Dış Ticaret Verilerinin Söylediklerini Anlamak

Türkiye’nin dış ticaret ve cari işlemler açıklarının 2002 yılından başlayarak ve yıllardır tırmanarak 2011 yılında akıl almaz boyutlara ulaşması üzerinde yurt içi ve yurt dışı basında çeşitli değerlendirilmeler yapılırken Hükümet yetkilileri de bu açıkların düşürülmesine ilişkin bazı önlemlerin alınacağını dile getirmeye başlamıştır. Başbakan Yardımcısı ve Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan Ocak 2012 sonlarında yaptığı bir açıklamada, “(cari açıkta yapacağımızı yaptık, nasılsa artık düşmeye başladı ilgimizi başka alana çevirelim) böyle bir şey asla söz konusu değil. Cari açıkla mücadelede hem maliye politikası, hem para politikası, bankacılıkla ilgili düzenlemeler devam edecek” dedi[1].

2011 yılı dış ticaret açığının 105,879 milyon dolar olarak açıklanmasından sonra cari işlemler açığının da 77-82 milyar dolar aralığında gerçekleşebilecektir. Bu boyutlara ulaşmış dış ticaret açığı ile 80 milyar dolar dolayında gerçekleşmesi beklenen cari işlemler açığının sürdürülebilir olmadığı konusunda hemen herkes hem fikir görünmektedir.  

Bu düzeye ulaşan açıklar, ülkemizin karşısında birden bire çıkmadı. Ülkemiz izlediği ekonomik, mali ve özendirme politikaları ve dile getirilen söylemler ile bugüne ulaşacak yola kırmızı halı döşeye gelindi. İsterseniz, bu noktada basında geçmişte yer alan bazı bilgileri kısaca anımsayalım.

Milliyet Gazetesi’nin 5 Mart 2006 tarihli sayısında yer alan habere göre ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, “Onlarca yıl sürdürülemez ama 5-7 sene cari açığımız yüksek sürecek. Bundan tedirgin olmamak lazım. Ama kontrollü de olmak lazım. Cari açıklarla ilgili riskler gerçekte yüksek olsa döviz fiyatları artar. 60 milyar dolar borsaya ve devlet iç borçlanma senetlerine yatırım yapan yabancı var.[2]” Devlet Bakanının bu açıklamasından yaklaşık 11 ay sonra yine Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre, Başbakan Erdoğan “Cari açık her zaman bir yokluk değil. Eğer siz yere sağlam basıyorsanız, cari açık bazen teşvik edicidir. ‘Borç yiğidin kamçısıdır’ derler, ama yiğitsen kamçıdır. Ama yiğit değilsen felakettir.[3]”  değerlendirmesinde bulunmuştur.

Cari işlemler açıkları için 2006 ve 2007 yılında bu söylemler dile getirilmiş olsa da 2007 yılında iki önemli uyarı da yine resmi ağızlardan yapılmıştır. 2007 yılında cari işlemler açığına ilişkin endişe dile getiren açıklamalardan en önemli iki tanesi, Haziran ayında basında yer almıştır. Bunlardan birincisine göre T.C. Merkez Bankası “Mayıs Ayı Finansal İstikrar Raporu” yayınlamış ve rapora önsöz yazan o günkü Başkan Durmuş Yılmaz şu gözlemlerde bulunmuştur, “Yüksek cari açık 2006’da çok uzun vadeli yatırımlarla finanse edildi. Küresel likidite koşulları gelişen ülkeler aleyhine dönebilir. Cari açık dikkatle takip edilmeli, 2007’nin seçim yılı olması göz önüne alındığında, sıkı maliye politikası uygulamaları önemini koruyor. Dövize endeksli tüketici kredileri arttı. Kurlardaki artış bu kesimin borç yükünü artırır. Döviz geliri elde etmeyenler döviz cinsinden borçlanmaktan kaçınmalıdır. Firmaların kârlılık oranları arttı, borç ödeme kapasiteleri yükseldi ama döviz pozisyon açıkları geçen yıldan fazla. Türk parası değer kaybederse firmaların temerrüt riski artar, bu da bankalara kredi riski olarak yansır. Bankalar özellikle pozisyon açığı yüksek ve döviz geliri olmayan firmalara kredi kullandırırken daha ihtiyatlı davranmalı.[4]” Yine, Haziran 2007 de basında yer alan diğer haberlere göre, Devlet Bakanı Ali Babacan partisinin seçim beyannamesini değerlendirip soruları yanıtladığı bir görüşmede, diğer hususların yanında şu görüşleri de açıklamıştır; “Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 km hızla giden arabanın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum.[5]” Babacan, aynı görüşmede, “Yargı reformunu gerçekleştiremediğimiz için artık ekonomi olumsuz etkileniyor. Geçen dönemde binamızı (bir) anlamda depreme karşı daha dayanıklı hale getirdik. … Ancak, mevcut yargı sistemimiz depreme dayanıklı binamızın altını oyuyor. Bunu Yatırım Danışma Konseyi’ne katılan yabancı CEO’lar da söylüyor.[6]

Geçmişi söylemleri ve verilerden algılanan riskleri ile kısaca anımsadıktan sonra şimdi cari işlemler açıkları ile dış ticarete ilişkin verilerin 2006-2007 dahil geçmişten günümüze nasıl bir gelişme gösterdiğine göz atabiliriz.

Tablo 1

2000-2011 döneminde dış ticaret ve açıkların

gösterdiği gelişmeler

(milyon dolar veya % olarak)

   

 

Yıllar

 

Dış

satım

 

Dış

alım

Dış satımın

Dış alımı

Karşılama %

 

 

DTA

 

 

CİA

2000

27,774.9

54,502.8

51.0

26,728

9,920

2001

31,334.2

41,399.1

75.7

10,065

+3,760

2002

36,059.1

51,553.8

69.9

15,495

626

2003

47,252.8

69,339.7

68.1

22,087

7,515

2004

63,167.2

97,539.8

64.8

34,373

14,431

2005

73,476.4

116,774.2

62.9

43,298

22,309

2006

85,534.7

139,576.2

61.3

54,041

32,249

2007

107,271.7

170,062.7

63.1

62,791

38,434

2008

132,027.2

201,963.6

65.4

69,936

41,954

2009

102,142.6

140,928.4

72.5

38,786

13,991

2010

113,883.2

185,544.3

61.4

71,661

47,101

2011

134,954.4

240,833.2

56.0

105,879

*70,241

  • 2011 yılı CİA rakamı Kasım sonu itibariyledir.

Kaynak: TÜİK veri tabanı dış ticaret istatistikleri ve TCMB veri tabanı.

2011 yılı dış ticaret açığının yaklaşık 105.9 milyar dolara ulaşması sonucunda cari işlemler açığının da 77-82 milyar dolar aralığında gerçekleşmesini bekliyorum. 2011 yılı cari işlemler açığı tahmini bu aralıkta beklememin nedeni, 2010 yılı Aralık ayı cari işlemler açığının 7,579 milyon dolar olarak gerçekleşmiş olmasıdır. 2010 yılı toplam cari işlemler açığının 47,101 milyon dolar olduğu hatırlandığında, 2011 yılı Aralık ayı cari işlemler açığının en az 2010 yılı düzeyinde olması halinde bile 2011 yılı açığının esasen 77.7 milyar dolar dolayında olması söz konusu olacaktır.  

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan’ın Haziran 2007 tarihinde yaptığı açıklamalar içinde yer alan ve yukarıda alıntılanan “Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 km hızla giden arabanın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum.” söylemi ışığında Tablo 1 deki verileri incelersek şu saptamaları yapabiliriz. 1) 2010-2011 yıllarında dış satımların dış alımları karşılama oranı 2006-2007 yılından geri durumdadır. 2) Dış ticaret açıkları 2010 yılında 2006 yılına göre (71,661/54,041=) yüzde 32.6 daha büyüktür. 2011 yılı dış ticaret açığı da 2007 yılına göre (105,879/62,791=) yüzde 68.6 daha yüksektir. 3) Cari işlemler açıkları 2010 yılında 2006 ya göre (47,101/32,249=) yüzde 46.1 ve 2011 yılında da (eğer cari işlemler açığı beklentimin en alt düzeyinde gerçekleşirse) 2007 ye göre (77,000/38,434=) yüzde 100.3 daha büyümüş olacaktır. Dolayısı ile dış ticaret verilerinin 2010 ve 2011 yıllarında 2006 ve 2007 yıllarına göre çok ciddi şekilde bozulduğu görülmektedir.

Tablo 1 ekonominin kriz yaşadığı yıllarda (2001 ve 2009) paradoks gibi görünse de dış ticaret verilerinde önemli iyileşmeler gözlemlenmektedir. Ancak 2001 krizinde cari işlemler açık değil fazla vermişken, 2009 yılında cari işlemler ciddi boyutta açık vermiştir. 2001 öncesi krizlerde de çoğunlukla cari işlemler fazla ile kapanmıştır. 2001 ve öncesindeki bu durum, yurt dışından kaynak akışında ciddi düşüşle de yakından ilgilidir. Çünkü o dönemlerde uluslararası likidite 2001 sonrası kadar bol değildi.

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan’ın 2007 yılı söyleminde duvara toslama için yabancı sermaye girişinin yavaşlaması, borçlanmada vade kısalması gibi bazı ek koşullar da sayılmıştır. Bu koşullardaki gelişmeleri biraz sonra incelemek üzere, şimdi dış ticaret verilerinden bazı tomografik kesitlere göz atalım.

Bu bağlamda ilk olarak göz atmakta yarar gördüğüm kesit ham madde ve ara malları dış ticaret verilerindeki gelişmelerdir. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir.

Tablo 2

2000-2011 döneminde ham madde ve ara malları

dış ticaretindeki gelişmeler

(milyon dolar veya % olarak)

 

 

 

Yıllar

 

 

Dış

satım

 

 

Dış

alım

Dış satım/

Dış

alım %

 

 

 

Açık

 

 

 

DTA

 

 

 

Fark

2000

11,565.1

36,009.6

32.1

24,444.5

26,728

-2,284

2001

13,368.6

30,300.8

44.1

16,932.2

10,065

6,472

2002

14,657.3

37,655.8

38.9

22,998.5

15,495

7,503

2003

18,494.5

49,734.8

37.2

31,240.3

22,087

9,153

2004

25,945.6

67,549.4

38.4

41,603.8

34,373

7,231

2005

30,289.8

81,868.3

37.0

51,578.5

43,298

8,280

2006

37,788.3

99,604.7

37.9

61,816.4

54,041

7,775

2007

49,403.0

123,639.6

40.0

74,236.6

62,791

11,446

2008

67,773.8

157,747.1

43.0

89,973.3

69,936

20,037

2009

49,734.0

99,509.8

50.0

49,775.8

38,786

10,990

2010

56,380.7

131,445.4

42.9

75,064.7

71,661

3,404

2011

67,980.9

173,135.2

39.3

105,154.3

105,879

-725

Artış %

487.8

380.8

 

330.2

 

 

Kaynak: TÜİK veri tabanı dış ticaret istatistikleri.

Tablo 2 nin incelenmesinden şu saptamaları yapmak olasıdır; 1) 2000-2011 döneminde ham madde ve ara malları dış satımı yüzde 487.8 oranında artarken, aynı maddelerin dış alımı yüzde 380.8 oranında büyümüştür. Ancak buna rağmen ham madde ve ara malı dış ticaret açığı bu dönemde (96,918.2-24,444.5=) 72,473.7 milyon dolar boyutunda yükselmiş veya diğer bir deyişle dörde katlamıştır. 2) Bu dönemde, 2000 ve 2011 yılları hariç ham madde ve ara malları dış ticaret açığı toplam dış ticaret açığından daha büyük olmuş ve bu rakam 2008 yılında 20 milyar dolara kadar tırmanmıştır. Bunun anlamı Türkiye, ham madde ve ara malları ticaret açığını giderek diğer grup mallar ticaret fazlası ile kapatmak zorunda kalmıştır. 3) Türkiye’nin bu boyutlarda ham madde ve ara malları ticaret açığı vermesi, ülkede ham madde ve ara malları sanayiine gereken yatırımların yeterince yapılmadığı, zira üretimde bu ürünlerin dışarıdan alınmasının giderek daha kârlı olmaya başladığı anlaşılmaktadır. 4) Ara malları sanayi, ülkenin sanayi malları üretiminde en fazla katma değerin ve iş olanağının yaratıldığı alandır. Dolayısı ile ara malları dış ticaretindeki açığın devamlı büyümesi, bir yandan işsizlik ithali ve diğer yandan da ülke sanayiinin giderek montaj sanayiine dönüşmesi demektir. 5) 2010 ve 2011 yıllarındaki ham madde ve ara malları ticaretine ait verilerin durumu 2006 ve 2007 yıllarındaki daha iyi konumda değildir. 2009 yılındaki krizin frenlemesi olmasa 2010 ve 2011 verilerinin daha da kötüleşmesi söz konusu olabilirdi.

Tablo 2 de yer alan verileri daha anlamlı değerlendirebilmek için ham madde ve ara malları dış ticaretinde ağırlığı büyük olan iki kaleme daha yakından bakmakta yarar vardır. Bu bağlamda ilk olarak göz atacağım veriler, sanayi için işlem görmüş ham madde dış satımı ve dış alımı olacaktır. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.

Tablo 3

Sanayi için işlem görmüş ham madde

Dış ticareti (milyon dolar veya % olarak)

 

Yıllar

Dış

Satım

Dış

alım

Dış satım/

Dış alım %

 

Açık

2000

8,048.7

16,099.5

50.0

8,050.8

2001

9,493.2

13,884.2

68.4

4,391.0

2002

10,473.7

18,032.4

58.1

7,558.7

2003

12,879.5

24,105.4

53.4

11,225.9

2004

18,661.0

33,407.2

55.9

14,746.2

2005

20,673.0

39,548.5

52.3

18,875.5

2006

25,706.3

46,511.4

55.3

20,805.1

2007

32,698.9

58,890.9

55.5

26,192.0

2008

47,183.5

65,680.2

71.8

18,496.7

2009

35,164.4

43,491.9

80.8

8,327.5

2010

38,415.8

58,773.0

65.4

20,357.2

2011

45,754.9

75,481.1

60.6

29,726.2

Kaynak: TÜİK veri tabanı dış ticaret istatistikleri

Tablo 3 ün incelenmesinden de görüldüğü üzere, sanayi için işlem görmüş ham madde diğer bir ifade ile ara malları dış alımı ile dış satımı arasındaki açık 2001 krizinden sonra devamlı büyümüş ve 2007 yılında 26.2 milyar dolara kadar tırmanmıştır. 2008 yılında ABD ve Avrupa’da niteliksiz konut kredilerinden kaynaklanan sorunların başlaması ile 2008 yılında gerilemeye başlamış ve 2009 yılında 8.3 milyar dolara kadar inmiştir. 2009 krizini izleyen yaklaşık 2 yılda 2007 yılı düzeyini aşmıştır. Diğer bir deyişle 2011 yılında ara malları dış ticaret açığı 2007 yılından yüzde 13.5 daha büyük boyuta tırmanmıştır. Ara malları ticaret açığının 2007 boyutuna gelmesi 2001 yılından sonra 6 yıl gerektirirken, 2009 kriz düzeyinde 2011 yılında 2007 yılı düzeyinin aşılması 2 yıl almıştır.  Ara malları dış ticaret açığının büyümesi, ülkemizde ekonomik büyümenin gerektirdiği ölçekte ara malları üretimine yeterli yatırımın yapılmadığını göstermektedir. Süratle büyüyen ara malları dış alımı ise, dış satımda ülke içinde yaratılan katma değeri azalttığı gibi, ülke içinde tüketilen mallarda da ülke içi katma değerin azaldığının somut göstergesidir. Bu noktada akla gelen bir soru ise, dışarıya satılan sanayi için işlem görmüş malların bünyesindeki dış alımın payının ne yönde gelişme gösterdiğidir. TÜİK’in veri tabanında buna yanıt verecek bilgiler yer almamaktadır. Ekonomi politikaları üreten kuruluşların, politika üretmeden önce bu konudaki gelişmelere ilişkin verilere hakim olması gerekmektedir.

Ara malları bağlamında göz atmak istediğim diğer bir alan ise, taşımacılık için aksam ve parçalara ilişkin dış ticaret dengesinin 2000-2011 döneminde gösterdiği gelişmelerdir. Bu amaçla Tablo 4 düzenlenmiştir.

Tablo 4 ün incelenmesinden de görüldüğü üzere, taşımacılıkla ilgili ara malları (aksam ve parçalar) dış ticaretinin sergilediği gelişme, sanayi için işlem görmüş hammadde dış ticaretinden daha dengeli bir seyir izlemiştir. Bu gruba giren ara malları dış ticareti de açık vermiş ve açık sürekli büyümüştür, ancak bu açık büyümesi çok daha mütevazı boyutlarda kalmıştır.  Yine Tablo 4 den gözlemlendiği üzere, taşımacılık ara malları dış satımı dış alımın iki katı bir artış göstermiştir. Bu grup değerlendirilirken gözden ırak tutulmaması gerek bir husus da, taşımacılık dış satımlarının çok büyük bölümü yabancı ülkelerin sanayiine ara malı olarak girerken, çok küçük bölümü yurt dışına satılmış taşımacılık son ürünlerine yedek parça olarak gitmiştir. Buna karşılık, taşımacılık dış alımlarının ağırlıklı bölümü taşıma sektöründe üretim yapan yerli ve yabancı sermaye kuruluşların ara malları olarak kullanılırken, ülkeye dışalımla gelen ve taşıma parkında küçümsenmeyecek paya sahip bulunan taşıt araçlarına yedek parça olarak da kullanılmaktadır. Yedek parça olarak gelen boyutun küçük ölçekte olmasının ekonomik nedenleri vardır. Başbayiler yabancı taşıt araçlarının bakım ve onarımlarındaki yedek parça sarf boyutları konusunda deneyim sahibi oldukları için minimum stokla çalışma yoluna giderler. Bunu kişisel deneyimlerinizden de bilirsiniz, dış alım aracınız arıza yaptığı zaman bayilerden parçanın gelmesi şu kadar zaman alacak yanıtı alırsınız. Dış alım taşımacılık aksam ve parçalarının kullanım şekline ilişkin ayrıntılı döküm ne yazık ki TÜİK veri tabanında yer almamaktadır.

Tablo 4

Taşımacılık için aksam ve parçalar

dış ticaretinin gösterdiği gelişmeler

(milyon dolar veya % olarak)

 

Yıllar

Dış

Satım

Dış

Alım

Dış satım/

Dış alım %

 

Açık

2000

1,209.5

3,159.7

38.3

1,950.2

2001

1,556.6

2,468.1

63.1

911.5

2002

1,799.2

2,703.9

66.5

904.7

2003

2,452.9

3,942.0

62.2

1,489.1

2004

3,093.1

6,544.2

47.3

3,451.1

2005

3,734.2

7,427.5

50.3

3,693.3

2006

4,560.6

8,684.5

52.5

4,123.9

2007

6,162.2

10,454.8

58.9

4,292.6

2008

6,943.4

11,264.2

61.6

4,320.8

2009

4,951.2

7,840.5

63.1

2,889.3

2010

6,336.0

10,580.6

59.9

4,244.6

2011

7,988.6

12,334.2

64.8

4,345.6

Artış %

560.5

290.4

 

122.8

Kaynak: TÜİK veri tabanı dış ticaret istatistikleri.

Buraya kadar sunulan bilgilerden de görüldüğü üzere, hızla büyüyen dış ticaret ve dolayısı ile cari işlemler açıklarının temelinde ham madde ve ara malları dış ticaret açığı yatmaktadır. Tablolardan da görüldüğü üzere, ara malları ve ham madde dış ticaret açıkları yıldan yıla daralmak yerine giderek büyümektedir. Bu büyümeyi önleyecek doğru önlemler alınmadığı sürece ekonominin özellikle ara mallarında dışa bağımlılığı sürdürülemez boyutlara ulaşacaktır. Ara malları konusunda bu denli dışa bağımlı olmak Türkiye ekonomisini dışarıdan kaynaklanan krizlere karşı daha korumasız duruma da düşürebilecektir.

Bu aşamada irdelemek istediğim diğer bir boyutta 2000-2011 döneminde dış ticaret açıklarımızdaki köklü değişimdir. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir. Tablo 5 dış ticaretimizde önemli konuma sahip ülkelerle dış ticaret ilişkilerimizin ne yönde geliştiğine ışık tutacaktır. Tablo 5 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, 2000 yılında en büyük dış ticaret açıkları sırasıyla Rusya, İtalya, Almanya, Fransa, Japonya ve Çin’e karşı verilirken, 2011 yılında bu sıralama; Çin, Rusya, ABD, Almanya, İran, Güney Kore, Hindistan ve İtalya yapısına dönüşmüştür. 2011 yılı için sayılan sekiz ülkeye yönelik olarak verilen toplam açık 83,622.8 milyon dolar olup toplam dış ticaret açığının (83,622.8/105,879=) yüzde 79 unu oluşturmaktadır. Burada daha dikkat çeken boyut, Çin, Rusya ve İran’a verilen açık boyutu 46,051.9 milyon dolar olup toplam dış ticaret açığının (46,051.9/105,879=) yüzde 43.5 idir. Bu üç ülkeye verilen açık birkaç boyutu ile özel bir önem taşımaktadır.

Tablo 5

Türkiye’nin dış ticaretinde önemli yeri olan ülkelerle

Dış satım ve dış alım ilişkilerindeki gelişmeler

(milyon dolar)

  2000 2011
 

Ülkeler

Dış

satım

Dış

alım

 

Açık

Dış

satım

Dış

alım

 

Açık

Almanya

5,179.8

7,198.2

2,018.4

13,960.9

22,985.3

9,024.4

İngiltere

2,036.8

2,747.7

710.9

8,158.4

5,840.2

+2,318.2

Fransa

1,657.0

3,531.8

1,874.8

6,808.7

9,229.6

2,420.9

İtalya

1,789.3

4,332.8

2,543.5

7,855.7

13,449.0

5,593.3

İspanya

712.9

1,678.2

965.3

3,920.0

6,196.4

2,276.4

İsviçre

238.7

891.0

652.3

1,492.7

5,018.8

3,526.1

Rusya

643.9

3,886.6

3,242.7

5,995.4

23,950.5

17,955.1

ABD

3,135.2

3,911.0

775.8

4,596.9

16,034.0

11,437.1

Çin

96.0

1,344.7

1,248.7

2,467.1

21,692.9

19,225.8

Japonya

149.5

1,620.6

1,471.1

296.3

4,263.7

3,967.4

G. Kore

130.1

1,180.9

1,050.8

524.4

6,298.0

5,773.6

Hindistan

56.0

449.3

393.3

756.2

6,498.7

5,742.5

İran

295.8

815.7

519.9

3,590.4

12,461.4

8,871.0

Kaynak: TÜİK veri tabanı.

Bunlardan ilki, Rusya ve İran’a verilen dış ticaret açıklarının temel nedeni doğal gaz ve petrol gibi enerji dış alımındaki bağımlılık boyutunu göstermektedir. İki ülke Türkiye’nin enerji sağlamasında ana kaynaklar durumundadır. Bu yüksek boyutlu enerji bağımlılığı ekonomik açıdan olduğu kadar dış politika bakımdan da riskler içermektedir.  İkincisi, ABD’nin İran’a uyguladığı ve müttefiklerinden de desteklemelerini beklediği ekonomik yaptırımlar Türkiye-İran enerji alış-verişini etkileme olasılığı ve riski taşımaktadır. Üçüncüsü, Çin ve Rusya’nın birbirinden bağımsız da olsa İran ile ABD ve İsrail politik çekişmesinde İran’dan yana tavır almalarıdır. Türkiye’nin İran’a yaptırım konusunda izleyeceği politika bu iki ülke ile ilişkilerini nasıl etkileyeceği net olarak bilinmemektedir. Dördüncüsü, Çin, Rusya ve İran Suriye’deki gelişmelerde mevcut rejime destek olma anlayışındadır. ABD ve AB’nin Suriye’de rejim değişikliği istekleri ve Türkiye’nin de aynı tavır içinde olması ve bundan sonra atacakları adımlar, Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran ilişkilerinde yansımalar yaratması olasıdır. Görüldüğü üzere, Türkiye’nin enerji ve ara malları alanında Rusya, İran ve Çin’e bağımlılığının artması belirli riskleri de beraberinde getirmiştir. Dış ticaret açıklarında Çin, Rusya ve İran’ın paylarının toplamda 46,051.9 milyar dolar gibi büyük rakamlara ulaşmasının diğer boyutu da açığın finansmana yansımaktadır. Bu durumu daha net görebilmek için Türkiye’nin dış ticaretinin hangi döviz cinsleri ile yapıldığına göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 6 yapılmıştır.

Tablo 6 nın incelenmesinden de görüleceği üzere, Türkiye’nin dış ticaretinde hakim para birimleri ABD doları ve avrodur. Bu bilgi de göstermektedir ki, 2011 yılı dış ticaret açığında 46,051.9 milyon dolar tutarında dış ticaret açığı verilen Çin, Rusya ve İran ile ortaya çıkan ticaret açıkları için de Türkiye ABD doları ve avro ile ödeme yapmak durumundadır. Türkiye dış ticaret ve dolayısı ile cari işlemler dengesini finanse edebilmek için çok büyük ölçekte dolar ve avro cinsinden kaynak bulmak zorundadır.

Tablo 6

Dış ticaretin yapıldığı döviz cinsleri

(milyon olarak)

 

2002

2011

Döviz

cinsi

Dış

Satım

Dış

alım

Dış

satım

Dış

alım

Avro

16,813.6

19,061.1

64,437.7

78,785.5

Dolar

16,193.7

29,235.2

62,048.8

150,225.3

Sterling

2,374.1

1,030.2

4,018.5

1,212.9

Türk Lirası

339.2

177.4

3,433.6

7,582.5

Kaynak: TÜİK veri tabanı

Dış ticaret ve dolası ile cari işlemler açıkları bu şekilde büyürken, büyüyen bir başka boyutta Türkiye’nin dış borçları idi. Dış borçlardaki gelişmeler Tablo 7 de yer almaktadır. Tablo 7 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, 2007-2011/3 Çeyrek arasında Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu (89,154/43,135=) yüzde 106.7 oranında artarken, uzun vadeli borcu sadece (220,440/206,492=) yüzde 6.75 oranında büyümüştür. Bu da dış borç içinde kısa vadeli borcun payının hissedilir şekilde arttığını gösterir. Benzeri gelişmeyi özel mali kurumların kısa vadeli dış borçları 2007 den 2011/3 Ç (51,292/16,636=) yüzde 208.3 boyunda artarken uzun vadeli borçlar küçülmüştür.  

Tablo 7

Türkiye’nin dış borçlarındaki gelişmeler

(milyon dolar olarak)

 

 

Yıllar

 

Toplam

Kısa vade

Kısa Vade

Özel Mali

Kurumlar

Kısa Vade

Mali Olmayan

Özel Sektör

2000

28,301

15,439

9,748

2006

42,623

20,702

17,608

2007

43,135

16,636

22,054

2011/3Ç

89,154

51,292

28,840

 

 

Yıllar

 

Toplam

Uzun Vade

Uzun Vade

Özel Mali

Kurumlar

Uzun Vade

Mali Olmayan

Özel sektör

2000

90,301

7,581

21,662

2006

165,193

28,487

53,754

2007

206,492

41,885

79,727

2011/3Ç

220,440

40,483

83,153

Kaynak: T.C. Merkez Bankası veri tabanı

Bu bilgiler, 2006 ve 2007 yıllarına göre Türkiye’nin dış borcu içindeki kısa vadeli borcun hissedilir şekilde artmış olduğunu göstermektedir. Ayrıca borçların içinde özel mali kurumlar ile mali olmayan özel sektör kuruluşlarının payının da hızla arttığını göstermektedir. Özel sektörün mali ve mali olmayan kurumları bu büyüyen dış borçlarını uluslararası mali piyasalardan sağlamaktadırlar. Bu durumda uluslararası mali piyasa durumlarında son yıllarda yer alan gelişmelere de kısaca göz atmak uygun olacaktır. 

2009 krizi önemli ölçüde uluslararası finans kuruluşlarını da etkilemiş durumdadır. Global Finance Magazine atfen verilen bilgilere göre dünyanın en büyük on bankasının varlıkları 2009 yılında 3.2 trilyon dolar boyutunda azalmıştır[7]. Aynı kaynağa göre, dünyanın en büyük 50 bankasının varlıkları toplamı 61.8 trilyon dolardır. Çin’in en büyük 50 banka arasına girebilen altı bankası olup, bunların varlık toplamı da 6.9 trilyon dolar dolayındadır.

Bir başka kaynağa göre dünyanın en büyük beş bankası (Fransız BNP, Royal Bank od Scotland, HSBC, Fransız Credit Agricole ve Barklays) Fransa ve İngiltere sermayeli olup varlık toplamları yaklaşık 12.5 trilyon dolardır[8]. Aynı kaynak, ABD sermayeli dört bankanın (Bank of America, JP Morgan Chase, Citigroup ve Wells Fargo) varlık toplamlarının yaklaşık 6.2 trilyon dolar olduğunu belirtmektedir.

İki başka kaynaktan birinde, türev kağıtları denilen 600 trilyon dolarlık kağıdın zaman ayarlı bomba (time bomb) olarak önde gelen ABD bankalarının sırtında olduğunu yazarken[9], diğer kaynak ise bu bankaların sırtındaki türev kağıtları kamburunun 250 trilyon dolar olduğunu kaydetmektedir[10]. Bu türev kağıtlarından kaynaklanan riskleri ABD bankalarının diğer ülke bankalarına ne kadar yansıttıkları konusunda bilgiye ulaşamadım. 2008 yılında ABD de başlayan ve bankaları ciddi şekilde etkileyen düşük kaliteli konut kredileri sorunun İngiltere dahil Avrupa bankalarına da yansımaları olduğu ve bu yansımaların Çin bankalarını daha düşük ölçekte etkilediği bilgileri de yer almıştı. Anımsanacağı üzere, ABD ve Avrupa ülkeleri bankaların sarsıntılarını hafifletebilmek için Merkez Bankalarını devreye sokmuşlardı. Yakın geçmişteki bu gelişmeler de anımsandığında Türkiye dış ticaret açıklarının ve dolayısı ile cari işlemler açıklarının büyümesinden kaynaklanan döviz gereksiniminin önemli bölümünü sorunları olan bir uluslararası finans ortamından sağlamak durumundadır. Uluslararası finans ortamının tansiyonunu yükselten diğer unsur ise, başta Yunanistan olmak üzere bazı önde gelen Avrupa ülkelerinin ulusal borç stoklarını çevirip çeviremeyeceklerine ilişkin endişelerdir. Diğer bir deyişle uluslararası finans ortamı da yer yer kalınlığı değişen bir buz tabakası üzerinde varlığını sürdürmek ve yeni bir yara almadan ayakta kalabilmek çabası içindedir. O nedenle yüksek düzeyli cari işlemler açıkları olan ülkelerin 2012 ve izleyen yıllarda finanse etmekte ülkelerin başta ödeyecekleri risk primleri dahil bazı zorluklarla karşılaşma riskinin devam edeceği anlaşılmaktadır.

Durum böyle olmasına karşın, 2012 bütçe tasarısının TBMM’ye sunulma döneminde açıklanan 2012-2014 dönemini kapsayan son “Orta Vadeli Program” anılan yıllarda da dış ticaret ve cari işlemler açıklarının yüksek düzeylerini koruyacağını öngörmüştür.  Orta Vadeli Program’ın öngördüğü açıklara ilişkin ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere bu sitede daha önce yayınlanmış bulunan “Orta Vadeli Program ve Güvenilirlik” başlıklı yazımdan www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=203  ulaşılabilir.   

Dış ticaret ve cari işlemler açıklarının devamlı büyümesi ekonominin hastalıklı olduğunun göstergesidir. Bu hastalığı tedavi edebilmek için dış ticaretin sektörler, mal grupları, ülkeler itibariyle ayrıntılı kesitlerini incelemek hastalığın teşhisine ve dolayısı ile iyileştirilmesine atılacak ilk adımdır. Bu yazıda dış ticaret açıklarına yönelik birkaç kesit incelenerek dikkatler çekilmek istenmiştir. Ekonomik politika üreten bürokrat ve siyasetçilerin daha ayrıntılı çalışma yapmış olmalarını umut ediyorum.

Dış ticaret ve cari işlemler açıklarının uzun süre büyümesi ve yüksek düzeyde seyretmesi ayrıca dış politika esnekliğinizin kaybolmasına da neden olur.

Hikmet Uluğbay

 


[1] “Başbakanımız haritaları aldı önüne, projelere baktı ve şöyle bir talimatı oldu”, Hürriyet online 26 Ocak 2012.

[2] “Babacan: Önümüzdeki 7 yıl cari açık yüksek sürecek”, Milliyet Gazetesi 5 Mart 2006.

[3] “Erdoğan: Cari açık yiğidin kamçısıdır”, Milliyet Gazetesi 22 Şubat 2007 Perşembe 12.40 internet. 

[4] “Borca battık, aman dikkat!”, Cumhuriyet Gazetesi sayfa 13, 1 Haziran 2007.

[5] “200 kilometre hızla giden aracı duvara toslatmayalım”, Hürriyet Gazetesi 26 Haziran 2007 sayfa 9.

[6] Y.a.g. haber.

[7] “Top 10 see $ 3.2 trillion drop in assets” Global Finance ranks the 50 Biggest Banks NEW YORK, September 13, 2010.

[8] Handerson Dean, “Consolidating U.S. Money Power The Four Horsemen of Global Banking”, Global Research May, 25, 2011.

[9] Fitz-Gerald Keith, “Four US Banks hold astaggering 95.9 % of US derivatives: The $ 600 Trillion Time Bomb That’s Set to Explode”, Global Research October 16, 2011.

[10] Durden Tyler, “Five Banks Account for 96 % of $ 250 trillion in outstanding US derivative explosure”, Global Research October 17, 2011.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s