Avrupa Birliği’nin Baş Ağrıtanları ve Türkiye

2009 yılında dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik kriz çerçevesinde Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle Doğu Avrupa ülkelerine açtıkları krediler nedeniyle ciddi endişe duymaktaydılar(1). Avrupa Birliği ülkeleri henüz bu endişelerinden kurtulamamışken, bu kez de 2010 yılında İzlanda, İrlanda’da ekonomik krizin derinleşerek devam etmesi ile karşı karşıya kaldılar. Henüz bu iki ülke için doğru dürüst çözüm üretilememişken, Yunanistan’da da krizin derinleştiği artık dünya kamuoyundan saklanamaz hale geldi. Avrupa Birliği Yunanistan ekonomisini çöküşten kurtaracak arayışlarına devam ederken bu sefer de Portekiz, Kıbrıs Rum Kesimi, Romanya ve İspanya’nın da sıkıntı içinde olduğu söylemleri yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. 2010 yılı bu sıkıntılarla tamamlanırken, çözümlenmemiş sorunların gölgeleri hem ABD’yi hem de AB’ni içine girdiğimiz 2011 yılında da ciddi biçimde etkileyecek gibi görünüyor. Doğal olarak bu gelişmelerin serpintilerinin Türk ekonomisi üzerine de düşme olasılığı var.

Bu yazı ile sizlere, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İzlanda, Portekiz, İspanya ve İrlanda’ya ilişkin bazı veriler sunarak bu ülkeleri riskli konuma taşıyan unsurların neler olduğunu genel çizgileri ile açıklamaya çalışacağım. Bu incelemem bittikten sonra da ortaya çıkacak bilgiler ışığında Türkiye açısından risk taşıyan unsurlar üzerinde kısaca duracağım.

Bu sunumda kullanılan tüm tablodaki veriler, IMF veri tabanından alınmıştır. Yüzdeler, IMF verilerine dayanılarak tarafımdan hesaplanmıştır. 2010 yılına ait veriler IMF’nin veri tabanında yer alan beklentilerdir. O nedenle de tablolarda 2010 rakamının yanında “B” simgesi yer almaktadır.

Kıbrıs Rum Kesimi

Avrupa Birliği üyesi bu ülkeye ilişkin olarak ilk sunmak istediğim veriler GSYİH ve cari işlemler açıklarını içermektedir. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.

Tablo 1
   

Kıbrıs Rum Kesiminin GSYİH’ındaki gelişmeler

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH $

Değ. %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B.CİA/

GSYİH %

2001

9,678

4.02

316

3.26

2002

10,558

9.1

2.10

718

6.80

2003

13,324

26.2

1.99

1,019

7.65

2004

15,823

18.8

4.22

1,813

11.46

2005

16,996

7.4

3.91

2,823

16,61

2006

18,424

8.4

4.13

4,107

22.29

2007

21,837

18.5

5.13

6,672

30.55

2008

25,384

16.2

3.62

11,117

43.80

2009

23,603

-7.0

-1.74

13,066

55.36

01-09

143.9

25.69

2010 B.

22,752

-3.6

0.41

14,868

65.35

Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, cari işlemler açıkları yıllık veriler olarak gösterilmek yerine, 2001 den itibaren birikimli olarak gösterilmiştir. Konuya bu şekilde yaklaşmamın nedeni, cari işlemler açıklarının ya doğrudan yabancı sermaye veya devlet, bankalar, işletmeler tarafından dışarıdan döviz borçlanılarak karşılanmakta oluşudur. Bu karşılanış şekli ileride borç geri ödemesi veya sermaye transferi şeklinde dışarıya çıkabileceği için, dışarıya çıkabilecek potansiyel dış kaynak boyutunu tam gösterebilmek için birikimli sunuma gidilmiştir. Anımsanacağı üzere, bu yaklaşımı daha önceki yazılarımda da kullanmıştım. Bu noktada şunu da hemen belirtmeliyim ki, tablolarda yer alan 2001 cari işlemler açıkları 2001 öncesi döneme ait birikimli rakam değildir.

Tablo 1, Kıbrıs Rum Kesimi’nin (bundan böyle KRK olarak anılacaktır) dolarla ifade edilen GSYİH’nın 2001-2009 döneminde yüzde 143.9 oranında arttığını göstermektedir. Oysa aynı dönemde sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 25.69 boyutunda artmıştır. Bu durumda dolar cinsinden GSYİH’nın artışının gerisinde önemli ölçüde KRK parasının dolar karşısında değer kazanması yatmaktadır. Bu boyutu Tablo 2 eşliğinde biraz sonra inceleyeceğiz. Ancak burada hemen bir hususun altını çizmekte fayda vardır, KRK 2008 yılı başından itibaren avro’ya geçmiştir. Dolayısı ile 2008 ve sonrasına ait dolar cinsinden GSYİH’nın artışını dolar/avro ilişkisi belirlemiştir. Tablo 1 in son sütunundan da görüldüğü üzere, birikimli cari işlemler açığının GSYİH’ya oranı özellikle 2004 yılından sonra hızla yükselmiştir. CİA’larının mutlak rakam olarak ve GSYİH’ya oran olarak artışında KRK’nin dışalımının dışsatımından daha hızlı artmasının önemli katkısı olmuştur. Dışalım artışını tetikleyen temel unsur “zenginlik duygusu”dur. Ulusal paranın (sonra da avro’nun) dolar karşısında reel değer kazanması, kişi başına GSYİH rakamlarını da şişirdiği için bireylere her yıl dolar cinsinden daha yüksek gelire sahip olma duygusu vermiştir. Bolca akan dış kaynaklarla beslenen mali sistem de, hanehalkının borçlanma egosunu sürekli beslemiştir. Bazı kaynaklara göre KRK de 2008 sonu itibariyle hanehalkının borcunun GSYİH’nın yüzde 122 sine ulaştığını kaydetmektedir(2). Bu durumda, 2011 ve sonrasında KRK ekonomik büyümesini geniş ölçüde, hanehalkının halen taşımakta olduğu borç riskini daha fazla büyütmeyi isteyip istemeyeceği, CİA’nı finanse edecek dış kaynakların özellikle AB ülkelerinden kolaylıkla bulunup bulunamayacağına bağlı kalacaktır.

KRK’nin 2001-2009 dönemindeki ekonomik büyümesine ilişkin değerlendirmeleri Tablo 2 deki veriler eşliğinde sürdürmek uygun olacaktır.

  Tablo 2
   

KRK’ne ilişkin bazı göstergeler

Yıllar  

TÜFE

GSYİH  S.F. %

GSYİH

$ %

K. Başına

GSYİH $

2001

2.09

4.02

13,875

2002

3.09

2.10

9.1

14,965

2003

2.24

1.99

26.2

18,682

2004

3.91

4.22

18.8

21,665

2005

1.41

3.91

7.4

22,686

2006

1.47

4.13

8.4

24,040

2007

3.74

5.13

18.5

28,044

2008

1.82

3.62

16.2

32,161

2009

1.56

-1.74

-7.0

29,619

01-09

24.75

25.69

143.9

131.8

         

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, KRK’inde TÜFE (tüketici fiyat endeksi) 2001-2009 döneminde toplamda yüzde 24.75 ve sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 25.69 artmasına karşılık dolar cinsinden GSYİH yüzde 143.9 boyutunda yükselmiştir. Bu tablonun bizlere verdiği bilgi, 2001-2008 döneminde KRK ulusal parasının dolar karşısında çok ciddi boyutta reel değer kazandığıdır. Tablonun son sütunundan da görüldüğü üzere, KRK’inde 2001-2008 döneminde kişi başına GSYİH dolar cinsinden yüzde 131.8 oranında artarak 13,875 dolardan 32,161 dolara çıkmıştır. 2008 yılında avro’ya geçildiğinde, avro ulusal paraya oranla dolar karşısında daha değerli olduğu için 2008 yılı dolar cinsinden GSYİH yüzde 16.2 oranında artış göstermiştir. Kişi başına düşen GSYİH’nın 2001-2008 döneminde yüzde 131.8 oranında artmış olmasının verdiği “zenginlik duygusu”nu nasıl tetiklediği yukarıda değinilen hanehalkı borcunun GSYİH’nın yüzde 122 sine çıkmasından ve cari işlemler açığının tırmanışından açıkça görülmektedir.

KRK ile ilgili olarak sizlere bir tablo daha sunmak istiyorum. Bu tabloda dolar cinsinden GSYİH’nın 2001-2009 döneminde gösterdiği seyir ve devlet borçlarının GSYİH ya oranındaki gelişmeler görülecektir. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.

Tablo 3
   

KRK’nin Devlet Borcu

Yıllar

GSYİH

milyon $

Devlet Borcu

GSYİH %

2001

9,678

52.05

2002

10,558

64.63

2003

13,324

68.94

2004

15,823

70.20

2005

16,996

69.08

2006

18,424

66.64

2007

21,837

58.32

2008

25,384

48.39

2009

23,603

56.22

     

Tablo 3 den de görüldüğü üzere KRK nin devlet borcu mutlak değer olarak artarken oransal olarak önce yüzde 70 e kadar tırmanmış ve daha sonra da yüzde 50 lere kadar gerilemiştir. Cari işlemler açığının hızla arttığı dönemde Devlet borcundaki bu gerileme, bankacılık ve özel sektörün dış borcundaki artış ve doğrudan yabancı sermaye girişindeki artışla dengelenmiş olması gerekir. 2009 yılı sonunda KRK’nin dış borcunun GSYİH’nın yüzde 440 ı olduğu göz önüne alındığında bankacılık kesimi ile reel sektörün içine düştüğü borç sarmalı çok daha net görülür(3). KRK, mali kurumlar ve özel sektör dış borcunu çevirmekte zorlandığı an çok ciddi bir krizin içine düşme riski ile karşılaşabilecektir. KRK’nin dış borcunda özel sektör ve banka sisteminin dış borcu yanında KRK de yerleşik olmayanların mevduat hesapları da önemli bir yer tutmaktadır. Bu mevduatın yarısına yakını kısa vadelidir. Bu noktada KRK açısından önemli bir sorun kaynağı da, mali sektörün portfoyündeki Yunan menkul kıymetlerinin değerinin KRK’nin GSYİH’nın yüzde 260 ına ulaşmış olmasıdır(4). Yunanistan’da krizin derinleştiği göz önüne alındığında KRK’nin mali sektör portfoyündeki riskin boyutu çok daha net görülür.

KRK’nin cari işlemler açıkları 2008 yılında GSYİH’nın Yüzde 17.1 iken kriz koşullarında sert bir biçimde 2009 yılında yüzde 8.1 e düşmüş ise de, bu oranın 2010 da yüzde 12 ye ve 2011 de de yüzde 13.7 ye çıkması beklenmektedir(5). Bu eğilim kriz sonrasında her şeyin eskisi gibi devam edeceği çarpık anlayışının inatçı yapısını göstermek bakımından önemlidir. Ancak KRK artarak devam edecek cari işlemler açıkları için kaynak sağlamaya hazır bir dünya finans ortamı var mıdır sorusu 2011 de yanıt arayacaktır.

Yukarıda özetle sunulan bilgiler, KRK küçük boyutlu bir ekonomi olmasına rağmen krize ne denli açık olduğunu gözler önüne sermektedir. Dolayısı ile AB diğer sorunlara çözüm ararken KRK’nin riskli durumunu da gözden uzak tutamayacaktır. Ancak, kısa süre önce Almanya Başbakanı Markel’in KRK resmen ziyaret etmesi bu ülkenin ekonomisi konusunda AB’nin destek vereceği mesajını da içeriyor olabilir. KRK’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkilerinin sorunlu olması ve ortak çözüme ulaşılamamsı nedeni ile, bu süreçte KRK’yı AB’nin desteksiz bırakmayacağı Markel’in ziyaretinden anlaşılmaktadır.

Yunanistan

AB çerçevesinde ikinci olarak ele almak istediğim ülke Yunanistandır. Yunanistan’ın 2001-2009 döneminde GSYİH’ndaki ve birikimli cari işlemler dengesi açıklarındaki gelişmeler Tablo 4 de yer almaktadır.

Tablo 4
   

Yunanistan’ın GSYİH ve Cari İşlemler Açıklarının

Gösterdiği gelişmeler

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH $

Değ. %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B-CİA/

GSYİH %

2001

131,144

4.20

9,400

7.17

2002

147,910

12.8

3.44

18,982

12.83

2003

194,990

31.8

5.94

31,786

16.30

2004

231,022

18.5

4.62

45,262

19.59

2005

243,378

5.3

2.24

63,136

25.94

2006

264,263

8.6

4.52

92,968

35.18

2007

310,363

17.4

4.47

137,654

44.35

2008

351,948

13.4

2.01

188,866

53.66

2009

330,780

-6.0

-1.96

225,958

68.31

01-09

152.1

28.0

   

2010 B

305,005

-7.8

-3.97

259,011

84.92

Yunanistan 2001 yılı başında avro’ya geçmiştir. Tablo 4 den de görüleceği üzere, Yunanistan’ın GSYİH dolar cinsinden 2001-2009 döneminde yüzde 152.1 oranında artış kaydetmiştir. Buna karşılık aynı dönemde sabit fiyatlarla Yunanistan’ın GSYİH’sı sadece yüzde 28 oranında artabilmiştir. Bu durumda dolar cinsinden GSYİH’nın çok geniş ölçüde avro’nun dolar karşısında değer kazanmasından kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Yunanistan’ın GSYİH’nın dolar cinsinden bu boyutta artması, kişi başına GSYİH’nın da hızla yükselmesi sonucunda “zenginlik duygusu”nu besleyerek hem kamusal hem de bireysel tüketimi ve dolayısı ile de dışalımı özendirdiği için birikimli cari işlemler açığı hızla artmıştır. Bu da sonuç da biraz sonra göreceğimiz üzere ülke dış borcunun hızla tırmanmasına ve 2009 yılı krizinin derinleşmesine neden olmuştur.  

Tablo 4 deki verileri tüketici fiyatlarındaki gelişmeler ve kişi başına düşen GSYİH verileri eşliğinde değerlendirmek uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir. Tablo 5 den de görüldüğü üzere, 2001-2009 döneminde Yunanistan’daki birikimli enflasyon yüzde 32.88 oranında artarken, sabit fiyatlarla birikimli GSYİH artışı yüzde 28 düzeyinde iken, dolar cinsinden GSYİH yüzde 152.1 büyümüştür. Bu üç veriye birlikte bakıldığında ve Yunanistan’ın avro’ya 2001 yılı başında geçtiği hatırlandığında, dolar cinsinden GSYİH artışının çok büyük bölümünün avro’nun dolar karşısında değer kazanmasından kaynaklandığı anlaşılır. Yunanistan’ın birikimli enflasyonu yüzde 32.88, aynı dönemde avro bölgesi ortalama enflasyonu olan yüzde 17.88 in çok üzerindedir. Bu enflasyon farkı da avro’nun Yunanistan’a bol geldiğinin bir göstergesidir. Aynı şekilde kişi başına dolar cinsinden GSYİH da bir buçuk misli artmıştır. Bu da beraberinde “zenginlik duygusu”nu beslemiş hem bireysel hem de kamusal harcamaların yükselmesine yol açmıştır. Harcamalardaki bu artış dış ticaret ve dolayısıyla cari işlemler açıklarının çığ gibi büyümesine neden olmuştur.

Tablo 5
   

Yunanistan’ın GSYİH, Kişi başına GSYİH ve enflasyon gelişmeleri

Yıllar

TÜFE

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

K.Başına

GSYİH $

2001

3.53

4.20

11,950

2002

3.50

12.8

3.44

13,446

2003

3.14

31.8

5.94

17,693

2004

3.12

18.5

4.62

20,922

2005

3.46

5.3

2.24

21,997

2006

3.20

8.6

4.52

23,835

2007

3.86

17.4

4.47

27,930

2008

3.10

13.4

2.01

31,602

2009

1.98

-6.0

-1.96

29,635

01-09

32.88

152.1

28.0

148.0

Cari işlemler açıklarının birikimli olarak çığ gibi büyümesinin Yunanistan’da borç yapısını nasıl etkilediğine bakmak krizin derinleşme nedenlerini daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır. Bu amaçla Tablo 6 düzenlenmiştir.

Tablo 6
   

Yunanistan’ın Devlet Borcundaki Gelişmeler

Yıllar

GSYİH

Milyon $

Devlet Borcu/

GSYİH %

2001

131,144

103.72

2002

147,910

101.66

2003

194,990

97.44

2004

231,022

98.57

2005

243,378

99.99

2006

264,263

97.12

2007

310,363

95.56

2008

351,948

99.19

2009

330,780

115.16

Tablo 6 dan da somut bir biçimde görüldüğü üzere, Yunanistan’ın GSYİH dolar cinsinden süratle artarken devlet borcunun GSYİH ya oranı önce mütevazı bir düşüş göstermişken 2007 yılından itibaren hızla artmaya başlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, orandaki mütevazı düşüş devlet borcunun GSYİH’daki artışa paralel olarak hızla yükselmesini engeleyememiştir. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse 2001 yılında devlet borcunun değeri yaklaşık 136 milyar dolara eşdeğer iken, 2009 da bu borç rakamı 328 milyar dolara tırmanmıştır. Dolayısı ile 2001-2009 dönemi Yunanistan’da devlet borcunun (328-136=)192 milyar dolara eşdeğer boyutta artması, devlet bütçesindeki büyük boyutlu açıkların sürmesine göz yumulduğu anlamını taşımaktadır. ABD Kongresi Araştırma Birimi’nin Nisan 2010 da hazırladığı rapordaki şu gözlem çok anlamlıdır; “2008 yılı sonbaharında başlayan Küresel mali kriz öncesi on yıllık dönem zarfında, Yunan Hükümeti yurt dışından, büyük boyutlara ulaşmış bulunan bütçe ve cari işlemler açıklarını finanse etmek için yoğun bir biçimde borçlanmıştır. Yunanistan’ın avro’yu ulusal para olarak kabul ettiği 2001 yılı ile 2008 arasında, Yunanistan’ın açıklanan bütçe açıkları ortalama GSYİH’nın yüzde 5 i düzeyinde seyrederken, Avro Bölgesi bütçe açıkları ortalaması yüzde 2 lerde kalıyordu ve aynı dönemde Yunan cari işlemler açıkları ortalaması GSYİH’nın yüzde 9 u düzeyinde iken, aynı oran Avro Bölgesi için yüzde 1 civarında seyrediyordu. … Birçok kimse, bütçe ve cari işlemler açıklarının Yunanistan’daki bu yüksek düzeylerini, peş peşe gelen Hükümetlerin aşırı harcamalarına bağlamaktadır(6).” ABD Kongresi yabancı ülkelerin ekonomisindeki gelişmeleri bu şekilde yakından izliyor ise, ABD İdare’nin daha düşük düzeyde izlemesi beklenemez. ABD’nin yabancı ülkelerdeki gelişmeleri izlemesi yeni bir uygulama değildir. Bu uygulamanın kökleri İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya gibi ülkelerin 19 uncu yüzyılda uyguladıkları yaklaşımın ABD’ye yansımasından başka bir şey değildir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapmış bir iktisatçı olan Herbert Feis 1964 yılında yayınlanan kitabında şu bilgiyi verir; “Önde gelen Amerikan yatırım kurumları ve bankalar üzerinde çalıştıkları dış işlemleri konusunda Dışişleri Bakanlığı’na bilgi vermek ve uygulamaya geçmeden önce, onun görüşünü beklemek durumundadır. Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı görevlileri -Hazine Bakanlığı ile de temas ederek- bu yatırım kuruluşları ve bankalarca önerilen işlemleri inceler, bazen sorgular ve zaman zaman da önerilen işlemi beğendikleri veya beğenmediklerini bildirir. Bu gizli danışmalarda Hükümet perde gerisinde durur ve gerek gördüğünde önerilen dış borç ve yatırımlar konusunda düşüncesini fısıldar (7).”   

Yunanistan’ın sorunu sadece yüksek düzeyli devlet borcu değildir. Aynı zamanda reel sektör ile mali sektörün de borç boyutları nedeniyle Yunanistan’ın dış borç tutarı 552.8 milyar dolara ulaşmıştır(8). Bu borç miktarı 2009 yılı GSYİH’na orantılandığında Yunanistan’nın dış borcunun ulusal gelire oranı yüzde 167 nin üzerine çıkar. Bunun da sağlıklı bir durum olduğunu söyleyebilmek olası değildir.

Ekonomik verilerdeki görünen kötü durumdan çok daha kötüsü Yunanistan’ın yıllardan beri “sahte istatistiklerle” IMF ve AB kurumlarını yanıltageldiğinin de ortaya çıkmasıdır(9). Ekonomik verilerdeki kötü durumun yanında, Yunanistan’ın bu davranışı da başta Almanya olmak üzere AB ülke ve kurumları ile IMF’nin Yunanistan’ı radikal ekonomik önlemler almaya zorlamasına yol açmıştır. Bu bağlamda IMF uzmanlarından birisi de Yunan İstatistik İdaresi’nin başına getirilmiştir(10). Bir ülke için ne acı bir durum!        

Yunanistan’ın içinde düştüğü durumdan çıkabilmek için gerekli kararları almakta ayak sürümesi ve ülkede grevlerin yaygınlaştığı ve Hükümet’e yönelik protestoların arttığı ve borçlanma faizlerinin tavan yaptığı bir ortamda, Mart 2010 da, Başbakan Papandreou ülkesinin mali destek istemediğini açıklaması üzerine, Almanya Başbakanı Markel de böyle bir talebin olmadığını açıklamıştır(11). Piyasa çalkantılarını önlemeye yönelik bu söylem perdelemesinin gerisinde Yunanistan, IMF ve AB yapılacak yardıma ilişkin görüşmelerini sürdürmekteydiler. Sonuçta, Mayıs 2010 başında AB ve IMF’nin Yunanistan’a 110 milyar avroluk bir yardım verecekleri açıklanmıştır(12). Ancak Yunanistan’ın alması gereken önlemleri yaşama geçirmekte ayak sürümesi ve bu bağlamda anlaşmada öngörülen bütçe açıklarını küçültmekte başarılı olamaması nedeni ile verilmekte olan yardımın üçüncü diliminin Aralık 2010 da verilmeyeceği Bruxelles tarafından açıklanmıştır(13).

Bu açıklamalardan da görüldüğü üzere, Yunanistan ekonomisinin içine düştüğü sorunu aşabilmek için sağlanması gereken destek 110 milyar avro veya mevcut dolar paritesine göre yaklaşık 143 milyar dolar boyutundadır. Bu sayı, içine düşülen krizin boyutu hakkında bir fikir vermeye yeterlidir. Almanya krize yönelik önlemler konusunda katı bir tutum içindedir. Zira Almanya yıllardır ekonomisini katı bir disiplin içinde yönetegelmekte, AB’nin mali yükünü önemli ölçüde sırtında taşımakta ve yıllardır AB üyesi ülkelerin verdiği cari işlemler açıklarını finanse etmenin hammalığını yapagelmektedir. Dolayısı ile kriz içinde olan ve krize düşme adayı olan AB üyesi ülkelerin miras yedi davranışlarına ödün verme eğiliminde olmayacağını Yunanistan örneğindeki tutumu da göstermektedir.

İzlanda

Üzerinde duracağım diğer ülke İzlanda’dır. Diğer ülkelere yaklaştığım gibi bu ülke içinde bazı tablolar hazırladım. İzlanda’nın 2001-2010 döneminde GSYİH’nın değişimleri ile cari işlemler açıklarının seyri Tablo 7 de yer almaktadır. Tablo 7 den de görüldüğü üzere bu ülke ekonomisi de KRK gibi küçük ölçekte bir ekonomidir. Küçük ölçekteki ekonomileri de diğerleri gibi ayrıntılı inceleme nedeni kriz içinde ve krize aday ülkelerdeki hastalığın “ortak belirtilerini” sağlıklı saptayabilmek içindir.

Tablo 7
   

İzlanda’nın GSYİH ve Cari İşlemler Açıklarının

Gösterdiği gelişmeler

  

Yıllar

 

GSYİH

Mio $

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio $

B.CİA/

GSYİH

2001

7,900

3.92

341

4.32

2002

8,914

12.8

0.14

480

5.38

2003

10,967

23.0

2.41

1,003

9.15

2004

13,233

20.7

7.70

2,305

17.2

2005

16,336

23.4

7.48

4,936

30.22

2006

16,730

2.4

4.60

9,215

55.08

2007

20,426

22.1

5.95

12,542

61.40

2008

16,804

-17.7

0.97

16,907

100.61

2009

12,138

-27.8

-6.79

17,697

145.80

01-09

 

53.6

23.82

   

2010 B

12,767

5.2

-3.01

17,814

139.53

Tablo 7 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, İzlanda’nın dolar cinsinden GSYİH’sı 2001-2007 döneminde yüzde 158.6 oranında artış göstermesine rağmen, izleyen yıllarda yaşanan, ulusal paranın dolar karşısında süratli ve büyük ölçekte değer kaybetmesi ve ekonomik küçülmenin etkisi ile 2001-2009 dönemi dolar cinsinden GSYİH artışı yüzde 53.6 ya gerilemiştir. 2001-2007 döneminde dolar cinsinden GSYİH artışının yüzde 158.6 oranında artmış olması, çok büyük ölçüde ulusal paranın dolar karşısında aşırı değer kazanmasından kaynaklanmıştır. Zira 2001-2009 döneminde sabit fiyatlarla GSYİH artışı yüzde 23.82 düzeyinde kalmaktadır. Diğer bir deyişle 2009 yılında İzlanda’nın ulusal parası önemli ölçüde değer kaybetmesine rağmen, 2001 yılına göre hala değerli konumdadır. Bu değerliliğin hangi boyutlara ulaştığını Tablo 8 eşliğinde çok daha somut bir biçimde göreceğiz.

Tablo 8 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, 2001-2009 döneminde İzlanda’da birikimli enflasyon yüzde 77.04 oranında artarken, ulusal para dolara karşı değer kazanmıştır. Sabit fiyatlarla GSYİH sadece yüzde 23.82 düzeyinde büyümüştür. Bu durumda, enflasyonun 2001-2007 döneminde yüzde 39.4 arttığı bir dönemde dolar cinsinden GSYİH’nın 2001-2007 döneminde yüzde 158.6 artmış olması İzlanda ulusal parasının dolar karşısında ne denli değer kazandığını açıkça göstermektedir. İzlanda ekonomisinin büyümesi 2008 den başlayarak hızla düşüp yüzde 7 ye yaklaşan küçülme yaşamasına ve ulusal paranın dolar karşısında ciddi değer kaybetmesine rağmen, 2001-2009 döneminde sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 23.82 oranında ve enflasyon da yüzde 77.04 artarken dolar cinsinden GSYİH yüzde 53.6 oranında büyüme göstermiş görünmektedir. Bu da, 2009 yılında ulusal paranın dolara karşı hala değerli kaldığını kanıtlamaktadır. Bu gelişmelerin dolar cinsinden kişi başına GSYİH da meydana getirdiği gelişmelerde dikkatle izlenmeye değer. Zira 2001-2007 döneminde yüzde 136.45 oranında artan kişi başına GSYİH 27,566 dolardan 65,181 dolara çıkmışken, işler tersine dönünce aynı gösterge 37,991 dolara sert bir düşüş yaratmıştır. Bu düşüşün hanehalkı üzerinde yarattığı ekonomik ve psikolojik etkiler ciddi bir deprem olmuştur. Parasını dolar ve avroya karşı aşırı değerli tutan ülkelerin İzlanda deneyiminden alacağı önemli dersler vardır.

Tablo 8
   

İzlanda’da GSYİH, Kişi başına GSYİH ve enflasyon gelişmeleri

    

Yıllar

TÜFE

%

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

K.Başına

GSYİH $

2001

8.61

3.92

27,566

2002

2.00

12.8

0.14

30,902

2003

2.72

23.0

2.41

37,744

2004

3.91

20.7

7.70

45,075

2005

4.14

23.4

7.48

54,472

2006

6.95

2.4

4.60

54,372

2007

5.86

22.1

5.95

65,181

2008

18.13

-17.7

0.97

53,108

2009

7.50

-27.8

-6.79

37,991

01-09

77.04

53.6

23.82

37.78

Zira, dolar cinsinden kişi başına düşen GSYİH’nın 27,566 dolardan 65,181 dolara çıkıvermesinin yarattığı “zenginlik psikolojisi”nin hanehalkını nasıl bir harcama atmosferine soktuğu kolayca anlaşılabilir. İzlanda hanehalkının borcu 2001 yılında GSYİH’nın yüzde 169.3 ü gibi esasen çok yüksek düzeyde iken, 2008 yılı sonunda bu oran yüzde 272.0 a tırmanmıştır(14). Görüldüğü üzere, dolar cinsinden kişi başına GSYİH’nın 2001-2007 döneminde yüzde 136.45 oranında artmasının verdiği “zenginlik duygusu” aynı dönemde İzlanda hanehalkını aşırı borçlanmaya itmiştir. Hanehalkı daha kaliteli ve daha büyük evlere geçmek için yarışmış, bu mesken fiyatlarını tırmanmıştır. Aynı şekilde aynı dönenemde başta taşıt olmak üzere dışalıma dayanaklı tüketim malı harcamalarının da aşırı yükselmesine yol açmıştır.

Ancak, izlenen ekonomik politikalara aşırı güven, zamanında gerekli önlemlerin alınmasını geciktirmiş, ekonomideki olumsuz gelişmeler devaluasyonu dayattığında ise, yapay zenginlik bir anda fakirlik duygusuna dönüvermiş ve ayaklar suya değmiştir. Biraz önce de değindiğim üzere büyük devaluasyon yapmak zorunda kalan İzlanda ve benzeri ülkelerin acı deneyimlerinden alınacak büyük dersler vardır. Doğal olarak, ders almak isteyenler varsa.

Bu bilgilerden sonra şimdi de İzlanda’nın devlet borcundaki gelişmeleri bir tablo eşliğinde izledikten sonra ülkenin dış borcunda yer alan gelişmelere göz atabiliriz.  Tablo 9 un incelenmesinden de görüleceği üzere, İzlanda’nın devlet borcunun dolar cinsinden GSYİH’ya oranı önce yüzde 46 dan yüzde 25 e kadar düşmüş ve sonradan da yüzde 100 e kadar tırmanmıştır. Oransal veriler yanıltmamalıdır. Aslında, İzlanda’nın devlet borcu mutlak rakam olarak başlangıçta yavaş bir tempo ile daha sonra da hızlanan bir tempo ile artmıştır. Bunu rakamla göstermek gerekirse, 2001 yılında devlet borcu GSYİH’nın yüzde 45.89 u veya yaklaşık 3.6 milyar dolar iken, oransal olarak yüzde 25.39 a indiği yılda mutlak rakam olarak 4.1 milyar dolara çıkmış ve 2009 yılında oranın yüzde 99.87 ulaşması ile de mutlak rakam 12.1 milyar dolara tırmanmıştır.

Bu noktada bazı okurlar, İzlanda gibi küçük boyutlu bir ekonomi üzerinde neden diğer ülkeler kadar zaman ayırdığımı sorgulayabilir. Bir bakıma haklıdırlar. Ancak verilerin izlediği seyirden çıkarılacak çok ders olduğu için bu yer ve zaman ayrılmaya değer bulunmuştur.  

Tablo 9

İzlanda’nın Devlet Borcundaki Gelişmeler

    

Yıllar

GSYİH

Mio. $

Devlet Borcu/

GSYİH %

2001

7,900

45.89

2002

8,914

42.07

2003

10,967

40.83

2004

13,233

34.45

2005

16,336

25,39

2006

16,730

30.13

2007

20,426

29,26

2008

16,804

71.66

2009

12,138

99.87

Tablo 9 İzlanda için devlet borcu bakımından da sıkıntılı bir durum olduğunu göstermektedir. Ancak bir başka veri, beterin beteri bir durumun da varlığını görmemize yardım etmektedir. İzlanda’nın dış borcunun GSYİH oranı 2002 yılında yüzde 130.0 düzeyinde ve bu borcun da yüzde 80 i bankaların üzerinde iken, oran 2005 yılında yüzde 209.6 ya ve 2009 yılı sonunda da yüzde 573.7 ye kadar tırmanmıştır(15). İzlanda içine düştüğü bu krizden çıkabilmek için IMF ile kapsamlı bir program üzerinde anlaşmak zorunda kalmış ve ciddi bir kemer sıkma politikası izlemeye başlamıştır.

Portekiz

AB bünyesinde krizin derinleşmekte olduğu diğer bir ülke Portekiz’dir. Portekiz 2002 başından itibaren avro’yu para birimi olarak kabul etmiştir. Diğer ülkeleri incelediğimiz gibi bu ülke içinde üç tablo hazırlanmıştır. Portekiz’in GSYİH ve cari işlemler verilerinin 2001-2010 döneminde gösterdiği gelişmeler Tablo 10 da yer almaktadır.

Tablo 10 un incelenmesinden de görüldüğü üzere, Portekiz ekonomisi 2001-2009 döneminde sabit fiyatlarla sadece yüzde 3.28 oranında büyüyebilmişken, dolar cinsinden GSYİH yüzde 94.4 boyutunda artmıştır. Dolar cinsinden GSYİH’nın bu boyutta artmasının temel nedeni avro’nun dolar karşısında kazandığı değerdir. 2001-2009 döneminde Portekiz ekonomisinin sadece 3.28 kadar artması ekonominin yapısal olarak sorunlu bir yapıda olduğunu açıkça göstermektedir. Ekonominin gerçek anlamda büyümediği bir ortamda birikimli cari işlemler açığı çığ gibi büyüyerek GSYİH’nın yüzde 66 na değin ulaşmıştır. 2010 da avro’nun dolar karşısında değer kaybetmesi dolar cinsinden GSYİH’nın daha da küçülmesine yol açmış ve birikimli cari işlemler açığının GSYİH’ya oranını yüzde 79 a tırmandıracak görünmektedir.

Tablo 10
   

Portekiz’in GSYİH ve Cari İşlemler Açıklarının

Gösterdiği gelişmeler

    

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B.CİA/

GSYİH

2001

120,136

1.92

11,384

9.48

2002

132,353

10.2

0.71

21,630

16,34

2003

161,725

22.2

-0.93

31,053

19.20

2004

185,038

14.4

1.56

44,463

24.03

2005

191,508

3.5

0.76

61,891

32.32

2006

201,247

5.1

1.44

81,263

40.38

2007

231,277

14.9

2.39

102,165

44.17

2008

253,017

9.4

-0.03

131,539

51.99

2009

233,478

-7.7

-2.58

155,000

66.39

01-09

 

94.4

3.28

   

2010 B

223,700

-4.2

1.12

177,330

79.27

Birikimli cari işlemler açığını süratle büyümesinin temel nedenlerinden birisi kamusal ve özel tüketim harcamalarının “zenginlik duygusu” ile kontrolsuz büyümesi nedeniyledir. Bu durumu daha iyi görebilmek için Tablo 2 ve 3 düzenlenmiştir.

Tablo 11
   

Portekiz’de GSYİH, Kişi başına GSYİH ve enflasyon gelişmeleri

  

Yıllar

TÜFE

%

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

K.Başına

GSYİH $

2001

3.95

1.92

11,713

2002

3.96

10.2

0.71

12,813

2003

2.32

22.2

-0.93

15,539

2004

2.59

14.4

1.56

17,665

2005

2.53

3.5

0.76

18,188

2006

2.49

5.1

1.44

19,040

2007

2.73

14.9

2.39

21,820

2008

0.84

9.4

-0.03

23,830

2009

-0.14

-7.7

-2.58

21,970

01-09

18.63

94.4

3.28

87.57

Tablo 11 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, 2001-2009 döneminde enflasyonun yüzde 18.63 oranında arttığı ve reel büyümenin yüzde 3.28 de kaldığı bir ekonomide dolar cinsinde GSYİH yüzde 94.4 ve kişi başına GSYİH da yüzde 87.57 oranlarında artmıştır. Bu rakamların birlikte ortaya koyduğu anlam, Portekiz ekonomisi açısından avro’nun dolar karşısında çok fazla değer kazandığı ve dolayısı ile de dışalıma dayalı tüketimi aşırı özendirdiğidir. Zira 2001-2009 döneminde avro’nun dünyada satınalma gücünün artması kişi başına geliri 11,713 dolardan 21,970 dolara çıkan Portekizli’de aşırı zenginlik duygusu yaratarak bolca dayanıklı ve dayanıksız dışalım ürünü tüketmeyi de özendirmiştir. Zenginlik duygusu aynı zamanda konut sektöründe de etkili olmuştur. Kişi başına geliri süratle artan Portekizli sadece artan gelirini harcamamış, aynı zamanda bolca borçlanmıştır da. 2001 de hanehalkı borcunun GSYİH’ya oranı yüzde 65 düzeyinde iken bu oran 2009 da yüzde 100 e ulaşmıştır.

Tüketicilerin tüketim harcamaları bu seyri izlerken, devlet harcamaları da onun pek gerisinde kalmamıştır. AB’nin bir üyesi olma ve avro’ya geçmenin rehaveti ile devlet bütçesinin açıkları ve dolayısı ile devlet borçları da tırmanmıştır. Bu durumu daha net görebilmek için Tablo 12 düzenlenmiştir.

Tablo 12 den de görüldüğü üzere, devlet borcunun GSYİH’ya oranı yavaş bir tempoyla sürekli olarak büyümüştür. Ancak aynı dönemde dolar cinsinde GSYİH süratle arttığı için devlet borcunun dolar cinsinden mutlak değeri de süratle büyümüştür. Örneğin 2001 yılında devlet borcu yaklaşık 61.5 milyar dolar iken, bu rakam 2009 da 178.1 milyar dolara çıkarak yüzde 190 oranında artmıştır.

Tablo 12
   

Portekiz’in Devlet Borcundaki Gelişmeler

  

Yıllar

 

GSYİH

Mio. $

Devlet Borcu/

GSYİH %

2001

120,136

51.19

2002

132,353

53.84

2003

161,725

55.88

2004

185,038

57.65

2005

191,508

62.75

2006

201,247

63.92

2007

231,277

62.73

2008

253,017

65.35

2009

233,478

76.30

Kamusal tüketim ve bütçe açıklarının artışı devlet borçlarını bu boyutta yükseltirken, bunun paralelinde bir başka borç da tehlikeli şekilde büyümüştür: dış borç. Portekizin dış borcu 2000 yılında 129 milyar dolarla (16) GSYİH’nın üzerinde iken 2009 yılın gelindiğinde dış borç 507.0 milyar dolara ve GSYİH’nın yüzde 223 üne sıçramıştır. Bu da çığ gibi büyüyen birikimli cari açığını finanse edebilmenin kaçınılmaz faturasıdır(17).   

Uzun dönemde dışsatıştan süratli büyüyen dışalımın yol açtığı cari işlemler açıkları ekonominin yapısını, özellikle ara malları sanayi bakımından, çarpık hale getirdiğinden, kriz sonrasına kısa sürede bu çarpıklık da giderilemediği için hastalıklı bünyenin iç piyasa ve dışsatım için üretim yapabilmesi dışalımın devamına ve borç bulmaya bağımlı durumunu sürdürmektedir.

Ayrıca, Portekiz’in 2011 in ilk yarısında 27 milyar dolarlık borcu geri ödemesi veya yenilemesi gerekmektedir. Buna ek olarak ekonomisini 2011 ilk yarısında çevirebilmek için de 12 milyar dolar taze para bulma zorunluluğundadır. 39 milyar doları (27+12) Portekiz’in piyasalardan sağlayabilmesine olanak bulunmadığı gibi, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) tahvil satın alması ile finanse edebileceğinin çok üzerindedir. Bu nedenlerle 2011 ilk yarısında Portekiz’in iflastan kurtarılabilmesi için, IMF ve AMB ile bir program üzerinde anlaşması gerekmektedir. Bu program çok ciddi kemer sıkma önlemlerini de içermek durumundadır(18).

İspanya

AB bünyesinde hastalıklı diğer bir ekonomi de İspanya’dır. Reuter haber ajansının Mart 2010 da verdiği bir analiz-haberde şu ifade dikkat çekmektedir; “Şayet Yunanistan’ın borç krizi AB’ye başağrısı veriyorsa, bu ağrı, AB’nin büyük ortaklarından biri olan İspanya gibi bir ülkenin benzeri sorunla karşılaşması halinde yaşanacak olanın yanında çok küçük kalacaktır(19).” Aynı analiz-haberde yer alan bir başka ifade de şu hususa dikkatleri çekmektedir; “Krizin Yunanistan’dan Portekiz’e yayılması büyük başağrısına yol açacaktır, çünkü bunu İspanya’nın izlemesi olasılığı vardır. Böyle bir durum, bir bütün olarak avro bölgesi için çok daha kapsamlı bir problem olacak ve çözümü de o denli zorlaşacaktır.”

Habercilerde ve yorumcularda bu denli karamsar bir hava yaratan İspanya’nın verilerine yakından bakmak bizler için de aydınlatıcı olacaktır. İspanya’nın 2001-2010 döneminde GSYİH’da ve birikimli cari işlemler açıklarında yer alan gelişmeler Tablo 13 tedir. Tablo 13 ü incelerken, İspanya’nın avro’yu para birimi olarak 1999 yılı başında kabul ettiğini de hatırda tutmamız gerekiyor.

Tablo 13
   

İspanya’nın GSYİH ve Cari İşlemler Açıklarının

Gösterdiği gelişmeler

 

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B.CİA/

GSYİH

2001

609,631

3.64

24,023

3.94

2002

688,676

13.0

2.70

46,466

6.75

2003

885,358

28.6

3.10

77,537

8.75

2004

1,045,671

18.1

3.27

132,446

12.67

2005

1,132,132

8.3

3.61

215,737

19.06

2006

1,235,915

9.2

4.02

326,627

26.43

2007

1,444,015

16.8

3.57

470,908

32.61

2008

1,601,408

10.9

0.86

626,870

39.14

2009

1,467,889

-8.3

-3.72

708,068

48.24

01-09

 

141.1

18.40

   

2010 B

1,374,779

-6.3

-0.34

779,988

56.74

Tablo 13 den de açıkça görüldüğü üzere, avro İspanya’nın ekonomisine oldukça bol gelmiştir. Zira ekonomi de 2001-2009 döneminde reel büyüme yüzde 18.40 düzeyinde kalırken, dolar cinsinden GSYİH yüzde 141.1 boyutunda artmıştır. Bu artışın verdiği “zenginlik duygusu” özellikle özel tüketim harcamalarını hızla yükseltmiş, bu durum dışalımın aşırı büyümesine neden olurken biraz sonra göreceğimiz üzere ülke dış borcunu da çok yukarılara taşımıştır.

Şimdi de Tablo 14 ile enflasyon ve kişi başına GSYİH verilerindeki gelişmeye göz atalım. Tablo 14 den de görüldüğü üzere, 2001-2009 döneminde enflasyonun yüzde 25.46 ve sabit fiyatlarla GSYİH’nın yüzde 18.40 artmasına karşılık dolar cinsinden GSYİH yüzde 141.1 ve dolar cinsinden kişi başına GSYİH yüzde 113.9 boyutunda büyümüşlerdir. Dolar cinsinden değerlerde görülen bu yüksek düzeydeki artışların gerisinde avro’nun dolar karşısında bu dönemde değer kazanmasının çok önemli rolü olmuştur. Aynı dönemde avro bölgesi ortalama enflasyon oranının yüzde 17.88 olduğu hatırlandığında İspanya’daki yüzde 25.6 düzeyindeki enflasyon yüksekliği de özellikle özel tüketim harcamalarının bu ülkede daha güçlü olmasından kaynaklanmış olabilir.

İspanya’nın hanehalkı borcu GSY Harcanabilir Gelir’in (GSYİHG) 2001 de yüzde 70 i düzeyinde iken 2007 de bu oran yüzde 130 a tırmanmış ise de 2008 de kendisini hissettirmeye başlayan krizin de etkisi ile 2009 yılında yüzde 120 ye gerilemiştir(20). Hanehalkı borcundaki bu hızlı yükselişme de “zenginlik duygusu”nun sadece gelirden kaynaklanan harcamaları yükseltmekle kalmayıp, borçla harcamayı da aşırı derecede özendirdiğini ortaya koymaktadır. İspanya’nın 2001-2009 döneminde sabit fiyatlarla yüzde 18.40 oranında büyüyebilmesinde de hanehalkı borcunun GSYİHG’ya oranının yüzde 70 den yüzde 130 a çıkmasının önemli rolü olmuştur. Büyüme dinamiğinin hanehalkı harcamalarının artışına ve bu artışın da reel gelir artışından çok, daha fazla borçlanmaya dayandırılması bir ekonomik politika olmaktan çok ekonomik bir intihar olmuştur.

Tablo 14
   

İspanya’da GSYİH, Kişi başına GSYİH ve enflasyon gelişmeleri

Yıllar

TÜFE

%

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

K.Başına

GSYİH $

2001

2.51

3.64

14,971

2002

4.03

13.0

2.70

16,812

2003

2.68

28.6

3.10

21,250

2004

3.28

18.1

3.27

24,694

2005

3.73

8.3

3.61

26,305

2006

2.72

9.2

4.02

28,244

2007

4.29

16.8

3.57

32,468

2008

1.45

10.9

0.86

35,364

2009

0.89

-8.3

-3.72

32,030

01-09

25.46

141.1

18.40

113.9

İspanya’nın hızla büyüyen cari işlemler açıklarının devlet borcu ve dış borcu üzerinde nasıl bir etki yaptığını da Tablo 15 eşliğinde inceleyelim.

Tablo 15
   

İspanya’nın Devlet Borcundaki Gelişmeler

  

Yıllar

 

GSYİH

Mio. $

Devlet Borcu/

GSYİH %

2001

609,631

55.50

2002

688,676

52.55

2003

885,358

48.74

2004

1,045,671

46.22

2005

1,132,132

43.03

2006

1,235,915

39.56

2007

1,444,015

36.12

2008

1,601,408

39.72

2009

1,467,889

53.10

Tablo 15, İspanya’nın devlet borcunun GSYİH’ya oranının önce yüzde 55.5 den yüzde 36.12 ye kadar indirilebildiğini, ancak kısa sürede eski oran düzeyine dönüldüğünü göstermektedir. Ancak 2001 yılında devlet borcu (609,631 X0.5550=) 338.3 milyar dolar iken, 2008 yılında (1,601,408 x 0.3972=) 636.1 milyar dolara ve 2009 yılında (1,465,889 x 0.531=) 778.4 milyar dolara çıkarak yüzde 130 oranında artmıştır. Devlet borcunun GSYİH’ya oranının en düşük değerlerinden biri olan 2008 yılında bile devlet borcunun değeri 2001 yılının iki katına çıkmıştır. Bu da göstermektedir ki, İspanya devlet bütçesi kayda değer açık verdirmeyi inatla ve hovardaca sürdürmüştür.

Devlet borcunun GSYİH’ya oranının düşük olması genelde hükümetlerce bir övünme aracı olarak görülür, ancak ulusal paranın aşırı değerlendiği ortamlarda oran korunmuş olsa bile mutlak borç miktarının çığ gibi büyüdüğünün en güzel göstergelerinden birisi de İspanya’dır. Nitekim avro’nun dolara karşı değer kaybettiği 2009 yılında devlet borcu GSYİH oranı aniden 14 puana yakın bir sıçrama göstermiştir.

İspanya’nın dış borcu aynı dönemde çok aşırı büyüme göstermiştir. 2001 yılında 465 milyar dolar ile GSYİH’nın yüzde 76.3 ü boyutunda olan dış borç 2009 yılının üçüncü çeyreğinde 2.5 trilyon dolar ile GSYİH’nın yüzde 174 üne sıçramıştır(21).

Yunanistan’daki borç ödeme krizinin diğer üye ülkelere bulaşması endişesi ile, AB üye ülkelerin birbirinin borçlarını ödemede yardımcı olabilmenin yollarını arama başlamıştır. Ancak, AB kuralları ne Birliğin ne de üye ülkelerin tek başına diğer üye ülkelerin borçlarını üstlenmeye olanak tanımamaktadır. Bir Avrupa’lı diplomat, “Sorun artık Yunanistan değil. Sorun yeni bir kurum yaratma ile ilgili” dedi (22). Aynı makaleye göre, bir başka diplomat ise, avro bölgesi Yunanistan sorunu ile hatta İrlanda sorunu ile bile baş edebilir, ancak İspanya ile değil. O nedenle bir şeyler yapılması gerekmektedir gözleminde bulunmuştur. Makale Mart 2010 da yazılmış olmasına rağmen Tablo 13 İspanya’da sorunun 2010 da sürdüğünü göstermektedir.

Diğer taraftan, AB ülkeleri dış borçlarında bir özellik mevcuttur. Bu borçlar geniş ölçüde diğer ülkelerin para piyasalarından alınmıştır. Dolayısı ile her ülkenin para piyasaları birbirine değişen boyutta borçlu olduğu gibi, birbirinden değişen boyutlarda alacaklı konumundadır. Bu durumda büyük ölçekli ekonomilerden birinde başlayacak borç ödeme krizi “çapraz borç ödememe veya ödeyememe” sorununa da dönüşme tehlikesi de yaratabilir.

İrlanda

AB’de krize en erken düşen ve hâlâ toparlanamayan ülkelerin başında İrlanda yer almıştır. Temmuz 2007 verilerine göre nüfusu 4.1 milyon ve arazisi 70,280 km kare (yaklaşık Konya’nın 1.75 katı) olmasına rağmen, 30 Haziran 2010 verilerine göre 2,131.0 milyar dolar (yanlış okumadınız yaklaşık 2.1 trilyon dolar) dış borcu ile dünyanın en büyük onuncu borcuna sahip ülke konumundadır(23). 1999 yılında avro kullanmaya başlayan ülkenin ekonomik verilerine göz atmaya Tablo 16 ile başlayalım.

Tablo 16 daki bilgiler, ilginç bir şekilde, İrlanda’nın hiç de dünyanın onuncu büyük borçlusu ve borç ödeme krizine düşecek bir ülke konumunda olduğuna şahitlik etmemektedir. Ancak Tablo 16 diğer ülkelerde gözlemlediğimiz bir hastalığı gözler önüne sermektedir. Avro’nun dolar karşısında değer kazanması, dolar cinsinden GSYİH’yı 2001-2009 döneminde yüzde 111.9 boyutunda büyütmüştür. Oysa ekonomi reel olarak ancak yüzde 22.34 kadar büyümüştür.  Tablo 16 aynı zamanda İrlanda ekonomisinin iki yıl üst üste reel olarak küçüldüğünü ve üçüncü yıl da küçülmeye devam edeceğini göstermektedir.

Tablo 16
   

İrlanda’nın GSYİH ve Cari İşlemler Açıklarının

Gösterdiği gelişmeler

 

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B.CİA/

GSYİH

2001

104,910

5.70

678

0.65

2002

123,213

17.4

6.55

1,901

1.54

2003

158,325

28.5

4.41

1,903

1.20

2004

185,680

17.3

4.60

2,981

1.61

2005

202,203

8.9

6.02

10,069

4.98

2006

222,680

10.1

5.32

17,985

8.08

2007

259,563

16.6

5.63

31,861

12.27

2008

264,892

2.1

-3.55

45,747

17.27

2009

222,356

-16.1

-7.58

52,452

23.59

01-09

 

111.9

22.34

   

2010 B

204,144

 

-0.27

58,034

28.43

İrlanda’da enflasyon ve kişi başına GSYİH 2001-2009 döneminde nasıl bir gelişme göstermiştir şimdi de ona bakalım.

Tablo 17
   

İrlanda’da GSYİH, Kişi başına GSYİH ve enflasyon gelişmeleri

    

Yıllar

TÜFE

%

GSYİH

$ %

GSYİH

S.F. %

K.Başına

GSYİH $

2001

3.99

5.70

27,269

2002

4.72

17.4

6.55

31,454

2003

4.00

28.5

4.41

39,781

2004

2.30

17.3

4.60

45,901

2005

2.18

8.9

6.02

48,915

2006

2.70

10.1

5.32

52,521

2007

2.87

16.6

5.63

59,821

2008

3.11

2.1

-3.55

59,902

2009

-1.71

-16.1

-7.58

49,863

01-09

21.9

111.9

22.34

82.86

Tablo 17 den de görüldüğü üzere, İrlanda’da enflasyon 2001-2009 döneminde yüzde 21.9 artarken dolar cinsinden kişi başına GSYİH yüzde 82.86 boyutunda artmıştır. 2008 yılı itibariyle artış yüzde 119.7 dir. 2009 yılında avronun dolar karşısında gerilemesi ve ekonominin reel olarak küçülmesi ile birlikte dolar cinsinden kişi başına GSYİH artışı yüzde 82.86 ya gerilemiştir. Enflasyonun yüzde 21.9 artığı bir dönemde avronun dolar karşısında değer kazanması dışalımı hızla büyütmüş ve sonuçta cari işlemler açığı Tablo 16 dan da anımsanacağı üzere 2004 yılından sonra süratle yükselmiştir. Ancak birikimli cari işlemler açıkları şimdiye kadar incelediğimiz ülkelerin yanında çok küçük düzeyde kalmıştır. O nedenle cari işlemler açıklarından kaynaklanan bir dış borç ödeme krizi olduğunu söylemek mümkün değildir.  

Avro’nun dolar karşısında (dolayısı ile daha birçok dövize karşı) değer kazanması sonucunda İrlanda’da dışalım mallarını ucuzlatmış ve gelir artışından kaynaklanan tüketim harcamaları yanında hanehalkı borcunun da büyümesi ile de tüketim harcamaları artmıştır. 1995 yılında hanehalkı borcunun GSYİH oranı yüzde 48 iken 2008 de yüzde 190 a kadar tırmanmıştır.

Bu dönemde bütçe açıklarının GSYİH’ya oranları da 2001 yılındaki yüzde 1.80 düzeyinden, 2008 yılında yüzde 11.26 ya kadar tırmandıktan sonra 2009 yılında ancak yüzde 9.46 ya çekilebilmiştir. Bu durumun İrlanda’nın devlet borçları üzerindeki etkisinin ne olduğunu Tablo 18 eşliğinde görebiliriz. Tablo 18 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, İrlanda’nın devlet borçlarının GSYİH’ya oranı 2001 deki yüzde 35.49 düzeyinden, 2006 da yüzde 24.84 de kadar geriledikten sonra 2010 yılında yüzde 93.64 e tırmanmıştır. Bu gelişmelerin devlet borcunun dolar cinsinden mutlak değerlerini ise şöyle etkilemiştir. 2001 yılında (104,910 x 35.49=) 37.2 milyar doloar iken 2006 da 55.3 milyar dolara ve 2010 yılında da 191.2 milyar dolara tırmanmıştır. İrlanda’nın bu örneği, oransal verilere bakarken gerisindeki reel değerleri gözden kaçırmama konusunda güzel bir uyarı içermektedir.

Tablo 18
   

İrlanda’nın Devlet Borcundaki Gelişmeler

  

Yıllar

 

GSYİH

Mio. $

Devlet Borcu/

GSYİH %

2001

104,910

35.49

2002

123,213

32.12

2003

158,325

30.94

2004

185,680

29.37

2005

202,203

27.25

2006

222,680

24.84

2007

259,563

25.04

2008

264,892

44.37

2009

222,356

65.53

2010

204,144

93.64

İrlanda devlet borçlarının GSYİH’nın yüzde 93.64 üne ulaşması diğer incelenen ülkelerle karşılaştırıldığında çok farklı bir durum yaratmamaktadır. Hatta bazı ülkelere göre iyi bir durum dahi sergilemektedir. Ancak ülkenin Haziran 2009 daki dış borcu 2,287 milyar dolardır. Diğer bir deyişle 2009 GSYİH’nın 10.3 katıdır. Bazı kaynaklara göre 2010 yılı dış borcu 2,131 milyar dolar düzeyindedir. Devlet borcunun 191.2 milyar dolar ve hanehalkının borcunun GSYİH’nın yüzde 190 ı veya 400 milyar dolar dolayında olduğu kabul edilirse, geri kalan 1,500 milyar dolardan fazla dış borcun bankacılık ve özel sektör kuruluşlarına ait olduğu ortaya çıkmaktadır.

İrlanda, bir kurumlar vergisi cenneti olarak, uzun süredir, uluslar arası şirketlerin doğrudan yatırımlarından yaygın olarak yararlanmıştır. Özel sektörün bu boyutta borcu olması akla, gelen yabancı sermaye şirketlerinin öz kaynak/yabancı kaynak rasyolarının çok ciddi şekilde bozuk olma olasılığını getiriyor. Dolayısı ile şirket bir krizde battığında şirket ortakları koydukları sınırlı sermayeyi kaybederken, borç verenler ciddi kaynak kaybına uğrayabilmektedir. Bu bilgi bize bir uyarıda daha bulunmaktadır. Doğrudan yabancı sermaye özendirilirken, gelen sermayenin ülke içindeki işletmelerindeki öz kaynak/yabancı kaynak rasyolarının sağlıklı bir düzeyde olma kuralı da titizlikle gözetilmelidir. Zira bu gözetilmez ise, gelen yabancı sermaye kar transferini borç faizi olarak vergisiz olarak götürür ve ayrıca maliyet yapısı bozukluğu nedeni ile ücretler üzerinde de baskı uygulayabilir.

Bir Bütün Olarak Dünyadaki Görünüm

Yukarıda incelenen ülkelerin deneyimlerinden Türkiye için doğru dersi çıkarabilmek amacıyla bir de bir bütün olarak dünyanın ve bazı ülkelerin GSYİH rakamların göz atmakta yarar görüyürum. Bu amaçla Tablo 19 düzenlenmiştir.

Tablo 19
   

1985-2009 döneminde dünya, gelişmiş ülkeler

ve bazı ülkelerin

GSYİH’nın gösterdiği gelişme milyon dolar olarak

    

Yıllar

    

Dünya

Gelişmiş Ülkeler

    

A.B.D.

    

Çin

1985

11,926,168

9,413,337

4,217,475

307,017

1990

22,137,595

17,646,720

5,800,525

390,279

1995

29,671,311

24,247,329

7,414,625

727,947

2000

32,148,602

25,688,045

9,951,475

1,198,477

2005

45,514,869

34,699,730

12,638,375

2,256,919

2008

61,187,163

42,187,927

14,369,075

4,519,950

2009

57,843,376

39,881,380

14,119,050

4,984,731

2010T

61,963,429

41,197,700

14,624,184

5,745,133

2000-08

29,814,827

16,499,882

4,417,600

3,321,473

00-08 %

92.7

64.2

44.4

177.1

2005-08

15,672,294

7,488,197

1,730,700

2,263,031

05-08 %

34.4

21.6

13.7

100.3

Tablo 19 un ilk ortaya koyduğu olgu, 1985-1995 döneminde dünya ve diğer seçili ülke grubu ve ülkelerin GSYİH’larında çok büyük artış olduğudur. Bu dönemdeki artışta reel büyüme oranlarının büyüklüğü, önde gelen nedendir. Reel büyümenin gerisinde de hızla artan tüketici kredilerinin payı göz ardı edilecek boyutta değildir. Bu dönem hanehalkı borçluluğunun hızla artmaya başladığı dönemdir.

1995-2000 döneminde dolar cinsinden ifade edilen dünya GSYİH sadece yüzde 8.3 artmıştır. Oysa o dönemde dünya GSYİH’nın sabit fiyatlarla büyüme oranları ve birikimli değeri Tablo 20 de gösterilmektedir.

Tablo 20
   

1995-2000 dönemi dünya GSYİH’nın sabit fiyatlarla büyüme oranları

Yıllar

GSYİH %

1995

3.262

1996

3.743

1997

4.240

1998

2.558

1999

3.501

2000

4.774

1995-00

12.027

Tablo 20 den de görüldüğü üzere, görüldüğü üzere, 1995-2000 dönemi sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 12.0 boyutunda büyümüştür. Dolar cinsinden birikimli büyüme değerinin sabit fiyatlarla birikimli büyümenin gerisinde kalmasının tek açıklaması, bu dönemde dünya likiditesinin ciddi boyutta daralmış ve doların değer kazanmış olduğudur. Bu durum somut olarak şu bağlantıda yer alan “uluslar arası likidite (global liquidity)” tablosundan somut olarak görülebilir: http://nowandfutures.com/key_stats.html#global  Bu bağlantıdaki grafik, aynı zamanda uluslar arası likidite ve altın fiyatlarındaki değişim arasındaki doğrusal ilişkiyi de net bir biçimde göstermektedir.

Aynı bağlantı tablosundan da görüleceği üzere, 1980-1985 dönemi uluslar arası likiditesi de değişmemiştir. Bu dönemde de dünya GSYİH’nın dolar cinsinden değeri de sadece 10,669,196 milyon dolardan 11,926,163 milyon dolara çıkabilmiştir. Tablo 19 da yer alan 2000-2008 ve 2005-2008 dönemlerinin dolar cinsinden dünya GSYİH büyüme oranları ile yukarıdaki bağlantıdan aynı dönemlere ilişkin dünya likidite gelişmeleri karşılaştırıldığında yine ilginç bir paralel ilişki görülecektir.

Tablo 19 un ikinci olarak ortaya koyduğu olgu ise, 2000-2008 döneminde GSYİH verilerinin yüksek oranda büyümüş olmasıdır. Bu dönemi etkileyen unsurları ise şöyle sayabiliriz; enerji fiyatlarındaki artış, sermaye piyasalarında türev elemanlardaki süratli genişleme, hanehalkı borçlarındaki büyümenin hız kesmeden artmaya devam etmesi, Merkez Bankalarının faiz indirimleri ile beslenen uluslar arası likidite genişlemesi ve dolar karşısında bazı önde gelen dövizlerin değer kazanmasıdır. Ancak bu dönemdeki gelişmenin ağırlıklı bölümü 2005-2008 dönemi gibi üç yıla sığmıştır. 2005-2008 dönemine yakından bakıldığında GSYİH artış verilerinin değerlerinin dünya için yüzde 34.4, gelişmiş ülkeler için yüzde 21.6, ABD için yüzde 13.7 ve Çin için yüzde 100.3 tür.

2000-2008 ve 2005-2008 dönemlerinin ortaya koyduğu diğer bir gerçek de, gelişme yolundaki ülkelerin dolarla ifade edilen GSYİH’nın (dünya ile gelişmiş ülkeler verileri arasındaki fark ki bunda petrol üreten ülkelerin yüksek petrol fiyatlarından kaynaklanan GSYİH artışlarının da etkisi vardır) hızla arttığıdır. Ancak bu artış da gelişme yolundaki ülkeleri ulusal paralarının, uluslar arası likidite bolluğunca desteklenen dolara karşı değer kazanmasının da önemli rolü olmuştur. Bunlardan bazılarını yukarıda incelenen ülkeler bağlamında görmüştük. Bu dönemde Çin’in dolar cinsinden ifade edilen GSYİH’nda çok sıra dışı artışları da gözlemliyoruz. Bu artışların çok önemli bölümü reel ekonomik büyümeden kaynaklanmıştır. Çin, parasını dolara endeksleyen bir yaklaşım izlemiştir. Bu dönemde Yuan’ın dolar karşısında değer kazanması birçok ülkeyle karşılaştırıldığında çok daha düşük düzeyde kalır, bu da Çin’in izlediği bilinçli bir politikanın ürünüdür. Yuan’ın zaman zaman dolar karşısında değer kazanması da ABD’nin Çin’e yaptığı, dışalımımı sınırlayacak önlem alırım, baskılar sonucu olmuştur. Tablo 19 daki ABD ve Çin verilerine yakından bakıldığında, Çin’in GSYİH’nın ABD’nin GSYİH’na oranı 1985 de yüzde 7.3 iken 2000 yılında yüzde 12.0 a ve 2009 da da yüzde 35.3 e çıkmıştır. Bu sıra dışı bir gelişme olmuştur. Tablo 19 dan hesaplanacağı üzere, gelişmiş ülkelerin GSYİH’ında ABD’nin payı da 1985 yılında yüzde 44.8 iken, 2000 de yüzde 38.7 ye ve 2009 da da yüzde 35.4 e gerilemiştir. Bu gelişmelerin sonucu olarak ABD ekonomisinin önemi, gelişmiş ülkeler ekonomileri içinde hızla gerilemekle kalmamış, aynı zamanla Çin ile arasındaki fark da süratle daralmaya başlamıştır. Bu iki yönlü olgu, görsel ve yazılı basından da izlendiği üzere, ABD’nin dış politikası üzerinde de önemli etkiler yaratmıştır.    

Değerlendirme ve Türkiye için Dersler

İncelediğimiz ülkelerden KRK dışında kalanlara, isimlerinin baş harfleri alınarak, topluca bir isim de takılmıştır; PİİGS. Üretilen bu sözcük İngilizce’de domuz isminin yazılışına göre bir fazla “İ” içermektedir. Bu durumda, acaba bu isim, bu ülkelere üstü örtülü bir mesaj mı göndermektedir sorusunu da akla getirmektedir. Zira bu harflerin dizilişi, ülkelerin coğrafi sıralanışını veya ekonomik büyüklük sırasını göstermediği gibi, rahatlıkla GİİPS veya SPİİG şeklinde de yazılabilirdi. PİİGS ekonomi dünyasında sorunlu ülkeler olarak görülmekte ve bu ülkelerde krizin derinleşmesinin başta AB olmak üzere dünya ekonomisi için de ciddi sorun yaratmasından ciddi endişe duyulmaktadır.

Ancak bu ülkelerin verilerinin ortaya koyduğu bazı gerçekler önemli dersleri de içermektedir. Bunları satır başları ile özetlemek gerekirse;

1-      Görüldüğü gibi beş ülkenin 2001-2009 döneminde GSYİH ları dolar cinsinden sıra dışı artış göstermiştir. Sanırım, kriz öncesinde bu ülkeleri yönetenler de dolar cinsinden ifade edilen toplam GSYİH ile kişi başına GSYİH nasıl sıra dışı ölçekte arttırdıkları ile övünmüş olabilirler.

2-      Bu örnekler de göstermektedir ki, 2000 yıllarından sonra dolar cinsinden GSYİH artışlarında sıra dışı verilerle karşılaşmak olagan bir olaydır. O nedenle hiçbir ülke bu gelişmeleri kendi becerisi ve aldıkları sağlıklı önlemlerin sonucu olarak göstermemelidir.

3-      Dolar cinsinden GSYİH verilerinin sıra dışı boyutlara ulaşması, Merkez Bankalarının faizleri düşürmesinin neden olduğu uluslar arası likiditenin bollaşmasının, yabancı fon akımlarını denetlemekten uzak duran ülkelerin ulusal paralarının aşırı değerlenmesinin bir sonucudur. Bu durum ülke yönetenlerini ülkelerini zenginleştirdikleri yanılsamasına düşürmüş ve ekonomilerinin sağlığını koruyacak önlemleri almada rehavete sevketmiş ve dışalıma dayalı bolluk ve ucuzluk yarattıklarını sanmalarına da neden olmuştur. Ülkeler uluslar arası likidite bolluğu nedeni ile cari işlemler açıklarının ve dolayısı ile dış borçlarının hızla artmasına duyarsız kalarak gelecekleri için çözümü zor ve zahmetli sorunlar biriktirmişlerdir.

4-      Ülke yönetimlerinin bu duyarsız konuma düşmelerinde ulusal paralarının dolar karşısında değer kazanmasının yarattığı “gözbağı” etkisi de göz ardı edilmemelidir. Zira dolar cinsinden GSYİH’ların süratle büyümesi, bütçe açığı/GSYİH, dış borç/GSYİH ve yıllık cari işlemler açıkları/GSYİH gibi kritik sağlık göstergelerindeki bozulmaları yapay olarak olduğundan küçük görünmesine yol açmıştır. Bu yanılsamaya düşen ülkeler, krizle birlikte paralarını devalüe etme zorunda kaldıklarında rasyoların ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığı gerçeğine de uyanıvermişlerdir.

5-      Bu gibi ülkelerin henüz tam olarak göremedikleri bir gerçek de, ulusal paralarının dolar karşısında aşırı değerlenmesinin ülke ara malları sanayinde yaptığı yıkıntıdır. Zira değerli ulusal para, bu ülkelerin sanayilerini ara mallarını iç pazardan sağlama yerine, ulusal paralarını dolara endeksli tutan Çin, Hindistan ve benzeri ülkelerden karşılamaya özendirmiştir.

6-      Ulusal paranın dolar karşısında aşırı değerlenmesi, ülke işgücü maliyetlerini ön plana çıkarmış ve bir yandan işçi ücretlerinin baskı altına girmesine neden olurken, diğer yandan sanayilerin robot kullanımına geçişini hızlandırmıştır. Ayrıca, ara malları sanayinin gerilemesi de göz önüne alındığında, bu gibi ülkelerdeki işsizlik oranını yüksek düzeylerden indirmek mümkün olamamıştır.

7-      Türkiye’nin 1995-2000 döneminde dolar cinsinden GSYİH birikimli değerindeki düşük büyüme ile 2000-2008 dönemini karşılaştıranların, genelde dile getirmedikleri bir gerçek de, her iki dönemde dünya likidite arzında çok büyük farklılık ve tersine gelişmeler olduğudur. Bu farklılık göz önüne alındığında 2000-2008 ve 2005-2008 dönemindeki dolar cinsinden GSYİH büyümelerinin kendimizden kaynaklanan bir kerametten çok uluslar arası likidite bolluğunun bir ürünü olduğu kolayca görülecektir.

8-      2011 sonrasında dünyada likidite bolluğunun devam etmesini beklemek pek gerçekçi bir görüş değildir. Zira, AB ve bu bağlamda özellikle Almanya parsal genişleme ile sorunların çözülemeyeceği anlayışındadır. Bu nedenle de Avrupa Merkez Bankası’nı likidite genişletme ve borç krizine düşen ülkeleri kurtarma aracı olarak kullanmak niyetinde değillerdir. Aynı şekilde, ABD’de kurulan “Mali Krizi Soruşturma Komisyonu”, izledikleri politikalar ve önlem almadaki gecikmeler nedeni ile Merkez Bankası Başkanları Greenspan ve Bernarke’yi, Hazine Bakanları ve bürokratlarından Geithner, Paulson ve Summers’ı, Sermaye Piyasası Kurulu’nu (SEC), Kredi Derecelendirme Kuruluşları ile Büyük Bankaları ağır bir biçimde eleştirmiştir(24). Bu durum ABD Merkez Bankası’nı Hazine kağıtları satın alarak piyasaya likidite sürme yaklaşımları konusunda daha titiz davranmaya itebilir. Esasen, ABD Merkez Bankası’nın bu davranışını gerek ülke içinde ve gerek ülke dışında “tehlikeli” bulan birçok saygın ekonomist vardır.

9-      ABD ve AB ülkeleri 2011 ve sonrasında ciddi bir ikilem yaşayacaklardır. Bir yandan likidite yaratmaktan uzak durmaya çalışacaklardır. Ancak, 2008 sonu itibariyle,  ABD (13.7 trilyon dolar), İngiltere (10.5 trilyon dolar), Almanya (4.5 trilyon dolar), Fransa (4.4 trilyon dolar), Hollanda (2.3 trilyon dolar), Japonya (1.5 trilyon dolar), İsviçre (1.3 trilyon dolar) ve Belçika (1.3 trilyon dolar) borçlarını çevirebilmek ve yeni borçlanma gereksinimlerini karşılamak için ek kaynaklara gereksinim duyacaklardır. Bu gereksinim, parasal genişlemeye dirençlerini kıracak bir baskıya dönüşebilecektir. Yeniden geniş ölçekli parasal genişleme, yeni bir krizin daha büyük ölçekli yaşanmasına da ortam hazırlayabilecektir. Bu da uluslar arası likidite yaratmanın uzun süre sürmesinin ortaya çıkardığı bir açmazdır.

Bu noktada, Türk ekonomisinin sabit fiyatlarla 2001-2009 döneminde yüzde 42.2 büyürken ve aynı dönemde birikimli TÜFE yüzde 152.1 ye ulaşmışken, dolar cinsinden ifade edilen GSYİH’nın yüzde 214.2 artmasının ortaya koyduğu çok bilinmeyenli denklemin, dünya ekonomik ortamında ortaya çıkabilecek gelişmelerin de etkilerini göz ardı etmeksizin, yeni bir krize düşülmeden nasıl çözüleceği konusunda herkesin çok dikkatli ve sorumluca düşünüp ayakları yere basan politika üretmelerini zorunlu konuma getirmiştir. Daha fazla zaman kaybetme lüksü olduğu da söylenemez.    

Hikmet Uluğbay

Bu yazıda yer alan bilgileri değerlendirmeden önce, “Yasal Uyarı” sayfasındaki bilgileri okumanız önerilir.

(1)    Recknagel Charles, “Eastern Europe’s Credit Binge Gives The West A Massive Headache”, Radio Free Europe February 18, 2009.

(2)    Stamer Dr. Manfred, “Country Review Cyprus” June 14, 2010.

(3)    Stamer, y.a.g.rapor.

(4)    IMF, Cyprus: 2010 Article IV Consultation September 2010.

(5)    Rabobank, Country Report Cyprus, September 2010.

(6)    Nelson Rebecca M., “Greece’s Debt Crisis: Overview, Policy, Resposes and Implications”, Congressional Research Service.

(7)    Feis Herbert, Foreign Aid and Foreign Policy”, A Delta Book 1966 sayfa 42.

(8)    “Threat of Greek default giving EU a real headache”, The Irish Times Dec., 18, 2009.

(9)    Willis Andrew, “EU report slams Greece over false statistics”, Euobserver.com, Jan. 13, 2010.

(10) “Greece Taps IMF Official to Head Statistics Agency”, AP June 30, 2010.

(11) Becatoros Elena and Paphitis Nicholas, “Markel: No Financial Help for Greece” Associated Press March 6, 2010.

(12) “Euro area and IMF agreement on financial support programme for Greece”, ec.europa.eu/ …/ 2010-05-03-statement-commissioner- rehn-imf-on-greece.

(13) “Brussels: No financial support to Greece in December”, GRReporter, 17 November 2010.

(14) Icelandic Market Daily February 20, 2009.

(15) IMF Article IV Consultation October 2010.

(16) Economic Intelligence Unit.

(17) Factbook, June 2010.

(18) LeftBanker, “Portugal: The Prospect of a Full Bailout And More Austerity Looms in 2011”, Global Research January 4, 2011.

(19) Heritage Timothy, “EU prepares in case woes spread to Spain”, Reuters, March 11, 2010.

(20) Febrero Eladio ve Dejuan Oscar, “Household Indebtedness, economic growth and monetary circuit”.

(21) “Doing Business in Spain” Australian Government Department of Foreign Affairs and Trade 2001 yılı verisi için ve 2009 verisi için de Investment Watch May 3, 2010.

(22) Heritage T., y.a.g.m.

(23) CIA Factbook.

(24) “Inquiry Commission Slams Greenspan, Bernarke, Geithner, Paulson, Summers, SEC, Rating Agencies and Big Banks for causing crisis”, Global Research January 26, 2011.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s