Kitap Yasaklama Üzerine Düşünceler

Birkaç gün öncesine kadar yazılı ve görsel basında, İstanbul 12 nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazeteci-yazar Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” isimli henüz basılmamış kitabının tüm nüshalarına el konulmasına karar vermesini ve bu karar üzerine de kitabın elektronik ortamdaki kayıtlarının silinmesine ilişkin haber ve yorumları dinleye ve okuyageldik. 30 Mart 2011 günü görsel ve 31 Mart 2011 günü de yazılı basında, bu kez Tanrı Bilimci Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın yazmakta olduğunu belirttiği Nurculuk ve Fetullah Gülen hakkındaki kitabına ilişkin belgelere ve notlarına el konulduğunu öğrendik. Aynı gün diğer bir Tanrı Bilimci Prof. Dr. Şahin Filiz’in evinin ve Üniversite’deki çalışma odasının arandığı ve bazı belgelerine el konulduğunu da haber aldık. Haberler bunlarla da sınırlı değildi, başka beş bilim adamlarının ev ve çalışma yerlerinde arama yapılmış ve bazı belgelere el konulmuştu[1].  

Yazılı ve görsel basında her iki konu hukuki yönleri de dahil bütün boyutları ile ele alındığından, ben burada bu konulara yeniden değinme yoluna gitmeyeceğim. Bu gelişmeler ışığında, tarih boyunca kitap yasaklamaları ve yakmaları ile bilim insanlarına yönelik baskılar konusunda yer alan gelişmeleri özetle inceleyip, kitap yasaklama konusunda söylenmiş bazı özlü ve anlamlı sözleri sizlerle paylaşacağım.

İnternet ortamında, yazı için bilgi toplamaya Türkçe ve İngilizce dillerinde giriştiğimde, ilginç bir görüntü ile karşılaştım. İngilizce dilinde yaptığım aramada “tarihte yasaklanmış kitaplar” sorusu karşılığında 2.5 milyon başlığa rastlarken, aynı araştırmayı Türkçe dilinde “yasaklanan kitaplar listesi” cümleciği ile denediğimde, neredeyse iki katı, 4.6 milyondan fazla başlıkla karşılaştım. Bu iki farklı sayı, bana göre, aslında önemli bir şeyin çok kaba bir göstergesiydi. İngilizce dili ile yazında, yasaklanan kitaplar konusu, Türkiye’ye göre daha az önemli konuma gerilemişti. Diğer bir aramayı, “kitap yasaklama hakkında özlü sözler” olarak yaptığımda, İngilizce aramamda 2.9 milyon başlıkla karşılaşırken, Türkçe sorgulamamda sadece 89,400 başlığa rastladım. Bu da toplumların kitap yasaklamaya yönelik tepki verme boyutu ve duyarlılığı konusuna bir nebze ışık tutabilir. Ancak hemen şu uyarıda bulunmalıyım ki, bu sayılar, çok kaba bir görüntü verseler bile çok anlamlı değildirler. Zira, bildiğiniz üzere arama motorları, yazdığınız sözcüklerden oluşan cümleciği, cümlecik olarak içeren tüm metinleri değil, cümleciğinizde bulunan sözcükler, tümüyle veya çoğunluğuyla herhangi bir metin içinde dağınık olarak bulunsalar bile sorunuzun yanıtı gibi listelerler. O nedenle de söz konusu sayılara fazlaca önem vermemek gerekir. Ben bu aramalarımda bulup incelediğim bazı dosyalardan ve çeşitli kitaplardan derlediğim bilgileri sizlerle paylaşacağım.

ABD’inde Amerikan Kütüphane Derneği diğer bazı derneklerle birlikte, 1982 yılından bu yana her yıl Eylül ayının son haftasını “Yasaklanmış Kitaplar Haftası” olarak ilan etmiştir. Bu dernek 1982 yılında, “Birinci Anayasa değişikliği ve kütüphane eylemcisi” Judith Krug’un girişimleri ile kurulmuştur. Bu derneğin kurulduğu yıl (Anayasa Mahkemesi olarak da görev yapan) ABD Yüksek Mahkemesi’nin bir davada (Board of Education, Island Trees School District v. Pico 1982) verdiği kararda geçen şu cümle, ”Yerel okul yönetimleri, içerdikleri fikirleri beğenmedikleri kitapları okul kütüphanesi raflarından kaldıramazlar…[2]” dikkat çekicidir. Bu kararın bu derneğin kuruluşu üzerinde etkisi olmuş mudur onu araştırmadım. Anılan hafta boyunca, okuma özgürlüğünü ve ABD Anayasası’na “inanç, düşünceyi ifade, basın ve toplanma özgürlüklerini kısıtlamaya yönelik olarak Yasama Organı tarafından yasa çıkarılamayacağı”na yönelik olarak 1791 tarihinde eklenen hükmü ve bunun önemini kutlama etkinlikleri yapılmaktadır. Bu etkinlikler çerçevesinde, bilgiye özgürce ve açık olarak erişimin yararları üzerinde durulurken, sansürün zararları ele alınmakta ve ABD’de güncel kitap yasaklama girişimlerine dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda; ABD’de tartışılan diğer bir başlık da, 11 Eylül’de ikiz kulelere ve diğer hedeflere saldırılardan sonra çıkarılan “Vatanseverlik Yasası” çerçevesinde kitap, bilgiye erişim ve elektronik ortamda iletişim konularında başlayan elektronik ortam izlemelerine yönelik olarak giderek artan kaygılardır. Bu hafta ve etkinlikleri konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler arama motorlarında “banned books week” diye arama yapabilirler.

İnternet ansiklopedisi Wikipedia’daki bilgilere göre, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) de “Yasaklanmış Kitaplar Haftası”nı kutlamakta ve bu bağlamda, yazdıkları, yaydıkları veya okudukları nedeni ile haksız işlemlere konu olan kişiler hakkında dikkatleri çekmektedir. Bu örgüt, kitap yasaklama konusunda ülkeler bazında da bilgiler açıklamaktadır. 

Kitap yasaklamanın tarihsel gelişimi

Kitap yasaklama neredeyse yazılı tarih kadar eskidir. Antik çağ Yunanistan’ında Sokrates, yaptığı konuşmalarda dile getirdiği düşünceleri nedeni ile yargılanmış ve M.Ö. 399 yılında baldıran zehiri içerek yaşamına son verme cezasına çarptırılmıştır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlar, bu sitede yer alan www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=94 den o konuyu işleyen yazıyı okuyabilirler. İlk kitap yasaklamalarının Çin ve antik çağ Yunan’ında yer aldığı bilgisi ışığında o döneme kısaca göz atarsak Çin’den örnek olarak şu dikkat çekici bilgiyi görürüz. M.Ö. 259-210 döneminde Çin Hükümdarı olan Shih Huang Ti’nin yaktırdığı kitaplar arasında Konfiçyüs okulundan gelen düşünürlerin eserleri azımsanmayacak bir hacim oluşturmuştur. Bugün, Shih Huang Tİ’nin adı sadece bu eylemi ile hatırlanırken, Konfiçyüs ve eserleri hemen her dile çevrilmiş ve çok okunanlar içinde hak ettiği yeri almıştır.

Hıristiyanlığın ortaya çıkması ve yayılmaya başlaması ve daha sonra da Roma Devleti’nin resmi dini olması ile birlikte kitap ve açıklanan düşünceleri yasaklama uygulamasının yaygınlaştığı görülmektedir. Bu bağlamda mutlaka anılması gereken bir olay ise, İskenderiye Kütüphanesi’nin aşama aşama yok edilişidir.

İskender’in, M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra, parçalanan İmparatorluğu’nun Mısır bölgesi Ptolemeus Soter’in payına düşmüştü, Soter, İskender’in kurduğu ve ismini taşıyan kentte bayındırlık etkinliklerini sürdürdü ve bu kapsamda bir müze ve bir de kütüphane kurdu. Bu müze ve kütüphane izleyen yıllarda İskenderiye’yi çağının bilim ve araştırma merkezi haline getirdi ve sürekli bilim adamı ve filozof göçünü bu kente yönlendirdi. Bu da beraberinde kütüphanenin yeni ve çok değerli eserler kazanmasına yol açtı. İskenderiye Kütüphanesi’nin gelişmesi konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, ansiklopedilere bakabileceği gibi, Tübitak’ın yayınlarından Colin A. Ronan’ın “Bilim Tarihi” isimli eserinin ilgili bölümüne de göz atabilir. Aynı dönemde dünyanın hızla gelişen diğer bir önemli kütüphanesi de Bergama Kütüphanesi idi. M.Ö. 40 dolaylarında, Marcus Antonius’un Bergama Kütüphanesi’ndeki 200,000 tomar boyutundaki yazılı metinleri Mısır’a vermesi, Bergama Kütüphanesini çökertirken, İskenderiye Kütüphanesini daha da zenginleştirmiştir. Ancak, Palmira Kraliçesi Septimia Zenobia M.S. 269 yılında Mısır’ı işgal ettiğinde, yağmalamalar sırasında İskenderiye Kütüphanesi’nin bir bölümü yanmış ve yok edilmiştir[3].  Hıristiyanlığın yayılması Mısır’ı da kapsamıştı. İskenderiye Piskoposu Kiril zamanında, M.S. 415 yılında, İskenderiye’de yer alan ayaklanma, Piskopos’un da desteklemesi ile paganlara, Yahudilere ve Hıristiyanlığı farklı yorumlayan ve uygulayan Novatian’lara karşı kıyıma dönüşmüştü. Bu olaylar sırasında Kütüphane’nin Müdüresi değerli bir matematikçi, astronom ve yeni-Eflatuncu akımın öncülerinden olmakla ün kazanan bilim kadını Hipatia da vahşi bir şekilde öldürüldü, vücudu parçalandı ve yakıldı. Bu olaylar sırasında İskenderiye Kütüphanesi’nin çok değerli koleksiyonları da geniş ölçüde yakılmıştır[4]. Bu katliam ve İskenderiye Kütüphanesi’nin yok edilmesi insanlık tarihinin en utanç yüklü sayfalarından birisi olmuş ve insanlık var oldukça da bu yok ediş nefretle anımsanmaya devam edilecektir. Bu kütüphanenin yok edilişinin insanlığın gelişmesinde kaç yüzyıla mal olduğunu hesaplamak hiç de kolay değildir, ama ciddi bir maliyeti olduğu kesindir. Bu maliyet konusunda Fransız düşünür ve yazarı Michel de Montaigne’in(1533-1592) saptamasını paylaşmak isterim, “Dinimizin yasalarla egemen olmaya başladığı ilk zamanlarda, inanç çabasının, bir kişiyi her çeşit pagan kitaplarına saldırttığı, bu yüzden aydın kişileri eşsiz hazinelerden yoksun bıraktığı su götürmez. Bence bu kargaşanın bilimlere ve sanata verdiği zarar, barbarların çıkardığı bütün yangınlardan daha büyük olmuştur.[5]

İngiliz John Wycliff (1329-1383), dünyada yaşamın yüzbinlerce yıl önce başladığını ileri sürmenin ötesinde İncil’i İngilizce’ye çevirmiş olması nedeni ile Kilise tarafından sapkın ilan edilmiştir[6]. Kitap yasaklama konusunda Kilise, daha önceleri de kitap yasaklayıp yok etti ise de, kitap yasakmanın sistemli kayıtları, 1559 yılında Papa Paul IV döneminde tutulmaya başlanarak, düzenli olarak, okunamayacak kitaplar listesi yayınlanmaya başlandı[7]. İzleyen yıllarda Kilise’nin yasakladığı kitaplar listesi katlanarak büyüdü. Kilise’nin yasakladığı kitaplar konusunda ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, arama motorlarına “Index Librorum Prohibitorum” yazarak zengin bilgiler içeren bir siteye ulaşabilirler. Bu konudaki liste, “Engizisyon’un Roma Bürosunun Yasakladığı Kitaplar 1559” başlığını taşımaktadır. Papa Paul IV uygulamasından cesaret alan Fransız Kralı IX Charles, kendisinden izin almayan hiçbir kitabın yayınlanamayacağını ilan etmiştir. Bu konudaki tarihsel gelişimleri izlemek isteyenler, K.J. Mullins’in son notlar içinde yer alan ve arama motorları ile ulaşılabilen makalesine başvurabilir. Ancak ben burada iki örnek daha vermek istiyorum, 1535 yılında bu kez William Tyndale İncil’i İngilizce’ye çevirip 6,000 adet bastırmış ve İngiltere’ye kaçırmıştı. Ancak Kilise, İncil’in sadece Latince basılıp okunabileceği gerekçesi ile yasakladı. Kilise, Martin Luther (1483-1546) in Almanca’ya çevirdiği İncil’i de yasaklamıştır. Kilise’nin yasakladığı İncil çevirileri bunlarla da sınırlı kalmamıştır. İncil’in Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve diğer dillere çevrilmiş metinleri de yasaklar listesinde yer almıştı. Doğal olarak yasak listesinde Talmut, Tevrat ve Kur’an da vardı. Kilise’nin yasakladığı İncil, Hz. İsa tarafından Aramice dilinde açıklanmıştı. Çünkü, Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde o topraklarda iletişimin temel aracı Aramice idi. İncil’in ilk yazılı metni Yunanca’dır ve bu dilden diğer dillere de çevrilmiştir. Latince’ye Jerome tarafından çevrilişi ise 382-405 arasında gerçekleşmiştir[8]. Bu tarihten önce Latince’ye çevrilmiş olan İncil metinleri de vardır. İlginç olan, Kilise’nin, halka Aramice dilinde anlatılmış ve yazıya ilk defa Yunanca dökülmüş ve sonra Latince de dahil birçok dile çevrilmiş olan, İncil’in daha sonraki tarihlerde, Latince dışı dillere çevrilmesini yasaklar duruma gelmesidir. Doğal olarak ilerleyen yıllarda ana dilinde inancını yaşamak isteyenler tarafından İncil bütün dillere çevrilmiştir.

Bu döneme yönelik olarak unutulmaması gereken diğer iki önemli bilgiden, ilki, Giardano Bruno’nun papazlık eğitimi almış olmasına rağmen, daha sonra papazlığı bırakıp felsefi ve hermetik konuların yanında matematik ve astronomi ile ilgili çalışmalar yapan bir Rönesans dönemi düşünür ve yazarı olmasıdır. Bruno, Kopernikçi evren modelini savunmuş, güneşin evrendeki birçok güneşten birisi olduğunu ve evrende yaşam olan başka dünyalar da olduğunu ileri sürmüş ve görüşleri Kilise’ye ters düştüğü için Engizisyon tarafın yargılanıp yakılmasına karar verilmesi sonucu 1600 yılında yakılmıştır[9]. İkincisi ise Galileo’dur. Galileo Galilei (1564-1642) güneş sistemine yönelik çalışmaları ve Kopernik’çi düşünce izleyicisi olması nedeni ile yargılanarak 70 yaşında iken hapse konulmuş ve 1642 yılında 78 yaşında iken hapiste yaşamı son bulmuştur.  Galileo’nun Engizisyon’daki yargılanması sırasında, ileri sürdüğü görüşlerinden vazgeçtikten sonra, “E pur si mouve” ‘fakat o (dünya) dönüyor’ diye fısıldadığı söylenir. Galileo’nun diğer önemli bir söylemi de şudur, “Felsefe bu büyük kitapta -evreni kasdediyorum- yazılıdır, ve bu kitap bakışlarımıza sürekli açık durmakta, ancak önce onun yazıldığı harflerin özelliklerini ve dilini öğrenmeden onu anlayabilmek mümkün değildir. O kitabın yazıldığı dil matematiktir ve yazılımda kullanılan harfler üçgenler, daireler ve diğer geometrik şekillerdir, bunları öğrenip anlamadan kitaptaki tek bir sözcüğü bile kavrayabilmeye insan yetenekleri elvermez ve bu bilgiler olmaksızın insan karanlık bir labirentin içinde dolanır durur.[10]”      

Bu örneklerin dışında engizisyonun tüyler ürperten diğer uygulamaları da vardır, örneğin sapkınların yakılması için 1401 yılında karar alması ve cadı avları gibi. Ancak konumuz kitap yasaklamaları olduğu için o konulara girilmeyecektir.

Yukarıda da değinildiği üzere, izleyen yüzyıllarda da Kilise’nin ve Devletlerin kitap yasaklamaları ve hatta yakmalarının sayısız örnekleri vardır. Batı’da Hitler Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı ve Franco İspanya’sında kitap yasaklama ve yakmalarının çok yükseldiği görülmüştür. Bunların ayrıntısına girmeye gerek görmüyorum, ancak Nazi Almanya’sında yer alan toplu kitap yakmaya ilişkin bir bilim insanımızın son günlerde yayınlanan makalesinden kısa bir alıntı yapmak isterim. “10 Mayıs 1933 günü Berlin Üniversitesi’nin önünde, ortaçağlardan beri görünmeyen bir olay oldu. Naziler, eserleri Nazi ideolojisiyle bağdaşmayan yüzlerce yazarın kitabını, Nazi marşları söyleyerek törensel bir eylemle yaktılar. Eylemler, 34 üniversite kentinde de benzeri biçimde gerçekleştirildi. En az 30 bin değişik adlı milyonlarca kitap yakıldı.[11]” Önce kitapları yakan, sonra dünyayı ateşe veren ve ülkesindeki ve işgal ettiği topraklardaki Yahudi’lere kıyım uygulayan Hitler’in ve peşinden gidenlerin sonu da kötü olmuştur. Ne acıdır ki, 1992 ve 1993 yıllarında Mölln ve Solingen’de de evleri yakılarak ölen Türk aileleri de vardır.

Şimdi de Batı’da son zamanlara değin yasaklanan kitaplardan birkaç örnek vermek isterim. George Orwell’in 1984 isimli kitabı, çocuk romanlarından Tom Sawyer, Huckleberry Finn, yetişkinlere yönelik Dr. Zhivago, Madam Bovary, Fareler ve İnsanlar ve kitap yakma konusunu işleyen roman Fahrenheit 451, Arap Geceleri ve daha yüzlercesi ve belki binlercesi. Bu bağlamda Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” isimli kitabı birçok ülke tarafından yasaklandı ise de sonraları yasaklar kalkmıştır. Bir dönemde ABD de evrim teorisinin öğretilmesi de yasaklanmıştı, ancak bu yasak sonradan kaldırılmıştır.

Ancak bu noktada bir hususun altını çizmek gerekir ki, batı dünyasında aydınlar, Kilise’nin ve otokrat devlet yönetimlerinin bu baskılarına karşı giderek daha güçlü şekilde mücadele ederek bilimin yükselişini ve toplumsal aydınlığı sağlayabilmiştir. İşin ilginci ve unutulmaması gereken boyutu, bu mücadelede, Kilise okullarında eğitim almış, ona rağmen bilime ve bilimsel araştırmaya ve felsefeye önem vermiş insanların önde yer almış olmalarıdır. Bu mücadele sonucunda, toplumların otokrat yönetimler altına düştükleri dönemler hariç, yakılan ve yasaklanan kitaplarda da çok önemli azalma sağlanabilmiştir.

Batı’ya ilişkin bu özet değerlendirmeleri tamamlamadan önce bir hususun altını hemen çizmek gerekir ki, bu ülkelerde uzun süredir kitap yasaklamaları son derece azalmış ve fikirleri nedeni ile yazarların hapsedilmesi de yok denecek düzeye inmiş ve düşünceleri ve yazdıkları için yazarların öldürüldüğü dönemler ise tarihin çok gerideki sayfalarında kalmıştır.

Batı dünyasındaki özet bilgilerden sonra Ortadoğu tarihine de göz atacak olursak, Hallac-ı Mansur’un ben tanrıyım anlamında “ene-l-hakk” veya “ben hakk’ım” dediği için 922 yılında Bağdat’ta vücudunun parçalanıp, asılması ve sonrasında yakılması olayını görürüz[12]. Daha sonra İmam Gazali’nin İslam’da içtihat kapısını kapaması ile İslam konusunda birçok kitap yazılamaz hale gelmiştir. İmam Gazali’nin önceleri bilim ve usu ön plana çıkaran çalışmalar yaptıktan sonra, usçuluğa yönelik eleştirilerinin İslam’da bilimsel gelişmeyi nasıl olumsuz yönde etkilediğine ilişkin ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Cenciz Özakıncı’nın “İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü 827-1107” isimli kitabını inceleyebilir[13]. Kur’an’ın, ulusların kendi dillerine çevrilmesi konusunda ülke yöneticileri tarafından çok uzun süre engeller konulmuştur ve bu engellerin İslam coğrafyasında tümüyle kalktığını söylemek de zordur. Bu konuda ülkemiz tarihi açısından çok kapsamlı bir inceleme, Cengiz Özakıncı’nın “Dil ve Din” başlıklı kitabında yer almaktadır[14].  Osmanlı Devleti döneminde de kitap ve yazı yasaklama ve sansürü yer almış ve özellikle son yüzyıllarda çok artmıştı. Bu bağlamda Sultan Abdülhamit II dönemi sansür tarihimizde özel bir yer edinmiştir. Ancak, Osmanlı dönemi için birçok konuda olduğu gibi kitap yasaklama konusu da ayrıntı ile incelenmediğinden (en azından bu konuda ben fazlaca bilgiye erişemediğim için, bu değerlendirmem benden kaynaklanan bir bilgi noksanı da olabilir) batı ülkeleri boyutunda özet bir bilgi bile sunamıyorum. Bu noksanımı, okurlar yorumları ile giderirlerse, kendim ve diğer okurlar adına teşekkür borçlu olurum. Cumhuriyet döneminde de kitap yasaklamaları devam etmiştir. Başta Nazım Hikmet Ran olmak üzere birçok yazarın kitapları yasaklanmıştır. Aynı şekilde bazı yabancı kitapların yurda getirilmesi ve çevrilmesi de yasaklanmıştır. Cumhuriyet döneminde yasaklanan kitapların listelerine ulaşmak, arama motorları aracılığı ile çok kolay olduğu için ayrıca bir liste vermeye gerek görmüyorum.

Düşündükleri, savundukları ve yazdıkları görüşleri nedeni ile öldürülen birçok değerli insanımız vardır. Internetteki bilgilere göre, son 101 yılda 83 gazeteci öldürülmüştür. Arama motorlarında “öldürülen gazeteciler” sözcükleri ile arama yapıldığında bu listelere ulaşmak mümkündür. Son dönemlerde öldürülen gazetecilerden şu isimleri hemen herkes anımsar, Apdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Oral Kutlar, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink ve isimlerini sayamadığım daha niceleri. 101 yılda 83 gazetecinin öldürülmesi üzerinde tüm toplum olarak çok ciddi şekilde düşünmemiz bunun nedenlerini sorgulamamız ve bu tür olayların yeniden yaşanmaması için düşünce ve çözüm üretmemiz gerektirmektedir. Halen ülkemizde birçok basın mensubu da ya hapiste veya tutuklu bulunmaktadır. Bu bağlamda Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Ahmet Şık, Nedim Şener ve birçok diğerinin adları hafızalarda canlılığını korumakta. Elbette hiçbir meslek sahibinin suç işleme ayrıcalığı olamaz. Ancak, sanıkların ayları, hatta yılları aşan sürelerle tutuklu olarak yargılanmaları ülkemiz ve dünyanın kamu vicdanında adil yargılanma bakımından çok ciddi soru işaretleri yaratmaya başlamıştır.

Diğer taraftan, ülkemizin birçok değerli bilim adamı da savundukları fikirler nedeni ile öldürülmüşlerdir. Bu bilim insanlarımızdan şu isimler hemen herkesin hafızasındadır; Doç Dr. Bahriye Üçok, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu. Yine hepimizin kederle ve utançla anımsadığı üzere, 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ın Madımak Oteli’nde 37 insanımız farklı düşündükleri için yakılmışlardır.

Dünya ölçeğinde isim yapmış ve saygınlık kazanmış birçok bilim adamımız başta Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve Ferit Bernay tutuklu olmak üzere ve Prof. Dr. Kemal Gürüz, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu tutuksuz olarak yargılanmaktadır. Halen tutuklu bulunan bilim insanlarının tutukluluk süreleri de, basına yansıyan bilgilere göre, bazılarının sağlık sorunları olmasına rağmen, ayları ve yılları geride bırakmıştır. 

Toplum olarak, düşünceyi ifade özgürlüğü bakımından pek de parlak olmayan bu geçmişin üzerini örtmeyip ciddi biçimde sorgulamalıyız. Demokrasi ve hukuk toplumu olmanın olmazsa olmazı bu sorgulamayı yapıp gereken dersleri çıkarmak ve düşünceyi ifade özgürlüğünü ve farklı düşünceleri yazıp savunabilme özgürlüğünü güven altına almak zorundayız. Bu görevimizi yerine getirmeyi ne kadar geciktirirsek, uygar dünya tarafından dışlanmaya ve yargı kararlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) sorgulanmasına ve ülkemizin, hepimizin ödediği vergilerle karşılanacak, tazminatlara mahkûm olmasına o denli açık halde bırakmaya devam ederiz. Esasen, bildiğim kadarı ile, AİHM de en fazla tazminat ödemesine karar verilen ülkeler listesinin ilk sıralarında yer almaktayız.

Konu kitap yasaklama olduğu için uzun süredir tutuklu olarak yargılanmakta olan ve ülkeye değerli hizmetler yapmış diğer insanlarımıza ilişkin bir değerlendirmeye girmiyorum.

Bu çok özet bilgilerden sonra, şimdi de, geçmişte kitap yasaklayan ve hatta kitap yakan toplumların devlet ve düşün adamlarının kitap yasaklamaları üzerinde açıkladıkları düşüncelerden küçük bir demet sunmak istiyorum.

Kitap Yasaklama üzerine Özlü Sözler

Antik Çağ Yunan trajik şairi, Euripides (M.Ö. 485-406), günümüzden yaklaşık 2,450 yıl önce “Bir kimsenin düşüncelerini konuşamaması esarettir” gözleminde bulunmuştur.

Doktor yemininin yazarı ve tıbbın en önemli ismi olan Hippocrates (M.Ö. 460-377), “Gerçekte iki şey vardır, bilim ve kanaat, bunlardan ilki bilgi sahibi olmayı sağlarken ikincisi cehaletin yolunu açar.[15]

İncil’i Almanca’ya çeviren Martin Luther (1483-1530) 1520 yılında Alman Devletleri Hıristiyan Asillerine hitaben yazdığı bir metinde şu ifadeye yer vermiştir, “Eğer sapkınlığı ateşle tedavi etmek bir sanat idiyse, bu uygulamayı yapmış cellatlarımız dünyanın en eğitimli doktorları olurdu.[16]

İngiliz şairi John Milton (1608-1674), 1644 yılında kitap yok etmekle ilgili şu gözlemde bulunmuştur, “Bir kitabı yok etmek bir insanı öldürmekle eşdeğerdir: bir insanı öldüren akıllı bir yaratığı Tanrı’nın yansımasını öldürmüş olur, bir kitabı yok eden ise aklın kendisini öldürmüş olur.[17]”  

ABD’li devlet adamı Benjamin Franklin, 1759 yılında Historical Review of Pennsylvania dergisinde yazdığı bir yazıda, şu gözlemde bulunmuştur; “Geçici bir rahatlık edinebilmek için temel haklarından vazgeçenler ne özgürlüğü ne de güvenliği hak ederler.”

Alman şair, yazar, gazeteci, edebiyat eleştirmeni Heinrich Heine (1797-1856) 1821-1822 yıllarında yazdığı Almansor isimli trajedide bir kahin gibi şu görüşü açıklamıştır; “Kitapların yakıldığı yerlerde, eninde sonunda insanları da yakarlar[18].”

Oscar Wilde, 1891 yılında şu gözlemde bulunmuştur; “Dünyanın ahlaka aykırı olarak tanımladığı kitaplar, dünyaya kendi utançını gösteren kitaplardır.”

George Bernard Shaw 1911 yılında şöyle demiştir; “Adam öldürtmek, sansürün en uçtaki uygulamasıdır.”

Psikoloji tarihinin en önemli isimlerinden birisi olan Sigmund Freud 1933 yılında, yukarıda da değinildiği üzere Almanya’da yaygın olarak kitapların yakılmaya başladığı dönemde, şu uyarıcı iğnelemede bulunmuştur; “Ne gelişme gösterdik! Ortaçağlarda olsaydık beni yakardı. Şimdiyse kitaplarımı yakmakla tatmin oluyorlar.”

ABD Başkanı Harry S. Truman 8 Ağustos 1950 günü Kongre’de yaptığı konuşmada şu hususa değinmiştir; “Bir kez bir hükümet muhalefetin sesini kısma kararını alırsa, artık onun ilerleyebileceği tek yön kalmıştır, bu baskıcı uygulamaları kendisi vatandaşları için bir terör kaynağı oluncaya kadar arttırmaya devam etmektir, bu noktada da ülke herkesin korku içinde yaşadığı bir yer konumuna gelmiştir.” 

ABD Başkanlarından Dwight D. Eisenhower, 14 Haziran 1953 günü Dartmouth Koleji’nde yaptığı konuşmada şu hususun altını çizmiştir; “Kitap yakanlardan olmayınız. Var olagelen gerçeklerin üstünü örterek düşünceleri engelleyeceğinizi de düşünmeyiniz.”

Ünlü İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill şu gözlemde bulunmuştur; “Herkes konuşma özgürlüğünü savunmaktadır. Bu fikir söylenmeden bir gün bile geçmez, ancak bazıları bu özgürlüğü kendilerinin istedikleri gibi konuşabileceği şeklinde anlar, fakat söylediklerine karşı birileri bir şey söylerse buna hiddetle tepki verir.”    

Amerikanın Sesi’nin 20 inci kuruluş yıldönümünde 26 Şubat 1962 günü konuşan ABD Başkanı John F. Kennedy şu hususu da belirtmiştir; “Biz, Amerkan halkına, tatsız gerçekleri, yabancı düşünceleri, karşıt felsefeleri ve rakip değerleri sunmaktan korkmayız. Özgür bir ortamda halkının gerçek ve yanlış hakkında karar vermesinden korkan bir ulus aslında kendi halkından korkmaktadır.”

İsrail Başbakanlarından David Ben-Gurion (1886-1973), şu gözlemde bulunmuştur; “Demokrasinin varlığını kanıtlayan eleştirme özgürlüğüdür.”

Ralph Waldo Emerson ise yakılan kitaplar için şunu söylemiştir; “Her yakılan kitap dünyayı aydınlatır.”

İsrail politikacısı ve bir dönem başbakanı Golde Meir’ın şu gözlemi de kayda değer, “Hiç kimse, şimdi hoşuna gitmiyor diye geçmişi silmeye teşebbüs etmemeli ve silmemelidir.”

George Bernard Shaw ise sansür için ilginç bir gözlemde bulunmuştur; “Sansür, mantıksal olarak, insanların kimsenin okumadığı kitaplardan başka hiçbir kitabı okuyamadıkları noktada amacına ulaşmış olur.”

ABD Yüksek Mahkeme Hâkimi Potter Stewart, Ginzberg’e karşı ABD 383 U.S. 463 (1966) kararına yazdığı karşı oy yazısında şu hususu özenle vurgulamıştır; “Sansüre başvurmak, o toplumun özgüven noksanının göstergesidir. Bu durum aynı zamanda otoriter rejimin ayırdedici özelliğidir.”

Kitap yasaklama ve fikrini ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik özlü sözler elbette yukarıya aldıklarımla sınırlı değil. Internet arama motorlarında, “quotations on banned book” cümleciği ile yapılacak aramada daha niceleri bulunacaktır. Esasen ben de yukarıdaki özlü sözleri çok büyük ölçüde  böyle bir aramanın sonucu buldum.

Bu alıntıları Atatürk’ün basın özgürlüğü ile ilgili söylemi ile sonlandırmak isterim; “Basın özgürlüğünden doğacak zararların ortadan kaldırılması yine basın özgürlüğü tarafından sağlanır.[19]

Bu özlü söz örnekleri kitap yasaklama, kitap yakma, düşünceleri nedeni ile insanları yok etme konusunda toplumlarının yaşadıkları acı deneyimlerden gerekli dersleri çıkarmış düşünür ve devlet adamlarının gözlemlerini ve uyarılarını yansıtmaktadır. Ben bu söylemlerden birisi üzerinde özellikle durmak istiyorum, ABD Yüksek Mahkeme Hâkimi Potter Stewart’ın yukarıda alıntılanan sözünün ilk bölümü olan, “Sansüre başvurmak, o toplumun özgüven noksanının göstergesidir.” Bana göre bu görüş çok büyük bir gerçeğin ifadesidir. Gerçekten ülke içinde yayınlanmış veya yurt dışından getirilmesi yasaklanmış kitaplar yüzünden ülkemiz çok ciddi bedeller ödemiş ve ülkemizin düşenen insanlarına da büyük haksızlıklar yapılmıştır. Bu konuda vermek istediğim ilk örnek, İngiliz ajanı T.E. Lawrence’ın, I. Dünya Savaşı sırasında Araplar arasındaki çalışmalarını kapsayan “Seven Pillars of Wisdom” isimli kitabıdır. Bu kitabın ülkeye girişinin ve çevirisinin uzun süre yasaklanmasından zarar gören de sadece Türkiye olmuştur. Oysa I. Dünya Savaşına ilişkin tarihimiz, bana göre, T.E. Lawrence, Gertrude Bell, Mark Sykes, W. H. I. Shakespear, binbaşı Noel ve diğerlerinin Güneydoğu’da ve Arap topraklarında şeyhlerle kurduğu ilişkiler bilinmeden tam ve doğru olarak yazılamaz. İçeride ve dışarıda yazılan kitaplarda (ve hatta sinema filmlerinde) ülkemiz için kabul edilemeyecek, haksız ve yanlış birçok suçlamalar da dile getirilmiş olabilir. Bu türden bile olsa eserleri yasaklamak, dolaylı olarak yazılanlara hak vermek izlenimi yaratır. Çünkü o kitaplarda yer alan görüşlerin yanlışlığını kanıtlayan belge ve bilgiler bir veya birkaç kitap, makale ile hem kendi insanımızın hem de dünya kamuoyunun önüne bilim insanlarımız ve araştırmacı yazarlarımız tarafından sunulmamış olmaktadır. Ayrıca, kitle iletişim araçlarının bu denli yaygınlaştığı ve dünyayı gezmenin adeta yurt içi gezisi konumuna geldiği bir ortamda, ülkemiz hakkındaki eleştirler ve bunlara yönelik kendi düşünür ve uzmanlarımızın araştırma ve görüşleri konusunda bilgisi olmayan yurttaşlarımız yabancılar karşısında, bu tür konular gündeme geldiğinde kendilerini ve ülkelerini savunamaz duruma düşmektedirler. Ermeni ve Kürt sorunları konusunda ülkemizde yayınların hemen hemen hiç düzeyinde olduğu dönemlerde, yurt dışında öğrenim gören öğrenciler bu konuda yabancılar konuyu açtıklarında ve bazı görüşler ileri sürdüklerinde birkaç hamasi cümlenin ötesinde karşılarındakileri düşünmeye sevkedecek birkaç cümle bile söyleyemez durumda kalmışlardır. Başta Kıbrıs, Kürt, Süryanı, azınlık hakları gibi birçok konuda toplum ve bireyler yıllarca bilgilendirilmedikleri için yurt dışında zorlanmışlardır. Ayrıca bu bilgisizlik toplumsal barışa da katkıda bulunmamıştır. Daha sonra bu konuda eserler yayınlanmaya başladığı gibi, konuya ilişkin yabancı yayınlar da toplumun bilgisine sunulmaya başlanmıştır, ancak çok değerli ve uzun süre kaybedilmiştir.

Ayrıca içeride ve dışarıda yayınlanmış kitapların yasaklanması, başta üniversiteler olmak üzere Türkiye’nin düşünce üreten insanlarına yapılmış çok büyük bir haksızlık olmaktadır. Zira yasaklama, bir bakıma, benim ülkemde bu yazılanların doğrusunu ve aksini bilimsel etik içerisinde savunacak insanımız yoktur mesajı da içermektedir. O nedenle yurt içinde yazılmış kitapları yasaklama, dışarıda yayınlanmış kitapların ülkeye getirilmesi ve çevirilerine karşı yasak konulmasına da en büyük tepkiyi üniversiteler ve düşün insanlarımız vermeli ve bilimsel yetenek ve birikimlerine haksızlık yapılmamasını istemelidirler. Unutmayalım ki, ulusumuzun yetişdiği çok değerli şair, yazar ve politik eleştirmenlerden biri olan Namık Kemal (1840-1888), Hürriyet Kasidesi’nin bir beyitinde görüş ayrılıklarının ülkeye yararı konusunda şu gözlemde bulunur, “Durur ahkâmı nusret ittihadı kalbi millette/ Çıkar âsârı rahmet ihtilafı reyi ümmetten.” Osmanlıca bu metnin günümüz Türkçesi ile anlamı şöyledir; “Başarma gücü, milletin gönül birliğindedir/Nitelikli ve yararlı ürünler toplumdaki farklı görüşlerin çatışmasından ortaya çıkar.”

Namık Kemal, ulusun farklı görüşlerden yararlı yeni sentezler üretme yeteneğine güvenini yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce dile getirmiş olmasına rağmen, yıllardır ve günümüzde ulusun bu yeteneğini yadsıma yaklaşım ve tutumu anlaşılır gibi değildir.

Siyasi partiler, sürekli olarak yeni bir anayasa yapmaktan veya anayasada kapsamlı değişiklik yapmaktan bahsediyorlar. Gerçekten samimi iseler, Türkiye’de hiçbir kitabın yayınına ve çevirisine ve düşüncenin açıklanmasına yasak konulamayacağına ve tutuklu yargılamanın süresinin birkaç haftayı geçemeyeceğine ilişkin birer maddeyi de önerilerinin içine eklesinler. Eğer çok büyük zorunluluk olduğuna inanıyorlarsa ve Avrupa Birliği ülkelerinde yer alan sürelere uygun da düşüyorsa çok sınırlı birkaç suç türü için (bu suçlar isim isim sayılarak) tutukluluk halinin ne kadar uzatılabileceğini de istisnalar kapsamında tek tek belirtsinler.

Tarih kitap yasaklamanın kısa süre dışında hiçbir etki yaratamadığının örnekleri ile doludur. Ahmet Şık’ın yasaklanan kitabının, yasak kararından kısa süre sonra, internet ortamında yayınlanması ve aynı gün 100,000 lerin erişimine ulaşmasından herkesin alacağı dersler olduğunu düşünüyorum.

Ülkemizdeki basın yayın kuruluşlarını, kitap yayınevlerini, yazarları ve bunlara ait dernekleri, Mart ayının son haftasını, her yıl “Kitap Yasaklamaları Anma Haftası” olarak ilan etme konusu üzerinde düşünmeye davet ediyorum.

Hikmet Uluğbay

    


  

[1] “Ergenekon soruşturması kapsamında 7 ilde öğretim üyelerinin evleri arandı, İlahiyatçı dalgası”, Cumhuriyet Gazetesi 31 Mart 2011 ve “Cemaati anlatan bir başka taslağa daha el konuldu, İkinci Basılmamış Kitap Operasyonu” Sözcü Gazetesi 31 Mart 2011.

[2]Mullins K.J., “Some History on Book Burning” Digital Journal, May 15, 2007.

[3] Ronan Colin A., “Bilim Tarihi”, Tübitak 2003, sayfa 136.

[4] Ronan, y.a.g.e. sayfa 136 ve Michael A.B. Deakin, “ Hypatia of Alexandria- Mathematician and Martyr”, prometheus Books 2007, sayfa 67-76.

[5] Montaigne, “Denemeler” Çeviren Sabahattin Eyüpoğlu, Cem Yayınevi 30. Basım, Temmuz 1999, sayfa 263.

[6] Özakıncı Cengiz, “İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü 827-1107”, Otopsi Yayınları, sayfa 216.

[7] Mullins, y.a.g. makale.

[8] Wikipedia, Vetus Latina.

[9] Boulting William, “Giardano Bruno: His Life, Thought, and Martyrdom”, 1914 baskısının Bibliolife tarafından tıpkı basımı ve Thais Campos, “Philosophers Condemned by the Inquisition” Mar 10, 2010.

[10] Bartlett John ve Justin Kaplan, “Bartlett’s Familiar Quotations”, Little Brown and Company 16 ncı baskı 1992, sayfa 161.

[11] Gündüz Altay Prof. Y. Müh., “ Kitap Yakmak Üzerine …” Cumhuriyet Gazetesi 1 Nisan 2011 sayfa 2.

[12] Meydan-Larousse “Enel Hak” maddesi ve Wolfgang Günter Lerch “Bağdat’ta Ölüm Hallac-ı Mansur” Yurt Kitap-Yayın.

[13] Özakıncı Cengiz, y.a.g.e.

[14] Özakıncı Cengiz, “Dil ve Din” Otopsi yayınları.

[15] Bartlett ve Kaplan, y.a.g.e., sayfa 71.

[16] Bartlett ve Kaplan, y.a.g.e., sayfa 138.

[17] Ehrlich Eugene ve Marshall De Bruhl, “The International Thesaurus of Quotations”, HarperPerennial 1996, sayfa 64/63.

[18] Censored Quotes About Banning Books, November 9, 2007.

[19] A. Afetinan, “Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazmaları.”

Kitap Yasaklama Üzerine Düşünceler” üzerine 2 yorum

  1. Saygıdeğer hocam,

    Size 60 yıllık yayın birikimini geride bırakan Türk Kütüphaneciliği dergisinden yazıyorum, ülkemizin ve dünyanın en eski mesleki ve bilimsel yayın organlarından olan dergimizin içerik çeşitliliği ve zenginliği sayesinde yer aldığı uluslararası bilimsel veritabanlarının sayısı artmaya başlamıştır, dergimiz yılda 4 sayı olmak üzere Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında yayımlanmaktadır,

    Mesleki ve bilimsel yayıncılığın yanı sıra dergimizin bir diğer önemli misyonu da kendi alanında ulusal ve uluslararası düzeyde isim yapmış olan bilim, sanat ve siyaset dünyamızdan seçilen isimlerin dünyaya bakış ve yorumlarını Konuk Yazar olarak dergimizde yayımlayarak özellikle yeni kuşak okurlarımızın/ meslektaşlarımızın gelecek perspektifi kazanmalarına yardımcı olmaktır,

    Bu çerçevede blog sayfanızda okuduğum ve çok etkilendiğim “kitap yasaklama üzerine düşünceler” başlıklı paylaşımınızdan (http://www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=137) bir kütüphaneci olarak fazlasıyla etkilendim, izniniz olursa söz konusu paylaşımınızın kapsamlı bir özetini dergimizin Konuk Yazar Bölümünde yayımlamaktan büyük mutluluk ve onur duyacağımızı belirtmek isteriz,

    Tarafınızdan olumlu haber almak ümidiyle, sağlık ve esenlikler dileriz,

    Derin saygılarımızla,

    Dr. M. Tayfun Gülle
    Editör
    Türk Kütüphaneciliği Dergisi
    Turkish Librarianship Journal
    http://www.tk.org.tr

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s