Referandum’da Anayasa Değişikliklerine Nelere Göre Oy Vereceğim 1

12 Eylül 2010 günü Anayasa değişikliklerine yönelik oyumu kullanmak için sandığa gideceğim. Sandıkta kullanacağım oyumun rengini belirlemek amacıyla önce değişiklik metnini okudum, şimdi basında çıkan yazıları okuyorum, okumaya devam edeceğim ve ayrıca bilgimi arttırmak için bazı küçük araştırmalar da yapıyorum. Şu ana kadar okuduklarımdan ve araştırmalarımdan elde ettiğim bilgileri web sayfamı ziyaret edenlerle de paylaşmak istiyorum.
Okurlara yazıya devam etmeden önce bir dakika durup, hafızalarını yoklayarak şu iki suale yanıt vermelerini öneririm. 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi’nin açılışından bu güne kadar Türkiye’de kaç defa yeni anayasa yapılmıştır ve her bir anayasa yürürlükte kaldığı sürece boyunca kaç defa değiştirilmiştir? Çoğunuzun yanıt vermekte zorlandığınızı tahmin ediyorum. Zira ben de yazıya başlamadan önce, hazırlıklarımı yaparken, bu soruyu kendime sordum ve ben de yanıtlamakta zorlandım ve küçük bir araştırma yapma gereğini hissettim.  Önce bu araştırmamın sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kaç Anayasa Yaptık ve Kaç Defa Değiştirdik
1921 yılından bu yana ülkemiz dört defa anayasa yapmıştır. Seksen dokuz yılda dört anayasa.
Bunlar da sırasıyla(1);
– 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Gençler için, Teşkilat-ı Esasiye sözcüklerinin anayasa anlamında olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.)
– 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu
– 1961 Anayasası
– 1982 Anayasası
Millî Mücadele döneminde çıkarılan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, tam bir anayasa olmaktan çok o sıra dışı dönemin yönetim ve yasamanın kural gereksinimlerine yanıt vermek üzere yapılmış bir geçiş dönemi anayasasıdır. Bu özelliği ile de, Millî Mücadele tamamlanıp oluşan yeni devletin karakteri belirlendiğinde yerini yeni bir anayasaya bırakması kaçınılmazdı. Nitekim, 29 Ekim 1923 günü “Cumhuriyet”in ilanı ile birlikte Millî Mücadele sonrası Türkiye’nin nasıl bir devlet yapısında olacağı kesinleşmiş ve bir süre sonra da devletin yeni yapısına uygun bir anayasa yapılmıştır.  Dolayısı ile bu geçiş dönemi anayasası ve yürürlükte kaldığı süre göz önüne alındığında seksen altı yılda üç anayasa yapılmış oluyor.
Bu nedenlerle, 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu gerçek anlamda ilk anayasa olarak kabul etmek gerekir.  1924 Anayasa’sı 1961 yılına kadar beş değişikliğe uğramıştır. Bunlardan birisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik” bir devlet olduğunu belirten değişikliktir. 1924 Anayasa’sı 1928, 1931, 1934, 1937 ve yine 1937 de olmak üzere beş defa değişikliğe uğramıştır. Diğer bir deyişle 1924-1961 arasındaki 37 yılda beş değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerin hepsi tek partili dönemde yapılmıştır ve Cumhuriyetin kuruluş sürecinde devletin karakteri için gerek duyulan tamamlayıcı düzenlemelerdir. Bu anayasa ile ilgili dikkat çeken diğer bir husus ise, çok partili dönemde ve özellikle on yıl süren Demokrat Parti iktidarı döneminde anayasa değişikliği yoluna gidilme gereksiniminin hiç duyulmamış olmasıdır. 1924 Anayasa’sının değişiklikleri ile diğer anayasaların değişikliklerinin içeriğine bu yazıda girmeyeceğim. Zira,  anayasa değişikliğinin içeriğine girmeksizin diğer verilerin ışığında dahi anayasa değişikliği konusunda net bir tavır belirlemeye yetecek düzeyde bilgi olduğunu göstermeye çalışacağım.
Anımsanacağı üzere, 1961 Anayasa’sı, 1960 askeri ihtilâli sonrasında yapılmıştır. Bu anayasa da yürürlükte kaldığı 1961-1982 arasındaki 21 yılda yedi defa değiştirilmiştir. Hukukçuların ve akademisyenlerin genel kanısı, 1961 Anayasası’nın özgürlükler açısından sahip olduğumuz en kapsamlı anayasa olduğu yolundadır.  Yapılan yedi değişikliğin yapılış tarihleri sırasıyla şöyledir; 1969, 1970 iki defa, 1971 iki defa, 1973 ve 1974. 
1980 askeri ihtilâli sonrasında yapılan 1982 tarihi Anayasa, 1980 öncesi yaşanan siyasi ve sosyal istikrarsızlık, çalkantı ve bunalımlara tepki niteliğinde bir anayasa olmuştur. 1982 Anayasası yürürlükte bulunduğu 1982-2010 arasındaki 28 yıl içerisinde on altı defa değişikliğe uğramıştır. Yukarıdaki bilgileri bir tablo şekilde derlemek gerekirse Tablo 1 deki görünüm ortaya çıkmaktadır.
                       Tablo 1
1924-2010 dönemi Anayasa değişiklikleri
Anayasa          Yürürlük          Değişiklik Sayısı
1924                37 yıl                     5
1961                21 yıl                     7
1982            yürürlükte                16

Referanduma sunulan değişiklik de göz önüne alındığında, 1982 anayasasına yönelik değişiklik sayısı on yediye çıkacaktır. Unutmamak gerekir ki, bu değişikliklerden bazıları tek maddede değişiklik yaparken, büyük çoğunluğu birçok maddede değişiklik getirmiştir.
Şimdi 1982 Anayasası’nda yapılan değişikliklerin yapılış tarihlerini anımsayalım. 1987, 1993, 1995, 1999, yine 1999, 2001, yine 2001, (26.12.)2002, 2004, 2005, yine 2005, 2006, 2007, yine 2007, yine 2007, 2008, 2010. Bu yıl dizisine dikkatle bakıldığında, önce birkaç kez aynı yılda iki defa değişiklik yapıldığı görülür, sonra da, 1982 Anayasası’nda en çok değişikliğin, on değişiklikle, AKP iktidarı döneminde yapıldığı gözlemlenir. AKP iktidarı döneminde yapılan ilk anayasa değişikliği, Parti’nin genel başkanı R. T. Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi için yapılmıştır. Seçilmesini engelleyecek, hükmü bulunduğu için milletvekili adayı olamıyordu. Kasım 2002 den Mayıs 2010 tarihine değin geçen yedi buçuk yılda on defa anayasa değişikliği yapılması, Cumhuriyet tarihimizin en yoğun anayasa değişiklik sürecini oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle, AKP döneminde ortalama dokuz ayda bir anayasa değişikliği yapılmış olmaktadır. 1924 anayasasında yapılan değişiklikler (37/5=7.4 yıl) ortalama yedi buçuk yılda bir ve 1961 anayasasında yer alan değişiklikler ortalama (21/7=3 yıl) üç yılda bir ve AKP öncesi 1982-2002 döneminde (21/7= 3 yıl) yine üç yılda bir anayasa değişikliği yapılmışken, bu aralık AKP döneminde (7.5/10= 9 ay) 9 aya inmiştir.
Bildiğim kadarı ile, Cumhuriyet döneminde bırakın anayasa değişikliklerini bir tarafa, çıkarılan hiçbir yasa bu kadar sık aralıklarla değişikliğe konu edilmemiştir. Bu durumu neyin göstergesi olarak yorumlamalıyız?
Anayasaların bazı hükümleri de elbette gelişen koşullara göre eskiyebilir ve günün gereksinimlerine yanıt vermeyebilir ve değiştirilirler. Ancak, anayasalar, devletin temel yapısına yönelik yasalar olduğu için bu değiştirme gereksinimlerinin çok seyrek olması en doğalıdır. Bizde görülen sıklıkla anayasa ve anayasa maddeleri değişikliğine demokrasi ile yönetilen dünya ülkelerinde hemen hiç rastlanmaz. Değişiklik süresini 9 aya indiren sıklıkla anayasa değiştirmek olsa olsa iki şekilde yorumlanabilir. Bunlardan birincisi, anayasa yapmayı bilmemektir ki, böyle bir iddiada bulunmak hukukçularımıza ve TBMM’ne veya Kurucu Meclis’lere karşı büyük haksızlık olur. İkinci olasılık ise, devletin temel yapısını, iktidarı mutlak güç konumuna taşıma arzusu olabilir. Böyle bir devlet yapısı da istikrarlı ve sağlıklı bir demokrasi olmaz.     
Niyetler konusunda bir anlayışa varmadan önce, anayasa değişikliklerinin yapılmasındaki toplumsal ve siyasi uzlaşı boyutuna göz atmak gerekir. Yukarıda 1924 anayasasında 1937 yılından sonra çok partili dönemde ve on yıllık Demokrat Parti döneminde anayasa değişikliği yapılmadığına değinilmişti. 1961 anayasasının yürürlükte olduğu dönem ülkenin neredeyse tamamen koalisyon hükümetleri ile yönetildiği bir dönem olduğu anımsanırsa, bu dönemde yapılan anayasa değişiklikleri partiler arası uzlaşma ile yapıldıkları görülür.
1982 Anayasa’sında yapılan değişiklikler ve uzlaşma anlayışı
Bu bilgilerden sonra şimdi, halen yürürlükte olan ve on yedinci defa değiştirilecek olan 1982 anayasasının hüküm sürdüğü dönemdeki değişiklikleri daha ayrıntılı olarak inceleyebiliriz.
17 Mayıs 1987 değişikliği
Bu değişiklik, Anavatan Partisi’nin (ANAP) yüzde 45.1 oy alarak 400 üyeli TBMM’ye 211 milletvekili ile iktidarda olduğu dönemde ve 1987 seçimlerinden yaklaşık altı ay önce 17 Mayıs 1987 tarihinde yapılmıştır. 1983 seçimlerine katılım oranı yüzde 92.3 tür. Bu yüzde 92.3 oyun ANAP (45.1), HP (30.5) ve MDP (23.3) olmak üzere toplamda yüzde 98.9 u TBMM de temsil edilme hakkını elde etmiştir. Diğer bir deyişle toplam seçmenin (92.3 x 98.9=) yüzde 91.3 ü TBMM de temsil edilmiştir. Anayasa değişikliği oylamasına 371 üye katılmış, 315 evet oyuna karşılık 56 ret oyu almıştır. Birden fazla anayasa maddesinde değişiklik yapılan bu kanunun en önemli yönü, 1982 anayasası ile getirilen, 1980 öncesindeki siyasetçilere yönelik seçilme yasağının kaldırılmasını öngörmesidir. Diğer değişiklikler ise, seçmen yaşının 21 den 20 ye indirilmesi, milletvekili sayısının 400 den 450 ye çıkarılmasıdır. İktidardaki ANAP’ın 211 milletvekili olmasına karşılık anayasa değişikliği 313 kabul oyu almıştır. Bu kabul oyu sayısının kayıtlı seçmenin yüzde 50 den çok fazlasını temsil ettiği açıkça görülmektedir.  102 oy TBMM de bulunan diğer iki partiden gelmiştir. Bunu daha net görebilmek için 1983 yılında Meclis’e giren partilerin sandalye dağılımını anımsamak gerekir. ANAP 211, H.P. 117 ve MDP 71 üye. 1983-1987 döneminde MDP geniş ölçüde üye kaybetmiştir. MDP’den ayrılanlardan ANAP’a geçenler de vardır. Dolayısı ile 1987 anayasa değişikliği geniş bir uzlaşı ile TBMM de kabul edilmiştir.  Buna rağmen değişiklik, yasaklı siyasetçilere yeniden seçilme olanağını verdiği için halkoyuna sunulmuştur. Referandum öncesinde “hayır” ve “evet” yönü ile yoğun bir kampanya yürütülmüştür. Referanduma sunma kararı bir anlamda, yasağın kaldırılmasına halk “hayır” desin amacını gütmüştür. Halkoylamasına katılım yüzde 93.6 gibi sıra dışı bir boyutta olmasına rağmen kabul oyu yüzde 50.2 gibi sınır düzeyde çıkmıştır. Sandığa gidenler bazında yüzde 50.2 olan kabul oyları kayıtlı seçmen bazında yüzde 50 nin altında bir sonuç göstermektedir.
1988 yılında yerel seçim tarihinin beş ay öne çekilmesi için de bir anayasa değişikliği yapılmış ise de bu değişiklik halkoylamasında sadece yüzde 35 evet oyu alarak reddedilmiştir.
8 Temmuz 1993 değişikliği
1993 değişikliği ise tek maddeye yöneliktir.  TBMM’deki 450 milletvekilinden 370 i katılmıştır. Kabul oyu 313 tür. Bu değişikliği yapıldığı tarihte iktidarda Doğru Yol Partisi (DYP 178) ve Sosyal Halkçı Parti (SHP 99) koalisyonu vardır. İktidar partilerinin toplam milletvekili sayısı (178 +88=) 266 dır.  İktidardaki partilerin 1991 seçiminde aldıkları oy yüzdeleri de sırasıyla yüzde 27.0 ve yüzde 20.8 olmak üzere toplamda yüzde 47.8 dir. Diğer partilerin aldıkları oylar ise ANAP yüzde 24.0 ve Refah Partisi yüzde 16.9 dur. Meclis’te temsil edilen partilerin aldıkları oyların toplamı (27.0 + 20.8 +24.0 + 16.9=) yüzde 88.7 dir. Seçime katılma oranı yüzde 83.9 olduğu anımsandığında TBMM kayıtlı seçmenin (83.9 x 88.7=) yüzde 74.4 ünü temsil etmekteydi. Diğer partiler de değişikliğe 47 oy verdiği için anayasa değişikliğinin arkasında yüzde 50 den fazla seçmen desteği vardır.  Anayasa değişikliği 313 evet oyu aldığına göre, değişiklik muhalefetle uzlaşma sonucu yapılmıştır.   
22 Temmuz 1995 değişikliği
1995 genel seçimlerinden beş ay önce yapılan bu değişiklikle, başlangıç metni ile birlikte bazı maddelerde değiştirilmiştir. 450 milletvekilinden 392 si oylamaya katılmış ve 360 ı evet oyu kullanmıştır. Bu değişikliklerden biri milletvekili sayısının 450 den 550 ye çıkarıyordu.
Bu değişiklik sırasında da DYP ve SHP koalisyonu iktidarda idi. Değişikliğin aldığı 360 evet oyu, iktidar partileri dışındaki partilerinin 94 oyunu da içerdiği için seçmen oylarının yüzde 50 den fazlasının desteğini ifade etmekte idi.  Dolayısı ile bu anayasa değişikliği de bir uzlaşma ürünü idi.
18 Haziran 1999 değişikliği

Tek bir anayasa maddesinde değişiklik yapılması öngörülmüştür. 550 milletvekilinin olduğu TBMM de oylamaya 483 üye katılmış, 423 üye kabul oyu kullanmıştır. Hükümeti oluşturan DSP (136), MHP (129) ve ANAP (86) nın üye toplamının 351 olduğu göz önüne alındığında, (423-351=) 72 oy Hükümet dışı partilerden gelmiştir. İktidarı oluşturan partilerin 1999 seçimlerinde aldıkları oy oranları sırasıyla şöyledir; (22.2 +15.4 + 13.2=) 50.8 dir. Muhalefet partilerinin oyları ise Refah Partisi yüzde 21.4 ve Doğru Yol Partisi yüzde 10.7 dir. TBMM de temsil edilen partilerin aldıkları oy toplamı (50.8 + 21.4 + 10.7=) yüzde 82.9 dur. 1999 seçimlerine katılım oranı yüzde 87.1 olduğuna göre, TBMM de temsil edilen partiler seçmenin (87.1 x 82.9=) yüzde 72.2 dir. İktidar partilerinin milletvekili sayısının 351 olduğu göz önüne alındığında 72 oy muhalefet partilerinden gelmiştir.  Kabul oyu verenlerin seçmen toplamı içindeki payı yüzde 50 nin çok üzerindedir. Görüldüğü üzere, bu değişiklik de çok geniş bir uzlaşı ile gerçekleştirilmiştir.
13 Ağustos 1999 tarihindeki değişiklik

Anayasanın bazı maddelerini değiştiren bu düzenlemenin oylamasına 506 üye katılmış ve 448 kişi kabul oyu kullanmıştır. Bir önceki değişikliklerdeki sayısal veriler anımsandığında bu değişikliğin de çok geniş bir uzlaşı tabanı ile gerçekleştiği görülür.
3 Ekim 2001 değişikliği
Anayasanın bazı maddelerini değiştiren bu kanunun oylamasına 494 milletvekili katılmış ve 474 üye kabul oyu vermiştir. 1999 seçim sonuçlarına ilişkin yukarıdaki bilgiler anımsandığında, bu değişikliğin TBMM de geniş bir uzlaşma tabanına dayandığı görülür.
21 Kasım 2001 değişikliği

Anayasanın bir maddesini değiştiren bu kanunun oylamasına 449 milletvekili katılmış ve 434 üye kabul oyu vermiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında bu değişikliğin de geniş bir uzlaşının ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
26 Aralık 2002 değişikliği
Değişiklik yapılan maddeler içerisinde R.T. Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesini sağlayacak düzenleme de vardır. 2002 seçimleri sonrasında TBMM’ne sadece iki parti girebilmiştir. Bunlar da AKP (34.3) ve CHP (19.4) dir. İki partinin aldıkları oy oranları toplamı (34.3 + 19.4=) yüzde 53.7 dir. TBMM’ne, oy kullanan seçmenlerin iradesinin sadece yüzde 53.7 nin yansıması gibi çok düşük bir oran benim bildiğim kadarı ile ilk defa gerçekleşmiştir. 2002 seçimlerine katılım oranının yüzde 79.1 olduğu hatırlandığında, kayıtlı seçmenin sadece (79.1 x 53.7=) yüzde 42.5 i TBMM’de temsil edilebilme şansını bulmuştur. Dolayısı ile 2007 seçimleri sonrasına kadar yapılan anayasa değişikliklerini değerlendirirken seçmen iradesinin TBMM bu düşük düzeyde yansıma oranı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu anayasa değişikliği için 484 oy kullanılmıştır. Kabul oylarının sayısı 437 dir. AKP’nin 363 ve CHP’nin 178 milletvekili olduğuna göre, 437 oyun (437-362=) 75 oy CHP den gelmiştir. CHP’nin milletvekili sayısının 178 olduğu anımsandığında, kabul oyu kullananlar CHP içinde bir azınlığı (75/178= yüzde 42.1 i) temsil etmektedir. Bu durumda, bu değişikliklerin arkasında oy kullanan veya kayıtlı seçmenin yüzde ellisinden azının desteğinin olduğu rahatlıkla söylenebilir. CHP’nin kısmi desteğine rağmen bu değişiklik kayıtlı seçmen ve sandığa giden seçmen bazında bir azınlık kararı olmaktan kurtulamamıştır. Bu noktada bazı okurların dikkatini çekmiştir, AKP’nin 363 milletvekili olmasına rağmen yukarıda oy sayısı olarak 362 sayısını kullandım. Bunun nedeni TBMM Başkanı’nın oy kullanma hakkının olmaması nedeniyledir.
7 Mayıs 2004 değişikliği
Anayasa’nın bazı maddelerini değiştiren yasanın oylamasına 471 üye katılmıştır. Kabul oyları sayısı 457 dir. Bu durumda CHP’nin verdiği oy sayısı (457-362=) 95 e çıkmıştır. Değişikliğe oy veren CHP li üye sayısı artmış olmasına rağmen bu sayı CHP üyelerinin yüzde 53.4 dür. Bu husus göz önüne alındığında bu anayasa değişikliğinde de 2002 seçimlerinde oy kullanan seçmenlerin veya kayıtlı seçmenlerin yarısından azının desteği olduğu ifade edilebilir. Bu değişiklik kayıtlı seçmen veya sandığa giden seçmen bazında bir azınlık kararı olmuştur.
21 Haziran 2005 değişikliği

Bu yasa ile anayasanın bir maddesi değiştirilmiştir. Oylamaya 421 milletvekili katılmış ve 397 kabul oyu çıkmıştır. Bu kararda CHP’nin desteği (397-362=)35 e gerilemiştir. 35 CHP milletvekili CHP grubunun yüzde (35/178=) yüzde 19.7 sidir. Bu durumda bu değişiklik de kayıtlı seçmen ve oy kullanan seçmen bazında bir azınlık kararı olmuştur.   
28 Ekim 2005 değişikliği
Bu yasa ile anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğin oylamasına 436 milletvekili katılmış ve 433 kabul oyu çıkmıştır. CHP bu değişikliğe verdiği destek (433-362=) 71 kişidir. 71 oy CHP grubunun içinde (71/178=) yüzde 39.9 dur. Dolayısı ile bu değişiklik de kayıtlı seçmen ve oy kullanan seçmen bazında bir azınlık kararı olmuştur.
12 Ekim 2006 değişikliği
Bu düzenleme ile anayasanın bir maddesi değiştirilmiştir. Oylamaya 445 milletvekili katılmış ve 413 kabul oyu çıkmıştır. Bu değişikliği destekleyen CHP li sayısı (413-362=) 51 kişidir. 51 kişinin CHP grubu içindeki payı (51/178=) yüzde 28.7 dir. Dolayısı ile bu anayasa değişikliğinin kayıtlı seçmen veya oy kullanan seçmen bazında desteği yüzde 50 den az olup diğer bir deyişle azınlıkça desteklenen bir karar olmuştur.  
10 Mayıs 2007 değişikliği
Bu değişiklik ile anayasaya geçici bir madde eklenmiştir. Oylamaya 443 milletvekili katılmış 429 üye kabul oyu kullanmıştır. Değişikliği destekleyen CHP li milletvekili sayısı (429-362=) 67 dir. Bu sayının CHP grubu içindeki payı (67/178=) yüzde 37.6 dır. Dolayısı ile bu değişiklik de kayıtlı seçmen ve sandığa giden seçmen bazında bir azınlık kararı olmuştur.
10 Mayıs 2007 İkinci değişikliği

Biraz önce değinilen anayasaya geçici bir madde eklenmesine ilişkin kanunun teklifinin kabulünden hemen sonra, aynı gün TBMM anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını öngören diğer bir kanunu kabul etmiştir. Bir günde iki ayrı anayasa değişikliği kanunu kabul edilmesi başlı başına ilginç bir durumdur. Bu değişiklik bünyesinde Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören düzenleme de mevcuttur. Bu düzenleme, TBMM de Cumhurbaşkanı seçme sürecinde, seçime ilk turda en az 367 üyenin katılımı sağlanamadığı için iptal edilmesine tepki olarak yapılmıştır. O dönemde 367 kuralı, bana göre, topluma yanlış tanıtılmış ve tartışma yanlış yönde yürütülmüştür. Bu tartışmalar üzerine bu sitede “Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışılırken gözden kaçanlar” başlıklı yazımda 367 sayısının ne anlama geldiği ve o güne kadar ki uygulaması konusunda 1982 yılından bu yana yer alan gelişmeleri açıklamıştım. Konu ile ilgilenen okurlar o yazıya bakabilirler.
Bu değişikliklerin oylamasına 377 milletvekili katılmış ve 376 kabul oyu verilmiştir. Bu oylamada muhalefetin katkısı (376-362=) 14 kişidir. Yukarıdaki bilgiler de göz önüne alındığında bu karar da kayıtlı seçmen ve sandığa giden seçmen bazında bir azınlık kararı olmuştur.
Bu anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmiştir.
31 Mayıs 2007 günü 10 Mayıs 2007 değişikliğinin yeniden görüşülmesi
Cumhurbaşkanının veto ettiği yasa, TBMM yeniden görüşülmüş ve aynen kabul edilerek Cumhurbaşkanına gönderilmiştir. Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin yasanın ikinci kez görüşüldükten sonra onaylanmasına 397 milletvekili katılmış ve 370 kabul oyu çıkmıştır. Bu durumda CHP’nin ve diğer muhaliflerin desteği (370-362=) 8 e inmiştir. Bu desteğin CHP grubu içindeki payı (8/178=) yüzde 4.5 tur. Bu durumda AKP’nin yüzde 34.3 oyuna CHP’nin yüzde 19.4 nün yüzde 4.5 u eklenmiştir ki bu da yüzde 0.87 eder ki bu değişikliğin oy kullanan seçmen bazında desteği (34.3 + 0.9=) 35.2 düzeyindedir. Diğer bir deyişle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından desteklenmesini düzenleyen anayasa değişikliğinin gerisinde oy kullanan seçmenin yüzde 35.2 nin desteği var görünümü doğmuştur. Bu değişiklikler halk oylamasına sunulmuştur. Halk oylamasına katılım yüzde 67.5 olup kabul oyu da katılanların yüzde 68.9 dur. Bu durumda kayıtlı seçmenin (67.5 x 68.9=) yüzde 46.5 i bu değişikliklere evet demiştir. Görüldüğü üzere, halk oylamasında yüzde 68.9 ile kabul edilmesine rağmen bu kayıtlı seçmen bazında yüzde 46.5 luk bir azınlık kararı olmuştur. Halkoylamasına katılmamanın sonucunun ne olabileceğini göstermek bakımından bu bilgi önem taşımaktadır. 
Bu bilgiler 12 Eylül 2010 halk oylaması için de çok büyük önem taşımaktadır. Zira, seçmen, halk oylamasına sunulan anayasa değişiklikleri için sandığa gidip tavrını ortaya koymaz ise, yüzde 46.5 gibi bir halk desteği ile toplumun temel yasanın çok önemli hükümleri değiştirilebilmektedir.  Sandığa gitmeyen seçmenin kullanmadığı oyun sonuçları “evet” oyu ile aynı olmaktadır.
2002 seçimlerinden 2007 seçimlerine geçen dönemde yapılan 7 anayasa değişikliği (ki bu AKP’nin yaptığı toplam 10 değişikliğin yüzde 70 dir) 2002 seçimine katılan seçmenlerin ve kayıtlı seçmenin azınlığını temsil eden oy düzeyleri ile gerçekleşmiştir.
16 Ekim 2007 değişikliği
2007 genel seçimlerinden sonra anayasada yeniden değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliği incelemeden önce seçim sonuçlarının TBMM’ne yansıyış durumuna kısaca göz atmak uygun olacaktır.
2007 genel seçimlerine katılım oranı yüzde 84.2 olmuştur. Yüzde 84.2 oranındaki katılım ise TBMM ne girebilen partilere şu oranlarda dağılmıştır; AKP (46.6), CHP (20.9), MHP (14.3), bağımsız (5.2) dir. Diğer bir deyişle sandığa giden seçmenin (46.6 + 20.9 + 14.3 + 5.2=) yüzde 87 si  TBMM’de temsil edilebilme olanağını bulmuştur. TBMM’de temsil, kayıtlı seçmen bazında (84.2 x 87=) yüzde 73.3 düzeyinde olmuştur. Bu durum 2002 genel seçimlerine göre çok ciddi bir gelişmedir. TBMM’de temsil edilen partilerin üye sayıları ise şöyle olmuştur. AKP 341, CHP 112, MHP 71 ve bağımsız seçime girenlerin katıldığı BDP 26 dır.
2007 yılında yapılan üçüncü anayasa değişikliğine 480 milletvekili katılmış ve kabul oyları 386 da kalmıştır.  Bu durumda bu değişikliğe muhalefetten kalım düzeyi (386-340=) 46 olmuştur. 2007 genel seçim sonuçları göz önüne alındığında bu değişikliğin gerisinde 2007 seçimlerine katılan seçmenlerin yarıdan fazlasının desteği olduğu görülür.   
9 Şubat 2008 değişikliği

Anayasanın bazı maddelerini değiştiren bu kanunun oylamasına 518 milletvekili katılmış ve 411 i kabul oyu kullanmıştır. Bu oylama yapıldığında, bildiğim kadarı ile, AKP’den henüz istifa eden milletvekili yoktu. Bu durumda 411 kabul oyunun 340 AKP’den geldiğine göre muhalefetin değişikliği destekleme boyutu (411-340=) 71 milletvekili düzeyinde kalmıştır. Bu durumda bu değişikliğin  gerisinde de sandığa giden seçmenin yarısından fazla bir destek olduğunu söyleyebiliriz.
6 Mayıs 2010 değişikliği

12 Eylül 2010 günü halk oylamasına konu olacak bu anayasa değişikliklerinin oylamasına 409 milletvekili katılmış ve 336 sı kabul oyu kullanmıştır. AKP 2007 seçimlerinde TBMM’ne 341 milletvekili ile girmiş ise de halen bu sayı 336 ya inmiştir. Dolayısı ile bu anayasa değişikliğinin gerisinde 2007 seçimlerinde sandığa giden seçmenlerin yüzde 45 i kadar bir destek olduğu söylenebilir. Diğer tüm anayasa değişikliklerin şu veya bu sayıda muhalefet milletvekili desteği yer alırken, bu değişiklikte bırakınız muhalefetten bir destek olmasını 2007 seçimlerinde AKP milletvekili olarak TBMM giren bazı milletvekillerinin bile oyu yoktur. Görsel ve yazılı basında yer alan bilgilerden de anımsanacağı üzere bu anayasa değişikliğinin oylamaları sırasında milletvekilleri üzerinde sıkı bir markaj olduğu da ileri sürülmüştü. Esasen anayasa değişikliklerinin ikinci kez görüşülmesi sırasında birinci maddede kabul oylarının 332 de kalması da bu anayasa değişikliğine iktidar milletvekillerinden bazılarının pek de gönüllü katılmadığı izlenimi yaratmıştır. Dolayısı ile 12 Eylül 2010 da halk oylamasına sunulacak anayasa değişikliğinin gerisinde (AKP’den istifa eden milletvekilleri nedeniyle) AKP’nin 2007 seçimlerinde aldığı yüzde 46.6 dan daha az bir destek olduğu görülmektedir. Bu değişiklikler konusunda TBMM’de partiler arası uzlaşı olmadığı gibi, değişikliğe ilişkin metnin AKP tarafından TBMM Başkanlığı’na sunuluşu sırasında metnin altındaki imzalar konusunda çıkan tartışmalar anımsandığında, iktidar partisi içinde de tam bir uzlaşı olduğunu söylemek olası değildir.
Anayasa değişiklik metni mi, yoksa kompozisyon ödevi mi?
2010 anayasa değişikliklerinin içeriğine girmeksizin sadece metnine baktığınızda bile bu bölümün başlığındaki soruyu sormadan edemiyorsunuz. Bunu Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve üyelerine ilişkin maddeyi örnek alarak göstermek istiyorum. Yazının Ek 1 ine baktığınızda halk oylamasına sunulacak maddelerden Anayasa Mahkemesi’nin yeni yapısını düzenleyen metni göreceksiniz. İsterseniz okuyun isterseniz okumayın ama sadece boyutuna bakınız. Ek 1 de yer alan metin halk oylamasına sunulacak maddelerden sadece birisidir. Ek 2 ise, mevcut anayasa maddesidir. İki madde arasındaki boyut farkı net bir biçimde görülmektedir. Aslında anayasa değişikliği metninde EK:1 de yer alan metinden çok daha uzun olanlar da mevcuttur.
Anayasalar temel ilkeleri belirlerler ve tamamlayıcı düzenlemelerin kanun ile yapılmasını öngörürler. Anayasa maddelerinin temel ilke belirlemek yerine tüm ayrıntıyı içerecek şekilde yazılması halka ve halkın bundan sonra oluşturacağı TBMM kompozisyonlarına güvenmemek anlamını taşır. Zira, anayasayı değiştirmenin kuralları, yasaları değiştirmekten çok daha büyük merasime tabidir. Bu ayrıntıda yapılan bir düzenlemenin yanlış olduğu uygulamada görüldüğü taktirde bu yanlışlığı düzeltmek için yeniden bir anayasa değişikliği yapılması gerekecektir. Ayrıca, ilerideki seçimlerden sonra, oluşacak TBMM kompozisyonunda bu tür yanlışlıkların düzeltilmesinde gereken uzlaşıyı sağlamak zor olursa, sistem sorunu çözemez noktaya gelebilir. Ayrıntılı anayasa maddesi yazmak bir bakıma güçlü bir dayatmaya dönüşebilir.
12 Eylül 2010 da halk oylamasına sunulacak anayasa değişiklikleri metninde EK 1 de yer alan metne benzer birçok madde de yer almaktadır. Bunları teker teker sizlerin dikkatine sunmak istemiyorum. İsteyen okur, internette anayasa değişiklik metnini bularak kendi incelemesini yapabilir. Ancak bir hususa değinmeden geçemeyeceğim, Avrupa ülkelerindeki ve ABD deki Hukuk Fakültelerinde sınav sorusu olarak “bir anayasa değişikliği önerisi yazın” dense ve öğrenci örneklerimizdeki uzunlukta madde yazarsa, hocası önce kırık not verir, daha sonra da öğrencisine Anayasa Hukuku nedir ve anayasalar nasıl olmalıdır konusunda yazılmış en az bir kaç kitabı okuma ödevi olarak verir.  Bahsettiğim ülkelerdeki Anayasa dersi verenlerin öğrencilerden beklediği cevap kanımca şöyledir; “Anayasa Mahkemesi … üyeden oluşur. Üyeler … kurumlarından gösterilecek adaylar arasından TBMM’nin üye tam sayısının … oyu ile … yıl için seçilir. Anayasa Mahkemesinde görev yapan üyelerin ikinci kez seçilmeleri mümkündür. Bu konudaki diğer hususlar Anayasa Mahkemesi Kanununda belirlenir.”
Anayasa Mahkemesi’nin değişiklikleri incelerken, maddelerin uzunluğu ile Anayasa Hukuku açısından bir analiz yapmamış olmasını, ben çok ciddi bir noksan olarak görüyorum.
Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine gereksinimi yok mudur?
1982 anayasasında bazı değişikler yapılması gerekmekte idi. Esasen bu gerekli değişikliklerin önemli bölümü Avrupa Birliği’ne uyum düzenlemeleri çerçevesinde yapılmıştır. Dolayısı ile 1982 anayasası 1982 de yapıldığı içerikten ve yapılan çok uzaklaşmıştır.
Yukarıda ele alınan on yedi anayasa değişiklik paketinin bir bölümü esasen bu amaçla yapılmıştır. Bu noktada bir hususun altını çizmek gerekir ki, 2002 seçimleri öncesi yapılan anayasa değişikliklerinin tamamı AB’ye uyum amaçlı olarak yapılmış ve iç politika hesaplarına dayanmamıştır.
Bana göre, 12 Eylül 2010 da halk oylamasına sunulacak anayasa değişiklikleri, anayasamızı daha çağdaş daha demokratik bir duruma ve içeriğe kavuşturmaktan uzak ve anayasanın niteliğini 12 Eylül 1982 metninin gerisine götürecek yapıdadır.
Anayasa’da yargıya yönelik yapılan düzenlemeler adaletin daha doğru ve süratle oluşmasını sağlayabilecek midir?
Anayasa değişikliğinin bünyesinde yargıya yönelik yer alan düzenlemelerin, vatandaşın beklentilerine yanıt vermesi söz konusu değildir. Çünkü yargı sürecinin süratle ve adaleti sağlayacak şekilde işleyebilmesi için öncelikle yargı mekanizmasının bağımsız ve tarafsız olması gerekmektedir. Halkoyuna sunulacak anayasa değişikliği metni yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak ve güçlendirmek yerine tam tersi sonuçları yaratacak bir içeriktedir. Ayrıca vatandaş, yargıya intikal eden işlerinin süratli ve adalete uygun olarak sonuçlanmasını beklemektedir. Vatandaş beş yıldır, on yıldır süren davalarının sonuçlanmasını beklemektedir. Bu gereksinim ise ne bu, ne de başka anayasa değişikliği ile sağlanabilir. Bunun sağlanması için mahkeme ve hakim sayısının arttırılması ve meslek içi eğitim mekanizmasının güçlendirilmesi ve istinaf mahkemelerinin kurulması gerekmektedir. İhtisas mahkemelerinin sayısında da artışa gerekmektedir. Ayrıca, yargının daha etkin ve verimli çalışabilmesi için adli kolluk kuvvetinin ve ileri teknoloji laboratuarlarının bu kurum bünyesinde kurulması da gerekmektedir.
Bütün bu düzenlemelerin yapılmasında mutlaka yargı mercilerinin deneyimlerinden ve birikimlerinden yararlanılmalıdır. Yargı kurumları ile tartışarak, onları suçlayarak onların katkılarını reddederek yargı reformu yapmak mümkün değildir. Yargı reformu yapacakların öncelikle mutlaka kuvvetler ayrılığını ve idarenin, TBMM tarafından olduğu kadar yargının denetimine de tabi olduğunu içselleştirmiş olması gerekir. Bunları içselleştirme demokratlığın da demokrasinin de en temel unsurudur.
Dolayısı ile kimse bu değişikliklerle yıllardır sonucunu almayı beklediği davaların süratle sonuçlanacağını beklemesin. 
Sonuç
Buraya kadar sunduğum bilgilerden de görüldüğü üzere, 1982 anayasasında yapılan değişikliklerin oylama sonuçlarından 1987 halkoylamasına katılım oranı yüzde 93.6 hariç, hiçbirisi 1982 anayasasının halkoylamasına katılım düzeyi olan yüzde 91.3 e ve kabul oylarının oranı olan yüzde 91.37 ye ulaşamamıştır.
Yukarıda da değindiğim üzere, anayasayı dokuz ayda bir değiştirme, hatta aynı günde iki ayrı yasa ile anayasada değişiklik yapma tavrı sergileyen bir politik anlayışın hazırladığı anayasa değişikliğine benim “evet” demem mümkün değildir. Aynı şekilde, 12 Eylül 2010 günü halkoyuna sunulacak değişikliklerin hazırlanış, diyalog aranma ve müzakere sürecinde muhalefetin önerilerine kulak tıkayan, yüksek yargı kurumlarının uyarılarını dikkate almayan ve bu uyarılara sert yanıtlar veren bir anlayışla hazırlanan bir anayasa değişikliğine “kabul oyu” verebilmem olası değildir. Anayasa değişikliğinin içeriğine yönelik görüşlerimi ayrı bir yazıda  sizlerle paylaşacağım.
Ben de görüşlerimin ilk bölümünü sunmayı burada tamamlıyorum. Yazımı bitirmeden önce dünya ölçeğinde saygınlığı olan bir hukukçumuzun görüşlerinden yaptığım bazı alıntıları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde uzun süre yargıç olarak görev yapmış ve ülkemizi uluslar arası yargı dünyasında onur ve kıvanç duyacağımız şekilde temsil etmiş olan Rıza Türmen’in yazılarından konumuzla ilgili bazı alıntılarımı okurlarla paylaşmak istiyorum.
Türmen, “Anayasa paketinde yargı bağımsızlığı” başlığını taşıyan yazısında şu saptamaları yapıyor(2); “Anayasa Mahkemesi 17 üyeden oluşacak. 3 üye TBMM tarafından salt çoğunlukla seçilecek. 14 üye Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Bunlardan dördü Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakılmış. Cumhurbaşkanı’nın atayacağı 4 üye, YÖK’ün göstereceği adaylar arasından atayacağı 3 üyeyle Meclis’in seçeceği 3 üyenin iktidar partisinin görüşlerini paylaşan üyeler olacağı açık. Böylelikle, 17 üyeden en az 10 unun iktidar partisine yakın üyeler olması güvence altına alınmış.”
Türmen yazısında önemli bir uyarıda daha bulunmaktadır. “HSYK yargı bağımsızlığının anahtarı. Siyasal iktidar burada da dizginleri sıkıca elinde tutmak istiyor. Bunu şöyle gerçekleştiriyor: Adalet Bakanı ve müsteşarın üyelikleri ile Bakan’ın başkanlığı sürüyor. Oysa Avrupa Yargıçlar Konseyi de Venedik Komisyonu da raporlarında Bakan’ın HSYK’ya Başkanlık etmemesini öngörüyorlar. AB Komisyonu uzmanları, Anayasa’nın 159. maddesinin değiştirilerek Adalet Bakanı ve müsteşarın HSYK üyeliğinden çıkarılmasını tavsiye ediyor.” Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na Adalet Bakanı ve müsteşarının üye olmaya devam etmesi bu kurulun tarafsız olmasını sağlayabilir mi? Bu sorunun yanıtını geçtiğimiz yıl içinde bir çok kez gördük. Bakan ve müsteşar Kurul’un çok önemli toplantılarına katılmayarak toplantıların yapılmasını ve karar alınmasını bloke edebildiler. Türmen’in yazısında görüşlerine yer verdiği Avrupa kuruluşları HSYK’nın dolayısı ile yargı erkinin bağımsız olabilmesi için Bakan ve müsteşarın HSYK da üye olmaması gerektiğini belirte gelmektedirler. Avrupa ülkelerinde hakimler ve savcılarla ilgili kararları alan kurumlarda Adalet Bakanları ve müsteşarları görev yapmamaktadırlar. Halk oylamasına sunulan anayasa değişikliği bu yönde yapılan sayısız  uyarıları da göz önüne almamıştır. 
Türmen aynı yazısında halkoylamasına katılacak bizlere, kendimize şu soruları sormamızı ve yanıtlarını düşünmemizi de öneriyor; “Bağımsız bir yargı istiyorsak, anayasa paketine ilişkin (olarak) en azından şu soruları sormamız gerekmez mi?
Neden Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğu Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla seçilmiyor da, Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor?
Neden Adalet Bakanım HSYK Başkanlığı’ndan çekilmiyor, üstelik yetkileri genişletiliyor?
Neden yargıç ve savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlı olmasını öngören Anayasa’nın 140. maddesi değiştirilmiyor?
Anayasa paketi değerlendirilirken, yargının bağımsızlığı sorunun sadece yargının değil, Türk demokrasisinin bir sorunu olduğunun göz önünde tutulması gerekir.”
Türmen, diğer bir yazısının başlığı, hepimizin 12 Eylül 2010 günü sandığa gitmeden önce kendimize sormamız gereken bir soruyu taşıyor; “Nasıl bir hukuk devleti istiyoruz?” (3). Türmen’in yazısının başlık altı ifadesini de sizlerle paylaşmak istiyorum; “Pakette yer alan şekerleri ayıkladığınız zaman aslında değişiklik önerilerinin temelini yargının oluşturduğunu görüyoruz. Yürütmeden bağımsız bir yargı mı istiyorsunuz, yoksa yürütmeye bağlı bir yargı mı? Türkiye’de bir hukuk devleti mi istiyorsunuz yoksa otoriter bir devleti mi tercih ediyorsunuz? Bu soruya verilecek yanıt Türkiye’deki demokrasinin niteliğini ve geleceğini de kararlaştıracak.”
Ben bir seçmen olarak bu sorulara yanıtımı, yukarıda yaptığım incelemeler ve okuduklarım ışığında, esasen vermiş ve açıklamıştım. Türmen’in kullandığı sözcüklerle de yeniden belirtmem gerekirse, yürütmeden bağımsız bir yargı istediğim ve Türkiye’nin çağdaş bir hukuk devleti ve demokrasi olmasını istediğim için ve gelecek kuşaklara karşı vicdan huzuru içinde olabilmek için referandumda anayasa değişikliği paketine “hayır” oyu vereceğim.
İzleyen yazımda, anayasa değişikliğinin içeriğine baktığımda neden “hayır” diyeceğimi sizlerle paylaşacağım.

Hikmet Uluğbay

 

(1) Anayasa gen.tr.
(2) Türmen Rıza, “Anayasa paketinde yargı bağımsızlığı”, Milliyet Gazetesi 19 Nisan 2010.
(3) Türmen Rıza, “Nasıl bir hukuk devleti istiyoruz” Milliyet Gazetesi, 24 Mart 2010.
EK: 1
“MADDE 146- Anayasa Mahkemesi on yedi üyeden kurulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”

 

Ek: 2
MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi on bir asıl ve dört yedek üyeden kurulur.
Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer.
Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri ile üst kademe yöneticileri ve avukatların Anayasa Mahkemesine asıl ve yedek üye seçilebilmeleri için, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş veya öğrenim kurumlarında en az onbeş yıl öğretim üyeliği veya kamu hizmetinde en az onbeş yıl fiilen çalışmış veya en az onbeş yıl avukatlık yapmış olmak şarttır.
Anayasa Mahkemesi, asıl üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Başkanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s