Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim On Beşinci Ders Yılında

Aşağıda ki metin, 24 Kasım 2011 Günü, Ankara’daki Altı Rotary Kulübü’nün ortaklaşa düzenlendikleri Öğretmenler Günü kutlama etkinliğindeki Panel’de yapılan konuşmadır.

 

Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim On Beşinci Ders Yılında

İçinde bulunduğumuz ders yılı, zorunlu ve kesintisiz sekiz yıllık eğitimin 15 inci uygulanma yılıdır. Bu önemli günde ve yılda bana Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim konusunda düşüncelerimi açıklama onur ve ayrıcalığını verdiğiniz için teşekkürlerimi sunarım.

Sekiz yıllık değil, on iki yıllık zorunlu eğitim, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi içinde çok önemli ve çok güçlü bir yer tutmaktadır. Bunun böyle olduğunu sizlere Atatürk’ün sözleri ile açıklamak isterim. Atatürk 31 Ocak 1923 günü, Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık dokuz ay önce, İzmir’de halka yaptığı konuşmanın bir yerinde şu düşüncesini açıklar; “Bir toplum, kendisini oluşturanlardan yalnız birisinin uygarlığın gereklerini kazanması ile yetinirse, o toplum yarıdan fazlası ile güçsüzlük içinde kalır. … Bizim toplumumuzun başarısız olmasının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan kaynaklanmaktadır. … Bu nedenle, bir toplumun bir uzvu çalışırken, diğer uzvu durgunluk içinde olursa, o toplum felç olmuş demektir. …  O nedenle, bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın kazanması gerekir.[1]

Görüldüğü üzere, Atatürk, daha Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce, 1923 yılı başında halka yaptığı konuşmada kadın ve erkek için okuma yazma öğrenmeyi hedef olarak görmemektedir. O’nun öngördüğü, gelişmiş uygar bir toplum olabilmek için kadın-erkek herkesin ilim ve fen bilgisi ile donanmış olmasıdır.

Atatürk, aynı konuşmasının ilerleyen bölümünde ise şu gözlemde bulunur; “Örtünme, kadını hayatından, varlığından soyutlayacak şekilde olmamalıdır. Bu konuda son söz olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi lâzım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, günümüzün temel gerekleri ve gereksinimlerine yetmez. Başka zihniyete, başka olgunlukta adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan, bundan sonraki annelerdir. Bu söylediklerim bağımsızlığını, şerefini, hayat ve varlığını sağlayıp ve sürdürmeyi ilke kabul eden yeni Türkiye Devleti’nin esaslarından birini oluşturması lâzımdır ve inşallah oluşturacaktır.[2]

Atatürk, gelecek kuşakları yetiştirecek annelerin sahip olması gereken yetenekleri ise, yukarıdaki konuşmasından yaklaşık 50 gün sonra 21 Mart 1923 günü Konya’da kadınlar ile yaptığı konuşmanın bir yerinde şöyle açıklamıştır; “Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın genel görevler çerçevesinde üzerlerine düşenlerden başka kendileri için en önemli en yararlı, en çok fedakârlık isteyen bir görevleri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, bilim geliştikçe, uygarlık dev adımlarla yürüdükçe, hayatın, çağın gereklerine göre çocuk yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların bugünkü çocuklarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bu günün anaları için gerekli yeteneklerle donanmış çocuk yetiştirmek, çocuklarını bugünkü hayat için yeterli kişi haline getirmek, pek çok yüksek vasfa sahip olmayı gerektirir. O nedenle kadınlarımızın hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok çağdaş, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.[3]

Görüldüğü üzere, Atatürk, Cumhuriyet’in gelecek kuşaklarının nitelikli bir eğitime ve hayata hazırlanmanın temel aracı olarak okul öncesi dönem için anneleri görevlendirmiştir. Gerçekten de yaşamımızdaki ilk öğretmenlerimiz daima annelerimiz olmuştur. Atatürk bu annelerin öncelikle kendilerinin erkeklerden bile daha iyi eğitim almış olmalarını da mutlak zorunluluk olarak görmüştür. Atatürk, annelerin bilim ve fen bilgileriyle donanmış olmasını da büyük zorunluluk olarak görmüştür. Bilim ve fen konularında en düşük düzeyde bilgiye sahip olabilmek ise en az lise ve dengi teknik eğitimi ile mümkündür. O nedenle de Atatürk’ün öngörüsünü, kadınlara en az lise eğitimi verilebilmesi ve olabildiğince yükseköğrenime yönlenmeleri olarak anlamak gerekir.

Atatürk’ün 1923 yılında Türkiye için öngördüğü eğitim düzey ve kalitesine erişmek için Cumhuriyet kuşakları olarak gerekeni yapabildik mi? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için bazı verilere kısaca göz atmak uygun olacaktır.

Tablo 1 den de görüldüğü üzere, bırakınız bilim ve fen öğretmeyi, 15 yaş üzeri kadınların okur-yazarlık oranını yükseltmede dahi çok yavaş yol alınmıştır ve 2010 yılında hâlâ 3.1 milyon dolayında okur-yazar olmayan ve okur-yazar olup olmadığı bilinmeyen 1.3 milyon kadın nüfusumuz vardır.  Oysa uygar ülkelerde, kadınların okur-yazarlık oranları gündemden çoktan düşmüş ve halen kadınların en az lise dengi eğitim almışlarının çağ nüfusu içindeki payları yüzde 75-85 aralığında olmasına rağmen daha da yukarı çıkarılması için büyük çaba harcanmaktadır.

Tablo 1

1935-2000 döneminde 15 yaş ve üzeri nüfus içinde okuma yazma

bilen ve bilmeyenlerin sayısındaki gelişmeler

  Yıllar   Cinsiyet Okuma-YazmaBilenler  ToplamınYüzdesi Okuma-YazmaBilmeyenler  ToplamınYüzdesi
1935 Erkek

1,369,739

30.8

3,075,392

69.2

1970 Erkek

7,360,530

71.0

3,012,150

29.0

2000 Erkek

22,557,170

94.4

1,332,477

5.6

1935 Kadın

404,951

8.0

4,643,775

92.0

1970 Kadın

3,752,2002

36.2

6,602,107

63.8

2000 Kadın

18,592,229

78.5

5,091,942

21.5

Kaynak: TÜİK İstatistik Göstergeler 1923-2009 sayfa 18 den düzenlenmiştir.

Şimdi de 8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu Öğrenimin kız çocuklarımıza kazandırdıklarına kısaca göz atabiliriz. Bu konuda Tablo 2 düzenlenmiştir.

Tablo 2

Öğretim düzeyleri itibariyle  cinsiyet oranları

Öğretim yılı İlköğretim Ortaöğretim Yükseköğretim
1997/98

85.68

74.70

69.58

2002/03

91.10

*72.32

74.33

2009/10

98.91

88.59

**80.08

Artış

13.23

13.89

10.50

  • Bu rakamda bir hata olduğunu düşünüyorum. Zira bir önceki yıla ilişkin oran 75.87 ve bir sonraki yıla ilişkin oran ise 78.01 olarak kaynak belgede yer almaktadır.

** 80.08 oranı 2008/2009 öğrenim yılına aittir.

Kaynak: Millî Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 2009-2010, sayfa 10

 Tablo 2 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz ilköğretim yasasının 13 yıllık uygulaması sonucunda, ilköğretimde her 100 erkek öğrenciye karşılık 1997/98 öğrenim yılında 85.68 kız öğrenci kayıtlı iken, bu oran 2009/10 öğrenim yılında 98.91 e ulaşmıştır. Diğer bir deyişle, Sekiz Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu ilköğretim yasası ile 14 yaşa kadar olan kızlarımızın okullaşma oranları erkeklerle başa baş duruma gelmiştir. Bu durumun sonucu olarak, lise ve dengi okullar zorunlu olmamasına rağmen, lise düzeyi öğrenimde de her 100 erkek öğrenciye karşılık kız öğrenci sayısında da çok önemli artış yer almıştır. Bu noktada, liseye devam eden erkek öğrenci sayıları da aynı dönemde arttığı için kızların lise düzeyine devamlarında çok önemli gelişmeler yer almıştır. Benzeri artış üniversite düzeyinde de gerçekleşmiştir.   Bu noktada üzerinde durmak istediğim diğer bir husus da, orta öğrenimde okullaşmaya paralel olarak, 15-19 yaş arasında evlenen kızların sayısında da önemli düşüşler gerçekleşmiştir. 1990 yılında, 12-14 yaşlarında evlendirilmiş çocuk-kadın sayısı 10,484 ve bunların sahip olduğu çocuk sayısı 1,483 iken, buna ilişkin verilere son yayınlarda rastlayamıyoruz. Buna karşılık 15-19 yaş grubunda evli kadın sayısı 1990 yılında 463,481 iken, bu sayı 2001 yılında 167,252 ye ve 2010 yılında da 134,874 e düşmüştür.  11 veya 12 yıllık eğitim yasa ile zorunlu kılındığında, 15-19 yaş grubunda evlendirilen kız çocuklarının sayısında da çok ciddi düşüşlerin gerçekleşeceği kesindir.

Sekiz yıllık zorunlu eğitimin sağladığı diğer önemli bir işlev de, ülkemizdeki okur-yazarlığın işlevsel azalmasını önlemek olmuştur. Beş yıllık zorunlu eğitim döneminde, ilkokulu bitirenler, birkaç yıl gazete ve kitap okumadıkları takdirde, okuma-yazma yetilerini yitirmeye başlıyor ve işlevsel olarak okur-yazarlıklarını kaybediyorlardı. Üç yıl daha okula devam etmek ve daha üst düzeyde okuma alışkanlığı edinmek, işlevsel okur-yazarlık yitirme sürecinin uzamasına ve azalmasına da yol açmaktadır. Bu sorun 11 veya 12 yıllık zorunlu eğitimle tümden ortadan kalkabilecektir.

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz ilköğrenim başta kız öğrenciler olmak üzere, Türkiye’deki okullaşma oranlarını ciddi şekilde yükseltmiştir. Bu gelişmenin sayısal boyutlarını da Tablo 3 de göstermek istiyorum.

Tablo 3 den de görüleceği üzere 1997/98 öğrenim yılından 2009/10 öğrenim yılına geçen süre zarfında ilköğretim, lise ve dengi ile üniversite öğrencilerinin sayısında çok ciddi artışlar yer almıştır. Bu gelişme Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz ilköğretimin yol açtığı çok önemli bir gelişmedir. 1997 yılında Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim yasası çıkmamış olsa idi, elbette yine öğrenci sayılarında artışlar yer alacaktı, ancak o artışların Tablo 3 deki sayıların uzağında kalacağı da bir gerçektir.

Tablo 3

Eğitim düzeylerine göre örgün öğretim öğrenci sayıları

Yıllar Okul tipi Erkek Kız
1997/98 İlköğretim

5,000,886

4,083,749

2009/10 İlköğretim

5,632,328

5,284,315

Öğrenci Artışı  

631,442

1,200,566

1996/97 Lise ve dengi

1,579,612

1,042,982

2009/2010 Lise ve dengi

2,302,541

1,937,598

Öğrenci Artışı  

722,929

894,616

1997/98 Üniversite

793,497

528,848

2009/10 Üniversite

1,932,205

1,561,614

Öğrenci artışı  

1,138,708

1,032,766

Kaynak: Millî Eğitim İstatistikleri 2009-2010, ÖSYM ve MEB Sayısal Veriler Millî Eğitim 1999 dan yararlanılarak düzenlenmiştir.

Tablo 2 ve 3 özellikle kız öğrenci sayılarındaki artışlar bakımından çok çarpıcı bir resim ortaya koymaktadır. Atatürk’ün kadınların da en az erkekler kadar öğrenim görmeleri arzusu, 8 Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz İlköğretim yasasının, çok büyük bir gecikme ile, ancak 1997 yılında yaşama geçirilebilmesi ile bir ölçüde yerine getirilebilmiştir. Elbette alınacak daha çok yol vardır. Öncelikle 11 veya 12 yıllık öğrenimin zorunlu olmasını sağlayacak yasa çıkarılmalıdır. Bu yasa çıkarıldığında Türkiye’nin çocuk evlilikleri konusundaki sorunu da akılcı şekilde çözümlenmiş olacaktır.

Bu gelişmeler sağlanırken, eğitim programlarının içeriği de çağdaş ülkelerin akademik düzeyine çıkarılmalıdır. Örneğin, “evrim” kuramının ne boyutta okutulacağı artık tartışılmamalı ve gelişmiş ülkeler düzeyinde öğretilmelidir. Ortaöğretimde felsefe, mantık, sosyoloji gibi dersler zorunlu ders olarak ve içerik açısından da yeniden gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarılmalıdır. Orta öğrenimi bitireceklerin yabancı dil bilgilerinin Türkçe bilgileri düzeyinde olmasını sağlayacak programlar uygulanmalıdır.  

Diğer taraftan, tüm eğitim kademelerindeki öğretmen ve akademisyen açıklarının da çok süratle kapatılması gerekmektedir. Öğretmen ve akademisyenlerin özlük hakları, aynen Cumhuriyetin başlangıcında olduğu gibi diğer meslek grupları ile eşit düzeye getirilmesi kısa süre içinde tamamlanmalıdır. Öğretmenler, okul dışı saatlerini ikinci gelir arama durumundan kurtarılmalı ve bu zamanlarını bilgilerini yükseltecek okuma ve araştırmaya ayıracak şekilde geçim derdinden uzaklaştırılmalıdır.  

En az bunlar kadar önemli bir diğer husus da, öğretilen bilgilerin ve okutulan kitapların içeriğinin çağın gereklerine ve düzeyine çıkarılma gereğidir. Millî Eğitimde kullanılan kitapların birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi akademik heyetler tarafından hazırlanması uygulamasına daha fazla gecikmeden geçilmelidir.

Çocuklarımıza ve gençlerimize çağdaş bilim ve teknolojileri anlatan, öğreten ve özümseten öğretmenlerimize ve akademisyenlerimize saygı sunuyorum.

 

Hikmet Uluğbay


[1] Atatürk, “İzmir’de Halk İle Konuşma” 31 Ocak 1923, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, 1989, Cilt 2 sayfa 89.

[2] Y.a.g.e.  Cilt 2, sayfa 91.

[3] Y.a.g.e,  “Konya Kadınları ile Konuşma” 21. Mart. 1923, Cilt 2, sayfa 156.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s