Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati

Anlamakta zorlandığım konulardan birisi de, ülkemizde yayınlanan bazı değerli kitapların sadece 1,000 veya 2,000 adet basıldıktan sonra kitapevi raflarından kaybolup gitmesidir. Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Çünkü, Türkiye İstatistik Kurumu’nun Adrese Dayalı Nüfus Kayıt (ADNKS) Veri Tabanı’nın 27 Mayıs 2010 günü güncellenmiş bilgilerine göre, ülkemizde doktora yapmışların sayısı 95,500, yüksek lisanslıların 279,268, yüksek okul ve üniversite bitirmişlerin 4,320,813 ve lise ve dengi mezunlar ise 10,379,231 kişidir. Diğer bir deyişle lise ve dengi düzeyin üzerinde eğitim almış olanların sayısı 4,695,581 kişidir. Lise ve dengi olanları da göz önüne aldığınızda sayı 15,074,812 kişiye çıkmaktadır. Okuma arayışı ve niteliği en az bu boyutta olması gereken bir toplumda, dünü ve bugünü anlamaya ve yorumlamaya büyük katkısı olacak, kitapların sayısının 1,000 veya 2,000 düzeyinde kalmasını siz kendinize veya bana açıklayabilir misiniz? İşte bugün sizlere Osmanlı tarihini ve günümüzü bütün çıplaklığı ile anlamakta yardımcı olacak ve ancak 2,000 adet satıldığını tahmin ettiğim bir kitabı tanıtmak istiyorum. 
2006 yılında vefat eden değerli tarihçi yazarlardan Cemal Kutay’ın geride bıraktığı 200 e yakın (çeşitli kaynaklarda yazdığı kitapların sayısı 176, 183 veya 187 olarak geçmektedir) birisi de,  “Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati”dir. Kitap 1970 yılında “Avrupa’da Sultan Aziz” adıyla okura sunulmuşken, 1991 yılında Boğaziçi Yayınları A.Ş. tarafından “Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati” başlığı ile raflara yeniden gelmişti. İnternet’te yaptığım kısa gezintide bu kitabın 1991 den sonra yeniden basıldığına ilişkin bir bilgiye ulaşamadım. Bu seyahate ilişkin diğer bir basım 2003 yılında Phonix Yayınevi tarafından Nihat Karaer’in kaleminden “Paris, Londra, Viyana Abdülaziz’in Avrupa Seyahati” adı ile piyasaya çıkarılmıştır. Ben bu yazımda, Cemal Kutay’ın kitabını kaynak olarak kullanacağım. Kitaptan yapacağım alıntıların tamamını, gençlerin kolayca izlemeleri için, günümüz Türkçesi ile yazacağım. Ancak hemen şu kadarını da ifade edeyim ki, kitaptaki ifadeler de oldukça güncel Türkçedir. O nedenle genç okurlar, kitabı bulup okumak isterlerse anlamakta zorlanmayacaklarını kesinlikle söyleyebilirim. Sadece arada sırada sözlüğe bakma gereksinimi duyabilirler. Kitaptan yaptığım alıntılardan sonra “S” harfi yanında yer alan rakamlar alıntının yer aldığı kitabın sayfasını göstermektedir.
Avrupa’nın sanayi devriminin doruğunda olduğu dönemde düzenlenen ve geniş ölçüde sanayi ürünlerinin örneklerinin bulunduğu “1867 Paris Milletlerarası Sergisi”ne, Abdülaziz onur konuğu olarak davet edilmiştir. Bu seyahatte Sultan’a eşlik edecek Heyet’e, İstanbul Şehremini Hafız Ömer Faiz Efendi’de dahildir. O tarihte 62 yaşında olan Ömer Faiz Efendi’yi bu seyahate katılmaya Sadrazam Âli Paşa ve Dışişleri Bakanı Fuat Paşa zorla ikna ederler. Âli Paşa, Ömer Faiz Efendi’den şu istekte bulunmuştur; “… bizler sizden bunun için seyahate katılmanızı istiyoruz. Bize resmi rapor yazan çok olur. Onların neler anlatmak istedikleri bizim için çok zaman tahmin edilmeyecek nitelikte değildir. Şimdi ben, kendi ve Fuat Paşa kardeşim adına siz erdemli kişiden bir istekte bulunacağım. Seyahat sırasında gözlemlerinizi mümkünse günü gününe yazınız. Taslak olarak … Ve Tanrı’nın izniyle sağlıkla geri geldikten sonra elinizdeki bu notları hiç düzeltmeden olduğu gibi bize veriniz. S. 32”
Kutay, bu notlardan bazılarını seçerek almış ve diğer kaynaklardan da yararlanarak kitabı yazmıştır.  Kutay önsözünde, Sultan II. Mahmut’un, Rusya’nın nasıl güçlenerek Osmanlı Devleti’nin önüne geçtiğini araştırmak üzere, eniştesi Amiral Halil Paşa’yı 1830 yılında bu ülkeye gönderdiğini yazdıktan sonra, Paşa’nın dönüşünde Sultan’a izlenimlerini anlatırken şu ifadelere de yer verdiğini kaydetmiştir; “Sultanım, … Bizde şehirlerde kadın kafesin arkasındadır, erkek meydandadır. Köylerde ise kadın tarladadır, erkek kahvelerdedir. Yani bizim nüfusumuz milli hayatta daima yarımdır, tam değildir. Avrupa’da ise kadın da, erkek de genel yaşam içinde kıymettirler. Ve her ikisi birleşerek Millet’i teşkil ediyorlar. Bizler önce bu ayrı iki yarımdan bir tam çıkarmaya mecburuz. S. 6”
Amiral Halil Paşa’nın 1830 daki Osmanlı’ya yönelik bu gözlemi günümüz Türkiye’sinde ne durumdadır kısaca buna göz atmak uygun olacaktır. 2009 yılı verilerine göre, Türkiye’de işgücüne katılım yüzde 47.9 olup, erkekler arasında işgücüne katılım yüzde 70.5 iken kadınlarda bu oran yüzde 25.9 a inmektedir. İşin ilginci, kadınların işgücüne katılım rakamını bu düzeye çeken kırsal kesimde kadının işgücüne katılımının yüzde 34.6 olmasıdır. Kentsel kesimde kadınların işgücüne katılma oranı sadece yüzde 22.3 tür. Amiral Halil Paşa, bugünkü verileri görebilse idi herhalde 180 yıl önce dile getirdiğinden pek de farklı bir ifadede bulunmayacaktı.
Ömer Faiz Efendi’nin, 1 Temmuz 1867 günü Paris’e geldikten sonra, aldığı notlar arasında şunlar benim özellikle dikkatimi çekti; “Önce kılığımızla, giyim-kuşamımızla ilgililer.  … onlar basitlik içinde daha rahat giyiniyorlar. Meselâ kafalarındaki şapka, güneşten kendilerini daha iyi koruyor. Biz fesler altında buram buram terliyoruz. Bu şapkalar kışın yağmur ve soğuktan da korur.
“Asıl dikkatimi çeken kadınların kıyafeti … Yüzleri açık, bedenleri istedikleri gibi hareket ettirecek giysiler içinde. Anlaşılan millet denince genel hayata erkeği kadını, kız çocuğu beraberce katılabilen toplulukları kastetmek lazım. Bizim kadınlarımız, evlerinin dışında olan-biteni göremiyorlar ki, yaşadıkları dünyanın boyutu hakkında fikir sahibi olsunlar … S. 37”
Ömer Faiz Efendi’nin Sergi ve sergi alanı ile ilgili gözlemleri ise şöyle; “Bize anlattılar ki 1867 Dünya sergisi, çatısı altında dünyayı toplayan ikinci sergidir. Birincisi de yine Paris’te imiş. Amma, hakikisi bu … 687 bin metre kare yer kaplıyor. Orta kısımda merasim salonu numaralı 20,000 koltuk alıyor. Bütün dünya milletleri, neleri var, neleri yok buraya taşımışlar. Sanayi ilerlemesi karşısında hayrette kaldık. Aziz dostum Halimî Efendiyle nemli gözlerimizi sildik. Hiç duraksamadan aynı şeyi düşündük ki, bu yapılanların daha iyileri bizde yapılabilir.; ilk madde olarak her şeyimiz var. Halkımız zeki ve daha da görev bilincine sahip aslında … Tahsil yok, ilim yok, irfan yok, teşkilât yok … Bunların hepsi de devletin görevi ve toplumun onu seferber etmesi gerek. İkisi birbirini tamamlıyor. İkisi de yok bizde … Mucize mi lâzım? S. 39” Ömer Faiz Efendi, Sergi’deki Osmanlı pavyonu hakkında da şu gözlemde bulunuyor; “Her milletin pavyonlarında kendi halkının yaptığı işler gururla sunuluyor. Bizim pavyonumuzda ise asıl çekiciliği kahve ve nargile ikramında bulmuşuz! … S. 126”
O dönemde Paris’in bugüne değin süren imar planını hazırlayan ve 1852-1870 arasında kendisi uygulayan Belediye Başkanı Georges-Eugène Haussmann ile de görüşen ve ilginç bir sohbette bulunan Ömer Faiz Efendi İstanbul’un Belediye Başkanı olmasına rağmen şu düşüncesini notlarına eklemiştir; “İmkânım olsa ben bu kişiyi İstanbul’a davet eder, şehrin imarını ve güzelleştirilmesini kendisine verirdim. Çünkü şuna kanaat getirdim ki, medeni yaşam, ancak böyle yaşayışa olanak veren beldelerin kurulmasından sonra mümkün olabilir. S.47”
Paris Sergisi’nde Sultan Abdülaziz, onur konuğu olarak, ürünleri ödüle layık görülenlerin de ödüllerini de vermiştir. Bu törene ilişkin Ömer Faiz Efendi’nin gözlemleri şöyledir; “Ödül alanlar arasında dünyada akla gelen milletlerden hemen hemen hepsinden kurumlar ve kişiler vardı. Diyebilirim ki bizimle beraber bu seviyeden uzak olan çok azdı. İranlılar dahi vardı. Asıl keder ve üzüntüye yol açan, çok yakın geçmişe kadar, Osmanlı bünyesinde bulunan Fas, Tunus, Cezayir gibi yerlerde yapılan eşyanın da ödül alması idi. … Ben dahi, buralarda neler yapılması mümkün imiş, Ancak Fransız baş şehrinde gördüm. Ödüle layık olan ürünler içinde öyleleri vardı ki, bizler ancak isimlerini burada duyduk ve ne işe yaradıklarını ancak burada öğrendik. S. 114”
Ömer Faiz Efendi’nin aktarmak istediğim diğer bir gözlemi de şöyledir; “Paris’teki sergide her devletin pavyonunda geniş bir salon, yayınlanan eserlerin, kitapların, dergilerin, gazetelerin, albümlerin, duvarları dolduran ve afiş denilen büyük ilanların sunumuna ayrılmıştı. Bundan yoksun olanlar, aralarında bizim olduğumuz ve daha doğrusu bizim temsil ettiğimiz Doğu ülkeleri idi. Ben bu sunumları, sergi için hazırlanmış diye düşünmüş, bu duygu ve anlayışla seyretmiştim. Ne zaman ki, Londra’da, daha sonra Viyana’da ve Peşte’de aynı şeyleri, halkın yoğun olduğu her yerde gördüm, o zaman ders alarak uyandım ki, Avrupa demek ilim ve okumak demektir. Herkes okuyacaktır. Okumasını yazmasını bilecek ve kendi düzeyine göre okumak istediğini bol ve ucuz bulacak, her okuduğundan yeni bir şeyler öğrenecek, böylelikle milletçe yaşanılan zamanın insanları konumuna gelinecektir. … Memleketimizde olmayanın ne olduğunu asıl boşluğu, bu coşkun ilim ve irfan nehrinin içinde daha derinden duydum ve emin olunuz ki ağladım. … Yalnız kaldığım zaman gözyaşlarımı üzüntüme sardım. … S. 154”
Ömer Faiz Efendi’nin notlarının son sayfaları İstanbul’a dönüldükten sonra Sadrazam Âli Paşa’nın Yalısı’nda yaptığı toplantıya ilişkin gözlemlerine ayırmıştır. Toplantıyı açarken Sadrazam, bu toplantıyı Sadrazam olarak değil, ülke çıkarları için alınacak önlemleri düşünen bir dost olarak düzenlediğini belirtir ve Sultan Abdülaziz ile birlikte seyahate katılanların edindikleri izlenimler ışığında önerilerini açıklamalarını ve görülen ülkelerden nelerin alınıp nelerin alınmayacağını belirtmelerini ister.  Âli Paşa, son sözü Ömer Faiz Efendi’ye verir. Ömer Faiz Efendi, Sadrazama söylediklerini şöyle kaydetmiştir; “Paşa Hazretleri, bu memleketlerden her şeyi alalım, hatta Müslümanlığı bile alalım. …” Bu sözler üzerine toplantıya katılanlar irkilmişse de Faiz Efendi sözlerini şöyle sürdürmüştür; “Evet Paşa Hazretleri, evet efendimiz, Müslümanlığı dahi bu memleketlerden alalım, çünkü olanlar, ilim, irfan, medeniyet, çalışkanlık, adalet, eşitlikleri ile Müslümanlığın asıl emirlerini Hıristiyan oldukları halde tatbik ediyorlar. … Cehaleti bırakıp ilmi, ilkelliği bırakıp medeniyeti, tembelliği bırakıp çalışkanlığı, el emeği çaresizliğini bırakıp makineyi, şehirlerde ve köylerde pisliği bırakıp temizliği, üfürüğü bırakıp ilacı, deveyi bırakıp treni ve yelkenliyi bırakıp uskurlu gemiyi alır, kadınımızla-erkeğimizle birlikte ve beraber bir tam millet olabilirsek hem dinimizin, hem de devletimizin şanlı bir şekilde devamını sağlarız. … S. 78-79”   
Kitapta yukarıya alıntı yaptığımdan çok daha zengin bilgi, yorum ve gözlem vardır. Onlara kitabı okuyarak ulaşabilirsiniz.
Bu kalitede ve bu zenginlikte tarihe ve günümüze ışık tutan kitapları sadece 1,000 veya 2,000 adet basarak ve bu basımların tükenmesini de üç dört yıla ve bazen daha da uzun süreye yayarak, bilgi toplumu, sorunlara çözüm üreten ve hatalarını tekrarlamaktan giderek uzaklaşan bir toplum olabilir miyiz? Kimse kitaplar pahalı söyleminin arkasına gizlenmesin. İçmekte olduğunuz sigarayı bırakıp, böylece sağladığınız tasarrufun üçte birini kitaba ayırsanız, yeterli kaynağı kolayca bulmuş olursunuz.
Bu tür kitaplar, biz yetişkinleri eğitirken, çocuklarımıza da nitelikli bir kütüphaneyi miras olarak bırakmak onurunu kazandırır.
Osmanlı Devleti’nin neden çöktüğünü ve ülkemizde halen neden bazı sorunlara çözüm bulamadığımıza yönelik birçok ders içeren bu ve benzeri kitapların, kitapevlerinin raflarından asla kaybolmaması gerekir. Sizlere kitap tanıtımını yapmak olduğum kitapların büyük çoğunluğu bu şekilde tek veya iki baskı yapmış kitaplar olageldi, bundan sonra da aynı yaklaşımı izleyeceğim.
Bu tür kitapları eski kitapçılarda aramak yetmez. Kitapevlerine sıkça sormak gerekir ki onlar basımevlerine talep yöneltsin. Daha da ötesi, kitabı arayanlar basımevlerine mektup, elektronik posta atarak yeni basımların yapılmasını istemeliler.
Benim gönlümde yatan, Ömer Faiz Efendi’nin bu seyahate ilişkin olarak tutuğu notların tam olarak basılarak okuyuculara sunulmasıdır.
Son bir önerim de bu kitabı okuyacakların, bu sitede daha önce tanıtımını “Günümüzde Oynanmakta Olan Bazı Oyunları Anlamak İçin Tarihin Tuttuğu Işık II” başlığı altında yaptığım Âli Paşa’nın Vasiyetnamesi’ni de okumaya zaman ayırmalarıdır.

Hikmet Uluğbay  

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s