Ayaklar Yorganı Ne Zaman Aştı?

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 23 Aralık 2011 günü Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nda (TUSKON) yaptığı konuşmada, çeşitli konulara değindikten sonra Türkiye’de tasarrufların GSYİH’nın yüzde 12 sine düştüğünü ve bu oranın ülke tarihindeki en düşük düzey olduğunu belirtmiştir. Hazine Müsteşarlığı web sayfasında yer alan konuşmanın ilgili bölümünü aynen alıntılıyorum; “Şu anda değerli arkadaşlar, tasarruf oranımız yüzde 12’ye düşmüş durumda. Bu tarihi en düşük seviye, milli gelirimizin yüzde 12’si kadar tasarrufumuz var ama milli gelirimizin yüzde 22’si kadar yatırım harcamamız var. Aradaki fark zaten eşittir cari açık. Zaten cari açığın iktisattaki denklemi, yatırımlarla, tasarruflar arasındaki fark. Gelişmekte olan diğer ülkelere baktığımız zaman yüzde 30’lar mertebesinde tasarruf oranı görüyoruz ve yüzde 30’lar mertebesinde de yatırım görüyoruz. Aslında Türkiye’nin yaptığı yatırım harcaması özel sektör, artı kamu diğer gelişmekte olan ülkelerin altında ama tasarruf oranımız onunda altında.  Dolayısıyla bir tüketim ekonomisi, bir israf ekonomisi olmamamız gerekiyor. Baktığımız da şu an maalesef hane halkımızın yüzde 45’i aylık gelirinden daha fazla harcıyor. Geçen sene tüketici kredisi 43 milyar TL arttı sadece tüketici kredisi yani Türk halkı sadece tüketim amacıyla eskisine göre 43 milyar daha borçlanmış oldu bu yıl 50 milyarı da geçecek gibi görünüyor. Yani 43 eski rakam 43 milyonun üzerine 50 milyar. Dolayısıyla bizim işte bankacılıkla ilgili aman kredilere dikkat, aman işte tüketici kredilerinde şu tedbiri alalım, vergileri yükseltelim diye üzerinde durmamız biraz da bu sebeple mutlaka toplum olarak ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız gerekiyor.” Kalın harfli vurgulama, yayınlanan metinde olmayıp, benim tarafımdan yapılmıştır.

Başbakan Yardımcısı’nın bu açıklamaları, internet ortamındaki Haber Türk Gazetesi’nin 23 Aralık 2011 tarihli nüshasında “Ayaklar Yorganı Aştı!” başlığı altında yer almıştır. Bu haberden esinlenerek ben bu yazımda “Ayakların ne zaman yorganı aştığını” belirlemeye çalışacağım ve nedenlerine kısaca değineceğim. 

Başbakan Yardımcısı’nın yaptığı konuşmanın yukarıya alınan metni, niyet belki o olmasa da, cümlenin kuruluşundan ülke tasarruflarının aniden 2011 yılında yüzde 12 ye düştüğü gibi bir izlenim vermektedir. Oysa, ülke tasarrufları, bazı yıllar hariç tutulursa, 2002 yılından bu yana sürekli ve dikkat çekecek oranlarda düşegelmektedir. Diğer bir deyişle, gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu düşüşün süreceğine ilişkin ekonomik uyarılar ülkenin ekonomik veri tabanında kırmızı bir bayrak sallayarak yıllardan beri haykırıp durmaktadır. Ama aldıran olmamaktadır. Ülkenin ekonomik veri tabanında yer alan bu uyarılar diğer bazı bilgiler eşliğinde Tablo 1 de yer almaktadır.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, geçmişte de pek yüksek sayılmayacak ülke brüt tasarrufları 2002 yılından sonra hızla düşerek sürdürülemeyecek bir düzeye inmiştir. Bu gelişmeyi normal kabul etmek mümkün değildir. Başbakan Yardımcısı Babacan, ulusal gelirin yüzde 22 si düzeyinde yatırım olduğunu ve tasarrufların karşılamadığı bölümün de cari açığa yol açtığını ifade etmiştir. Tablo 1 e bakıldığında yatırımların öyle yüzde 22 düzeyinde istikrarlı bir görünümde olmadığı da görülmektedir. Yatırımlar 2002 den bu yana yüzde 14.9 ile 22.1 arasında dalgalandığı görülmektedir. Büyük ölçekte (yaş grubunun yüzde 20 sinden fazlası) genç ve eğitimli işsizin olduğu gelişme yolundaki bir ülkede yüzde 14.9-22.1 bandında dalgalanan bir yatırım hacmi ile genel olarak işsizliğe çare bulmak ve özel olarak da eğitimli işsizlere çalışma olanağı yaratmak olası değildir.

Kaldı ki, yüzde 14.9-22.1 arasında dalgalanan yatırımların yapısına bakıldığında, kamu kesiminde bölünmüş karayolları yapımının ve özel kesimde de verimlilik ve otomasyon sağlayacak ileri teknoloji yatırımlarının ağırlıklı olduğu görülür. Diğer bir deyişle yatırımların yapısı da işgücüne üretime dayalı yaygın iş olanağı yaratmaktan uzaktır.

Tablo 1

1995-2011 döneminde sabit fiyatlarla ekonomik büyümenin, ulusal tasarrufların, toplam yatırımların ve cari işlemler açıklarının izleye geldiği seyir

(GSYİH’nın yüzdesi olarak)

 Yıllar S.F.GSYİH BrütTasarruf ToplamYatırım  C.İ.A.
1995

7.19

21.1

23.5

-2.38

1996

7.01

20.9

21.9

-1.00

1997

7.53

21.3

22.3

-1.03

1998

3.09

22.9

22.1

0.80

1999

-3.36

18.7

19.1

-0.37

2000

6.77

17.0

20.8

-3.72

2001

-5.70

17.0

15.1

1.92

2002

6.16

17.3

17.6

-0.27

2003

5.26

15.1

17.6

-2.48

2004

9.36

15.7

19.4

-3.68

2005

8.40

15.4

20.0

-4.60

2006

6.89

16.0

22.1

-6.08

2007

4.67

15.2

21.1

-5.90

2008

0.66

16.1

21.8

-5.74

2009

-4.83

12.6

14.9

-2.33

2010

8.94

13.5

20.1

-6.58

2011 T.

6.59

12.9

23.1

-10.26

Kaynak: IMF World Economic Outlook Databases September 2011

Tablo 1 in ortaya koyduğu çarpıcı bir gerçek de, 2004 den başlayarak düşmeye başlayan ekonomik büyümenin sürekli azalarak 2009 yılında yüzde eksi 4.83 e inmesi de, yapılan yatırımların milli gelirde dengeli ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme dolayısı ile iş olanağı yaratmaya yetmediğidir.

Başbakan Yardımcısının üzerinde durmadığı husus, düşen tasarrufların temelinde tüketim harcamalarının artmasının olduğu ve artan tüketim harcamalarının da (değerli TL etkisi ile) dış alım mallarına yönelerek dış ticaret ve dolayısı ile cari işlemler açıklarını süratle büyüttüğüdür. Aynı zamanda, değerli TL Türkiye’deki ara malları sanayiini de olumsuz yönde etkilemiş ve sanayi üretimindeki dış alım ara malları payı önemli artış göstermiştir. Bana göre, cari işlemler açığını geniş ölçüde, yatırım-tasarruf açığı değil tüketim harcamaları ve sanayinin yerli üretime tercih ettiği dış alım ara malları büyütmüştür. 

Tablo 1 de 2011 yılı için yer alan tasarruf oranı yüzde 12.9 IMF’nin Eylül 2011 deki tahminidir. Başbakan Yardımcısı oranı yüzde 12 olarak dile getirdiğine göre, gerçekleşme IMF tahmininin de altında olacak demektir.      

Başbakan Yardımcısı konuşmasının bir yerinde, Türkiye’de gelir dağılımının düzeldiğine şu şekilde değinmektedir; “Daha ötesinde Türkiye’deki gelir dağılımı düzeldi. Yani 2002’den 2010 baktığımızda, ki 2010 rakamları biliyorsunuz geçen hafta açıklandı TÜİK tarafından ve gelir dağılımı Türkiye’de düzeliyor ve bu çok istisnai bir durum.” Başbakan Yardımcısı daha sonra da düzelen gelir dağılımına ilişkin rakamlar vermektedir.

Başbakan Yardımcısının konuşmasının bir yerinde yakındığı diğer bir husus da hane halkının yüzde 45 den fazlasının gelirinden fazla harcamasıdır. Başbakan Yardımcısının bu konuda yakınmaya hiç hakkı yoktur. Zira bireysel kredi ve kredi kartı harcamaları 2003 yılından bu yana izlenen politikalar ve özendirmelerin sonucudur. T.C. Merkez Bankası veri tabanında 2002 yılı banka kredileri dağılımı içinde bireysel kredi ve kredi kartı kullanım değerleri yer almamaktadır. Bu kalem 2003 yılından itibaren görüntülenmeye başlamış ve izleyen yıllarda da çığ gibi büyümüştür. Dolayısı ile yakınılan husus, başka bir siyasi iktidarın bıraktığı bir miras olmayıp, 2003 yılından bu yana özenle özendirilen ve geliştirilen nur topu gibi bir bebektir. Başbakan Yardımcısının yukarıda alıntılanan bölümünde tüketici kredileri ile ilgili olarak söylediği de şöyledir; “… aman işte tüketici kredilerinde şu tedbirleri alalım, vergileri yükseltelim diye üzerinde durmamız biraz da bu sebeple mutlaka toplum olarak ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız gerekiyor.” Bu ifadelerden, tüketici kredilerindeki büyümenin kontrol altına alınacağı anlaşılmaktadır. Ancak, 24 Aralık 2011 tarihli Milliyet gazetesinin internet ortamındaki sayısında Başbakan Yardımcısı Babacan’ın Türkiye Bankalar Birliği yönetim kurulu üyeleri ile yaptığı toplantı sonrasında “… gelecek yıl zaten kredilerde büyümenin yüzde 25’in altında kalmasını öngördüklerini ifade etti. Kartta tek limitin bugünden yarına atılacak bir adım olmadığını kaydettiği … konu üzerinde BDDK’nın çalıştığını belirttiği” bilgisi yer almıştır. Bu haberden de anlaşılacağı gibi kredi kartı limitlerinin denetim altına alınması gündemden kaymıştır.

Bireysel krediler ile kredi kartları parasal hacmi ile banka kredileri içindeki payının gelişmesine ilişkin bilgiler Tablo 2 de yer almaktadır. Tablo 2 den de açıkça görüldüğü üzere, 2003-2011 döneminde bireysel krediler ile kredi kartı kullanım hacmi bankacılık sektörü kredileri içinde yüzde 25 dolayında bir paya ulaşmıştır. Bu pay bankaların verdiği kredilerin içinde açık ara en büyük orandır.

Tablo 2

Bireysel kredileri ile kredi kartı kullanımlarına ilişkin gelişmeler

  

Yıllar

Bireysel kredilerve kredi kartı

Milyon TL

 Banka Kredileri

içindeki payı %

2002

Veri yok

Veri yok

2003

7,052.8

10.1

2004

14,492.4

14.8

2005

30,432.2

20.3

2006

46,959.6

20.8

2007

71,751.4

24.2

2008

92,914.1

23.2

2009

110,126.8

25.4

2010

148,306.0

26.4

2011/10 ay

175,502.0

24.4

Kaynak: T.C. Merkez Bankası Veri tabanı.

Başbakan Yardımcısının yukarıya alınan ifadesinde, geçen yıl (2010 yılı) tüketici kredilerinin 43 milyar TL ve bu yıl da (2011) 50 milyar TL artacağı belirtilmiştir. Tablo 2 de yer alan veriler ise, 2010 yılı tüketici kredi (bireysel kredi + kredi kartı kullanımı) artışını (148,306.0 – 110,126.8=) 38,179.2 milyon TL olarak vermektedir. Başbakan Yardımcısının 2010 yılına ilişkin rakam ile T.C. Merkez Bankası veri tabanında yer alan değer arasındaki (43-38.2=4.8 milyar TL) yaklaşık 5 milyar TL lık farkın nereden kaynaklandığını açıklayabilecek bilgiye sahip değilim. Bu farkı açıklamak için aklıma gelen tek olasılık, bankacılık sektörü dışında ticaret sektörünün müşterilerine açtığı kredi miktarında 2010 yılında 5 milyar TL ye yakın artış olmasıdır. T.C. Merkez Bankasının veri tabanındaki bilgilere göre 2011 yılının ilk 10 ayındaki tüketici kredi artışı artış ise (175,502.0 – 148,306.0=) 27,196 milyon TL dir. Bu rakamın yılın son iki ayında Başbakan Yardımcısının 2011 yılı için beklenti olarak açıkladığı 50 milyar TL na ulaşması beklenemez. Bu durumda, aradaki fark yine ticaret sektörü tarafından müşterilere açılan kredi olarak anlaşılacak ise, bunun anlamı ticaret sektörünün iş hacmini koruyabilmek için giderek artan boyutlarda finansman riski altına girmekte olduğudur. Benim ticaret sektörünün müşterilerine açtığı kredi konusundaki bu tahminim gerçekleri yansıtmıyor ise, o zaman T.C. Merkez Bankasının Başbakan Yardımcısının açıkladığı rakamlar ile kendi veri tabanlarında yer alan 2010 ve 2011 tüketici kredi artış rakamları arasındaki farkları aydınlatması gerekmektedir.    

Bu bilgiler ışığında, hane halkının yüzde 45 inden fazlasının gelirinden fazla harcadığı bir ülkede gelir dağılımı nasıl düzelmiştir, anlamak olası değildir. Kaldı ki, hane halkı borcunun süratle arttığı ve kredi kartı ve bireysel kredilerini ödeyemeyenlerin sayısının da hızla büyüdüğü bir ortamda gelir dağılımının iyileştiğine inanabilmemiz için saf olmamız yeterli olmayacaktır.

Başbakan Yardımcısının belirttiği hane halkının yüzde 45 inden fazlası aylık gelirinden fazla harcamasının temel finansman kaynağının bankacılık sektörünün açtığı tüketici kredileri olduğu Tablo 2 den görülmektedir. Tasarrufları GSYİH ya oranlarının süratle düştüğü bir ortamda, bankacılık sektörü süratle artan tüketici kredilerini finanse edebileceği tek kaynak yurt dışından yaptığı borçlanma olacaktır. Diğer bir deyişle tüketici kredisi artışının geniş ölçüde yurt dışından yapılan borçlanma ile karşılandığı varsaymak pek de yanlış bir düşünce olmayacaktır.

Bu noktada, özel sektör bankacılığının kullandığı dış kredi hacmindeki artışa kısaca göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.

Tablo 3

2003-2010 Döneminde Özel Sektör Bankalarının Kısa ve Uzun Vadeli Brüt Dış Borç Stokları

(milyon dolar)

 Yıllar Kısa Vadeli Uzun Vadeli
2003

8,351

3,131

2004

12,714

5,294

2005

16,562

12,334

2006

19,993

22,063

2007

16,167

30,920

2008

24,269

30,010

2009

22,253

27,938

2010

47,287

28,609

Kaynak: Hazine Müsteşarlığı veri tabanı.

Tablo 3 den de görüldüğü üzere, 2009-2010 döneminde özel sektör bankalarının kısa vadeli borçlarında yüzde yüzden fazla artış yer almıştır. Buna karşılık, uzun vadeli borçlarda kayda değer bir değişme görülmemiştir. 2011 yılına ilişkin veriler Hazine Müsteşarlığı tarafından henüz veri tabanına bu ayrıntıda konulmadığı için o yıla ilişkin veriler tabloda yer almamıştır. Tabloyu tamamlayabilmek için T.C. Merkez Bankası veri tabanına baktığımda farklı rakamların yer aldığını gördüm. Rakam farklılıklarının tanım değişikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Ülke brüt tasarruflarının düşmesi sadece bankaları dışarıdan borçlanmaya itmemiş, özel sektörün diğer sanayi ve ticaret kesimini de yoğun olarak dışarıdan borçlanmaya itmiştir. Bu konudaki bilgiler Tablo 4 de yer almaktadır.

Tablo 4 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, 2003-2010 döneminde sanayi ve ticaret kuruluşlarında yoğun biçimde yurt dışından borçlanmışlardır. Bu borçlanma da ülke brüt tasarruf oranındaki düşüşle yakından ilgilidir. Sanayi ve ticaret kuruluşlarının yurt dışından borçlanmaları ağırlıkla günlük işleri çevirmeye yönelik olup, yatırım finansmanı boyutu düşük ölçekli olmuştur. Olabilen yatırım harcamaları da, değerli TL etkisi ile, robot teknolojisi dahil işgücü ve enerji tasarrufunu ön planda tutan yatırımlar şeklinde olmuştur. Böyle olması da TL nin değerli olduğu bir ortamda iç ve dış piyasalarda yabancı rakipleri ile fiyat ve kalite rekabeti sürdürebilmek bakımından kaçınılamaz bir zorunluluk idi.

Tablo 4

Mali olmayan özel sektör kuruluşlarının dış borçlanmasındaki gelişmeler

(milyon dolar)

  Yıllar

Kısa Vade

Uzun Vade

2003

10,461

24,768

2004

13,960

28,268

2005

16,177

34,596

2006

17,608

53,637

2007

22,061

79,588

2008

23,493

98,820

2009

21,783

91,916

2010

23,939

82,010

Kaynak: Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

Yurt içi brüt tasarrufların kritik düzeylere kadar gerilemesi yukarıdaki gelişmelere yol açarak dış ticaret ve cari işlemler açıklarını tetiklemeye değin bir seri etki yaratmıştır. Dışarıdan kaynak akmaya devam ettiği sürece “lale devri”nin sürdürülmeye devam edeceği ilgili ve yetkili kişilerin açıklamalarından anlaşılmaktadır.

Bu durumda, ayakların yorganın dışında kalması yerine, ayakları bilinçli olarak yorgan dışında tutma anlayışı olduğu ve bunun süreceği söylenebilir. Doğrudur, yaz sıcağında ayakların yorgan dışı kalması rahatsızlık vermeyebilir ama, mevsim kışa döndüğünde, ayakları yorgana sığdırmaya çalışmakta sancısız olmayabilir.

Son olarak halen başı dertte olan bazı ekonomilerin brüt tasarruflarındaki gelişmeleri Tablo 5 de sunmak istiyorum. Tablo 5 i benim açıklamama ve yorumuma ihtiyacı yoktur. Zira Tablo 5 ders almak isteyenler için gerekli uyarılarla doludur. Ancak, İngiltere ve ABD’ni Tablo 5 e dahil etmemin nedenlerini kısaca açıklamak uygun olacaktır. Her iki ülke de ekonomik gelişmişlik düzeylerinin çok altında brüt tasarruf oranlarına sahiptir. Bunun nedeni de tam bir tüketim ekonomileri olmalarıdır. Her iki ekonomi de konut kredileri sorunu ile 2008 yılında başlayan ve 2009 yılında derinleşen mali sektör krizinin başlangıç noktalarıdır. Her iki ekonomi dünyanın en büyük ticari bankalarına sahiptir. Bu ülkelerin ticari bankaları 2009 yılı krizinde ağır kayıplara uğramış olsalar bile Devletleri (Merkez Bankaları) tarafından büyük likiditeler verilerek kurtarılmışlardır. Bu ülkelerin ticari bankaları ve Hazine’leri büyük ölçekte cari işlemler fazlaları veren Çin, Japonya, Almanya, Hollanda ve petrol ihraç eden Ortadoğu ülkelerinden yoğun bir biçimde borçlanmalarını sürdürerek ayakta kalmaktadırlar. Söz konusu ülkelerin İngiltere ve ABD’ne yoğun olarak borç vermelerinin temelinde iki ülke paralarının uluslararası ticarette önde gelen ödeme aracı ve rezerv para olmaları yatmaktadır. Her iki ülkenin özellikle 1990 lı yıllarda ekonomik büyümelerini sürdürebilmelerinin temelinde de tüketimi hane halkı borçlarını genişletici politikalar uygulamaları yatmaktadır. Ancak bu politikalar 2008 yılında hane halklarının borç geri ödemesinin darboğaza girmesi ile sonuçlanmıştır. Buna rağmen bu ülkeler, hane halkı borcunu büyütecek politikalarda ısrar etmektedirler. Dolayısı ile 2009 krizini çözecek hane halkının reel gelirlerini artıracak politikalar devreye sokulmadığı ve bütçe açıkları disipline edilmediği için kriz para politikaları ve hane halkı kredi limitleri genişletilerek ötelenmekte ve yeni krizin daha büyük ölçekli olmasına zemin hazırlanmaktadır.  

Tablo 5

Halen başı dertte olan bazı ülkelerin brüt tasarruflarının

2001-2011 döneminde izlediği seyir

(GSYİH’nın yüzdesi olarak)

Yıllar Yunanistan Portekiz İtalya İngiltere ABD Türkiye
1995

15.62

22.50

21.89

15.93

16.44

21.1

1996

15.31

19.83

22.36

16.09

17.15

20.9

1997

15.44

20.12

22.19

17.10

18.31

21.3

1998

17.74

20.56

21.24

17.95

18.81

22.9

1999

17.01

19.86

20.74

15.71

18.26

18.7

2000

15.62

17.77

20.16

15.02

18.09

17.0

2001

16.04

17.16

20.52

15.35

16.48

17.0

2002

15.83

17.28

20.35

15.32

14.67

17.3

2003

17.91

16.85

19.37

15.12

13.93

15.1

2004

16.66

15.77

19.86

14.99

14.67

15.7

2005

12.38

13.28

19.04

14.46

15.20

15.4

2006

9.14

12.38

19.03

14.12

16.42

16.0

2007

7.51

12.66

19.43

15.58

14.60

15.2

2008

5.83

10.55

18.30

15.00

13.35

16.1

2009

5.12

9.15

16.83

11.77

11.46

12.6

2010

4.10

9.21

16.90

11.84

12.53

13.5

2011 T.

4.01

8.54

16.46

11.34

12.78

12.9

Kaynak: IMF World Economic Outlook September 2011.

Ekonomileri henüz ciddi sorun yaşamayan ülkelerden bir gruba ilişkin brüt tasarruf oranlarındaki gelişmeler Tablo 6 da yer almaktadır. Türkiye’ye ilişkin veriler her iki grup ülkelerle kolayca karşılaştırma yapılabilmesi için Tablo 5 ve 6 ya eklenmiştir.

Tablo 6 nın incelenmesinden de görüldüğü üzere, gelişmiş üç ülke Almanya, Hollanda ve Güney Kore yüksek oranlı brüt tasarruf oranlarına sahiptir ve bu ülkeler bu dönemde de önemli ölçüde cari işlemler fazlası vermişlerdir. Çok mütevazı boyutta nüfus artışı olan bu üç ülke, ciddi işsizlik sorunları yaşamadıkları için, yatırımlarını da teknolojik ve verimlilik yükselten alanlara yaparak rekabet düzeylerin daima koruyup geliştirebilmişlerdir. Her üç ülke de de tüketici kredileri büyümeleri taşınabilir düzeylerde kalmıştır.

Gelişme yolundaki iki ülke olan Tayland ve Malezya, çok yüksek oranlı brüt tasarruf oranları ile hem istihdam yaratan yatırımlara yönelmişler, hem de teknolojik gelişmeleri yakından izlemişlerdir. Tüketici kredileri konusunda da sorunlar yaşamamışlardır.

Tablo 5 ve 6 da yer alan ülkelerin brüt tasarruf oranlarının, yatırım yaptıkları alanlar, cari işlemler açıklarının düzeyleri, tüketici kredilerini büyümenin aracı olarak kullanıp kullanmadıkları gibi birçok kriter bakımından Türkiye’nin yararlanması gereken çok önemli mesajlara sahiptir. Türkiye, bu deneyimlerden gereken dersleri çıkarıp ekonomik politikalarında gereken düzeltmeleri yapabildiği ölçüde 2012 ve onu izleyen yıllarda dünya ekonomilerinde yaşanması beklenen krizlere karşı dayanıklılık boyutunu geliştirebilir.

Brüt tasarruf oranlarının çok düşük olduğu bir ortamda, TL’nın 2012 yılında ABD dolarını yeneceğinin söylenmesi ne kadar gerçekçi ve ne kadar inandırıcı olabilir. O da ayrıca yanıtlanması gereken bir soru olmuştur. 

Tablo 6

Halen başı dertte olmayan bazı ülkelerin brüt tasarruflarının

2001-2011 döneminde izlediği seyir

(GSYİH’nın yüzdesi olarak)

Yıllar Almanya Hollanda G. Kore Malezya Tayland Türkiye  
1995

21.17

27.17

35.43

34.05

34.07

21.1

 
1996

20.70

26.82

33.84

37.12

33.76

20.9

 
1997

20.87

28.74

33.91

37.14

32.85

21.3

 
1998

21.10

25.97

36.98

39.68

33.31

22.9

 
1999

20.54

26.66

34.20

38.07

30.66

18.7

 
2000

20.58

23.89

33.34

35.92

30.44

17.0

 
2001

20.37

23.89

30.83

32.25

28.52

17.0

 
2002

20.09

22.15

30.51

32.73

27.49

17.3

 
2003

19.76

24.89

32.31

34.75

28.32

15.1

 
2004

22.31

26.75

34.41

35.14

28.51

15.7

 
2005

22.34

26.60

31.89

35.04

27.11

15.4

 
2006

24.40

29.68

31.10

37.01

29.41

16.0

 
2007

26.72

27.12

31.50

37.47

32.78

15.2

 
2008

25.63

24.89

31.55

37.02

29.92

16.1

 
2009

22.17

23.51

30.21

30.94

29.53

12.6

 
2010

23.04

25.82

31.93

32.91

30.57

13.5

 
2011 T.

24.14

26.90

29.61

33.13

30.38

12.9

 

Kaynak: IMF World Economic Outlook September 2011.

Unutmamak gerekir ki, bir ülkenin sürekli düşen brüt tasarruf oranları ve bunun sonucu ortaya çıkan tasarruf açıklarını artan ölçüde dış borçlanma ile karşılanması, dünyanın herhangi bir yerinde çıkacak krizlere karşı ülke ekonomisinin bağışıklık düzeyini düşürdüğü gibi, dış politikalarında bağımsız karar alabilme gücünü de son derece zayıflatır.

Hikmet Uluğbay

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s