşma oranının plan hedefleri doğrultusunda % 80 olarak gerçekleştirilebilmesi, okul yapımına daha çok ödenek tahsisini zorunlu kılmaktadır.[7]”  Aynı Rapor’da ilköğretim okulu sayısı olarak da 119 u Yatılı İlköğretim Bölge Okulu olmak üzere toplamda 4,268 okul olduğu belirtilmekte ve bu okullara devam eden öğrenci sayısı olarak da 2,752,202 öğrenci gösterilmektedir.

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimi eleştirenlerin kullandıkları bir diğer sav da “taşımalı eğitim” ile köy okullarının kapatıldığıdır. Bu uygulama konusunda, Bakan Nevzat Ayaz’ın Rapor’undan bir paragrafı da buraya aktarmak istiyorum; “Eğitimde kalitenin artırılması, fırsat ve imkân eşitliğinin sağlanabilmesi için nüfusu az ve dağınık yerleşim birimlerinde birleştirilmiş sınıf programı uygulayan öğrencilerin müstakil sınıflı ilköğretim kurumlarına (İlkokul, ortaokul, ilköğretim okulu) kavuşturulması amacıyla başlatılan Taşımalı İlköğretim Uygulaması, 1993-1994 öğrenim yılında 57 ilimize yaygınlaştırılmıştır. Bu illerimizde az sayıda öğrenci bulunan 4,346 köy ilkokulundan toplam 83,749 öğrencinin, 1,624 merkeze günü birlik taşınması yapılarak eğitim-öğrenimleri sürdürülmektedir.[8]” Görüldüğü üzere, taşımalı eğitim, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim yasasının çıkmasından çok önce başlamış ve 1993-1994 ders yılında 57 ili kapsayacak düzeye ulaştırılmıştır. Aslında taşımalı eğitim anlayışının çok daha gerilere gittiği Millî Eğitim Şuralarına ait çalışmalar incelendiğinde görülecektir.

Bakan’ın TBMM’ne sunduğu Rapor’da örgün mesleki teknik okullarına ilişkin olarak çok aydınlatıcı bir tablo da yer almaktadır. Bu tabloyu başlığı da aynen alınarak Tablo 9 da yer almaktadır. Bakan’ın Raporu’nda yer alan bu tablodan önce Rapor’da yer alan açıklamayı da aynen aktarıyorum, “Gerek iş yaşamına meslekî ve teknik eğitimden geçmiş nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi, gerekse yüksek öğretimdeki yığılmaların azaltılması amacıyla meslekî ve teknik öğrenime ağırlık verilmesine, bunun için de büyük yatırımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Endüstri ve iş hayatının yoğun olduğu yerleşim birimleri ile hızla gelişmekte olan yörelerde yeni meslekî teknik öğretim okullarının yapılması, mevcut okulların fiziki altyapısının iyileştirilmesi, bu okullardaki atölye ve laboratuvarların yeni teknolojilerle donatılması gerekmektedir.[9]“ Bu açıklamadan sonra Tablo 9 daki bilgiler sunulmuştur.

Tablo 9

Örgün Meslekî Teknik Öğrenim Okullarının Türleri,

Öğrenim Süreleri, Okul ve Program Türü Sayıları

Okul Türü İlkokulsonrası Ortaokulsonrası Programtürü  Açıklama
Erkek TeknikÖğretim Okulları

 

 

 

 

A. Teknik L.

1 + 4

19

İlk yıl hazırlık
Teknik Liseler

4

22

İlk yıl EML ort.
A. Meslek Lisesi

1 +3

20

İlk yıl hazırlık
End. Meslek L.

3

59

İlk yıl T.L. ile ort.
Kız Teknik Öğretim Okulları

 

 

 

 
A. Kız Tek. L.

1 +4

5

İlk yıl hazırlık
A. Kız Mesl. L.

1 +3

22

İl yıl hazırlık
Kız Teknik L.

4

4

İlk yılı KML ort.
Kız Meslek L.

3

28

İlk yıl KTL ort.
Ticaret ve TurizmÖğretim Okulları

 

 

 

 
A. Otel ve Turz. Mesl. L.

 

 

1 +3

 

3

 İlk yılı hazırlık
A. Sekr. M.L.

1 +3

3

İlk yıl hazırlık
A. Dış Tic. M.L.

1 +3

1

İl yıl hazırlık
A. Tic. M.L.

1 +3

4

İlk yıl hazırlık
A. Tic. M.L.

1 +6

4

İlk yıl hazırlık
A. Aşçılık M.L.

1 +6

1

 
A. Ba.-Yay. R. M.L

1+ 6

3

1

 
A. Mah. İda. M.L.

3

3

 
Tic. M.L.

3

8

 
Akşam Tic. M.L.

4

2

 
Din Öğretim Okulları

 

 

 

 
A. İmam-Hatip L.

1 +7

1

 
İmam-Hatip L.

7

1

 

A.: Okulun “Anadolu Lisesi” türü olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Millî Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz “TBMM 1994 Yılı Bütçe Raporu”, sayfa 65 Tablo 9.

Tablo 9 dan da görüldüğü üzere, mesleki teknik eğitimde birkaç okul türü dışında ortaokul düzeyinde mesleki veya teknik eğitim verilmemekte olduğu gösterilmektedir. Ortaokul düzeyinde mesleki teknik okullarını da kısaca değerlendirmek uygun olacaktır. İlköğretim sonrası öğrenci alan Anadolu Ticaret Meslek lisesinde Bakan’ın Raporu’na göre 6,413 öğrenci vardır. Tablo 7 de bu sayının izleyen yıllarda azaldığı da açıkça görülmektedir. Üniversitelerde ticarete yönelik olarak birçok branşın bulunduğu bunlardan bazıları için ön-lisans programlarının bile bulunduğu ortamda ilköğretim sonrasında ticaret okulu için öğrenci almak anlamını tümden yitirdiği için Bakanlığın yeni öğrenci alımlarını yavaşlattığı anlaşılmaktadır. Bu okulların ortaokul bölümlerinin kaldırılmasından sonra bu meslek liselerine kayıtlardaki artışı da ilerleyen sayfalarda göreceğiz. Aynı şekilde Anadolu Aşçılık Meslek Lisesine devam eden öğrenci sayısı 131 kişidir. Ülkenin turizmdeki gelişmeleri aşçı talebini ciddi şekilde artırmıştır. Gelen turistler Türk mutfağının çeşitlerini tatma yanında kendi mutfakları dahil yaygın bir dünya mutfakları ürünlerini de talep etmektedirler. Türk mutfağının yanında dünya mutfaklarına yönelik öğretimin lise ve ön lisans programları ile verilmesi günün gerçeklerine ve gereksinime daha kaliteli bir yanıt vermek olacaktır.  Aynı şekilde Anadolu Basın Yayın Meslek Lisesine de 320 öğrenci devam etmektedir. Üniversitelerde basın yayın bölümlerinin giderek yaygınlaştığı bir ortamda basın yayın meslek öğreniminin ilkokuldan sonra başlamasını sürdürmek anlamını çoktan yitirmiştir. Din Eğitimi Genel Müdürlüğüne bağlı imam-hatip ortaokul eğitiminde 1993-1994 ders yılında 283,601 öğrenci bulunmaktadır.

Yukarıda Tablo 4 ve Tablo 6 daki bilgilerden de anımsanacağı üzere, diğer tüm mesleki teknik ortaokullarındaki öğrenci kabulleri süratle düşürülürken, imam-hatip ortaokullarındaki öğrenci sayıları, 1972-73 ders yılında 19,935 iken, 1981-82 ders yılında 69,793 e, 1984-85 ders yılında 145,816 ya ve 1996-97 ders yılında ise 318,775 e çıktığı görülmektedir. Bu durum ortaokullarda mesleki teknik eğitim verilmemesi konusundaki ikilemi tüm açıklığı ile göstermektedir.

2-      Millî Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz’ın TBMM sunduğu 1995 Yılı Bütçe Raporu

20 Aralık 1994 günü TBMM’ne sunulan Rapor’da aynı Bakan şu açıklamayı yapmıştır; “8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçebilmek için yoğun bir çalışma başlatarak alt yapının hazırlanması amacıyla ilköğretim okullarının yaygınlaştırılmasına önem ve öncelik verdik. Bu öğrenim yılında 260 ilköğretim okulu ile 6 yatılı ilköğretim bölge okulunu öğretime açtık. 397 ilkokul ile 118 ortaokulu da ilköğretim okuluna dönüştürdük.[10]” Bakan, sekiz yıllık eğitimi bir arada verecek ilköğretim okulları yapımına önem ve öncelik verdiklerini açıklarken, bu şekilde inşa edilmemiş müstakil ilkokul ve ortaokulların bir okul çatısı altında birleştirilmesine de devam ettiklerin vurguluyor ve sayılar vermeyi sürdürüyor. Yeni okul binaları neden sekiz yıllık eğitimi bir arada verecek fiziki yapıda inşa ediliyor ve müstakil ilkokullar ve ortaokullar bir çatı altında birleştiriliyor? Yanıtı çok açık, sekiz yıllık eğitimin bir program bütünlüğü içinde kesintisiz olarak aynı çatı altında yürütülebilmesi için. Bakan bu Rapor’unda ilkokullardaki okullaşmanın yüzde 87.1 e ve ortaokullardaki okullaşma oranının da yüzde 68.7 e yükseldiğini belirtiyor.

3-      Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın TBMM’ne sunduğu 1996 Yılı Bütçe Raporu 

Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Tansu Çiller’in İkinci ve Üçüncü Hükümetlerinde Millî Eğitim Bakanı olarak görev yapan (5 Ekim 1996-28 Haziran 1996) Bakan, bu Rapor’un sunuş konuşması içinde, “8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçebilmek için yoğun bir çalışma başlatılmış, zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasını öngören kanun tasarıları hazırlanmıştır.[11]” açıklamasını yapmıştır. Görüldüğü üzere, M.E.B. 1996 yılında sekiz yıllık zorunlu eğitim için yasa tasarıları hazırlatmıştır. Bakanlığın 1996 yılında sekiz yıllık zorunlu eğitim için yasa tasarıları hazırlatması, Bakanlığın, ortaokullardaki okullaşmanın yeterince yaygınlaştığı ve ciddi bir sorun yaşanmadan ülkenin her yerinde sekiz yıllık zorunlu eğitime geçilebileceğine kanaat getirdiğine somut bir göstergedir. Dikkat edilirse, Bakanlık yasa tasarıları hazırlattığında 28 Şubat 1997 kararları ufukta bile değildir.

Bakan’ın TBMM’ne sunduğu raporda eğitimin çeşitli kademelerinde yapılan ve yapılacak birçok çalışmaya değinildikten sonra da şu bilgilere de yer verilmiştir; “Türkiye’de zorunlu öğretimin süresinin artırılması çalışmaları yeni değildir. 1946 yılında toplanan Üçüncü Millî Eğitim Şûrası’nda 8 yıllık okullar üzerinde durulmuş, şehir okullarının 8 yıla çıkarılması teklif edilmiştir.[12]” 1946 ve 1942 yıllarındaki çalışma ve uygulamalara ilişkin daha ayrıntılı bilgi yukarıda ayrıntılı olarak verilmişti. Rapor’da ayrıca şu hususa da değinilmiştir; Zorunlu eğitim süresinin 2000 yılına kadar 8, ondan sonra 11 yıla çıkarılması eğitimde en öncelikli konudur. Bu amaçla, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununda değişiklik öngören Kanun Tasarıları hazırlanmıştır.[13]” Raporun Bakanın konuşmasına ekli Bakanlıkça hazırlanan teknik bölümündeki bu bilgilerden de görüldüğü üzere, Bakanlık 2000 yılından önce 8 yıllık zorunlu eğitimi uygulayacak konuma geldiğini çok somut olarak açıklamakla kalmamakta, 11 yıllık zorunlu eğitime geçişi de en öncelikli konu olarak vurgulamaktadır. Aynı Rapor’un bir başka sayfasında ise şu ifade yer almaktadır; “Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması için yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek ve kademeli olarak uygulamaya geçilmesi sağlanacaktır.[14]

4-      Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın TBMM’ne sunduğu 1997 yılı Bütçe Raporu

Refah Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hükümetinde Millî Eğitim Bakanı olarak görev yapan (28 Haziran 1996-30 Haziran 1997) Bakan’ın TBMM’ne sunduğu 16 Aralık 1996 tarihli Bütçe Raporu’nun sunuş konuşması bölümünden de bazı alıntılar yapmak istiyorum. “İlköğretimde;

  • Öğrenim programları ile ders kitaplarını 8 yıllık bir bütünlük içerisinde soyut, gereksiz ve geçersiz bilgilerden arındırarak bilime, çağa ve ülkemiz ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemek,
  • Bir okulu besleyebilecek sayıda öğrencisi bulunmayan yerleşim birimlerinden iklim ve ulaşım durumu elverişli olanlara taşımalı eğitim uygulaması ile mümkün olmayanlara da pansiyonlu ve yatılı ilköğretim bölge okulları ile öğrenim imkanı sağlamak,
  • Sınıf mevcutlarını önce 40’a, sonra da 30’a çekmek ve kademeli olarak ikili öğretimden normal öğretime geçmek,
  • Rehberlik çalışmaları ile öğrencinin ilgi ve kabiliyeti yönünde, kendini iş hayatını ve meslekleri tanıyarak ortaöğretimde yöneleceği alanlara hazırlanmasını sağlamak

hedeflerimizden başlıcalarıdır.[15]” Yukarıdaki alıntıdaki koyu renk tarafımdan göze çarpabilmesi için yapılmıştır.

Bakan, Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kurduğu Koalisyon Hükümeti’nin Millî Eğitim Bakanıdır. Ortada 28 Şubat kararları yok iken TBMM’ne 16 Aralık 1996 günü sunduğu Rapor’un konuşma bölümünde bu açıklamalara yer vermiştir.

Bakanın açıklaması dikkatle okunduğunda görüldüğü üzere, “İlköğretimde öğrenim programları ile ders kitaplarını 8 yıllık bir bütünlük içerisinde … düzenlemek” den bahsedilmektedir. Sekiz yıllık eğitimde bir kesintiden bahsedilmemekte tam tersine program bütünlüğünden bahsedilmektedir. Aynı paragrafta şu ifade de yer almaktadır; “Rehberlik çalışmaları ile öğrencinin ilgi ve kabiliyeti yönünde, kendini, iş hayatını ve meslekleri tanıyarak ortaöğretimde yöneleceği alanlara hazırlanmasını sağlamak.”  Görüldüğü üzere, ilköğretimde meslek eğitimi verilmesi söz konusu değildir, sadece rehberlik çalışmaları ile öğrencinin ilgi ve kabiliyetinin saptanması, iş hayatını ve meslekleri tanıması öngörülmektedir. Öğrenci iş hayatını ve meslekleri nasıl tanıyacaktır, elbette rehber öğretmenleri vereceği bilgilerden, ilgi ve kabiliyeti de okullardaki işliklerde ve spor salonlarında sergilediği davranışlarda gözlemlenecektir. 

Bakan’ın TBMM’ne sunduğu Rapor’un Bakanlığın çalışmalarına ilişkin teknik bölümünde de sekiz yıllık eğitim ile ilgili olarak şu bilgilere yer verilmiştir; Zorunlu eğitim süresinin 2000 yılına kadar 8, ondan sonra 11 yıla çıkarılması, eğitimde en öncelikli konudur. Bu amaçla 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununda değişiklik öngören Kanun Tasarıları hazırlanmıştır.[16]” Bakan Turhan Tayan’dan sonra Bakan Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın da Bütçe Raporu’nda sekiz yıllık zorunlu eğitim için Kanun Tasarıları hazırlandığı yazılıdır. TBMM’ne bu bilgiler sunulduktan sonra, 1997 Yılı Bütçe Kanunu görüşülmüş ve kabul edilmiştir. 1997 Bütçe görüşmesi yapıldığında Refah-Yol Hükümeti altı ayı aşkın süredir Hükümet’te bulunmaktadır. Bu Hükümet’in Millî Eğitim Bakanı Rapor’un sunuş konuşması bölümünde sekiz yıllık eğitim için yasa tasarısı hazırlandığını dile getirmemişse de, konuşma metni ile birlikte sunulan metinlerde kanun tasarılarının hazırlandığı açıkça belirtilmektedir.

TBMM’ne sunulan Rapor’da zorunlu ilköğretimin sekiz yıla çıkarılması ile ilgili olarak yer alan diğer bazı bilgiler de şöyledir; “8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçebilmek için yoğun bir çalışma başlatılmış ve alt yapının hazırlanması amacıyla ilköğretim okullarının yaygınlaştırılmasına önem ve öncelik verilmiştir. Mevcut ilkokul ve ortaokulların, ek derslik, işlik ve tesisler yapılarak kademeli bir şekilde ilköğretim okullarına dönüştürülmesi sağlanmaktadır.[17]

Buraya kadar sunulan bilgilerden de açıkça görüldüğü üzere, ilköğretimin sekiz yıla çıkarılması 1942 yılından beri Türkiye’nin gündemindedir ve 1947 yılında şehirdeki ilkokulların sekiz yıla çıkarılması için III üncü Millî Eğitim Şurası’nda ele alınan görüş, ilkokullar ile ortaokulların birleştirilmesi şeklinde olmuştur.

Ortaokulda okullaşma oranlarının yüzde 70 e yaklaşması üzerine, 13-17 Mayıs 1996 tarihleri arasında toplanan XV inci Millî Eğitim Şurası’nda diğer konuların görüşülmesi yanında, zorunlu ilköğretimin sekiz yıla çıkarılma tavsiye kararı alındıktan başka bu ilköğretimde yüzde 100 lük okullaşmayı sağlamak için gerekli ortamın hazırlanarak yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi de karara bağlanmıştır. 

Görüldüğü üzere, Millî Eğitim Bakanlığı sadece ilköğretimin fiziki altyapısını sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin gerektirdiği şekilde inşa etmekle kalmamakta, bağımsız ilkokul ve ortaokulların ilköğretim çatısı altında birleştirilmesi uygulamasını yapagelmekte ve bu bağlamda bu okullara işlik derslikleri, spor salonları ekleye gelmekte, öğretim programlarını (müfredat programları) bu yapıda düzenleye gelmektedir. 

Buraya kadar sunulan bilgilerden de açıkça görüldüğü üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim, 28 Şubat 1997 Millî Güvenlik Kararları ile dayatılan ve pedagojik temeli olmayan bir eğitim modeli değildir. Millî Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 tarihinde aldığı tavsiye kararlarından 3/a maddesi zorunlu ilköğretimle ilgili olup wikipedia’da yer alan ifadesi şu şekildedir; “3- Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından; a- 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı, b- Temel eğitimi almış çocukların, ailelerin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.”

Görüldüğü üzere, tavsiye kararları bünyesinde 8 yıllık kesintisiz eğitimle ilgili maddenin içeriği, 1947 den beri ülke gündeminde olan ve 1961, 1973 ve 1983 yıllarında çıkarılan yasalarla uygulanması öngörülen zorunlu ve kesintisiz ilköğretimin sekiz yıla çıkarılmasının Hükümet’e tavsiye etmekten ve hatırlatmaktan başka bir şey değildir. Kaldı ki, TBMM’ne 1996 ve 1997 Bütçe görüşmeleri için Millî Eğitim Bakanlarınca sunulan Raporlarda sekiz yıllık zorunlu eğitim yasalarının hazır olduğu ve bu eğitimin 2000 yılından önce uygulanmaya başlayacağı da belirtilmişti. TBMM’ne bu açıklamaların hangi Bakanların Bütçe Rapor’ları ile yapıldığı yukarıda alıntılar yapılarak da açıklanmıştır. Bu bilgiler kitaplarda, belgelerde ve arşivlerde dururken, sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu ilköğretimin Millî Güvenlik Kurulu’nda zorla dayatıldığını söylemek ne kadar hakkaniyete uygundur? Yukarıya alınan Millî Güvenlik Kurulu Kararı’nın 3 üncü maddesinin başlangıcında yer alan ifadeler ise, 1973 tarihli 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun “Türk Millî Eğitiminin Amaçları”nı belirleyen 2. Maddesinde ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilât ve Görevleri Hakkında 1992 tarih ve 3797 sayılı kanunun 2. Maddesinde ayrıntılı olarak belirtilmiş ilkelerin yinelenmesinden başka bir şey değildir.

Bu tavsiye kararı, Refah-Yol Hükümeti tarafından uygulamaya geçilmeden Hükümet Haziran 1997 tarihinde istifa etmiştir. Yeni Hükümeti kurma çalışmaları ve temasları sonucunda Anavatan Partisi (136), Demokratik Sol Parti (61) ve Demokrat Türkiye Partisi (18)nin kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin dışarıdan desteklediği ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında bir azınlık (136 + 61 + 18= 215 < 275) Hükümeti kurulmuş ve sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimin de yer aldığı Hükümet Programı TBMM’den güvenoyu almıştır. Demokrat Türkiye Partisi, Doğru Yol Partisi’nden ayrılan milletvekillerinin kurduğu partidir.

Koalisyon ortaklarından Demokratik Sol Parti’nin 1995 Seçim Bildirgesi’nin 28 inci sayfasında “Geleceğe Yatırım: Eğitim ve Gençlik” Başlıklı Bölümünün 30 uncu sayfasında “Zorunlu temel laik eğitim tüm yurtta kısa zamanda 8 yıla çıkarılacaktır.” ilkesine yer verildikten sonra, “Eğitimde, öğretim birliği ilkesini ve kaliteyi ön planda tutan, herkese fırsat ve olanak eşitliği sağlayan bir sistem geliştirilecektir.” görüşü de yer almıştı. Görüldüğü üzere, DSP 1995 genel seçimlerine girerken seçmene sekiz yıllık zorunlu eğitim konusunda bu açıklıkla söz de vermiştir.

Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretimin Yaşama Geçmesi

1-      Yasal Düzenleme

Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın koalisyon Hükümeti’nde Millî Eğitim Bakanı olarak Hikmet Uluğbay (30 Haziran 1997-11 Ocak 1999) görev yapmıştır.

Bu Hükümet, TBMM’ne sunduğu Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim ile ilgili çeşitli kanunlarda değişiklik ve ayrıca bazı Kağıt ve İşlemlerden Eğitime Katkı Payı alınmasına ilişkin düzenlemeler öngörmüştür.

Tasarının birinci maddesi şu hükmü içermektedir; “İlköğretim Kurumları 8 yıllık okullardan oluşur. Bu okullarda kesintisiz eğitim yapılır ve bitirenlere İlköğretim diploması verilir.”

Tasarının ikinci maddesi 222 sayılı yasaya geçici 10 uncu maddeyi eklemiştir. Eklenen geçici maddenin içeriği şöyledir; “İlköğretimin 6, 7 ve 8 inci sınıf öğrenimini ortaöğretim kurumları bünyesinde yapmakta olanlar ile çıraklık eğitim merkezlerindeki öğrenciler, zorunlu eğitimi bu kurumlarda tamamlarlar. 1997-1998 Ders yılı başından itibaren bu sınıflara hiçbir şekilde öğrenci alınmaz. Bazı derslerin öğrenimini yabancı dilde yapan okulların hazırlık sınıflarında başarılı olanlar ile 1997-1998 öğrenim yılında okumaya hak kazananlar da zorunlu eğitimlerini bu okullarda tamamlarlar.”

Bu düzenleme ile, hukuk devleti olmanın doğal gereği olarak, öğrencilerin kazanılmış haklarına saygı gösterilmektedir. Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitime geçiş sürecinde hiçbir öğrencinin yasa çıkmadan önce kazanılmış haklarının zarar görmemesi güven altına alınmaktadır.

Tasarının üçüncü maddesi ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun yukarıdaki bölümlerde metni verilen Yöneltme ile ilgili 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiştir. Fıkranın yeni şekli şöyle olacaktır; “Millî Eğitim sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir. Bu amaçla, ortaöğretim kurumlarına, eğitim programlarının hedeflerine uygun düşecek şekilde hazırlık sınıfları konulabilir.” Bu fıkranın eski hali ise şöyle idi; “Millî Eğitim sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir.” İki metin karşılaştırdığında yeni şeklinin yöneltmenin daha etkin bir biçimde sağlanabilmesi için Bakanlığa eğitim programlarının hedefine ulaşabilmesi için hazırlık sınıfı koyabilme imkânı vermektedir.

Dolayısı ile sekiz yıllık zorunlu kesintisiz ilköğretime karşı çıkanların ileri sürdüğü, yöneltmenin ortadan kaldırıldığı eleştirileri de doğru olmayıp, yöneltmenin daha etkin yapılabilme olanaklarının genişlediği de görülmektedir.

Tasarının dördüncü maddesi ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun “Laiklik” başlıklı maddesine bir fıkra eklenmesi öngörülmüştür. Eklenecek fıkra metni şöyledir; “Yukarıdaki fıkranın dışındaki din eğitimi ve öğretimi veya Kur’an kursları ve hafızlık eğitimi, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcilerinin isteğine bağlıdır. Bu kurslar ve eğitim, örgün eğitim kurumları dışında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca verilir ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetim ve gözetimine tabidir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu konudaki talepleri karşılamak için gerekli önlemleri alır.”

Bu düzenleme Anayasa’nın “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlıklı 24 üncü maddesinde yer alan din ve ahlak eğitimi dışında kalan din eğitiminin nasıl yapılacağı ve nasıl denetleneceğine ilişkin açık bir hüküm koymaktadır. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı dışında Kur’an kursu açılmasına izin verilmeyeceği kuralı konulmaktadır. Bu düzenleme ile uzun süreden beri toplumda eğitim kadroları, eğitim içeriği ve fiziki altyapıları tartışılagelen Kur’an kurslarının açılması ve çalışması son bulmaktadır. Böylece, Kur’an kursuna devam edeceklerin bu konuda ülkedeki en yetkin kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığının açacağı kurslardan yararlanması ilkesi getirilmektedir.

Kanun tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında, Komisyon maddeyi değiştirmiştir. Yapılan değişikliğe göre madde şu şekli almıştır; “Yukarıdaki fıkranın dışındaki din eğitimi ve öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Bu eğitim ve öğretim örgün eğitim kurumları dışında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca verilir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetim ve gözetiminde tatillerde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca verilen bu amaçlı kurslardan yararlanacak öğrencilerin, ilköğretimin beşinci sınıfını tamamlamış olmaları gerekir.” Yapılan bu değişiklikle, tasarıdan Kur’an kursları ibareleri çıkarılmış ve ilköğretimin beşinci sınıfını tamamlayan öğrencilerin din ve ahlak dersleri dışında kalan din eğitimi için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaz aylarında açacağı kurslara devam edebilmesi öngörülmüştür. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan bu şekilde geçen madde yeni bir değişikliğe uğramamıştır.

Kanun tasarısının TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşülmesi sırasında Plan ve Bütçe Komisyonu’nda şekillenen bu düzenlemeyi içeren madde reddedilmiştir. Böylece dördüncü madde tümüyle yasa metninden çıkmıştır. Bu maddenin kabulüne azınlık Hükümeti’nin TBMM’deki sandalye sayısı yetmemiştir.

Tasarının beşinci maddesi ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun İlköğretimde Amaç ve Görevleri belirleyen 23 üncü maddesine bir fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkranın içeriği şöyledir; “İlköğretimin son ders yılının ikinci yarısında öğrencilere, ortaöğretimde devam edilebilecek okul ve programların hangi mesleklerin yolunu açabileceği ve bu mesleklerin kendilerine sağlayacağı yaşam standardı konusunda tanıtıcı bilgiler vermek üzere rehberlik servislerince gerekli çalışmalar yapılır.”

Getirilen bu düzenleme ilköğretimi bitirecek öğrencilerin ortaöğretimde hangi okullara devam ederlerse, kendilerine nasıl bir yaşam hazırlayacakları konusunda bilgilendirilmeleri öngörülmüş ve böylece çocukların ortaöğretim kurumlarına geçişlerini meslekleri tanıtan bilgi ve bu konularda oluşabilecek sorularını rehber öğretmenlerin yanıtlaması ile bilgilenerek ve yeteneklerine uygun kurumlara devam etmek için aileleri ile birlikte sağlıklı karar alabilmelerini sağlayacak bir son sömestr çalışması olarak düşünülmüştür.

Altıncı madde ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 24 üncü maddesi yeniden düzenlenerek ilköğretim okullarının sekiz yıllık okullardan oluştuğu kaydedilmiştir. Bu düzeme, değiştirilen Kanunun maddeler arası uyumunun sağlanması için yapılmıştır.

Yedinci madde ile Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunun 9 uncu maddesindeki çıraklığa başlama yaşı 13 den 14 yaşa çıkarılmıştır.

Sekizinci madde ile Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri hakkındaki kanunda sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitime ilişkin paralel düzenleme yapılmıştır.

Dokuzuncu madde ile kanunlarda geçen ilkokul ve ortaokul deyimleri ilköğretim okulu olarak değiştirilmiştir.

Onuncu maddede eğitimle ilgili yasalarda sekiz yıllık eğiti ile ilgili deyim birliğini sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır.

 Tasarıda yer alan geçici birinci madde ile sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim giderlerinde kullanılmak üzere çeşitli işlemler ile kağıtlardan alınacak eğitim katkı payı düzenlenmiştir. Bu düzenlemem 1 Eylül 1997-31.12.2000 dönemi için yürürlükte kalacaktı. Bu gelir kaynaklarını belirlemede Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in büyük emeği mevcuttur.

Sekiz yıllık eğitime ilişkin harcamalarda İhale Kanunu, Sayıştay vizesi uygulanmaması da tasarıda yer almıştır. Ancak bu durum bu harcamaların denetimsiz kalması anlamını taşımıyordu. Maliye ve Millî Eğitim Bakanlarına bu harcamalara ilişkin usul ve esasları belirleme yükümlülüğü verilmişti.

Sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu ilköğretim yasası ile sağlanan ek gelirlerin aylar itibariyle gösterdiği gelişme, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı “Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu İlköğretim -2- Temmuz 1999” başlıklı belgenin 52 inci sayfasında ve “Millî Eğitim İstatistikleri 2004-2005 Ankara 2005” başlıklı yayının 248 ve 249 uncu sayfalarında yer almaktadır.

Yasa yürürlüğe girdikten sonra bu esaslar belirlenmiş ve 97/1 sayılı tebliği ile kamuoyuna açıklanmıştı. Buna göre, sekiz yıllık eğitime ilişkin tüm harcamaların her altı ayda bir Maliye ve Millî Eğitim Bakanlıkları denetim elemanlarınca birlikte denetlenecek ve denetim sonuçları ülke çapında yayın yapan yazılı ve sözlü basın aracılığı ile kamuoyuna duyurulur kuralı konulmuştur. Yapılan bu denetimlerin raporları basına dağıtılmıştır.

2-      Komisyonlarda ve TBMM’deki görüşmeler 

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretime ilişkin tasarının sadece Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinin zabıtları 1259 sayfadan oluşmaktadır. Komisyon tasarı üzerinde çalışmaları 64 saat 45 dakika sürmüştür. Komisyonda görüş açıklamak isteyen Komisyon üyesi ve üye olmayan milletvekillerine Komisyon Başkanı Biltekin Özdemir söz vermiş, süre aşımlarını hoş görü ile karşılayarak örnek bir yönetim sergilemiştir. Ne Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ne de diğer komisyonlarda koalisyon partilerinin ve muhalefet partilerinin konuşmaları ve toplantıları engelleme girişimleri olmuştur. Muhalefet partileri İç Tüzük’ün izin verdiği her türlü hakkı kullanarak müzakerelerin uzamasını sağlamıştır. Bu tutum, Komisyon Başkanlarınca ve iktidar milletvekillerince engellenme yoluna gidilmemiştir.

Genel Kurul’daki görüşmeler de Muhalefet Partilerinin İç Tüzük’ün verdiği olanakları sonuna kadar kullanması sonucu günlerce sürmüştür. Genel Kurul görüşmelerine Başkanlık eden Uluç Gürkan örnek bir yönetim sergilemiş ve muhalefetin görüşlerini açıklamalarını, soru-cevap bölümünde sorular tükenene değin sorulup yanıtlanmasına izin vermiştir.

Muhalefet Partilerinin Meclis’teki görüşmeleri uzatma çabaları, yasanın eğitim yılının başlamasından sonra çıkarak uygulanmasını bir sonraki eğitim yılına sarkıtılması stratejisi gereği mi idi, bilemiyorum. Ancak, Millî Eğitim Bakanı olarak, Bakanlık yöneticilerinden aldığım bilgi ve uygun görüş ile böyle bir durumun doğmaması için öğretim yılı açılışı tarihinin açıklanmasını üç gün uzatıldığı kamuoyuna açıklanmıştır.

3-      Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulamalarının sayısal sonuçları

Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasına 1997-1998 eğitim yılında başlanmıştır. Bu uygulama sonucunda ilköğretim ve ortaöğretimde öğrenci sayılarındaki gelişmeler Tablo 10 da yer almaktadır.

Tablo 10 un incelenmesinden de görüleceği üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim 1997 yılından 2011 yılına uzanan süre zarfında Türkiye’nin eğitim profilini en azından sayısal boyutu ile çok köklü olarak değiştirmiştir. Okul öncesi eğitim sayılarındaki artış ailelerin bu tür eğitimin çocukların ileri aşama eğitimleri için faydaları konusunda bilinçlenmelerinin ve fiziki altyapıların gelişmesinin sonucunda çok büyük ölçüde artmıştır.

Tablo 10

1996-97 ile 2010-2011 döneminde ilköğretim ve ortaöğretim

Öğrenci sayılarındaki gelişmeler

Okul türüÖğrenim yılı Okulöncesi  İlköğretim Genel lise MeslekiTeknik Lise
1996-97

147,116

(*)8,625,550

1,252,189

973,153

1997-98

240,885

9,102,074

1,313,892

949,504

1998-99

207,319

9,512,044

1,094,610

918,542

2001-02

289,118

10,562,426

1,908,493

947,358

2004-05

434,771

10,565,389

1,937,055

1,102,394

2010-11

1,115,818

10,981,100

2,676,123

2,072,487

(*) 1996-97 ders yılına ait ilköğretim verileri ilkokul ve ortaokula devam eden öğrencilerin toplamıdır.

Kaynak: Millî Eğitimle ilgili Bilgiler 1997, 1998 Millî Eğitim Sayısal Veriler 2002, Millî Eğitim İstatistikleri 2005 ve Millî Eğitim İstatistikleri 2010-2011.

İlköğretimdeki öğrenci sayısı 1996-1997 ders yılından 2001-2002 ders yılına kadar (10,562,426- 8,625,550=) 1,936,876 kişilik artış göstermiştir. İlköğretim öğrenci sayısı 2001-2002 ders yılından 2010-2011 ders yılına kadar ise (10,981,100 – 10,562,426=) 418,674 kişi artmıştır. İlköğretimdeki öğrenci sayılarındaki artış, geniş ölçüde ilköğretime devam eden kız öğrencilerden kaynaklanmıştır.

İlköğretimin sekiz yıla çıkması ortaöğretimdeki okullaşmayı da önemli boyutta etkilemiştir. Tablo 10 dan da görüldüğü üzere, genel liselerde öğrenci sayısı (2,676,123-1,252,189=) 1,423,934 kişi artmıştır. Bu yüzde 113.7 oranında bir artıştır. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim yaşama geçmese idi, aynı sürede bu boyutta bir gelişme sağlanamazdı.

Benzeri şekilde mesleki teknik liselere devam eden öğrenci sayısı da (2,072,487-973,153=) 1,099,334 kişi artmıştır. Bu eğitim türünde öğrenci sayısındaki artış yüzde 113.0 oranındadır. Eğer mesleki-teknik eğitim kurumlarına ve öğretim kadrolarına gereken yatırım yapılabilmiş olsa idi, ortaöğretimde mesleki-teknik eğitim alan öğrenci sayısındaki artış çok daha fazla olabilecekti. Bu konuya biraz sonra yeniden değineceğim.

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim, her eğitim kademesindeki kız öğrenci sayılarının süratle artışına da yol açmıştır. Bu Tablo 11 de yer alan verilerden açıkça görülecektir.

Tablo 11

Eğitim seviyelerine göre cinsiyet oranı

Eğitimin her kademesindeki 100 erkek öğrenciye karşılık kız öğrenci oranı

    ÖğretimYılı  İlköğretim  Ortaöğretim YüksekÖğretim
1997-98

85.63

74.70

69.68

1998-99

86.97

75.50

69.44

1999-00

88.54

74.74

70.96

2000-01

89.64

74.41

73.56

2001-02

90.71

75.87

75.17

2002-03

91.10

72.32

74.33

2003-04

91.86

78.01

74.09

2004-05

92.33

78.72

74.66

2005-06

93.33

78.76

77.20

2006-07

94.11

79.65

77.69

2007-08

96.39

85.81

78.74

2008-09

97.91

88.99

80.08

2009-10

98.91

88.59

83.38

2010-11

100.42

88.14

v.y.

v.y.: veri yok

Kaynak: M.E.B. Millî Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 2010-2011 Tablo 1.6, sayfa 10.

Tablo 11 deki oransal gelişmeler değerlendirilirken, Tablo 10 da yer alan her eğitim kademesindeki büyük öğrenci sayısı artışları da akılda tutulmalıdır. Bu bilgiyi de göz önünde bulundurarak Tablo 11 deki verilere bakıldığında, eğitimin her kademesinde her 100 erkek öğrenciye karşılık kız öğrenci oranındaki önemli artış çok dikkat çekicidir. Bu gelişmede sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimin çok önemli rol oynadığı çok açıktır. İlköğretimi bitirme fırsatı verilmiş kız öğrenciler daha üst düzeyde eğitim alma arzusu sergilemekte ve ailelerin bu isteğe sevgi ve saygı duyuşundaki gelişmeye paralel olarak da üst eğitim kurumlarına devam eden kız öğrenci sayısı hızla artmıştır. İlköğretimde her 100 erkek öğrenciye karşılık kız öğrenci sayısı 1997-98 yılındaki yaklaşık 86 öğrenciden 2010-2011 yılında 100 ün üzerine çıkmıştır. Bunun anlamı kız öğrenci sayısı erkek öğrenci sayısını geçmiştir. Bu eğitim kademesindeki artış (100-86=) 14 kız öğrencidir. Ortaöğretimde her 100 erkek öğrenciye karşılık kız öğrenci sayısı da aynı dönemde (88-75=) 13 kız öğrenci artmıştır. Yükseköğrenimdeki artış ise (83-69=) 14 kız öğrencidir. Bu gelişmeler, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimle birlikte ülkenin kadın nüfusundaki eğitilme arzusunun önündeki önemli bir engelin kalktığının da somut göstergesidir.

Kızların ortaöğretim ve yükseköğretimdeki okullaşmasının önemli boyutta artmasının dolaylı olarak sağladığı diğer bir sağlıklı gelişme ise, Tablo 8 den anımsanacağı üzere, 15-19 yaş grubunda evli kadın sayısının 1990 daki 463,481 sayısından (463,481-216,810=) 246,671 kişi azalışla 2010 yılında 216,810 a gerilemiş olmasıdır. Bu gelişme, ülkemizdeki çocuk gelinler ve anneler sorununun azalmasına da bir katkıda bulunmuştur. Lise düzeyi eğitimin, sekiz yıllık kesintisiz ilköğretime ek olarak zorunlu hale getirilmesi, ülkemizde çocuk gelin ve çocuk anne sorununun hemen tümüyle ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Tablo 11 deki gelişmeler yer alırken 1997-98 eğitim yılında ilköğretim seviyesindeki erkek ve kız öğrencilerin toplamı üzerinden net okullaşma oranı çağ nüfusunun yüzde 84.54 i iken bu oran 2010-2011 öğrenim yılında yüzde 98.41 e çıkmıştır. Ortaöğretimde ise okullaşma oranı çağ nüfusunun 1997-98 ders yılında net yüzde 52.79 dan 2010-11 öğrenim yılında yüzde 69.33 e yükselmiştir. Yüksek öğrenimde ise okullaşma oranları aynı dönemde net olarak yüzde 19.52 den yüzde 30.42 ye ulaşmıştır.

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim yasası görüşülürken şiddetle karşı çıkanların savlarından birisi de mesleki teknik eğitimin zarar göreceği idi. Yukarıda Tablo 6 yı açıklarken de verilere dayanarak somut olarak gösterildiği üzere, mesleki teknik ortaokullarına devam eden öğrencilerin çağ nüfusuna oranı imam-hatip ortaokulları dahil 1984-85 ders yılındaki yüzde 4.80 oranından 1996-97 öğretim yılında yüzde 8.64 de çıkmıştı. Ancak aynı Tabloda yer alan bilgiler, imam-hatip ortaokullarına devam edenler hariç mesleki-teknik ortaokullarına devam eden öğrencilerin çağ nüfusuna oranının aynı dönemde yüzde 0.84 den (yüzde 1 in altında) yüzde 0.78 e düştüğünü de göstermekte idi. Aynı Tablonun açıklaması sırasında bu ortaokulların mesleki teknik liseleri besleyen kaynak olmadıkları da açıkça gösterilmişti. Bu bilgilerin ışığında 1996-97 öğretim yılından 2010-11 öğretim yılına mesleki teknik ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrenci sayılarındaki gelişmeleri Tablo 12 eşliğinde inceleyelim.

Tablo 12

1996-97 ve 2010-2011 eğitim yılları arasında mesleki teknik eğitimdeki öğrenci sayılarındaki gelişmeler

 ÖğretimYılı  İmam-Hatip L. Diğer MeslekiTeknik L.  ToplamÖğretmen  İHLÖğretmen
1996-97

192,727

780,426

72,373

18,809

1997-98

168,422

781,082

72,518

18,702

2001-02

77,389

869,969

72,632

8,504

2004-05

103,788

998,606

74,740

8,140

2008-09

149,637

1,421,627

88,294

9,846

2010-11

235,639

1,836,848

104,327

8,671

Kaynak: M.E.B. Millî Eğitim Sayısal Verileri 1997, 1998 ve Millî Eğitim İstatistikleri 2008-2009 ve 2010-2011 den derlenmiştir.

Tablo 12 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, imam-hatip liseleri dışında kalan mesleki teknik liselerinde öğrenci sayısı 1996-97 eğitim yılından 2010-11 öğrenim yılına kadar (1,836,848-780,426=)1,056,422 kişi artmıştır. Diğer bir deyişle öğrenci sayısındaki artış oranı yüzde 135.36 boyutundadır. Bu çok büyük artıştır. Görüldüğü üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim mesleki ve teknik eğitimde iddia edildiği gibi bir gerilemeye yol açmamış tam aksine çok önemli gelişmeye yol açmıştır.

İmam-hatip liselerindeki öğrenci sayısı 2001-02 eğitim yılına kadar gerilemiş ise de izleyen yıllarda süratle artarak 235,639 a ulaşmıştır. İmam-hatip liselerinde öğrenci sayısı başlangıçta önemli düşüş yaşamış olmasına rağmen 2010-11 ders yılında bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 1996-97 yılına göre (235,639/192,727=) yüzde 22.27 oranındadır.

Tablo 12 de imam-hatip liselerindeki öğretmen sayılarında önemli düşüş görülmektedir. Bunun nedeni, anımsanacağı üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim yasası yasadan önce bir meslek lisesinin ortaokul bölümünde başlayan öğrencilerin ilköğretimlerini bu okullarda tamamlayacağı kazanılmış hak koruması getirmişti. İmam-hatip liselerindeki öğretmen sayısının başlangıçtaki yüksek sayıları bu okulların ortaokullarındaki öğretmenleri de kapsaması nedeniyledir. Nitekim bu okulların öğretmen sayıları 2008-09 ders yılında 9,846 ya çıkarılmış ise de 2010-11 ders yılında öğretmen sayısı 8,671 e indirilmiştir.

Tablo 12 üzerindeki değerlendirmelerimi imam-hatip liseleri hariç diğer mesleki teknik öğretmen sayılarındaki gelişme üzerinde de kısaca durmak istiyorum. Tablo 12 den görüldüğü üzere, diğer mesleki teknik liselerde öğretmen sayısı 1996-97 yılında (72,373-18,809=) 53,564 iken 2010-11 ders yılında (104,327-8,671=)95,656 ya ulaşmıştır. Artış (95,656/53,564=) yüzde 78.58 dir. Anımsanacağı üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimin yasalaşmasından bir süre sonra mesleki teknik liseleri bitirenlerin kendi branşları ile ilgili üniversitelerin ön lisans bölümlerine sınavsız girmeleri kararı da alınmıştı. Bu karar çerçevesinde ön lisans programlarını tamamlayan öğrencilerin en yüksek notları alan yüzde 20 sinin de yine sınavsız olarak lisans programlarına devam etme hakkı tanınmıştı. Bu düzenlemeler, sekiz yıllık eğitimin, ortaöğretim düzeyinde okullaşmayı süratle yükselteceği ve bu durumun da bu okullarda öğretmen gereksinimini arttıracağı tahmin edildiği için hızla öğretmen yetiştirmek amacıyla alınmıştı. Böylece öğretmen liselerini bitirenler ile mesleki teknik eğitimi bitirenler ön lisansa devamları özendirilmiş ve bu programlarda ilk yüzde 20 ye girenlerin de lisans eğitimlerini yaparak öğrenmen potansiyeli yaratmaları arzu edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında yetkililerin mesleki teknik liselerin artan öğretmenleri karşılamada söz konusu kararların etkisinin ne boyutta olduğunu rakamlarla açıklamalıdırlar. Aynı şekilde öğretmen liselerini bitirenlerin eğitim fakültelerine girişlerinde nasıl bir artış olmuştur ve bu artışın düz liselerin artan öğretmen gereksinimini karşılamadaki rolünü veriler ışığında açıklamaları gerekir. Zira mesleki teknik liselerine devam edenlerin kendi alanlarında ön lisans programlarına girmesi için sağlanan avantajlar geçmişte yoğun eleştirilere hedef olmuştur. Ancak kimse bu düzenlemelerin önce öğretmen gereksinimini karşılamada sonra da sanayiin nitelikli insan gücü talebini karşılamasına yaptığı katkı üzerinde durmamıştır.

YÖK’ün katsayı farkını ortadan kaldırma yolunda yaptığı girişimler üzerine bunun yaratacağı sakıncaları bu sitede yayınladığım “YÖK’ün Katsayı Kararı Ne Getiriyor Ne Götürüyor?” başlıklı yazıya arzu edenler www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=110 adresinden ulaşabilirler. O yazıda, mesleki teknik liselerin kendi alanlarında ön lisans ve lisans programlarına devamı nasıl etkilediği de görülecektir.

Sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu ilköğretim yasasına karşı çıkanların ileri sürdükleri diğer bir sav ise, bu eğitimin çıraklık kurumuna darbe vuracağı ve bundan sanayiinde olumsuz yönde etkileneceği idi. Şimdi de veriler eşliğinde çıraklık eğitimindeki gelişmeleri Tablo 13 de izleyelim.

Tablo 13 e 2004-2005 ders yılından sonraki veriler konulamamıştır. Nedeni Millî Eğitim Bakanlığının 2005-2006 ders yılından başlayarak düzenlediği istatistik veri tabanı çıraklık eğitimine devam eden öğrencileri ayrı olarak göstermemesidir. Eğer gösteriyor ve ben bunu bulamamışsam okurlardan ve ilgililerden özür dilerim.

Tablo 13 2004-2005 ders yılı dahil verileri içerdiği için sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu ilköğretimin çıraklık eğitimi alanların sayısal gelişimi üzerindeki etkilerini görebilmeye yetecek kadar bir süreyi kapsadığı için bu veriler ışığında sağlıklı bir değerlendirme yapılabilir.

Tablo 13

1986-87 ders yılından 2004-05 ders yılına kadar çıraklık eğitimindeki gelişmeler

 DersYılı  Kapsadığıİl sayısı  Öğretmensayısı EğitilenÇırak ve kalfasayısı
1986-87

39

403

83,600

1987-88

53

509

128,948

1988-89

53

976

151,000

1989-90

59

1,359

170,232

1990-91

64

1,571

180,056

1991-92

66

2,227

194,317

1992-93

70

2,696

196,200

1993-94

70

2,971

201,775

1994-95

70

3,142

203,846

1995-96

79

3,755

213,720

1996-97

v.y.

4,089

195,961

1997-98

v.y.

4,122

234,005

1998-99

v.y.

4,759

267,074

1999-00

v.y.

5,04

228,844

2000-01

v.y.

4,840

218,576

2001-02

v.y.

5,165

248,495

2004-05

v.y.

4,555

333,255

v.y.: Kaynak belgelerde, anılan yıllara ait verilerin yanında kapsanan il sayısı yazılmamıştır.

 Kaynak: Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan “1996 Yılı Bütçe Raporu”, M.E.B. Prof. Dr. Mehmet Sağlam “TBMM 1997 Yılı Bütçe Raporu”, M.E.B. Hikmet Uluğbay, “TBMM 1998 Yılı Bütçe Raporu”, M.E.B. “Millî Eğitim Sayısal Verileri 2000 ve 2001-2002” yılları ve M.E.B. “Millî Eğitim İstatistikleri  2004-2005”.

Tablo 13 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, çıraklık eğitimi alan çırak ve kalfa sayısı 1991-1992 ders yılı ile 1996-1997 ders yılları arasında 200,000 dolayında öğrenci sayısı ile bir plato oluşturmuştur. Çıraklık eğitim merkezlerine devam eden öğrenci sayılarında 1997-1998 ve 1998-1999 ders yıllarında önemli sayılacak öğrenci artışı olmuştur. Bu artış yapay bir artıştır. Zira sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretim yasası TBMM görüşülürken ve uygulamaya girdikten sonra yoğun bir yıpratma kampanyası ile karşılaşmıştır. Bu kampanya sonucunda bazı ailelerin 1996-97 ders yılında ilkokulu bitiren çocuklarını 6 ıncı sınıfa yazdırmak yerine okula göndermeme yoluna gittikleri gözlenmişti. Hatta küçük sayıda olsa bile 6 ıncı sınıfı bitirmiş öğrencileri okuldan çekenler olduğu da söylenmiştir. İşte bu şekilde 6 ve 7 inci sınıfa devam ettirilmeyen öğrencilerin çıraklık eğitimine yazdırılmalarının çıraklık eğitimine devam edenlerde böyle bir artışa yol açtığını tahmin ediyorum. Olumsuz kampanyaların izleyen yıllarda yavaşlaması nedeniyle çıraklık eğitimine devam edenlerin sayısında düşüş yaşanmış ve 2001-02 ders yılından sonra makul bir artış eğilimine girmiştir. 2001-2002 den sonra çıraklık eğitimine girenlerin çok büyük bölümü sekiz yıllık zorunlu eğitimini tamamlayan çocuklar olduğu gerçekçi bir tahmin olarak belirtilebilir.

Türkiye’yi yönetenler şu konudaki tercihlerini açıkça toplumun önüne koymalıdırlar, Türk ekonomisi dünya ekonomileri içindeki yerini çocuk işçi sayısını artırarak mı yükseltecektir, yoksa örgün mesleki teknik eğitim almış teknik kadrolarla mı dünyadaki rekabet gücünü yükseltmek isteyecektir? Bu soruya bilimsel veriler eşliğinde verilecek yanıt, eğitime ve eğitim yapısına bakışları konusunda da önemli bilgiler içerecektir.

Tablo 13 den de açıkça görüldüğü üzere, sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim çıraklık eğitimi alanlar üzerinde olumsuz bir etki yapmamıştır. Aslında sekiz yıllık eğitimi eleştirenler, çıraklık eğimi veren öğreticiler arasında bir anket araştırması yaparak, ilkokul mezunlarının mı yoksa sekiz yıl eğitim almışların mı çıraklık eğitiminde daha iyi öğrenim ve uygulama becerileri sergilediklerini araştırıp kamuoyuna açıklamak durumundadırlar. Benzeri bir anket çalışması, çıraklık eğitimine öğrenci gönderen sanayi kuruluşlarında da yapılarak ilkokul mezunu çıraklar ile ilköğretim okulu mezunu çırakların öğrenme ve uygulama becerileri arasındaki farklılığın hangi eğitimi almış olanlardan yana olduğu da araştırılmalıdır.

4-      Sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitimle birlikte öğretmelere ve kurumlara yapılan yatırımlar

Sekiz yıllık eğitim yasasının çıkarılmasından sonra yapılan ilk iş, öğretmenlik mesleğini yeniden arzulanan bir meslek haline getirmek üzere, Maliye Bakanlığı ile yapılan temaslar sonucunda öğretmen maaşları ile diğer mesleklerin maaşları arasındaki uçurumu göreceli olarak daraltmak olmuştur. Bu konuda Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in çok önemli destek ve katkısı olmuştur. Yapılan bu düzenleme ile maaşların yanında her öğrenim yılı başlangıcında öğretmenlere verilen kitap ödeneği de hissedilir oranda yükseltilmiştir. Anımsadığıma göre, bu düzenlemelerde lisans üstü öğrenim gören öğretmenlere yönelik iyileştirme göreceli olarak daha yüksek tutulmuştur.

Öğretmenler konusunda alınan bir diğer karar da, geçmiş yıllarda üniversitenin herhangi bir dalını bitirenlere öğretmen olma hakkı tanınmışken, bu uygulamaya son verilmiş ve öğretmenler Eğitim Fakültesi ile Fen ve Edebiyat Fakültesi mezunları arasından alınmaya başlanmıştır.

Öğretmen liselerinde ve Eğitim fakültelerinde okuyan öğrencilerin almakta oldukları bursların parasal değeri diğer öğrencilerden daha yüksek düzeye çıkarılmıştır.

Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’nun işbirliği ve çalışmalar sonucunda, öğretmen yetiştirme konusunda da çok önemli bir karar alınmıştır. Bu çalışmalarda Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Bener Cordan ve YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün büyük katkıları olmuştur. Anılan çalışmaların sonucunda yurt dışına doktora yapmak üzere, Üniversitelerden ve Millî Eğitim Bakanlığından öğrenci gönderilmeye başlanmıştır. Bu öğrencilerin doktora çalışmaları fen ve sosyal bilimler dalındaki bilgilerin öğrencilere nasıl öğretileceği üzerinde olacaktı. Geçmişte öğrenci olanların anılarında matematik, fizik, kimya ve felsefe gibi derslere ilişkin karabasanlar vardır. Bir konuyu bilmekle o konuyu öğretmek arasında çok büyük fark vardır. Bu bağlamda Dünya Bankası kredisi çerçevesinde başlangıçta 100 dolayında doktora öğrencisi gönderildikten sonra, izleyen yıllarda aynı alanlarda eğitim görmek üzere ulusal kaynaklarla finanse edilen 400-500 doktora öğrencisi daha gönderilmiştir. Bu öğrencilerin çok büyük bölümü eğitimlerini tamamlayarak yurda dönüp üniversitelerde göreve başladığını öğrenmiştim.

Yine YÖK ile yapılan işbirliği sonucunda eğitim fakültelerinde okuyan öğrencilerin bir esas bir de yan branş öğrenimi almaları öngörülmüş ve böylece öğretmen açığının kapatılması için önemli bir adım atılmıştı.

İlköğretimden ortaöğretime geçişte ilköğretim başarı puanının önemi ve ağırlığı attırılmış ve bu artışın sürdürülmesi suretiyle, ortaöğrenime geçişin tümüyle ilköğretim başarı puanına göre düzenlenmesi hedeflenmişti.

Üniversite sınavları tek sınava indirilmiş ve üniversiteye yerleşmede ortaöğrenim başarı puanının ağırlığı yükseltilmişti. Zira, üniversite sınavları nedeniyle lise öğrencilerinin ikinci sınıftan başlayarak dershanelere gitmeye başlaması ortaöğrenimde sınıfta öğrenmeye ciddi engel yaratmaya başladığı gözlemlenmişti. Geçtiğimiz yıllarda nedeni tam anlaşılamayan bir kararla bu sınav yeniden ikiye çıkarılmıştır.

Din Eğitimi Genel Müdürlüğü görevine, doktora tezin çocukların din eğitimi üzerine olan ve “Çocuğun Eğitiminde Dinî Motifler” isimli kitabı Türk Diyanet Vakfı tarafından 1989 veya 1990 yılında yapılan bayan din bilginlerinden Doç. Dr. Muallâ Selçuk getirilmiştir. Prof. Dr. Muallâ Selçuk 2001 yılında Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine de atanmıştır.

Bu bağlamda ek bir bilgi olarak da lise zorunlu ders programlarına felsefe yeniden dahil edildiğini belirtmek isterim.

1997-2002 döneminde ilköğretim, orta öğretim ve mesleki teknik öğretim alanlarında yapılanlara ilişkin çok daha ayrıntılı bilgilere, Millî Eğitim Bakanlığının Aralık 2001 tarihinde yayımladığı “2002 Yılı Başında Millî Eğitim” başlıklı kitaptan ulaşılabilir.

5-      Fiziki altyapı projeleri için üniversitelerle işbirliği

 Geleceğin gereksinimlerine yanıt verecek, değişen ve gelişen eğitim sistemlerine, inşaat teknolojilerine uygun, yeni ilköğretim programının öngörülen nitelikte ve arzulanan şekilde yaşama geçirilmesine olanak sağlayacak, arsaların fiziki özelliklerine, çevre ve iklim koşullarına uygun yeni ilköğretim okulu bina projeleri, İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, Mimar Sinan, Orta Doğu Teknik, Gazi ve Erciyes Üniversitelerinin Mimarlık Fakültelerine hazırlattırılmıştır. Yeni yapılan okullarda bu projeler uygulanmıştır.

Gerek okulların fiziki alt yapılarının, gerekse eğitim araç gereçleri ve eğitim programlarının finansman gereğinin karşılanmasında Dünya Bankasından kaynak sağlanmıştır. Dünya Bankasının gerektiğinde toplamda 3 milyar dolara kadar çıkabileceğini ifade ettiği finansman desteğinin ilk dilimi olan 300 milyon dolarlık kredi anlaşması 1998 yılında imzalanmıştır.

6-      Teknoloji kullanımının geliştirilmesi

İlköğretimde yeni teknolojilerden yararlanmaya da önem verilmiştir. Bu bağlamda müfredat okullarında kullanılan tepegöz, bilgisayar gibi araçların ilköğretimde yaygınlaştırılması kararı alınmıştır. Bu bağlamda bilgisayar öğretmeni yetiştirilmesi için üniversitelerle işbirliğine gidilmiştir.

İlköğretimde öğrenci yeteneklerini gözlemlemede önemli yer tutan işliklerde kullanılan malzemelerin çok büyük bölümünün dışarıdan alınması yerine, teknik liselerde üretilmesi yolu seçilerek, ilköğretimin mesleki teknik eğitime doğrudan katkısı da sağlanmıştır.

Sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim ile birlikte uygulamaya konulan daha birçok yenilikler de vardır. Ancak o konularda ayrıntılara girmeye bu aşamada gerek görmüyorum. Ancak yabancı dil eğitiminin ilköğretimin dördüncü yılında başlaması kararı alınmış ve yabancı dil öğretmen sayısındaki artışa paralel olarak tüm okullara yaygınlaştırıldığını belirtmeden geçemeyeceğim.

Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitime yöneltilen bazı eleştirilere kısa yanıtlar

Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimin, mesleki teknik eğitimdeki gelişmeleri olumsuz yönde etkiyeceğine yönelik eleştirilere yukarıda mesleki teknik eğitime ilişkin olarak sağlanan gelişmeleri anlatırken ayrıntılı yanıt verdiğim için burada yenilemeyeceğim. Ancak yukarıda kısaca değindiğim bir öneriyi burada yinelemek isterim. Bu konudaki eleştirilerin sağlıklı olabilmesi için önce mesleki teknik eğitim liselerinde görev yapan kıdemli öğretmenler (emekliler dahil) arasında kapsamlı bir anket çalışması yapılarak mesleki teknik ortaokulundan gelen öğrencilerin mi yoksa sekiz yıllık kesintisiz eğitimden gelen öğrencilerin mi daha çabuk öğrendikleri konusunda görüşleri alınmalıdır. Böyle bir çalışmaya dayanmayan eleştiriler inandırıcı olmaktan daima uzak kalacaktır. Ayrıca, 11 yaşındaki çocukların mesleki teknik eğitime başlatılmasının ortaya çıkaracağı sorunlar konusunda ülkemiz ve yabancı ülkelerin çocuk psikologlarının ve pedagogların katılacağı bir konferans düzenlenerek tartışılmalı ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

Aynı şekilde bu eğitimin çıraklık eğitimin olumsuz yönde etkileyeceği ileri sürülmüştü. Böyle olmadığı yukarıda ilgili bölümde kanıtlanmıştır. Bu konudaki eleştirilerin inandırıcı olabilmesi için çıraklık eğitim merkezlerinde görev yapan ve geçmişte görev yapmış kıdemli öğretmenlerle yukarıda önerilene paralel bir anket çalışması yapılmalıdır. Böyle bir çalışmaya dayanmayan söylemler havada kalacaktır.

İlahiyat Fakültelerinin öğretim üyelerinin ve pedagogların katılacağı bir arama konferansı düzenlenerek, ortaokulda imam hatip eğitimine başlayan öğrenciler ile bu eğitime lise düzeyinde başlayan öğrencilerin İlahiyat Fakültelerindeki eğitim başarıları karşılaştırılmalı olarak ele alınıp bulgular kamuoyuna açıklanmalıdır.

Sekiz yıllık eğitime yönelik eleştirilerden biri de, 7-14 yaş grubunun aynı çatı altında tutulmasının sorunlar yarattığı şeklindedir. Millî Eğitim Bakanlığının bu yönde yapılmış bir araştırması var mıdır? Var ise bu araştırmanın yapıldığı yıl hangisidir? Böyle bir araştırma eğer var ise hangi sakıncaları saptamıştır. Böyle bir saptama yapıldı ise, bunlar mevcut yapı içinde alınabilecek önlemlerle giderilemeyecek boyutta mıdır? Söz konusu eleştiriyi ortaya atanlar bu sorulara yanıt vermek zorundadırlar.

Sekiz yıllık eğitime yönelik olarak ileri sürülen eleştirilerden birisi de, ilköğretim çocuklarının hazırlıksız olarak lisede düzeyinde meslek seçmek durumunda kalmalarına yöneliktir. Bunun böyle olmadığı ve son yılın ikinci sömestrinde öğrencilere bu konuda her türlü bilgi sunulmasının sunulması yasanın gereği olduğuna yukarıda değinmiştim. Sekizinci sınıfın ikinci yarıyılında verilen bilgiler zaman içinde yetersiz kaldığı gözlemlendi ise, eğitim sistemini kökten değiştirmeye yönelmek yerine bu gereksinimi karşılamak üzere neden önlem alınmamıştır? Örneğin Millî Eğitim Bakanlığının web sitesine öğrencilere ve velilere ek bilgi sunmak için meslekleri tanıtan sayfalar açılabilir, bu sayfalarda interaktif bilgiler de sunulabilir ve bu konuda üniversitelerden de destek alınabilirdi.

Eğitim hizmetlerinde tamamlanması gereken hususlar

Sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim eğitimdeki tüm sorunları elbette çözmemiştir. Bu programa geçişle birlikte çözülmesi gereken birçok soruna da çözüm arayışları başlatılmış ve yaşama geçirilmiştir. Ancak buna rağmen yapılacak birçok hizmet mevcuttur. 4+4+4 gibi ciddi sorunlar yaratmaya aday bir uygulamaya geçmek yerine Millî Eğitim Bakanlığı şimdi sayacağım sorunlara çözüm üretse eğitime, ailelere ve öğrencilere büyük hizmetler sunmuş olacaktır.

Eğitimin temel öğesi öğretmendir. Öğretmenlerin özlük hakları ile diğer mesleklerin özlük hakları arasında kapatılması gereken farklılıklar vardır. Bu farklılıkların ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Eğitimin diğer temel öğesi de ders kitaplarıdır. Bilgi çağı ortamında ders kitaplarının güncelliğini korumak büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde ders kitaplarının bir yazar yerine çoklu yazar tarafından hazırlanması tercih edilmekte ve bu tür ders kitaplarının belirli aralıklarla güncelleştirilmesi öngörülmektedir. Ülkemizde de ders kitaplarının tek yazar yerine çoklu yazar tarafından yazılması yaşama geçirilmelidir.

Ordularda, yeni silah sistemleri alındığında, o silah sistemini kullanan subay ve astsubaylar “gelişim” (tekâmül) kurslarına alınırlar. Öğretmenlerin de belirli aralıklarla alanlarındaki gelişmeleri izlemek ve öğrenmek üzere “gelişim” kurslarına alınması eğitim kalitesinin yükselmesine önemli katkıda bulunacaktır.

Belediyelerin imar planlarını hazırlarken okul binaları çevresindeki bina ve kat yoğunluğuna izin vermeleri sonucu, o semtte öğrenci sayısı artarken, okul kapasitelerini arttırabilme olanakları da yok edilmiştir. Hatta daha da vahim olanı, okulların bulunduğu yerde bina ve kat yoğunluğunun artması okulların esasen yeterli olmayan bahçe ve oyun alanlarının otopark olarak kullanılmasına yol açmıştır. Ayrıca okul binalarının çevresindeki kaldırımlara araç park edilmesine göz yumulması öğrencilerin sokak ve caddelerde yoldan yürümeye zorlanarak can güvenlikleri de tehlikeye düşürülmüştür. Bu durumun düzeltilmesi de eğitim adına önemli bir hizmettir. Eğer şu sıralarda eğitimle ilgili acilen bir kanun çıkarmak gerekiyorsa bu yasa kent merkezlerinde sıkışıp kalan okulların çevresindeki binaların belediyelerce istimlak edilerek öğrencilere yaşam sahası açılmasına yönelik olmalı idi.

Bu yazıda yer alan bilgi ve dayanakları belgelerin bütün çıplaklığı ile ortaya konulduğu üzere, sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimin gerisinde 1953 yılından hesaplanırsa bile en az 59 yıllık bilimsel, pedagojik bir temel ile birçok eğitimcinin akıl, arzu ve rüyaları mevcuttur. Bu eğitimi hayal eden, düşünen ve yaşama geçirilmesi için yaşamları boyunca büyük ve kararlı çaba harcayan Cumhuriyet’in tüm saygın eğitimcilerine saygılarımı sunarım.

İzleyen yazım TBMM görüşülmekte olan  4+4+4 sistemi üzerinde olacaktır. 

 

Hikmet Uluğbay

 

 

 

 


[1] T.C.M.E.B. Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, “Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu İlköğretim -2-“ Temmuz 1999 sayfa 5-6. Bu kitapta bu bilgi verilirken gösterilen kaynak, Hıfzı Doğan, Şadiye Külahçı’nın “İlköğretim Okulu Araştırması Cilt ı ve II” Ön. Ver. Sayfa 5 i gösterilmiştir. Bu kitap İlköğretim genel Müdürlüğü 1986 yılı yayınıdır.

[2] M.E.B. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, “Cumhuriyet Döneminde Eğitim II” Ankara 1999, Orhan Özalp Talim Terbiye Kurulu Başkanı “Cumhuriyet Döneminde Eğitim Politikaları ve Uygulamaları” sayfa 39.

[3] M.E.B. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı “Millî Eğitim Şuraları (1939-1993)” sayfa 31 ve Mustafa Gazalcı “Aydınlanma sürecinde sekiz yıllık eğitim” Güldikeni Yayınları sayfa 12.

[4] Yukarıda adı geçen M.E.B. “Millî Eğitim Şuraları” isimli katap, sayfa 190-191.

[5] Millî Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz, “TBMM 1994 Yılı Bütçe Raporu” 21 Aralık 1993, sayfa 29.

[6] Y.a.g.k.sayfa 52.

[7] Y.a.g.k. sayfa 53.

[8] Y.a.g.k. sayfa 55.

[9] Y.a.g.k. sayfa 64-65.

[10] Millî Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz, “TBMM 1995 Yılı Bütçe Raporu” 20 Aralık 1994, sayfa 7.

[11] Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan, “1996 Yılı Bütçe Raporu”, Ankara 1996, sayfa 6.

[12] Y.a.g.r., sayfa 50.

[13] Y.a.g.r., sayfa 50.

[14] Y.a.g.r., sayfa 53.

[15] Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, “TBMM 1997 Yılı Bütçe Raporu” 16 Aralık 1996, sayfa 7.

[16] Y.a.g.r., sayfa 42.

[17] Y.a.g.r., sayfa 42.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s