Orta Vadeli Program ve Güvenilirlik

 

13 Ekim 2011 günü, Hükümet, 2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladı. Programda, 2012-2014 dönemine ilişkin ekonomik beklentiler yer aldığı gibi, 2011 yılına ilişkin gerçekleşme tahminlerine de yer verilmiştir.

Gelecek üç yıla ilişkin olarak ekonomik gösterge öngörülerini içeren OVP açıklamaları, 2005 yılı son çeyreğinden bu yana yapılagelmektedir.  Diğer bir deyişle, 2012-2014 OVP, AKP Hükümetleri döneminde açıklanan yedinci programdır. Bu nedenle de 2012-2014 dönemi OVPnın gerisinde altı OVPlık deneyimi bulunmaktadır. Bu deneyim birikimi nedeniyle de, “güvenilirlik” katsayısının yüksek olması beklenir.  2012-2014 OVP beklentilerinin gerçekçilik ve dolayısı ile güvenilirlik boyutunu değerlendirmek üzere bu yazı hazırlanmıştır.

2012-2014 dönemi OVP, IMF’nin Nisan 2011 tahminlerini gözden geçirip güncelleyen, Eylül 2011 tahminleri açıklandıktan bir süre sonra Bakanlar Kurulu’nca kabul edilip kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. O nedenle, 2012-2014 OVPnı, kendi başına değerlendirmek yerine, hem önceki OVP tahminleri, hem de IMF’nin son beklenti açıklamaları ile birlikte incelemek daha gerçekçi ve anlamlı bir yaklaşım olacaktır. Önce IMF’nin dünyadaki ekonomik büyüme beklentilerinin Nisan-Eylül 2011 döneminde ne yönde ve ne boyutta değiştiğine ilişkin bilgilere göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla, Tablo 1 düzenlenmiştir.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, IMF, Eylül ayında, Nisan ayına göre dünya ekonomisinin büyümesi konusunda daha karamsar bir beklenti içine girmiştir. IMF, dünya ekonomisinin büyümesine ilişkin tahminini 2011 için (4.401-3.965=) 0.436, yaklaşık yarım puana yakın aşağıya çekmişken, 2012 beklentisini de (4.513-3.997=) 0.516, yine yaklaşık yarım puandan fazla düşürmüştür. IMF’nin Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomik büyüme beklentisini de 2011 için 0.084 veya yaklaşık binde sekiz puan düşürürken, 2012 ye yönelik tahminini de 0.685, onda yedi puana yakın indirmiştir. ABD ekonomisinin büyüme tahminlerini de 2011 için 1.2 puan ve 2012 için ise 1.1 puana yakın geriletmiştir. Bu indirimler küçümsenecek ve hafife alınacak boyutta değildir. Türkiye için IMF beklentilerindeki değişme ise ilginç bir görünüm içindedir.  

Tablo 1

IMF’nin Nisan ve Eylül 2011 beklentilerindeki değişim

% olarak

 Tahmintarihi Ülke veyaGruplar  2011  2012  2013  2014
Nisan 11 Dünya

4.401

4.513 4.540

4.627

Eylül 11 Dünya

3.965

3.997 4.466

4.690

Nisan 11 AB

1.776

2.076 2.169

2.188

Eylül 11 AB

1.692

1.391 1.909

2.083

Nisan 11 GYÜ

6.540

6.485 6.536

6.661

Eylül 11 GYÜ

6.395

6.075 6.477

6.606

Nisan 11 ABD

2.758

2.872 2.723

2.729

Eylül ABD

1.527

1.782 2.538

3.077

Nisan 11 Türkiye

4.600

4.480 4.110

4.050

Eylül 11 Türkiye

6.588

2.242 3.429

3.761

Kaynak: IMF veri tabanı WEO April and September 2011.

IMF, Türkiye’nin 2011 ekonomik büyüme tahminini (6.588-4.600=) 1.988 veya yaklaşık 2 puan yükseltirken, 2012 büyüme tahminini (4.480-2.242=) 2.238 veya yaklaşık 2.2 puan geri çekmiştir.

IMF, Nisan-Eylül döneminde ekonomik büyüme tahminleri elbette rastgele değiştirmemiştir. Ekonomilerin son aylarda gösterdiği gelişmeleri ve 2009 krizine yönelik olarak aldıkları önlemlerin etkinliklerini ve etkilerini de tartmıştır. IMF bu tahmin değişikliklerini yapmadan önce, Standard&Poors ABD Hazinesi’nin borçlanma kredi notunu aşağı çekmişti[1]. Yunanistan, iflastan kurtulabilmek için kendine dikte edilen programı ayak sürüyerek de olsa uygulamaya çalışıyordu. Ancak, batı basınında, sorunun Yunanistan sorunu olmaktan çoktan çıktığı Almanya ve Fransa bir şekilde kendilerini kurtarabilse bile tüm Avrupa’nın çökme eşiğine geldiği yazılıp çizilmeye başlanmıştı[2]. Böyle bir ortamda, Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick bir gazeteci ile yaptığı söyleşide, dünya ekonomisinin, Avrupa’daki kamu borçlarının çözümündeki belirsizlikler nedeni ile, “yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya” geldiğini açıklamıştı[3]. Bu ve benzeri söylemlerin yoğunluk kazanması ve IMF’nin uzmanları yaptığı analizler ve gözlemler sonucunda, IMF’nin dünya ekonomisine yönelik Nisan 2011 beklentilerini gözden geçirmiş ve daha kötümser olan Eylül 2011 beklentilerini açıklamıştır. Ancak bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, IMF’nin Eylül 2011 beklentileri Tablo 1 den de görüldüğü üzere, yazılı basında yer alan bazı bilgiler ve analizler kadar karamsar değildir.

IMF’nin Eylül 2011 beklentilerini açıklamasından sonra gerek ABD, gerek AB ekonomisine yönelik olarak basında yer alan bilgiler, açıklamalar ve eleştiriler dünya ekonomisine yönelik beklentileri iyimserleştirmekten çok kötümserliği besler nitelikte olmaya devam etmiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse, Yunanistan’ın borçlarını ödemede acze düşmesi halinde Fransız bankacılığının ciddi sorunlarla karşılaşacağı ileri sürülmeye başlandı[4]. ABD İstatistik Ofisi’nin yaptığı açıklamalara göre, 2010 yılında ABD’de 46.2 milyon kişinin fakirlik çizgisinde yaşadığı ve bu sayının, bu verilerin yayınlanmaya başladığından bu yana geçen 52 yıldaki en yüksek sayı olduğu ve dört yıldır sayının sürekli arttığını belirtilmiştir[5]. Anımsanacağı üzere, ABD Hazinesi, Kongre tarafından konulan borçlanma tavanına ulaşmış ve borçlanma tavanının yükseltilmemesi halinde Devletin maaşları bile ödeyemeyeceği bir noktaya geleceği ileri sürülmüştür. Kongre, borçlanma tavanını 400 milyar dolar yükseltmişse de bu miktar altı haftada kullanılıp bitmişti, bunun üzerine uzun tartışmalardan sonra borçlanma tavanı bu defa 500 milyar dolar daha yükseltilmişti[6]. Dip notta yer alan yazısında Bob Chapman, AB’nin de ABD gibi bankaları kurtarma yanında hastalıklı 6 üyenin kurtarılması için 6 trilyon dolara varan bir fatura ile karşılaşabileceğini de ileri sürdükten sonra “İhtilalin ne zaman gerçekleşeceği” (We wonder how long it will take for revolution?) sualini sormuştur[7]. Chapman’nın bu yazısından kısa süre sonra “Wall Street’i işgal etme protestoları” New York’ta başlamış ve kısa sürede Avrupa’ya ve dünyanın diğer ülkelerine sıçramıştır. Bu protestoların en şiddetlileri şimdiye kadar Yunanistan ve İspanya’da yer almıştır. Yunanistan’daki protestolarda can kaybı bile olmuştur. Birçok ülkedeki Hükümetlerce krizden çıkabilmek veya iflastan kurtulabilmek için açıklanan önlemler, ücret artış beklentilerine yanıt vermediği, aile bütçelerini olumsuz yönde etkilediği, işsizliği azaltamadığı ve hane halkının konut ve bireysel borç yüklerini hafifletemediği için yoğun tepkilerle karşılaşmaktadır.  

İşte 2012-2014 OVP dünyada böyle olayların, gelişmelerin ve endişelerin yer aldığı bir ortamda açıklanmıştır. Bu bilgilerin ışığında şimdi 2012-2014 dönemi OVP ile daha önceki OVPlarda yer alan Türkiye’nin ekonomik büyüme tahminleri, gerçekleşme ve sapma oranlarını incelemeye başlayabiliriz. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir.

Tablo 2 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, OVPlar bir yıl ara ile açıklandıkça bir önceki programda açıklanan verilerde ciddi değişiklikler yapılagelmektedir. Kazanılan deneyime rağmen, ilerleyen yıllarda yapılan değişiklikler bile gerçekleşmeye oranla çok ciddi sayılabilecek sapmalar göstermektedir. Bu konuda Tablo 2 nin son satırında yer alan “sapma” rakamları tahminler ile gerçekleşmeler arasında ne denli büyük farklılıklar yer aldığını göstermektedir. Tablolardaki sapmalar, o yıla ait tahminlerin en yükseği ile gerçekleşme arasındaki fark olarak hesaplanmıştır. Bunun tek istisnası 2010 yılına ait sapma rakamıdır. Zira 2011-2013 OVP, 2010 yılın Ekim ayında açıklanmıştır, dolayısı ile 2010 için verdiği büyüme tahmini bir yıl öncesine değil birkaç ay öncesine aittir. Buna rağmen tahmin (9.0-6.8=) 2.2 puanlık bir sapma ile hesaplanabilmiştir.

Tablo 2

OVPlarda yer alan büyüme tahminleri

GSYİH’nın yüzdesi olarak

 OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

5.0

5.0 5.0  

 

       
2007-09

7.0 7.0 7.1

 

       
2008-10

5.5 5.7 5.7

 

     
2009-11

5.0 5.5

6.0

     
2010-12

-6.0 3.5 4.0

5.0

   
2011-13

6.8 4.5 5.0 5.5

 

2012-14

7.5 4.0 5.0

5.0

Gerç.

6.9

4.7 0.7 -4.8

9.0

       
Sapma

1.9

2.3 6.3 11.9

3.3

       

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müşteşarlığı Ekonomik Göstergeler veri tabanı.

Tablo 2 de dikkat çeken önemli hususlardan birisi de, 2009 yılına ilişkindir. 2009 yılı ekonomik büyümesi, yılın sona ermesinden 3 ay önce açıklanan 2010-2012 OVPında yüzde 6 küçülme olarak tahmin edilmesine karşılık gerçekleşme yüzde 4.8 daralma olmuştur.

Tablo 2 de dikkati çeken diğer önemli bir husus ise, dünyadaki ve IMF’deki 2012 yılı beklentilerinin ciddi şekilde karamsarlaştığı ve IMF’nin Türkiye için 2012 büyüme oranının yüzde 4.480 den yüzde 2.242 ye düşürüldüğü bir ortamda, 2012-2014 dönemine ilişkin OVP’nin 2012 için yüzde 4 lük büyüme oranı öngörmüş olması, bana göre iyimser bir hedefleme olmuştur.

Türkiye IMF ile farklı büyüme tahminlerinde bulunduğu diğer kritik bir yıl ise 2009 yılıdır. Bu konudaki ayrıntılı bilgi ve analizlere, bu sitede yayınlanmış bulunan “”2009 Yılında Türk Ekonomisi Ne kadar Küçülecek”, “2009 Yılında Türk Ekonomisi Ne Kadar Küçülecek II ve III” ile “2009 Yılında Türk Ekonomisi Ne Kadar Küçüldü?” başlıklı yazılarımdan ulaşılabilir.

Şimdi de OVPın öngördüğü GSYİH’ya ilişkin dolar cinsinden tahminlere göz atabiliriz. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir. Tablo 3 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, OVPların dolar cinsinden öngördükleri GSYİH değerleri ile gerçekleşmeleri arasında “çok aşırı” olarak tanımlanabilecek sapmalar gerçekleşmiştir. Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse, 2006 yılı için 364.9 milyar dolarlık GSYİH hedeflenmişken gerçekleşen rakam 526.4 milyar dolar olmuştur. Diğer bir deyişle gerçekleşen GSYİH Tahmine göre (526.4/364.9=) yüzde44.26 daha büyük olmuştur. 2007 yılı dolar cinsinden GSYİH gerçekleşmesi de (648.6/423.4=) yüzde 53.19 daha fazla olmuştur. 2008 yılında ise gerçekleşen GSYİH, OVPın öngördüğüne göre, (742.1/482.7=) yüzde 53.74 daha büyük olmuştur. Krizin yaşandığı 2009 yılında ise dolar cinsinden GSYİH OVPIn öngördüğünden (616.7/773.0=) yüzde 20.22 daha küçük gerçekleşmiştir. 2010 yılı gerçekleşmesi ise (734.9/830.0=) yüzde 11.46 daha küçük olmuştur.

Tablo 2 yi açıklarken de belirttiğim üzere, sapma hesaplamalarını OVPların en yüksek tahminleri ile gerçekleşmeleri karşılaştırarak yapıyorum. Bu yaklaşımın durumu abartılı gösterdiğini ileri sürenler olabilir. Ancak bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira 2008 yılı sapmasını en düşük rakama göre hesaplasa idim şu sonuç çıkardı, (742.1/422.4=) yüzde 75.69. Oysa benim yaklaşımım ile hesaplanan sapma yüzde 53.74 boyutunda kalmıştır.

Tablo 3

OVPların öngördüğü GSYİH dolar değerleri

Milyar dolar olarak

OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

364.9

392.5

422.4

           
2007-09

423.4 469.8

521.8

         
2008-10

482.7 527.2 571.2

 

     
2009-11

773.0 830.0 901.0

 

   
2010-12

608.0 641.0 669.0

723.0

   
2011-13

730.0 781.0 847.0

913.0

 
2012-14

766.0 822.0 888.0

952.0

Gerçek

526.4

648.6 742.1 616.7

734.9

       
Sapma

161.5

225.2 259.4 156.3

95.1

       

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı.

Doğal olarak sapma hesabı 2010 yılında (734.9/730.0=) yüzde 0.67 olarak da hesaplanabilir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi 730 rakamı 2010 yılın bitmesinden 3 ay önce hesaplanıp 2011-2013 OVPna konulmuştur. Bu rakam bir OVP tahmini olmaktan çok, bir önceki OVPyi gerçekleşmeden üç ay önce revize etmekten başka bir şey değildir.

Okurlar, Tablo 2 de yer alan GSYİH’nın sabit fiyatlarla diğer bir deyişle gerçek olarak ne kadar arttığını gösteren oranlar ile Tablo 3 e ilişkin olarak yapılan değerlerdeki sapma oranlarını karşılaştırabilirler.

Tablo 3 de yer alan dolar cinsinden GSYİH rakamlarındaki sapmalarda, büyüme tahmin-gerçekleşme farklılıkları olduğu kadar, OVPların dolar/TL kur tahminlerinde yer alan sapmaların da önemli rolü vardır.

OVPların dolar/TL kur tahminleri ile gerçekleşmeleri ve bunlara ilişkin sapmalar Tablo 4 de yer almaktadır. Tablo 4 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, dolar kuru hedeflerinden en büyük sapmalar 2007, 2008 ve 2010 yıllarında olmuştur.

Tablo 4

OVPların Dolar/TL kur tahminleri, gerçekleşmeler ve sapmalar

1 dolar= … TL olarak

  OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

1.47

1.50

1.52

           
2007-09

1.47 1.48 1.48

 

       
2008-10

1.49 1.50

1.52

       
2009-11

1.43 1.50

1.55

     
2010-12

1.56 1.61 1.67

1.70

   
2011-13

1.51 1.56 1.59

1.63

 
2012-14

1.67 1.73 1.77

1.82

Gerçek

1.43

1.30 1.29 1.55

1.50

       
Sapma

0.04

0.20 0.23 0.05

0.11

       

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

2007 yılındaki sapma (1.30/1.50=) yüzde 13.3, 2008 yılındaki sapma ise (1.29/1.52=) yüzde 15.1 ve 2010 yılında gerçekleşen sapma ise (1.50/1.61=) yüzde 6.8 boyutunda olmuştur. Bu sapmalar, TL’nin dolar karşısında değer kazanması şeklinde olup ve peş peşe her yıl olursa TL’nin birikimli değer kazanması o kadar çok artar ve dolayısı ile dış satımlar üzerinde caydırıcı veya en azından zorlayıcı etki yaratırken, dış alımları da aşırı özendirici etki yapar. Bu değerlendirmede gizli bir varsayım vardır o da ABD ve Türkiye’deki enflasyon oranlarının eşit olduğu. Eğer ABD’deki enflasyon oranı Türkiye’deki enflasyonun üzerinde olursa, o zaman TL’nin dolar karşısında reel değer kazanması oranı düşer, ancak ABD’nin enflasyon oranları Türkiye’den çok daha düşük ise, bu durumda TL’nin değer kazanma boyutu yukarıda hesaplanan oranların çok üzerine çıkar.

OVPların dolar/TL kur hedeflerinden sapmaların, yukarıda değinilen iki etkiden hangisini ne yönde etkilediğini görebilmek için, ABD ve Türkiye’deki enflasyon oranlarına kısaca göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir.

Tablo 5

2006-2014 döneminde ABD ve Türkiye’de gerçekleşen

Ve gerçekleşmesi beklenen TÜFE oranları

(yüzde olarak)

Ülke 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
ABD

3.222

2.867 3.817 -0.327 1.646 2.987 1.209 0.903

1.118

Türkiye

9.597

8.756 10.444 6.251 8.566 6.016 6.865 5.325

5.033

Fark

6.375

5.889 6.627 6.578 6.920 3.029 5.656 4.422

3.915

Kaynak: IMF veri tabanı

Tablo 4 den görüldüğü üzere, 2006 başından 2008 sonuna kadar TL dolar karşısında değer kazanarak 1 dolar 1.43 TL değerinden 1 dolar 1.29 TL değerine kadar yükselmiş ve (1.43-1.29=0.14) yaklaşık yüzde 10 değer kazanmıştır. Oysa aynı dönemde ABD-Türkiye arasındaki enflasyon farkları toplamı (5.889 + 6.627=12.516) 12.5 puandır. Bu durumda eğer 2006-2008 döneminde TL dolar karşısında yüzde 12.5 değer kaybetmiş olsa idi 2006 daki TL/dolar paritesi korunmuş olacaktı. Oysa aynı dönemde TL’nin değeri dolar karşısında yüzde 10 değeri artmıştır. Bunun anlamı, enflasyon farkları da göz önüne alındığında TL, dolar karşısında en az yüzde 22.5 reel değer kazanmış olmaktadır. Enflasyon farkının bu denli yüksek olduğu bir dönemde TL dolar karşısında değer kazanmış ise bu Hükümetin bilinçli olarak izlediği politikaların sonucudur. Diğer bir deyişle Hükümet, kendi orta vadeli programını ciddiye almamış ve en azından kur politikası bakımından uygulamamıştır.

Tablo 6

2 Ocak-21 Ekim 2011 aralığında dolar/TL

Kurundaki dalgalanma aralıkları

Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Hazi. Temm. Ağus. Eylül Ekim

1.54

1.57 1.54 1.51 1.52 1.57 1.62 1.70 1.73 1.82

1.61

1.61 1.62 1.54 1.61 1.64 1.72 1.79 1.86

1.90

Kaynak: Bank of Canada, currency converter’i

Tablo 4 den de görüleceği üzere, 2011-2013 OVP’da 2011 yılı için ortalama dolar/TL kuru 1.56 olarak öngörülmüşken, 2011 yılının sona ermesine 3 aydan kısa süre kalmışken açıklanan 2012-2014 OVP’da içinde bulunulan yıl dolar kuru gerçekleşme tahmini yeniden (2010-2012 OVP’de açıklanan) 1.67 TL na yükseltilmiştir. Ancak bu açıklama yapıldığında dolar kuru piyasalarda 1.80-1.90 TL arasında tutulmaya çalışılıyordu. TL’nin değer kaybını önlemeye yönelik çabalar üzerinde durmadan önce kısaca, 2011 yılı boyunca dolar kurunun aylar itibariyle hangi aralıklarda dalgalandığına göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 6 düzenlenmiştir. Tablo 6 dan da görüleceği üzere, dolar/TL kuru Haziran ayından itibaren dolar kuru yükselmeye başlamış ve Temmuz ayından bu yana 1.67 kurunun üzerindeki düzeylerde dalgalana gelmektedir. T.C. Merkez Bankası tarafından yürütülmekte olan döviz satışları ve gerektiğinde kullanacağı faiz aracı ile döviz piyasasına müdahale devam ederse, 2011 yıl ortalaması olarak 1.67 TL dolayında bir rakama erişilebilir.  

T.C. Merkez Bankası’nın döviz piyasalarına döviz satarak veya diğer araçları kullanarak müdahale etmesi, piyasaların dünyadaki ve Türk ekonomisindeki gelişmeler sonucu ulaşması gereken denge kuruna ulaşımı erteleyebilir. Bu ertelemenin başarılı olma olasılığı da geniş ölçüde T.C. Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin boyutuna bağlı bulunmaktadır. Bu boyutu görebilmek için de T.C. Merkez Bankasındaki rezervlerin 2011 yılı boyunca izlediği seyre kısaca göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 7 düzenlenmiştir.

Tablo 7

2011 yılı boyunca T.C. Merkez Bankası ve Bankaların brüt

 Rezervlerindeki gelişmeler

(milyon dolar)

  Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haz. Temm.
TCMB 82,888 83,068 86,796 90,221 91,862 93,738 93,014
Bankalar 19,627 21,043 21,572 19,239 19,128 16,632 20,378

Kaynak: Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

Tablo 6 ve 7 birlikte değerlendirildiğinde, TCMB brüt döviz rezervleri Haziran ve Temmuz aylarında bir miktar düşüşe geçmişken, ticari bankaların brüt döviz rezervleri Nisan ayından itibaren sert düşüş yaşamış ve Temmuz ayında yeniden önemli ölçüde yükselmiştir. Dolar ve dolayısı ile diğer döviz kurlarında kayda değer kıpırdanmanın başladığı Haziran ayı, aynı zamanda, ticari bankaların brüt rezervleri en düşük düzeye indiği ve TCMB rezervlerinde de küçük bir düşüşün başladığı aydır. Bu da döviz piyasaları ile TCMB ve ticari banka rezervlerindeki gelişmeler arasında sıkı bir etkileşim olduğunu göstermektedir. Tablo 6 da Eylül ve Ekim aylarında doların değerinin dalgalanma bandının daha da yükseldiği aylardır. Üstelik bu yükselme, TCMB’nin piyasaya döviz satarak müdahale etmeye başladığı aylardır. İleride Ağustos, Eylül ve Ekim ayları döviz rezervleri açıklandığında, rezerv düşüşlerinin devam ettiğini gözlemleme olasılığı çok yüksektir. Kasım-Aralık ayları döviz rezervlerindeki gelişmeler, 2011 yılı için 2012-2014 OVP ile revize edilen dolar kuru hedefi olan 1.67 den ne denli ve ne yönde sapma yer alacağını belirleyen gelişmeler olacaktır. Döviz rezervlerinin döviz piyasasına müdahalede kullanılma sınırını ise Türkiye’nin kısa vadeli döviz yükümlülüklerinin boyutu belirleyecektir.

Programlarda yer alan TL’na sürekli değer kazandırma yaklaşımları ile bu yaklaşımın üzerinde TL’nin değer kazanmasına göz yumulmasının ve hatta bu gelişmenin özendirilmesinin diğer hedeflerde yol açtığı aşırı sapmalar üzerinde de kısaca durmak uygun olacaktır. Bu amaçla önce Türkiye’nin dış satımları için OVPlarda öngörülen hedeflerle gerçekleşme durumlarına göz atılacaktır. Bu amaçla, Tablo 8 düzenlenmiştir. Tablo 8 in incelenmesinden de görüleceği üzere, OVPların dış satım hedefleri ile gerçekleşmeleri arasında küçümsenmeyecek sapmalar vardır. Üstelik bu sapmalar 2008 sonuna kadar hedeflerin üzerinde gerçekleşmelerden kaynaklanırken izleyen yıllarda hedeflerin ciddi ölçüde altında kalma şeklinde ortaya çıkmıştır.

Tablo 8, Tablo 4 ile birlikte değerlendirildiğinde önemli bir paradoks gözlemlenir. TL’nın dolara ve diğer dövizlere karşı devamlı ve ciddi ölçekte değer kazandığı dönemlerde, gerçekleşen dış satım değerleri de hızla artmıştır. Döviz kuru gerçekleşmelerinin hedeflenen düzeylerin çok altında kaldığı yıllarda, dış satım gerçekleşmelerinin de paradoksal bir biçimde hedeflenen dış satım rakamlarının çok üzerinde gerçekleştiği görülmektedir. Diğer bir deyişle, değeri yükselen TL adeta dış satımları kamçılamış görünmektedir. Bu paradoksu açıklayan birden fazla gerçekleşme yer aldığı düşünülebilir. Bunlardan ilki, dış satım için uzun vadeli sözleşmeler yapanlar, yükümlülüklerini getirmek için kar marjlarında düşüşleri göğüslemek zorunda kalmışlardır. İkincisi, işçi ücretleri artışları üzerinde, değerlenen TL’nin baskısı olmuştur. Üçüncüsü ise, dış satıma konu mallarda dış alım girdilerin ve ara mallarının payı hissedilecek şekilde artmıştır. Bunlara ek olarak, üretim yapısal bir değişime uğrayarak teknoloji yoğun konuma hızla kaymaya başlamıştır. Bu arada dolar ve diğer dövizler arasındaki çapraz kurlardaki gelişmelerin de bu rakamlar üzerinde etkisi olduğunu gözden ırak tutmamak gerekir. Bütün bu boyutların sağlıklı bir hesaplamasını meslek odaları ile üniversitelerin araştırması gerekmektedir. Hükümet de bu araştırmaları özendirerek, izlemekte olduğu kur politikalarının etkilerinin ölçülmüş somut sonuçlarını görerek daha sağlıklı OVPlar hazırlamak için gerekli bilgi donanımına sahip olabilir. 2009 yılına ait veriler, çok uyarıcı bilgiler içermektedir. Tablo 4 den de hatırlanacağı üzere, TL’nin dolar karşısındaki değerinin 1.29 dan 1.55 e gerilemesi dış satımları hedeflenen düzeylere yaklaştırmadığı gibi tam tersine ciddi biçimde düşürmüştür. Bunun gerisindeki temel nedenler de dünya ekonomisindeki daralma, az sonra görüleceği üzere, kur etkisi ile dış alımlarda ciddi gerileme olmasıdır.

Tablo 8

2006-2014 dönemi OVPlarında yer alan dış satım hedefleri

ve gerçekleşmeleri (milyar dolar olarak)

OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

84.1

93.7 105.8

 

         
2007-09

93.1 105.5 120.4

 

       
2008-10

112.4 124.2

137.5

       
2009-11

149.2 163.4

181.7

     
2010-12

98.5 107.5 118.0

130.0

   
2011-13

111.7 127.0 143.5 160.0

 

2012-14

134.8 148.5 165.7

185.1

Gerçek

85.5

107.3 132.0 102.1

113.9

       
Sapma

1.4

13.6 19.6 -47.1 -49.5

 

     

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı.

Tablo 8 deki ilginç bir görüntü de 2009-2011 OVP 2011 yılı için 181.7 milyar dolarlık dış satım öngörmüşken, bu hedefin 2012-2014 programı ile 2014 yılına 185.1 milyar dolar ertelenmiş olduğunu göstermesidir.

2009 yılında TL, dövizler karşısında ciddi değer kaybetmesine rağmen, 2010 yılı dış satımı 2008 yılı düzeyine ulaşamamıştır. 2011 yılında sekiz aylık dış satım değeri 88.7 milyar dolardır. 2010 yılının sekiz aylık dış satımı ise 73.8 milyar dolardı. Bu durumda 2011 dış satım değerinin 2008 düzeyini yakalayıp bir miktar aşması beklenebilir.

Tablo 9

2006-2014 dönemi OVPlarında yer alan dış alım hedefleri

ve gerçekleşmeler (milyar dolar olarak)

OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

122.6

133.7

146.8

           
2007-09

150.3 164.7

181.8

         
2008-10

168.4 184.1 202.2

 

     
2009-11

234.6 254.4

277.6

     
2010-12

136.0 153.0 168.0 187.0

 

 
2011-13

177.5 199.5 222.5

245.0

 
2012-14

236.9 248.7 272.5

295.9

Gerçek

139.6

170.1 202.0 140.9 185.5

 

     
Sapma

17.0

19.8 33.6 -93.7

-68.9

       

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

Dış satıma ilişkin paradoksal durumu gördükten sonra şimdi de, kurlardaki gelişmelerin dış alımları ne yönde ve ne kadar etkilediğini görebiliriz. Bu amaçla Tablo 9 düzenlenmiştir.

Tablo 9 un incelenmesinden de görüldüğü üzere, dış alımlar TL’nin başta dolar olmak üzere diğer dövizlere karşı değer kazandığı dönemde hem hedeflere göre hem de bir yıldan diğerine önemli artış göstermiştir. Bu değerli TL politikasının doğal sonucudur ve bir paradoks da söz konusu değildir. Tablo 9 un ortaya koyduğu diğer bir gerçek ise 2009 yılında dünya ve Türkiye ekonomisindeki küçülmeler yanında TL’nin değer kaybı sonucunda dış alımlarda çok sert düşüş yaşanmıştır. 2011 yılının ilk sekiz aylık dış alım rakamı 160.1 milyar doların üzerindedir, 2010 yılına ilişkin aynı dönem dış alımları ise 114.9 milyar dolardı. Bu durumda 2011 yılında dış alımların 2008 yılı düzeyini yakalayıp geçmesi beklenmektedir.

Tablo 8 ve 9 birlikte değerlendirildiğinde,  2009 yılında dış alımların (202.0-140.9=) 61.1 milyar dolar azalmasına paralel olarak dış satımların da (132.0-102.1=) 29.9 milyar dolar azaldığı görülür. Bu da, dünya ekonomisindeki daralmanın yanında, dış satımlar içinde dış alımlarla gelen ara mallarının etkisinin önemli olduğunu doğrulayan bir unsurdur.

Türkiye ekonomisinin dış dünya ile ilişkilerinin sonucu olan cari işlemler dengesi konusunda da OVPlar hedefler belirlemişlerdir. Bu hedefler ile gerçekleşmeleri Tablo 10 da yer almaktadır.

Tablo 10

Cari işlemler açık hedeflerinin GSYİH’ya

oranları ve gerçekleşmeleri (yüzde olarak)

OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
2006-08

-4.0

-3.5

-3.1

           
2007-09

-7.9 -7.3

-6.6

         
2008-10

-6.4 -6.3

-6.2

       
2009-11

-6.8 -6.8

-6.5

     
2010-12

-1.8 -2.8 -3.3

-3.9

   
2011-13

-5.4 -5.4 -5.3

-5.2

 
2012-14

-9.4 -8.0 -7.5

-7.0

Gerçek

-6.1

-5.9 -5.7 -2.3

-6.5

       
Sapma

2.1

-2.0 -1.6 -4.5

0.3

       

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

Tablo 10 nun incelenmesinden de görüleceği üzere, 2012-2014 OVPnın açıklanmasından önce açıklanmış bulunan tüm OVPlarda cari işlemler açığı (cia) için öngörülen en yüksek açık oranı 2007 yılına ait yüzde 7.9 dur. Yeni açıklanan OVP ise 2011 yılı için yüzde 9.4 oranında cari işlemler açığı öngörmenin ötesinde izleyen yıllar için de yüzde 7 ve üzerinde açıklar programlamıştır. OVPlar çerçevesinde şimdiye kadar gerçekleşen en yüksek cia ise yüzde 6.5 ile 2010 yılına aittir.

2012-2014 OVP ile 2011-2013 OVP cia’ları karşılaştığında çok sıra artışlar göze çarpar. Dört yıl süre ile yüzde 9.4-7.0 aralığında cia’ları sağlıklı ve sürdürülebilir bir programlama mıdır? Bu soruyu siyasetçi, ekonomist herkesin dikkatlice sorgulaması gerekir. Ancak, üzülerek belirtmek gerekir ki, böyle bir sorgulamanın yapıldığına pek de rastlayamadım. Bu sorgulama yapılırken, Yunanistan’ın borçlarının alacaklısı bankalara, alacaklarının yüzde 50 sini tıraşlama çalışmalarının ve baskılarının yapılmakta olduğu bir ortamda, bankaların gerek devletlerin borç kağıtlarına para yatırmada ve gerek özel kesim borçlarına kaynak tahsis etmeyi düşünürken daha çekingen davranma olasılığının yükselmiş olacağı da göz önüne alınmalıdır.  

Bu tür sorgulamalara yardımcı olur ümidiyle, Catherine L. Mann tarafından 2002 yılında ABD cia’ları ile ilgili olarak yapılmış bir çalışmadan bazı bilgileri okurlarla paylaşmak istiyorum. “Cari işlemler açığı, bir ülkenin ‘olanaklarının ötesinde’ yaşadığı anlamına gelir, çünkü toplam tüketim ve yatırım harcamaları ulusal tasarrufları aşmıştır.[8]”  Yazar izleyen cümlesinde ise şu görüşe yer vermektedir; “Bir başka görüşe göre, cari işlemler açığının anlamı, ülkenin ‘varsıllık vahasında’ yaşamasıdır, ekonomi, dünyanın her tarafındaki yatırımcıları, diğer ekonomilere göre çok daha düşük riskle daha yüksek getirisi ile cezbetmektedir.”   Tablo 10, ülkemizdeki OVP hazırlayıcılarının “varsıllık vahası” söylemine inandıklarını göstermektedir. Mann, makalesinde sanayileşmiş ülkeler için sürdürülebilir cia düzeyini GSYİH’nın yüzde 4-5 i aralığı olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlamaya giren sanayileşmiş ülkelerin ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Kanada ve benzeri düzeydeki ülkeler olduğu açıktır. Mann, makalesinde gelişmekte olan ülkeler için sürdürülebilir cia düzeyi konusunda bir rakam dile getirmiyor. Ancak makalenin içeriği iyi incelendiğinde, gelişmekte olanlar için sürdürülebilir düzeyin yüzde 4 ün altında olması gerektiği somut biçimde görülmektedir. Zira gelişmiş ülkeler yurt dışından sağladıkları fonların önemli bölümünü, doğrudan yatırım, mevduat, gayrı menkul satışı şeklinde alabilirken borç şeklinde gelen sermaye diğerlerine göre daha düşük düzeyde kalmaktadır. Oysa gelişmekte olan ülkelere gelen yabancı kaynakların ağırlığı alınan borçlar oluşturmaktadır. Alınan borçların vadesini ise verilen faizler ve kur hareketleri belirlemektedir.

2012-2014 OVPnın öngördüğü cia hedefleri, ekonomi için ciddi bir kambur olma niteliğini taşımaktadır. Kamburun boyutu hakkında bir fikir vermesi bakımından 2003-2010 dönemi cari işlemler açıkları toplamının 218.6 milyar dolar olduğunu bilmek ve 2012-2014 OVP ise 2011-2014 dönemi için (sırasıyla, 71.7, 65,4, 67.0 ve 67.1 olmak üzere) toplam 271.2 milyar dolar cia öngörüldüğünü bilmek yeterlidir. Bu nokta sorulması gerek soru, 2011-2014 döneminde uluslararası ekonomik gelişmeler Türkiye’nin 271.2 milyar dolarlık cia’larını finanse edebilecek midir? Edecekse ne kadarı doğrudan yabancı sermaye, ne kadarını gayri menkul satın alarak ve ne kadarı da borç olarak verilecektir? Bu suallere yanıt ararken, Türkiye’nin döviz rezervlerinin 2012-2014 döneminde nasıl bir gelişme göstereceğini de tahmin etmek durumunda kalacaklardır. Doğal olarak bu soruları yanıtlamadan önce yanıt arayanlar, diğer taraftan, ABD, AB ve Japon ekonomileri üzerinde dolaşmakta olan kara bulutların analizini de çok iyi yapmak durumundadırlar. Bana göre 2012-2014 OVPnın cia’larına ilişkin öngörüleri aşırı iyimser niteliktedir. 2012-2014 OVP cia hedefleri gerçekleşirse, Türkiye 2003-2014 döneminde (218.6 +271.2=) 489.8 milyar dolar dış kaynak kullanmış olacaktır. Bir anlamda bu boyutta yabancı ülkelerde iş olanağı da yaratılmış olacaktır.

2003-2010 dönemi cia’larının nasıl finanse edildiği bu sitede yayınlanmış diğer yazılarımdan görülebilir. Önemli ölçüde özel sektör borçlanması ile.  

2012-2014 OVPnın üzerinde durmak istediğim diğer bir hedef boyutu da iş bulabilenler (istihdam) boyutudur. Bu amaçla Tablo 11 düzenlenmiştir.

Tablo 11 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, 2006-2010 döneminde iş bulacaklara yönelik öngörüler ile iş bulanların sayısı arasında kayda değer sapmalar yaşanmıştır. Tablo 11 ilginç bir bilgi de sunmaktadır, ekonominin yüzde 4.8 oranında daraldığı 2009 yılında iş bulan sayısında 0.1 milyonluk bir artış yer almıştır. Aslında, işgücü istatistiklerine yönelik olarak benim önemli duraksamalarım vardır. Bu duraksamalarımı da bu sitede yayınladığım “İşgücü verilerindeki oynamalar I, II ve III” başlıklı yazılarımda ayrıntısı ile açıklamıştım. Onlara eklenecek bir sözüm yoktur.

Tablo 11

OVPların iş bulabileceklere ilişkin hedefleri

ve gerçekleşmeler (milyon kişi olarak)

 
OVP 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014

2006-08

22.7 23.1

23.6

           
2007-09

23.0 23.6 24.2

 

       
2008-10

23.1 23.6

24.1

       
2009-11

21.9 22.3

22.7

     
2010-12

20.9 21.3 21.7

22.2

   
2011-13

22.5 22.7 23.2

23.6

 
2012-14

23.9 24.3 24.8

25.3

Gerçek

20.4

20.7 21.2 21.3

22.6

       
Sapma

2.3

2.4 2.4 2.9

1.5

       
                     

Kaynak: OVPlar ve Hazine Müsteşarlığı veri tabanı

2011-2014 döneminde gerçekleşecek iş bulan sayılarının da OVPın hedeflerinden ciddi sapmalar göstereceği endişesini taşıyorum. Bunu da şöyle açıklayabilirim; 2006-2010 arasında geçen dört yıllık dönemde iş bulanların sayısı (22.6-20.4=) 2.2 milyon artmış görünmektedir. Bu durumda 2010 sonundan 2011 sonuna kadar (23.9-22.6=) 1.3 milyon kişiye işe girme olanağı yaratacak hangi kamu ve özel kesim yatırımları yaratılmıştır? Bu küçük sorunun bilinen yanıtı dahi 2011-2014 OVPdaki iş bulma tahminlerinin fazla iyimser olduğunu göstermektedir.

OVP daha birçok ekonomik gösterge ile ilgili olarak hedefler belirlemiştir. Ben buraya kadar, büyüme, GSYİH’nın dolar cinsinden ulaşacağı boyut beklentisi, dolar kuru öngörüleri, dış satım, dış alım, cari işlemler dengesi, işgücü hedeflerini dünyadaki gelişme beklentilerini de göz önüne alarak değerlendirmeye çalıştım. Ulaştığım sonuç, 2012-2014 OVPnın fazla iyimser bir bakışla hazırlandığı ve dünya ekonomisinin geleceğine yönelik dünyadaki beklentilere gereken önemi vermediği şeklinde oldu.

2012-2014 OVPna ilişkin gerçekleşmeler de daha önceki OVPlerde olduğu gibi aşırı sapmalar ile sonuçlanırsa, Türkiye’nin OVPlarına yönelik olarak iç ve dış yatırımcılar ile finansal kaynak aktarıcılarında güven aşınması ortaya çıkabilir. O nedenle OVP hazırlayıcılar ile programı onaylayan kademelerin 2011 sonuçlarına göre, 2013-2015 OVPnı hazırlarken çok daha titiz ve gerçekçi olmaları gerekecektir.

Hikmet Uluğbay            


[1] Roberts Dr. Paul Craig, “The Standart and Poor’s (S&P) Debt Downgrade: What It means fromm AAA to AA+” Global Research August 8, 2011 ve  Brown Allen, “Titanic Battle or Insider Trading? The S&P Downgrade and the Bilderbergs: All Part of the Plan?”, Global Research August 18, 2011.

[2] Sagastizabal Paul de, “Europe Is On The Verge Of Collapsing”, Global Research August 8, 2011.

[3] Sheridan Greg, “Danger ahead, says World Bank chief Robert Zoellick”, The Austrialian August 13, 2011.

[4] Alderman Liz, “Fears Rattle Big Banks in France”, New York Times September 2011.

[5] Bouieon Jamelle, “Say Hello to the Highest Poverty Rate in 17 Years”, The Nation September 13, 2011.

[6] Chapman Bob, “Spending Debt, which is Other People’s Money: Further Recession and Financial Turmoil in America and the EU”, Global Research October 1, 2011.

[7] Chapman Bob, y.a.g.y.

[8] Mann Catherine L., “Prospectives on the U.S. Current Account Deficit and Sustainability”, Journal of Economics-Volume 16, Number 3,-Summer 2002- Pages 131-152.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s