Yemen Türküsü’nün Yakılmasında Petrol Çıkarlarının Oynadığı Rol

Havada bulut yok bu ne dumandır,
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır,
Şu Yemen elleri ne de yamandır.
            Ano Yemen’dir gülü çemendir,
            Giden gelmiyor acep nedendir?
Kışlanın önünde çalınır sazlar,
Ayağım yalınayak yüreğim sızlar,
Yemen’e gidene ağlıyor kızlar.
            Burası Huş’tur yolu yokuştur,
            Giden gelmiyor acep ne iştir?
Şu dağın ardında redif sesi var,
Varın bakın çantasında nesi var,
Bir çift kundurayla bir de fesi var.
            Burası Huş’tur yolu yokuştur,
            Giden gelmiyor acep ne iştir(1)?
Şivan: ağıt, Huş: Yemen’de bir dağın adı ve bu dağdaki Osmanlı Kalesi’nin de adı, Redif: Terhis olduktan sonra yeniden silah altına alınan askerdir.
Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş olan ve Muş yöresine ait olan Yemen türküsünü kim gözleri buğulanmadan dinleyebilmiştir? Hemen hiç kimse! Hele o türküyü Ruhi Su’nun plağından veya operamızın bariton veya baslarından dinliyorsa! 21 Ekim 2010 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anma toplantısında, Yemen Türküsü’nü bir kez daha Ankara Operası’nın baritonlarından Tuncer Tercan’dan dinledim. Tek kelime ile muhteşemdi. Yemen türküsü ile petrol çıkarları arasındaki ilişkiyi, “İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik”isimli kitabımın Şubat 2008 deki gözden geçirilmiş üçüncü basımına hazırlarken keşfettim. O günden sonra petrol üzerine yaptığım çeşitli söyleşilerde yeri geldikçe dinleyenlerimle bu bilgiyi paylaştım.
Bir süredir, Yemen yeniden iç çekişmelerin içine düşmüş olup, terör örgütü üyelerinin yerleştiği ileri sürülen toprakları da Suudi Arabistan ve ABD savaş uçakları tarafından bombalanmaktadır. Hemen hergün teröristlerin yanında onlarca masum Yemen’linin iç ve dış çatışmalarda yaşamını yitirmekte olduğu internette, görsel ve yazılı basında yer almaktadır. Bu ortamın hatırlatması ile Yemen-petrol çıkarı ilişkisini tarihi süreç içinde ve günümüzdeki şekli ile sitemin okurları ile daha kapsamlı bir ölçekte paylaşmanın uygun olacağını düşünerek bu yazıyı hazırlamaya karar verdim.
Türkü’nün, Birinci Dünya Savaşı sırasında Muş’taki yeniden askere alınmışlardan oluşan birliklerin Yemen’e gönderilmesi sürecinde yakıldığı anlaşılıyor. Bu yargıya, yazıyı yazmadan önce internette türkünün öyküsüne ilişkin olarak yaptığım araştırmalardan edindiğim bilgiler sonucu vardım. İnternetteki gezintim sırasında türkünün iki farklı çeşidine daha rastladım. Türkünün öyküsünü daha ayrıntılı olarak bilmek isteyenler ve türkünün diğer yapılarını görmek isteyenler benzeri gezintiyi internette yapabilirler.
1539 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nin hükümranlığı altına giren Yemen, Birinci Dünya Savaşı sırasında İmam Yahya yönetimi ile Osmanlı Devleti aleyhine davranmayan tek Arap Emiri olmuştur. (Yemen’deki Osmanlı hükümranlığını pekiştirme mücadelesinin izlediği seyir ve o süreçteki iç çekişmeler konusunda özet bilgi edinmek isteyenler Meydan-Larousse Ansiklopedisi’ne göz atabilirler.) Kuveyt, Bahreyn, Katar Şeyhleri ile Arabistan’ın doğu topraklarını denetleyen İbn-i Suud ailesi, Mekke Şerifi Hüseyin Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasında önce ve Savaş’ın ilk yılında İngiltere ile işbirliği yapmak ve onun himayesini kabul etme konusunda bir seri gizli anlaşmalar imzalamışlardır(2).
Yemen Emiri İmam Yahya’nın Osmanlı Devleti’ne sadık kalması, İngiltere’nin bölgede uygulamaya koymakta olduğu strateji bakımından risk yarattığı için, İngiltere’nin Aden’deki Siyasi Temsilcisi Tümgeneral D.G.L. Show ile Yemen’in kuzeyindeki Asir bölgesinde yerleşik bir kabilenin şeyhi olan Seyid İdris arasında 6 Kasım 1915 tarihinde bir antlaşma imzalanmıştır(3). Bu antlaşmanın ilginç bazı maddelerini aynen aşağıya alıyorum.
Madde 2: “(Antlaşmanın) temel amacı Türklere karşı savaşmak ve İngiliz Hükümeti ile yukarıda adı geçen Seyid İdris ve aşireti arasındaki dostluk paktını güçlendirmektir.”
Madde 3: “Seyid İdris, Türklere saldırmayı ve onları Yemen’deki askeri üslerinden çıkarmaya çaba göstermeyi kabul eder. Gücü yettiğince Türk birliklerini Yemen istikametinde taciz etmeyi ve kontrolu altındaki topraklarını Türkler aleyhine genişletmeyi de kabul eder.”
Madde 4: “Seyid’in ilk önceliği sadece Türklere karşı olacak ve (Yemen Emiri) İmam Yahya Türklerle işbirliği yapmadığı sürece ona karşı düşmanca ve tahrik edici davranışlardan uzak duracaktır.”
Antlaşmanın bu maddelerinde de açıkça görüldüğü üzere, Seyid İdris, Yemen’deki Osmanlı askeri birlikleri üzerinde baskı kuracak ve yıpratacaktır. Böyle bir antlaşma İngiltere’ye ne gibi avantajlar sağlamıştır, şimdi kısaca onu inceleyelim.
İngiliz girişimci William Knox D’Arcy 1901 yılında İran Şahı Muzaffereddin’den altmış yıl süreli ve çok kapsamlı bir petrol ayrıcalığı elde etmiştir. D’Arcy’nin şirketi 1907 yılında İran’da petrolü keşfetmiş ve birkaç yıl içinde işletmeye başlamıştır. Kuveyt Şeyhi 1913 yılında topraklarında bulunacak petrolü İngiltere’nin belirleyeceği kişiden başkasına işlettirmeyeceğine ilişkin bir taahhüt mektubu vermiştir(4). İngiltere’nin İran’da üretmeye başladığı ve ileride Kuveyt’te üreteceği petrolün doğal pazarı kendi ülkesi ve Avrupa idi. O tarihlerde stratejik ham madde olma özelliğini kazanmış bulunan petrolün İngiltere ve hedef pazara ulaşabilmesi için Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, Arap Denizi ve Bab el-Mandeb Boğazı ile Kızıl Deniz’den güvenli bir biçimde geçerek İngiltere’nin himayesi altında bulunan Mısır’daki Suveyş Kanalı’na ulaşabilmesi ancak bu güzergahın İngiltere’nin veya onunla dostane ilişkiler içinde olan yönetimlerin elinde olması ile sağlanabilirdi.
İşte bu nedenle İngiltere Basra Körfezi ve Arap yarımadasındaki Şeyhliklerle bir seri antlaşmalar yapagelmiştir. Bu antlaşmaların metinlerine dipnottaki kaynak kitaplardan erişmek mümkündür. O tarihlerde İran’ın Kuzeyi Çarlık Rusya’sının, Güney’i ise İngiltere’nin nüfuz bölgesi olarak kabul edilmişti. Dolayısı ile Şeyh’liklerle yapılan antlaşmalar ile Ortadoğu fiilen İngiliz İmparatorluğu’nun denetimi altına girmiş oluyordu. 
Seyid İdris’in Osmanlı birliklerine yönelik saldırıları sonucunda karada edindiği topraklar yanında Kızıldeniz’in Yemen’e yakın bölgesinde bulunan Farsan Takım Adaları’nı da ele geçirmiştir. Seyid İdris’in bu başarısı üzerine İngiltere 22 Ocak 1917 de imzaladığı bir anlaşma ile Farsan Takım Adaları’nın Seyid İdris’in hükümranlığı altındaki toprakların bir parçası olduğunu kabul etmiştir.
İşte Yemen Türküsü, Seyid İdris’in bölgedeki İngiliz çıkarlarına hizmet etmek için Osmanlı askeri birliklerine yaptığı saldırıları sonucunda o topraklarda şehit olan Anadolu çocuklarının ardından anaların ve eşlerin yanık yüreklerinden haykırılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Yemen’de de iç çatışmalar yaygınlaşmıştır. Ayrıca sınır konusunda Suudi Arabistan ile sürtüşme 1990 yılına kadar devam etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Orta Doğu bölgesi dünya petrol rezervlerinin yüzde 65 ini ve doğal gaz kaynaklarının da yüzde 36 sını barındıran konuma ulaştı. Özellikle normal ve ucuz petrol üretiminin tavan yapmakta olduğu döneme girilmesi ile birlikte Orta Doğu ve enerji üretim ve ulaşım güzergâhlarının denetimi için büyük güçler arasında yoğun bir mücadele yeniden başlamış olup halen de hızlanarak devam etmektedir.
Kuzey Yemen 1918 yılında bağımsızlığını ilan ederken, Güney Yemen İngiltere’nin himayesinde kalmaya devam etmiştir. İngiltere 1967 yılında himayesine son verdikten üç yıl sonra Güney Yemen’de Marxist bir rejim kurulmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1990 yılında iki Yemen birleşmiştir. 1994 yılında Güney’de beliren ayrılıkçı hareket şiddetle bastırılmıştır. İki Yemen ayrı iken Kuzey Yemen’de 1978 den beri Devlet Başkanı olan Ali Abdullah Salih halen dahi görevine devam etmektedir. 
Kızıl Deniz ile Arap Denizi arasında yer alan bir tarafında Yemen diğer tarafında Jibuti ve Eritre’nin yer aldığı ve en dar yeri 18 mil olan Bab el-Mandeb Boğazı, 2006 yılı itibariyle günde yaklaşık 3.3-3.5 milyon varil petrol taşıyan tanker trafiği ile dünyanın dördüncü sıradaki “petrol ulaşım stratejik gırtlağı” konumundadır. Bu nedenle de büyük öneme sahiptir. Bir yandan bu boğazdan geçen petrol Avrupa ve ABD’ne giderken diğer yandan da Sudan’ın petrol üretim bölgelerinden Kızıl Deniz’e ulaşan petrol boru hattından Çin’e giden petrolün de geçiş yoludur.    
Yemen’in 24 milyon dolayındaki nüfusu Şafi (Sunni) ve Zâhidi (Şii) inanç gruplarından oluşmaktadır. Zahidi nüfusun oranı bazı kaynaklarda yüzde 45 bazılarında yüzde 15 dolayında gösterilmektedir(5). Bazı kaynaklarda Yemen yöneticilerinin kuzeyde Sanaa bölgesinde yerleşik Huti aşiretinin Zahidi olması nedeni ile İran’la ilişkili gösterilerek Şafi inançlı Merkezi yönetimin ABD ve Suudi Arabistan’dan destek talep ettiği kaydedilmektedir(6).
1980 lerde Afganistan’da Rusya’ya karşı karşı direniş hareketine binlerce Yemenli gönüllü de katılmıştır. Bunlardan hayatta kalanlar Yemen’e dönmüşlerdir. Ayrıca, Yemen’de ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali sırasında direnişçiler arasında savaşan iki bine yakın mücahidi de vardır. Eylem deneyimli bu direnişçiler de ülkelerine geri dönmüşlerdir. Bunlara ek olarak ülkede 200 e yakın el-Kaide üyesi terör eylemcisinin olduğu da ileri sürülmektedir(7). El-Kaide’nin Yemen’deki mevcudiyeti, Somali’li korsanlarla birlikte, Bab el-Mandeb’deki petrol trafiği bakımından ciddi bir risk olarak görülmektedir(8).
Bugün Yemen’de yaşananları anlamaya yardımcı diğer bir bilgi de, Yemen’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olduğu sırada, Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra 1990-1991 de Irak’a karşı düzenlenecek (Çöl Fırtınası) harekata yönelik Güvenlik Konseyi oylamasında karşı oy kullanmış olmasıdır(9).  Bu oy üzerine bir Amerikan diplomatının Yemen temsilcisine, bu oy şimdiye kadar kullandığınız oyların en yüksek maliyetlisi olacaktır dediği ifade edilmektedir(10).
Ekim 2000 ayında ABD donanmasına ait USS Cole’a Aden Limanında el-Kaide terör örgütü üyelerince saldırı düzenlenmiş ve olayda gemi hasar görmüş ve 17 Amerikan denizcisi yaralanmıştır. Bu gelişme üzerine ABD-Yemen arasında askeri ilişkiler geliştirilmiş ve ABD el-Kaide hedeflerine füze saldırılarında bulunmuştur. 2002 yılında da bir Fransız petrol tankerine Yemen’in Aden sahillerinde silahlı saldırı yapılmıştır. Ayrıca, Arap Denizi’nin bu bölgesi Somali’li korsanların cirit attığı bir bölgedir.
Bab el-Mandeb’in diğer bir önemi de Sudan Limanı’ndan Çin’e sevkedilmekte olan petroldür. Bilindiği üzere, Sudan’da uzun süredir yaşanan iç savaş, insan hakları ihlalleri ve milyonlarca insanın göçe zorlanması ve milyonlarca insanın da açlık nedeni ile ölmesi sonucunda ABD’nin önderliğini yapdığı bir ambargo uygulanagelmektedir. Ancak Çin bu ambargoyu desteklemediği gibi Sudan’ın petrol sektörüne 15 milyar doların üzerinde çok ciddi bir yatırım da yapmıştır. 2001 yılında Çin’in petrol ithalatında Sudan’ın payı yüzde 35 düzeyinde iken bu oran 2006 yılında yüzde 10 lara inmiştir. Bu oransal düşüşte, Çin’in petrol ithalatının hızla artması yanında, bu ülkenin kaynak çeşitlendirmesine gitmesinin de rolü vardır. Buna rağmen,  Çin, 2006 yılında Sudan’ın ürettiği günlük 500,000 varil petrolün yüzde 65-80 ini ithal etmiştir(11). Bu rakam da Bab el-Mandeb’in Çin’in petrol ithalatı ve Sudan’daki petrol yatırımları bakımından önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Yemen’in esasen çok zengin olmayan petrol varlıklarından yaptığı üretim de düşmekte olduğu için, son yıllarda süratle arttıktan sonra inen petrol fiyatları nedeni ile ciddi bir gelir kaybı da yaşamıştır. Ancak, Yemen’in Suudi Arabistan sınırına yakın bölgelerdeki Mesila ve Şabva Havzalarında el değmemiş zengin petrol rezervleri olduğu da ileri sürülmektedir(12). Bu rezervlerin işletilme hakkı halen Fransa’nın Total şirketi ile bazı küçük uluslar arası firmaların elindedir. Bu bölge başta ABD olmak üzere, diğer büyük petrol tüketici ülkelerin de denetlemek isteyeceği bir alan haline gelmiştir.
Yemen’e ilişkin gelişmeleri değerlendirirken göz önüne alınması gereken diğer bazı bilgiler de şöyledir. Dünya Bankası verilerine göre 2007 yılında kişi başına düşen milli gelir 870 dolar (Türkiye’de 8,030 dolardır), ilköğretimi bitirme oranı yüzde 60, 0-14 yaş grubunun nüfus içindeki payı yüzde 45 (bu oran Türkiye’de yüzde 27 dir), 0-14 yaş grubunun yüzde 35.7 si çalıştırılmakta, kadınların işgücüne katılımı yüzde 22 (bu oran Türkiye’de yüzde 24 tür ve ne yazık ki 1997 yılındaki yüzde 36 dan bu noktaya inmiştir), işsizlik oranı yüzde 35 ve açlık sınırında yaşayanların nüfusa oranı yüzde 41.8 dir(13).   
Bütün bu sorunlar yetmezmiş gibi Suudi Arabistan, ülkesinde çalışan ve Yemen’e gönderdikleri dövizlerle ülke ekonomisine katkıda bulunan Yemen’li göçmen işçilerin önemli bir bölümünü de geri göndermiştir(14).
Geçmişte Afganistan’da mücahit olarak bulunan Tarık el-Fadlı 2009 yılı başlarında Güney Yemen’in onbeş yıldır işgal altında olduğu ileri sürerek Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’den desteğini çektiğini ve Güney Harekatı’na katılacağını açıklamıştır. Bu katılımdan sonra Yemen’in güney illerinde protestolar ve gösteri hareketleri yaygınlaşmıştır. Yemen Devlet Başkanı Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konsey’inden yardım istemiş ve bu hareketler bastırılmadığı takdirde tüm Arabistan yarımadasının zarar göreceğini bildirmiştir. Bu gelişmeler yer alırken 2009 yılının son aylarında bu kez de Kuzey’de Huti aşireti baş kaldırmıştır. Başkan Salih, bu hareketin Irak’lı Şii lider Muktada el-Sadr’ı ve İran’ı destek olmakla suçlamıştır (15).
Batı basınında, sürekli iç çekişmeler yaşayan Yemen’de azalan petrol gelirleri yanında Devlet Başkanı Salih’ın yolsuzluklarla da eleştirilen kadrolarının etkin bir yönetim sergilediğinin de ciddi şekilde tartışmaya açık olduğu ileri sürülmektedir.
Bu arada, doların devamlı değer kaybetmesi petrol üreten ülkeleri avro, yuan veya yeni bir para sepeti oluşturulması gibi yeni ödeme birimi arayışlarına yönlendirmiştir. Bu da uluslar arası petrol üretim alanlarının, ulaşım yollarının ve ticaret araçlarına hakimiyet çekişmelerine yeni ve kapsamlı bir boyuta taşımıştır. 
17 Aralık 2009 tarihinde ABD uçakları Yemen’deki el-Kaide hedeflerini vurmuştur.
Bu bilgileri de hatırda tutarak şimdi günümüzde Yemen’de yaşananlara kısaca göz atabiliriz. 25 Aralık 2009 günü Amsterdam-Detroit seferini yapan bir Amerikan yolcu uçağını havaya uçurmaya teşebbüs eden Nijerya’lı yolcunun etkisiz hale getirilip yakalanmasından sonra yapılan soruşturmada, bu terör eylemi için Yemen’de eğitim aldığı basında haber olarak yer almıştır.
Bu gelişmeyi takiben ABD ve Suudi Arabistan savaş uçakları Yemen’deki sorunlu noktaları yoğun bir şekilde bombalamaya başlamıştır.
5 Ocak 2010 günü ABD Dışişleri Bakanı Clinton, Yemen’deki istikrarsızlığın bölge ve dünya için tehdit oluşturduğunu açıklamıştır(16). Bu Yemen’in ciddi çekişme ve çatışmalara sahne olmaya devam edeceğinin de bir göstergesidir.
7 Ocak 2010 tarihinde basında yer alan bilgilere göre Yemen Hükümeti Socotra adasını üs kurmak üzere ABD’ne tahsis edecektir(17).
Yemen’de, Irak’ta ve Afganistan’da yaşanmakta olanlar ve Yemen’e ve diğer ülkelere ait göstergeler Atatürk’ün ve ileri görüşünün gücünü bir kez daha kanıtlamakta ve onun reformlarının Türkiye için ne kadar önemli ve paha biçilmez değerde olduğunu gözler önüne sermektedir. Atatürk’ün ilke ve ideallerine sahip çıkmak ve güçlenip köklenmesine hizmet etmek Türkiye’nin gününün ve geleceğinin tek ve şaşmaz garantisi olmaya devam edecektir.

Hikmet Uluğbay

 

(1) Bilgin Suat, “Türküler Geçidi”, Etüd Kitapları Nisan 2001, sayfa 201.
(2) Bu konuda ayrıntılı bilgi için İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik ile Frederick F. Anscombe’nin The Ottoman Gulf kitabına başvurulabilir.
(3) Hurewitz J.C.,  Diplomacy in the Near East and Middle East A Documentary Record, 1914-1955, D. Van Nostrand Comp. Inc., 1956 sayfa 12-13.
(4) Uluğbay Hikmet, İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik, De-Ki Basım ve Yayım Şirketi 2008, sayfa 426.
(5) How many Shia are there in the world? Islamicweb.com.
(6) Williams Ian, “US hand stayed-for now”, Asia Times 9.1.2010.
(7) Zunes Stephan, “yemen Left with little wiggle room”, Asia Times 13.1.2010.
(8) Escobar Pepe, “Empire reloaded”, Asia Times 13.1.2010.
(9) Williams Ian, y.a.g.yazı.
(10)  Y.a.g.yazı.
(11)  Engdahl F. William, “Darfur? It’s the oil, Stupid…” May 20, 2007.
(12)  Engdahl F. William, “The Yemen Hidden Agenda: Behind the Al-Qaeda Scenarios, A Strategic Oil Transit Chokepoint”, Global Research, January 5, 2010 ve Adelphienergy.com.au.
(13)  The World Bank, World Development Indicators 2009.
(14)  Williams Ian, y.a.g. yazı.
(15)  Engdahl, Yemen Hidden Agenda …
(16)  “Clinton says Yemen Poses Global Threat”, Global Research January 5, 2010.
(17)  “Yemen tol et US set up air base on its soil”, Global Research January 7, 2010.

Yemen Türküsü’nün Yakılmasında Petrol Çıkarlarının Oynadığı Rol” üzerine 2 yorum

  1. Efendim yazınızı ve arşivde bulunan bir çok yazınızı da okudum… Ellerinize sağlık… Ben bir gazeteciyim ve sizinle göreşmek istiyorum eğer mümkünse mail adresime bir mail gönderirseniz çok sevinirim. Saklıcakla kalın. İyi çalışmalar….

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s