Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!

Haiti’yi sarsan Richter ölçeğinde 7 büyüklüğündeki deprem sonrasında, ABD’nin bu ülkeye derhal yardım amaçlı 10,000 dolayında asker sevkettiği haberi, Fransa ve Venezuela tarafından yardım olmaktan ziyade bir işgal olarak tanımlanmıştır(1). Bu haber üzerine, ulusal basında Prof. Dr. Celel Şengör’ün geçmişte bir televizyon programında(2), olası bir İstanbul depreminin sonrasına yönelik değerlendirmeler yaparken şu hususu da belirttiği ifade edilmiştir; “Eğer İstanbul depremi için önlem almazsak, İstanbul’da olacak bir depremden sonra Türkiye’nin rejimi ve daha ötesi bağımsızlığı tehlikeye girer. Ortaya çıkacak kargaşa sonrasında yabancı güçler gelip Türkiye’yi işgal eder. Türkiye Cumhuriyeti sona erer(3).” Benzeri tezi, yazar M.G. Kırıkkanat 2003 tarihinde basılan “Bir gün gece” isimli kitabında işlediğini de köşe yazısında belirtmiştir(4).
Prof. Dr. Şengör’ün bu açıklamalarının basında yeniden gündeme gelmesi üzerine, kendisi ve diğer bazı akademisyenler konuya ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Bu açıklanan düşünceleri şöyle özetlemek mümkündür(5); Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Siyaset Bilimci Prof. Dr. D.Ü. Arıboğan “… Haiti ve Türkiye eşdeğer durumda ülkeler değil. Türkiye’nin kendi yaralarını sarma kapasitesi çok daha yüksek ve tek bir ülkeye bağımlılığı yok. Deprem sonrası en kötü halde finansal zorluklar yaşamamız ve uluslar arası desteğe bağımlı hale gelmemiz söz konusu olabilir. …” İTÜ Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür “… Bu bölgede sanayinin deprem nedeniyle zafiyete uğraması, ülkenin ticari ve üretim gücünü de zafiyete uğratacaktır. Bunu tekrar devreye sokmak, ülkenin bazı sanayi ve ekonomik yönden güçlü ülkelere, kurum ve kuruluşlara el açması anlamına gelecektir. Ama bağımsızlığını kaybetmez.” Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı “1999 depremi de Türkiye’yi çok sarsmıştı. Gölcük depreminden sonra Türkiye belli ölçüde de olsa ders aldı. Tam olarak hazırlığını tamamlamasa da bu hazırlığını sürdürüyor. Olası büyük bir İstanbul depreminin işgale yol açabileceğini düşünmüyorum. …” İÜ Deprem Bilimci Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu “Ekonomik çöküntü olacağı kesin ve en büyük korkumuz da depremin sonucu açısından bu. Türkiye’nin sanayinin yüzde 50 sini oluşturan, verginin yarısını veren bir bölgeden bahsediyoruz. Marmara Bölgesi’ni vuracak olası böyle bir deprem, Türkiye’nin kalp krizine neden olur ve bundan nasıl kurtulacağımızı da kimse bilemez. Celal Hoca’ya bu anlamda katılıyorum. … Türkiye tarih boyunca parçalanmaya çalışılan bir ülke olmakla birlikte bir Haiti de değildir.” Yazar M.G. Kırıkkanat “… Olayın vahametini kavrayamadığımızı düşünüyorum. İşgalin de Celal Hoca’nın dediği gibi olacağına inanıyorum. Artık yardımlar askerlerle geliyor ve Türkiye’nin önüne yapılacak her yardımı, borçları koyacaklardır. Bunun ardından da ‘küresel yönetimi’ dayatacaklarına kuşku duymuyorum.” Bu görüşlerin alınması sırasında, konu İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör yeniden sorulduğunda, Prof. Dr. Şengör daha önceki görüşlerine şu açıklığı getirmiştir “… Olası büyük İstanbul depreminin ardından Türkiye’ye uygulayacağı işgal, askerle olamaz. Çünkü askerle gelse milletin def edeceğini bilir. Türkiye’ye yönelik felakete bağlı işgalde ortaya atılacak olan tarihi mekânlarınızı ayağa kaldırmak için para veririz ama biz de gelirsek biçiminde olacaktır. … Bu da ‘Duyunu Umumiye’nin kurulmasıdır. …”
Yukarıya özetle alınan görüşler olası büyük bir İstanbul depreminin ciddi bir ekonomik fatura çıkaracağı, sanayinin büyük darbe alabileceği ve bu yaraları sarabilmek için yurt dışından büyük ölçekli mali kaynak sağlama zorunluluğu doğacağı bunun da çeşitli boyutta büyük riskler içerebileceği şeklinde özetlenebilir.
Olası bir büyük İstanbul depreminin ülkemiz için ortaya koyacağı ekonomik ve politik sorunları değerlendirmeden önce, son büyük depremin yaşandığı Haiti ile Türkiye’ye ilişkin bazı temel göstergeleri kısaca anımsamakta fayda görmekteyim. Haiti’nin yüzölçümü 27,750 kilometre kare veya Sivas ilimizden (28,567 kilometre kare) biraz daha küçüktür. Buna karşılık Türkiye’nin yüzölçümü 783,562.4 kilometre karedir. Ancak, olası depremin yakından etkilemesi söz konusu İstanbul (5,315.3), Kocaeli (3,625.3) ve Yalova (850.5) nın toplam alanı 9,791.1 kilometre kare olup Haiti’nin yaklaşık üçte biri kadardır. Haiti’nin 2007 yılı nüfusu yaklaşık 9.6 milyondur. Buna karşılık depremin etkilemesi olası üç ilimizin nüfusu 2008 yılı verilerine göre 14,384,934 kişidir. Bu nüfusun halen 15 milyonu aştığını kabul etmek doğru bir varsayım olacaktır ki, bu Haiti’nin nüfusunun yaklaşık 1.6 katıdır. Haiti’nin ulusal geliri 2007 de sadece 5 milyar dolar iken, Türkiye’nin 2008 yılı milli geliri 741.8 milyar dolardır.  Ulusal gelirin yaratılmasına, TÜİK’in 2006 yılı verilerine göre İstanbul (yüzde 27.5) Kocaeli ve Yalova’nın da dahil olduğu Doğu Marmara (yüzde 12.7) olmak üzere toplamda yüzde 40.2 dir. Bu hesaba göre 2008 yılında 741,754 milyon dolarlık GSYİH’nın İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde üretilen boyutu yaklaşık 298.2 milyar dolardır. Bu rakamın ifade ettiği büyüklük, 2008 yılında Yunanistan’ın GSYİH’nın 288.1, Finlandiya’nın GSYİH’nın 234.3; Arjantin’in 239.7 ve Romanya’nın 137.7 milyar dolar olduğu düşünülürse çok daha kolay anlaşılır. Çünkü olası büyük bir deprem önce sabit sermaye yatırımlarında sonra da üretim üzerinde önemli hasar yapma riskini beraberinde getirecektir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yaptığı çalışmalara göre, üretim faktörlerinden sermayenin üretime katkı oranları 2006-2007 döneminde yüzde 30-45.3 arasında değişmektedir. Bu veriler göz önüne alındığında İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde 298.2 milyar dolarlık GSYİH üretilebilmesi için yaklaşık 600-900 milyar dolarlık sabit sermaye yatırımı gerektiği varsayımını yapabiliriz.

 DPT’nin 2009-2010 döneminde sermayenin büyümeye etkisi 39.6 olarak tahmin edilmektedir. Bu orana göre bölgedeki sabit sermaye tutarı yaklaşık 753 milyar dolar olmaktadır. Gerçekçi rakamın 600-1,000 milyar dolar aralığında bir yerde olduğu tahmin edilebilir.
Haiti’nin ordusu terhis edilmiş ve halen sadece küçük bir sahil güvenlik birimi faaliyettedir. Haiti, Küba’nın hemen karşısında ve Venezuela’yı da denetleyebilecek bir konumdadır. O nedenle de ABD’nin bölgede izlediği politikalar bakımından stratejik önem taşıyan bir yerdedir. Ayrıca Haiti’nin zengin petrol, doğal gaz, altın, bakır, uranyum, iridium ve elmas madenlerine sahip olduğu da ileri sürülmektedir(6). Haiti 1697-1804 döneminde Fransa’nın sömüge yönetimi altında kaldı ise de, 1804 de başkaldırarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Haiti 1915-1935 döneminde ABD işgali altında kalmıştır(7). 1991 de askeri rejimin kurulmasının ardından 1994 yılında ABD ülkeye müdahale etmiş, 20,000 asker göndermiş ve askeri varlığını 1999 a kadar sürdürmüştür(8). Bu bilgilerden de görüldüğü üzere, ABD, Haiti’ye birkaç kez asker göndermiştir. Bu bağlamda Haiti’de yer alan 1991 ve 2004 askeri darbelerinin ABD tarafından desteklendiği iddiaları ileri sürülmekte ve ayrıca demokratik seçimle işbaşına gelmiş bulunan Jean-Bertrand Aristide’in 2004 de darbe ile görevden uzaklaştırılması konusunda da ABD yoğun eleştirilere hedef olmaktadır(9).
29 Şubat 2004 te yapılan darbeden sonra Birleşmiş Milletler (BM) istikrarı sağlamak üzere Haiti’ye 7,031 asker ve 2,034 ü de polis olmak üzere toplam olarak 9,065 kişilik bir güç göndermiştir (10). Bu BM Gücü 12 Ocak 2010 depremi olduğunda Haiti’de görev yapmaya devam etmekteydi ve halen de o görevini sürdürmektedir.
ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki Daimi Delegesi Alejandro Wolff’un “Orada uzun vadeli kalacağız, bu iş kolayca ve çabukça çözülebilecek bir sorun değildir” dediği ve ABD Güney Ordusu Komutanı’nın da “Pazar günü (24 Ocak 2010) denizde ve karada yaklaşık 20,000 askerin görevde olacağını” açıkladığı belirtilmektedir(11).  Bu durumda Haiti’deki BM ve ABD askeri varlığı 30,000 e yakın düzeye ulaşmıştır.
Yukarıda satırbaşları ile açıklanan bilgiler, Haiti’nin bulunduğu coğrafya nedeni ile ABD bakımından stratejik önem taşıması yanında, sahip olduğu mineral zenginlikler bakımından da ayrı bir değer taşıdığını ortaya koymaktadır.
Bu aşamada Haiti’nin sahip olduğu ileri sürülen petrol ve doğal gaz varlığına ilişkin bilgileri biraz daha ayrıntılı incelemekte fayda görüyorum. Haiti’nin tam karşısına düşen Küba’da, adanın kuzeyindeki kara sularında 20 milyar varil boyutunda bir petrol rezervi bulunduğunu Reuters Haber Ajansı 24 Ekim 2008 tarihinde haber yapmıştır(12). Aynı haberde ABD Geological Survey’in bulunan bu yataklar için verdiği tahmin olarak da şu bilgiler yer almıştır, petrol tahmini 5 milyar varil ve doğal gaz tahmini de 10 trilyon kübik feet. Küba’da petrol bulunduğu haberlerini izleyen dönemde Çin Devlet Başkanı Hu Jintao bir heyetle birlikte adayı ziyaret etmiş ve Küba’nın limanlarını geliştirme konusunda bir anlaşma imzalanmış ve bu ülkeden ham madde satın alma konusunda müzakereler yapılmıştır. Çin Devlet Başkanı’nın ziyaretini Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev’in takip etmiş ve Medvedev ile Küba Devlet Başkanı Castro’ya vekalet eden Raul Castro arasında Rus petrol şirketlerinin Küba’da petrol araması ve geliştirmesi konusunda bir anlaşma imzalanmıştır(13). Küba’nın kara sularında zengin petrol varlığının keşfedilmesi ve ardından Çin ve Rus Devlet Başkanlarının bu ülkeyi ziyaretleri ve yatırım konusunda anlaşma imzalamaları, Küba adasının ABD için stratejik önemini bir kat daha artırmıştır. Zira iki dünya gücü ABD’nin yakın arka bahçesinde ekonomik olarak yer edinmeye başlamışlardır.
2009 yılında yayınlanan diğer bir haberde ise ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinin 400 kilometre güneydoğusunda Meksika Körfezi’nde İngiliz Petrol Şirketi BP’nin 10,865 metre (35,055 feet) derinlikte “dev boyutta” bir petrol yatağı bulduğu belirtilmiştir(14). Aynı haberde bu girişimde BP’nin diğer ortakları olarak Brezilya’nın Petrobras (% 20) ve CononcoPhilips (%18) gösterilmektedir. Bu kuyunun dünyanın en derin petrol kuyularından biri olduğu belirtilmektedir. Bu derinliğin özel bir anlam taşıdığı aşağıda açıklanacak bilgilerden de görülecektir.
2009 yılı sonlarında, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Çin ve Rus petrol şirketlerinin ülkesinin Orinoco bölgesindeki ağır petrol yataklarında Venezuela petrol şirketi PDVSA ile birlikte petrol üretmek amacıyla gelecek üç yıl içinde 36 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıklamıştır(15). ABD ile Venezuela arasında ilişkiler Chavez’in Devlet Başkanı olmasından bu yana ciddi sıkıntılı bir süreç yaşamaktadır. Venezuela petrol üretiminin önemli bölümünü ABD’ye ihraç etmektedir. 
2 Şubat 2010 günü Rusya’nın Venezuela’nın Orinoco bölgesinde Junin 6 petrol sahasında PDVSA ile birlikte günde 450,000 varil petrol üretip ABD’ne satmak üzere gelecek 40 yıl içerisinde 20 milyar dolar yatıracakları Rus yetkililerce açıklanmıştır(16).
Haiti Devlet Başkanı Jean-Baptiste Aristide’nin 2004 de devrilmesinden bir yıl sonra Teksas Üniversitesi’nin Jeofizik Enstitüsü Karayipler Havzası’nın jeolojik verilerine yönelik iki fazlı-haritalama işlemlerine başladığı ve çalışmanın 2011 yılında tamamlanacağı belirtilmektedir(17). Aynı makalede bu projenin finansmanını karşılayanlar ABD ve İngiliz petrol şirketlerinin adları da yer almaktadır. Bu noktada hatırlanması gereken bir husus da Haiti Devlet Başkanı Jean-Baptiste Aristide’nin görev yaptığı dönemde, 2000 yılında, ülkenin yer altı zenginleri konusunda ayrıntılı bilgi içeren ve bu zenginliklerin ülke çıkarları ve halkın refahı için nasıl kullanılacağına ilişkin çözüm ve uygulama önerilerini de içeren bir plan hazırlanıp yayınlanmıştır. Bu plan ile birlikte petrol ve maden yataklarının bulunduğu yerleri gösteren haritalar da yayınlanmıştır(18).   
2004 yılında Fransızca olarak yayınlanan bir makalesinde Dr. Georges Michel, Haiti ve Dominik’in bulunduğu Hispaniola adasının karasında ve denizlerinde petrol bulunduğunun eskiden beri bilindiğini yazmış ve 1908 de Haiti’nin kurulduğu dönemde Rio Todo El Mondo havzasının haritalarda petrollü bölge olarak işaretlendiğini ileri sürmüştür(19). Aynı yazıda, Dr. Michel, 1950 lerde Haiti’nin Cul-de-Sac yaylalarında çokuluslu şirketler tarafından petrol aramalarının yapıldığını ancak bulunan petrolün işletmeye açılmadığı da ileri sürülmektedir.
Petrol politikaları konusunda değerli bir uzman olan F.W. Engdahl’in, bu yazıda birkaç kez atıfta bulunduğum incelemesinde(20), Karayipler bölgesinin aktif bir jeolojik bölge olduğu, bu bölgede Kuzey ve Güney Amerika kıtaları ile Karayipler tektonik tabakalarının (ki bunların okyanus tabanında 3-6 mil kalınlığında olduğu belirtilmektedir) birbirlerine durmaksızın sürtündükleri belirtilmektedir. Bu farklı kıtaların sürtüşmekte olduğu bölgelerden dünya kabuğu altındaki katmanlardan dünya kabuğuna doğru yoğun hidokarbon oluşumlarının sızabildiğine de işaret edilmektedir. Petrolün fosillerden oluşan yakıt olduğu kuramına aykırı düşen bu sav konusunda Rusya’nın 1950 lere uzanan çalışmaları olduğu belirtilmektedir. 1940 larda Rus ve Ukraynalı bilim insanlarının petrolün orijinini araştırmak üzere başlattıkları çalışmaların sonuçlarını 1956 da açıklayan Prof. Vladimir Porfir’yev “petrolün dünya kabuğunda biyolojik olarak oluştuğu savı doğru değildir. Bunlar dünyanın başlangıcından beri vardır ve derinliklerden patlamalarla dünya kabuğuna çıkmaktadırlar.(21).”
Bu savı doğrulayan diğer bir çalışma da Nature Geosciences dergisinin 26 Temmuz 2009 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışma, İsveç’in başkenti Stockholm’de yerleşik Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde Vladimir Kutcherov ve iki araştırma arkadaşı tarafından yapılmıştır. Kutcherov ve çalışma arkadaşları dünya kabuğunun altındaki doğal koşulları ısı ve basınç altında, doğalgaz ve petrolün temel maddesi, hidrokarbon üretme işlemini laboratuar ortamında denemiş ve gerçekleştirmişlerdir(simulation)(22). Araştırmacı Kutcherov, “fosilden oluşmuş petrolün Teksas’da yerin altında 10.5 kilometre derinliğe çökebilmesi olası değildir” açıklamasını da yapmıştır.
Petrol ve doğal gazın oluşumuna ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde yoğunlaşarak devam edeceği anlaşılmaktadır. 
ABD’nin 12 Ocak 2010 tarihinde Haiti’de yer alan deprem sonrasında, derhal 10,000 kişilik bir askeri birliği bu ülkeye sevketmesi, daha sonra da asker sayısını 20,000 e çıkarması ve ardından, ABD’nin Birleşmiş Milletlerdeki Daimi Temsilcisi Alejandro Wolff’un “Bu çabucak ve kolayca çözülebilecek bir durum değildir, uzun vadeli olarak buradayız”(23) açıklamasını yapması, bu büyük asker sevkiatını petrolle ilişkilendiren yorumların artmasına da neden olmaktadır. Ayrıca, Chossudovsky, Haiti depreminden bir gün önce 11 Ocak 2010 günü ABD Güney Komutanlığı Karargahı’nda olası bir fırtınanın (hurricane) Haiti’ye vurması sonrasında kurtarma ve yardımın nasıl yapılabileceğine yönelik bir senaryo üzerinde kuramsal bir tatbikat yapıldığını da yazmıştır(24). ABD’nin Haiti’ye asker çıkarmasından sonra ülkeye insani yardım sevkeden, Fransa, Venezuela ve Brezilya’dan gönderilen tıbbi malzeme yüklü uçaklara iniş izninin verilmemesi de ağır eleştiri konusu olmuştur. Diğer taraftan 14 Ocak 2010 gece yarısından sonra Çin’e ait arama ve kurtarma ekiplerinin bulunduğu uçağın Haiti’ye ulaşması ve üç gün sonra Çin’in 90 ton gıda, su, ilaç, çadır acil durum lambaları, su arıtma ve giyecek yüklü bir uçak daha göndermesi(25), Rusya ve Çin’in Karayipler Bölgesi’nde yer alan Küba ve Venezuela ile olan petrol dahil ekonomi ve politik ilişkilerini yoğunlaştırmasının da ABD’nin Haiti’ye daha fazla asker sevketmesinde rol oynamış olabileceği bir tahmin olarak söylenebilir.
Haiti, deprem ve Karayipler petrolüne yönelik bu özet bilgiler ışığında, şimdi de olası bir İstanbul büyük depremine ilişkin olarak ileri sürülen düşünceler ve tezler konusunu değerlendirmeye geçebiliriz.
Yukarıda Türkiye Haiti karşılaştırmasına ilişkin olarak sunduğum bilgilerden de anımsanacağı üzere, olası bir büyük İstanbul depremi 15 milyonu aşkın bir nüfusu, 298 milyar dolar üzeri bir katma değer üretimini ve 298 milyar doların en az iki-üç katı sabit sermaye yatırımını etkilemesi söz konusudur. Ayrıca, İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür’ün şu gözlemini de hatırlamak gerekmektedir; “Marmara’nın altındaki günün birinde kırılacaktır ve büyük bir deprem üretecektir. İstanbul’daki yapı stoku ise son derece zayıftır ve böyle bir depreme karşı koyacak güçte değildir(26).” Yukarıdaki hesaplamalara bu yapı stokunun maddi değeri dahil değildir. Diğer taraftan Haiti depreminde ölenlerin sayısı konusunda ülke Başbakanı Jean-Max Bellerive’in yaptığı açıklamaya göre ölü sayısı 212 bini bulmuş ve daha artmasından da endişe edilmektedir(27). Haiti’ye ait bu veriler de göz önüne alındığında olası bir büyük İstanbul depreminin çok büyük bir nüfusu ve ekonomik varlığı tehdit ettiği açıkça görülür. Böyle büyük bir riske yönelik olarak çok ciddi ön hazırlıklara gecikmeksizin başlanmış olması gerekmektedir. İstanbul ve çevresinin bir deprem sonrasında gereksinim duyacağı barınaksız kalacaklara korunma ve beslenme, yaralılara tıbbi destek, enkaz altında kalanları süratle çıkarması için oluşturulacak ve eğitilecek kurtarma ekiplerinin hazırlanması, ölenleri defnetme gibi lojistik gereksinimler Haiti’de ortaya çıkandan çok daha büyük ölçekli olacak ve çok daha büyük organizasyon ve kurumlar arası işbirliği gerektirecektir. Bu konuda devletin sivil ve askeri kurumları ve yerel yönetim birimlerinin şimdiden yapacakları hazırlıklar da o denli kapsamlı ve ayrıntılı olmak zorundadır. Bu konuda yeteri kadar hazırlıklı olunmaması durumunda, yurt dışından bu konuda talep edilebilecek destek ve yardım talebi de o denli büyük olacaktır. Artan bu taleplerimize verilecek yanıtların da bir maliyet içermesi söz konusu olabilecektir. Bu konuda daha ayrıntılı düşünce ve öneri üretmeyi konunun uzmanlarına bırakıyorum.
Büyük ölçekli İstanbul depreminin hasarlarının giderilmesi ve ekonomik yapının eski kapasitesine kavuşturulması, tarihi eserlerin onarılması için gereksinim duyulacak ekonomik kaynak boyutu da (bir rakam vermek istemiyorum ama) yukarıda açıklanan rakamlar ışığında çok büyük boyutlara ulaşacaktır. Üzülerek belirtmek gerekir ki, yurt içi tasarruf olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle bu ekonomik kaynağın da çok geniş ölçüde yurt dışından sağlanması gerekecektir. Zira, İstanbul ve çevresi ülke tasarruflarının oluşmasında çok önemli yer tutmaktadır ve deprem bu kaynakların bir kısmını kullanılamaz veya erişilemez kılabilecektir. Dolayısıyla, deprem bu tasarruf potansiyelini de çok olumsuz yönde etkileme riskini beraberinde getirecektir.
Bu noktada hatırlamamız gereken bir diğer husus da İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesi’nin 15 milyonu aşkın nüfusu ve bu nüfusun Türkiye geneline göre göreceli olarak daha eğitimli ve üretim becerisi yüksek olduğu gerçeğidir. O nedenle bu insanlarımızın depremden en düşük kayıpla kurtulabilmesi için öncelikle hastane, okul ve metro gibi toplu taşıma alanlarının süratle depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, depremde yaralananlara ilk yardım ve ilk müdahaleyi yapacak seyyar bölge hastaneleri için yerler belirlenmeli ve buralarda kurulacak hastanelerin ısınma ve aydınlanmasında kullanılacak malzemelerin stoklanması ve zamanında ulaştırılabilmesine yönelik lojistik çalışmalar şimdiden yapılmalıdır.
Şimdi de olası büyük bir İstanbul depremine yönelik olarak henüz tartışmalarda gündeme getirilmeyen birkaç önemli gördüğüm husus üzerinde durmak istiyorum.
Bunlardan birincisi İstanbul Boğazı petrol tanker taşımacılığı bakımından, Hürmüz, Malakka, Süveyş ve Bab el-Mandep’ten sonra günde ortalama 2.4 milyon varil ile dünyanın beşinci stratejik tıkanma riskli (chokepoint) ulaşım kanalıdır(28). Petrol deniz taşımacılığının geçtiği boğazlar ve kanalların zaman ve parasal maliyeti yüksek alternatifleri olmasına rağmen İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının derhal kullanılabilir alternatif suyolları veya boru hatları yoktur. Bu gerçek, İstanbul Boğazı’nın stratejik önemini çok daha yüksek düzeye çıkarmaktadır. Günlük 2.4 milyon varil, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 2.9 udur. Bu noktada, OPEC’in verilerine göre 2007 yılında günlük ham petrol üretiminde bazı ülkelerin verilerini anımsamak, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın dünya petrol pazarlarına sağladığı katkıyı çok daha somut biçimde ortaya koyacaktır. Kuveyt’in günlük ham petrol üretimi 2.6 milyon varil, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2.5 milyon varil, Irak’ın 2.2 milyon varil ve Nijerya’nın 2.0 milyon varildir(29). Deprem İstanbul Boğazı’nda petrol tanker trafiğini engelleyebilecek bir durum yaratır ise, bunun dünya piyasalarında petrol fiyatlarını hangi çılgın düzeylere çıkarabileceği bu bilgilerden kolayca tahmin edilebilir. Deprem, Boğaz trafiğini tıkayacak böyle bir durum yaratır mı bilemem. Bu soruyu ancak uzmanları yanıtlayabilir. Ancak Boğazlardan petrol akışını durduracak veya yavaşlatacak bir olay yer aldığı takdirde, bu tıkanıklığı Türkiye kendi olanakları ile kısa sürede gideremez ise, bu sorunu çözmek için ABD, NATO ve Rusya’nın bir yarış içinde olacağı ve Türkiye’ye her türlü baskıyı yapabileceklerini hatırda tutmak gerekir. Bu sitede daha önce yayınladığım, “Petrol fiyatlarının 90 dolara dayanmasından kim sorumlu?” başlıklı yazımda, petrol fiyatlarının o düzeye ulaşmasında Türkiye’nin Kuzey Irak’ta yerleşik terör örgütüne yaptığı askeri harekatı sorumlu göstermeye çalışan Batı basınından örnekler verip, o dönemde petrol fiyatlarını tırmandıran unsurların neler olduğunu açıklamıştım. Dolayısı ile İstanbul Boğazı’ndaki petrol trafiğinin deprem nedeni ile belirli boyutun üstünde aksaması dış baskıların her geçen gün artmasına neden olabilecek ciddi bir tehlikedir. Dolayısı ile depremin Boğaz’daki deniz trafiğini etkilememesi konusunda şimdiden ciddi araştırma yapılıp, böyle bir sorunu çözmeye yönelik önlemler dizisinin de gecikmeden üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.
İstanbul’da son yıllarda sayıları süratle artan yabancı sermayeli kuruluşun ve yabancı yerleşiminin de olası büyük bir deprem sonrası ülkemizde üretilecek deprem sonrası hizmetlerin yetersiz kalması ve ciddi aksaklıklar göstermesi halinde, yabancıların vatandaşlarına yardım ve koruma amaçlı yardım etme isteklerini gündeme getirebilecektir.
İkinci olarak üzerinde durmak istediğim husus, olası deprem bölgesindeki sabit sermaye yatırımlarının depremden hasar görmeden veya en az hasarla kurtulabilmesine yönelik önlemlerdir. Bu önlemler, deprem sonrasında hem ekonominin genel gücünü hem de vergi gelir düzeyini korumak bakımından çok önemlidir. GSYİH’nın yaklaşık yüzde 40 ını üreten İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesi, bu üretimi yaklaşık 600-900 milyar dolar aralığında bir sabit sermaye stoku ile yapmakta olduğunu yukarıda DPT verilerine dayanarak yazmıştım. Aynı şekilde devletin vergi gelirlerinin yüzde 40 ından fazlası da bu bölgelerden elde edilmektedir. Bu durmda, deprem bölgesindeki üretime yönelik sabit sermayenin bulunduğu işyerlerinin de depreme dayanıklı konuma getirilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Bu güçlendirme çalışamalarının vakit geçirilmeksizin başlayıp tamamlanması için devlet vergi teşviki dahil her türlü özendirme aracını kullanmalıdır. Zira bu tesislerin deprem sonrasında çalışır durumda olması, hem devlete vergi geliri ve döviz sağlayacak ve deprem sonrası sıkıntıların daha kolay aşılmasına yardımcı olacak, hem de deprem sonrası ailelerin ekonomik durumlarının daha kötüleşmemesini sağlayacaktır.
Unutmamak gerekir ki son yıllarda izlenen yanlış ekonomik politikaların sonucu olarak bu sabit sermaye sahiplerinin azımsanmayacak bir bölümü büyük bir dış borç yükü altına da girmişlerdir. Bu borçların ödenebilmesi ve sanayinin çarklarının yeniden dönebilmesi için bu sabit sermaye stokunun depreme karşı korunması ülke ekonomik çıkarları bakımından da büyük önem taşıyacaktır.
Diğer taraftan, olası büyük ölçekli İstanbul depreminden etkilenecek bölgeye halen dahi büyük ölçekli sabit sermaye yatırımı yapılmasına göz yummak veya özendirmeye devam etmek olası tahribatın da hızla büyümesine yol açmaktadır. O nedenle İstanbul ve çevresine yönelik yatırım politikalarını hem iş çevrelerinin hem de Hükümet’in çok ciddi şekilde ve birlikte gözden geçirmesinde sayısız fayda mevcuttur.
Üçüncü olarak üzerinde durulması gereken husus, büyük bir deprem sonrasında kurtarma, sağlık hizmeti sunma ve enkaz kaldırma gibi hizmetlerin yürütlmesi enkazla kapanacak şehir içi yollar nedeni ile çok zorlaşacaktır. Helikopter, bisiklet ve motorsiklet gibi araçların enkazla kaplı alanlarda hızlı ve verimli çalışmaya katkıları büyük olabilir. Dolayısı ile deprem sonrası yapılacak çalışmalarda kullanılacak ulaşım araçları planlamasının da önceden bitirilmiş olması gerekir.
Dördüncü olarak üzerinde durmak istediğim husus, Rusya’da ve İsveç’te yapılan bilimsel çalışmalar sonunda ileri sürülen hidrokarbon oluşum tezleri ışığında deprem olayının ve bölgesinin bu boyutla da gözlem altına alınması gereğidir. Üniversitelerimiz ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın bu savları yakından inceleyerek olası depremi bu boyutuyla da gözlem altına alacak ortak bir proje hazırlamalarında fayda görmekteyim.
Dileğim, İstanbul ve çevresinin beklenen büyük bir depremle karşılaşmamasıdır. Ancak bilim bu riskin hergeçen gün arttığını söylüyorsa, o zaman yapılacak tek şey, felaketin boyutunu küçültebilmek için aklımızı, emeğimizi ve kaynaklarımızı süratle seferber etmektir. Bu anlayışın önde gelen gereklerinden biri de başta Prof. Dr. Celal Şengör olmak üzere uluslar arası saygınlık kazanmış bilim adamlarımızın uyarılarını ciddiye alıp yapılacak çalışmalarda rehberliklerini kabul etmektir.

(İzleyen not 2 Mart 2010 günü eklenmiştir.)  Yukarıda Haiti depremi için bilgi sunmuştum. Birkaç gün önce de Şili’de çok daha büyük ve yıkıcı bir deprem (Richter ölçeğinde 8.8) gerçekleşti. Bu deprem sonrasında Şili’ye yukarıda açıklananlara benzeyen bir yardım ve kurtarma ekibi akışı oldu mu? Buna ilişkin bilgiler bilgiler okudunuz mu? İki ülkeye yapılan yardım ve kurtarma ekibi sevkiyatının farklı boyutlarda olması, acaba iki ülkenin stratejik önemlerinin ve petrol varlıklarının farklı olmasından mı kaynaklanıyor sorusunu ister istemez akla getiriyor.

Hikmet Uluğbay
   

(1) Laing Aislinn and Tom Leonard, “France accuses the US of ‘occupying’ Haiti as thousands of troops flood in” Global Research January 19, 2010 ve Reuters, “Chavez says US occupying Haiti in name of aid”, Global Research January 18,2010.
(2) 6 Haziran 200 “Teke Tek”  televizyon programı.
(3) Altaylı Fatih, “Haiti’ye bakıp Celal Şengör’ü görmek”, Haber Türk Gazetesi 20 Ocak 2010.
(4) M.G. Kırıkkanat, “Bugün Haiti, yarın Türkiye” Vatan Gazetesi  20.1.2010.
(5) Uruş Alper, “7 üstündeki bir deprem işgale neden olur mu?”, Haber Türk Gazetesi 21 Ocak 2010 sayfa 9.
(6) Engdahl F. William, “The Fateful Geological Prize Called Haiti”, Gşobal Research January 30, 2010 ve Laurent Marguerite, “Oil in Haiti-Economic Reasons fort he UN/US Occupation” Open Salon 13 October 2009 (aynı makale Global Research de January 22, 2010 da yeniden yayınlandı.
(7) Yukarıda 1 nolu dip nottaki Aislinn ve Leonard’ın yazısı.
(8) Chossudovsky Michael, “The Militarization of Emergency Aid to Haiti: Is it a Humanitarian Operation or an Invasion?” Global Research January 15, 2010.
(9) Chossudovsky Michael, “The Destabilization of Haiti”, Global Research February 29, 2004.
(10) Chossudovsky Michael, “The Militarization of Emergency Aid to Haiti: Is it a Humanitarian Operation or an Invasion?”,  Global Research January 15, 2010.
(11) “US Says it will stay in Haiti for long term” Global Reach January 23, 2010.
(12)  “Cuba’s claims of 20 B barrels in offshore oil raise eyebrows” Reuters October 24, 2008/Canada.com.
(13) Carroll Rory, “Medvedev and Castro meet to rebuild Russia-Cuba relations” The Guardian November 28, 2008.
(14) “Venezuela, China sign 16 bn dolar oil deal” September 17, 2009.
(15)  Bryanski Gleb, “Russia, Venezuela set up $20 bln oil venture” Reuters Moscow/Caribbeannetnews.com
(16) “BP makes ‘Giant’ oil discovery in Gulf of Mexico” The Huffington Post September 2, 2009.
(17)  Engdahl F.W., yukarıda dipnot 6 da yer alan makalesi.
(18)  Engdahl F.W., dipnot 6 da yer alan makalesinin 16 nolu dipnotu.
(19)  Michel Dr. Georges, “Oil in Haiti” 27 March 2004, margueritelaurent.com.
(20) Engdahl F.W., dipnot 6 daki yazısı.
(21) Engdahl F.W., “Confessions of an ‘ex’ Peak Oil believer” 14 September 2007, engdahl.oilgeopolitics.net.
(22) “Researchers at the Royal Institute of Technology (KTH) in Stockholm have managed to prove that fossils from animals and plants are not necessary for crude oil and natural gas to be generated”, 10.09.2009, innovations-report.com.
(23) “US Says it Will Stay in Haiti for Long Term” Global Research January 23, 2010.
(24) Chossudovsky Michel, “A Haiti Disaster Relief Scenario Was Envisaged by the US Military One Day Before the Earthquake”, January 21, 2010 Global Research.
(25)  Griswold Deirdre, “Cuba, China, Venezuela Send Immediate Assistance to Haiti” Global Research January 22, 2010.
(26) “İstanbul için felaket senaryosu” 17 Ağustos 2009 Gerçek Gündem.
(27)  “Haiti’deki depremde ölenlerin sayısı” 5.2.2010 Stargündem.
(28) Eia.doe. “Important World Oil Transit Chokepoints”.
(29)  OPEC, “Annual Statistical Bulletin 2007”.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!” üzerine 2 yorum

  1. Harika bir analiz. Elinize sağlık.

    İstanbul’daki zayıf yapı stoğu güçlendirmeye çalışarak, yani yamayarak sorunlar ancak kısmen çözülebilir. Hükümet bu zayıflığı sanayi ve hizmet üretiminde merkezileşmeden vazgeçmek, yerelleşmeye yönelmek, -hatta yönelmek için çok geç kaldık- yerelleşme seferberliği başlatmak için haklı bir gerekçe olarak kullanmalı. Yerelleşme aynı zamanda ülkenin düşük enerji arzıyla baş etmesi için yeri doldurulamaz avantajlar sunar.

    Boğazlardaki trafiğin azalan petrol arzına paralel olarak hafiflemesi beklenebilir. Bence ardı arkası kesilmeyen petrol ve doğal gaz boru hatları bizim güvenliğimiz için boğazlardan daha büyük tehdit oluşturuyor. Bu kadar çok enerji hattını topraklarınıza kabul ediyorsanız askeri ve politik olarak çok, şimdikinden çok daha güçlü olmanız gerekir. Bizim yolumuz ise tam tersi. Bu iki güç faktörünün oluşmasından sorumlu olan taraflar şu anda elbirliğiyle ülkemizi zayıflatmakla meşgul.

    Nurullah Atay
    http://www.buyukcokus.com

    Beğen

  2. yazılarınızı sürekli takip ediyorum. ancak dün araştırma yaparken dikkatimi çeken bir makaleyle karşılaştım. Bir sitede sizin 9 şubat 2007 tarihinde çankaya kültür sanat vakfının türkiye sorunlarına çözüm konferansında kadının eğitimi konusunda yapmış olduğunuz konuşma bir okulun internet sitesinde sanki yazarın kendi makalesiymiş gibi kaynak göstermeden yayınlanmıştır. kişiyi burada deşifre etmenin ne kadar doğru olacağı konusunda kararsız kaldım. ama haberiniz olsun istedim. Sizin mail adresinize ulaşamadığım için buraya yazıyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s