Sokrates’ın Savunması

Bu ay sizlere, ünlü Yunan filozofu Eflatun (Platon) (M.Ö. 428- 347) tarafından kaleme alınan “Sokrates’ın Savunması” isimli kitabını tanıtmak istiyorum(1).
Kitabın tanıtımına başlamadan önce, Meydan-Larousse Ansiklopedisi’nden de yararlanarak kısaca ünlü filozof Sokrates’ı (M.Ö. 470-399) hatırlayalım(2).  Sokrates, felsefe öğretisine sadece kendi çağında değil günümüze değin her aşamada önemli katkıda bulunan bir filozof olmasına karşın geride kendi kaleminden çıkan yazılı bir eser bırakmamıştır. Zira Sokrates, yazmak yerine konuşarak ve söyleşerek düşüncelerini tartışmaya açan ve insanları duyduklarını, dinlediklerini sorgulayarak düşünmeye özendiren bir filozof olmuştur. Bu bağlamda da insanların açıkladıkları düşüncelerini amansızca eleştirirdi. Bu eleştiriler tartışmaya ve dolayısı ile düşüncelerin sorgulanmasına yol açtı. Sokrates, bu yaklaşımı ile, günlük olaylara ve güçlüye göre değişmeyen, bilgeliğin nitelikli örneği olarak, soran ve sorgulayan modern insanın örnek tipinin oluşumuna da büyük katkıda bulundu.  Sokrates, aynı zamanda Atina Yöneticisi Kritias’ın zorbaca yönetimine de açıktan cephe aldı. Bu tutumu nedeni ile düşmanları tarafından, Atina’lı gençleri baştan çıkarmak ve Atina Kent Devleti’ne yabancı tanrılar sokmakla suçlandı. Dostları kaçmasını önerdiler ise de, o kalıp yargılanmayı tercih etti. Jüri önünde yargılandı, suçlu bulundu ve baldıran zehiri içerek idama mahkum edildi. Ölüm cezasının sürgüne çevrilmesini isteme hakkı olduğu halde, bu hakkı kullanmadı. İşte sizlere önerdiğim bu kitap, öğrencisi Eflatun tarafından, Sokrates’in ölümünden sonra yazılmış olan, Sokrates’in yargılamadaki savunmasını içermektedir.
Diğer kitap tanıtımlarında yaptığım gibi bu kitabı tanıtırken de günümüzde hala geçerliliğini ve güncelliğini yitirmemiş düşüncelere yönelik alıntılar yaparak, sizlerde, kitabı okumadı iseniz okuma, okudu iseniz sayfalarını yeniden çevirme arzusu uyandırmaya çalışacağım.
“Ey Atinalılar! Beni suçlayanların iddialarında nasıl etkilendiğinizi bilmiyorum, fakat öyle ikna edici konuştular ki, ben bile kim olduğumu unutuyordum neredeyse. Diğer yandan, söylediklerinde doğru tek kelime bile bulmak zor. Bunların içerisinde özellikle bir tanesi var ki, beni büyük hayrete düşürdü: O da, benim çok iyi bir konuşmacı olmam dolayısıyla, sizi kandırabileceğim endişeyle dikkatli olmanız gerektiğini söylemeleri. (S:55) ”
“Atinalılar, benim yaşıma gelmiş birisi için, bir okul çocuğunun yapmacık diliyle size hitap etmek uygun düşmez. …. Benden duymaya alışık olduğunuz dille konuşmamı duyarsanız, lütfen şaşırmayın ve sözümü kesmeyin. 70 yaşından fazla olduğum halde ilk defa bir mahkemede bulunuyorum, bu nedenle buranın diline tamamen yabacıyım. (S: 56)”
“Belki aranızdan biri, Atinalılar, sözümü kesecek ve şöyle diyecek: ‘Evet Sokrates, iyi ama sende hiç mi bir şey yapmadın? Sana karşı getirilen bu suçlamaların kaynağı nedir? Mutlaka yanlış bir şey yapmışsındır. Diğer insanlar gibi olsaydın, hakkında bu kadar çok söylenti ve dedikodu çıkmazdı. Söyle bize o zaman, bütün bunların kaynağı nedir? Böylece biz de seni baştan savma yargılamış olmayız. S:59)”    
“İkimizin de gerçekten bilmeye değer bir şeyler bildiğini zannetmiyorum, fakat ben en azından bu adamdan daha bilgeyim, çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini zannediyor, ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de düşünmüyorum. (S:61)”
“Ey insanlar! Sizin en bilgeniz, Sokrates gibi kendi bilgeliğinin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir. S:63)”
“… hiçbir şeye değmeyen bir adam bile, hayatını ölüm ve yaşam ihtimallerini hesaplayarak geçirmemelidir; düşünmesi gereken tek şey, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur, yani iyi bir adam olarak mı, yoksa kötü adam olarak mı yaşadığıdır. (S:73)”
“Bütün gücünü mümkün olduğunca çok para, şöhret veya onur kazanmaya harcayarak; hikmete, doğruya ve ruhunun kemaline hiç ehemmiyet vermemekten utanmıyor musun? (:75)”
“… Atinalılar, sizin zannettiğiniz gibi kendi adıma değil, sizin adınıza yalvarıyorum, beni cezalandırarak tanrının size gönderdiği bir hediyeye karşı günah işlememeniz için. Çünkü eğer beni öldürürseniz, yerime geçecek kimseyi kolay kolay bulamazsınız. … Ben de tanrının bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. … beni kolayca ölüme gönderebilirsiniz, sonra da eğer tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz. (S:77)”
“… yeryüzünde bilinçli bir şekilde size veya başka bir kalabalığa muhalefet eden, cesurca devleti kanunsuzluktan, yolsuzluklardan temizlemek isteyen birisinin uzun süre hayatta kalması mümkün değildir. (S:78)”
“Jüri, adaleti bir mükafat olarak dağıtmak için orada oturmaz, onun görevi adaletle hükmetmektir. (S:83)”
“Politikacı olarak hayatta kalabilmek için çok dürüst olduğumu düşündüm. … Her birinizi kişisel çıkarlarından önce, erdem ve hikmeti düşünmeye, devletten çıkar elde etmeden önce, devletin kendisini düşünmek için ikna etmeye çalıştım. (S:84)”
“Beni mahkum edenler için bir öngörüde bulunacağım, çünkü ölüm döşeğinde insanlara geleceği görme gücü verilir. Benim katilim olanlar! Size söylüyorum, dinleyin! … Beni öldürmekle eleştirilerden kurtulacağınızı ve hayatınızın hesabını vermeyeceğinizi zannettiniz. Fakat sonuç sizin beklediğiniz gibi olmayacak, tam tersi olacak. (S:88)”
Sokrates savunmasını şu cümleler ile bitirir; “Çocuklarım büyüdüğü zaman, eğer iyilik ve erdemden önce parayı veya başka bir şeyi düşündüklerini görürseniz, benim sizle uğraştığım gibi siz de onlarla uğraşın. Veya eğer gerçekten olmadıkları bir şey olduklarını iddia ederlerse, asıl dikkat etmeleri gereken şeye önem vermedikleri ve gerçekte bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey zannettikleri için onları azarlayın. Eğer benim için bunu yaparsanız sizin elinizden adaleti bulmuş olurum. (S:91)”
Kitabın izleyen sayfalarında Sokrates’ın idam cezasının uygulanmasına kadar geçecek bir aya yakın sürede dostları ile yaptığı görüşmelere yer verilmiştir. Bu görüşmelerin içerdiği bilgiler de en az savunmada yer alan görüşler kadar hayranlık uyandıran bilgeliklerle doludur. Sokrates ile Krito arasındaki görüşmeden sadece bir alıntı yapmak istiyorum.
“Hiç kimse beslenmeleriyle ve eğitimleriyle sonuna kadar ilgilenmeyeceği çocuklar dünyaya getirmemelidir. (S:103)”
Sokrates’ın son günlerinde görüştükleri arasında çağının önde gelen düşünürleri de vardır. Onlarla yaptığı görüşmede de, ölüme doğru yolculuğa çıkacak kişinin bilgeliği ile, çok güzel gözlemlerde bulunur. Bunlardan bir kaçını sizlerle paylaşmak isterim.
“Ben şuna eminim ki, tekrar yaşama dönme diye bir şey vardır, canlılar ölülerden filizlenir ve ölülerin ruhları var olmaya devam eder.(S:150-151)” Görüşmede hazır bulunan Kebes bu söz üzerine şunu söyler, “Senin meşhur öğretin, öğrenmenin basitçe hatırlama olduğunu, şimdi hatırladığımız şeyleri daha önceden öğrenmiş olmamız gerektiğini iddia eder. (S:151)”
“Mantıktan nefret edenler gibi olma tehlikesi, çünkü bir insanın başına bundan daha kötü bir şey gelemez. İnsanlardan kaçan veya onlardan nefret edenler bulunduğu gibi, mantıktan ve tartışmadan nefret edenler de vardır ve ikisi de aynı sebepten ileri gelir, bu da dünya hakkında bilgisizliktir. (S:178)”
Tarafgir, bir tartışmaya girdiği zaman, sorunun doğruları hakkında hiçbir şeyi dikkate almaz, sadece dinleyicileri kendi iddialarına inandırmakla ilgilenir. … O, dinleyicileri kendi fikirlerinin doğruluğuna inandırmaya uğraşırken, ben kendimi ikna etmeye çalışıyorum, dinleyenleri ikna etmek şu anda ikinci planda benim için. (S:181)”
Sokrates’ın Savunması’ndan yaptığım bu birkaç alıntı ile ümit ederim sizlerde kitabı okuma arzusu uyandırabilmişimdir. Ben bu yazıyı hazırlarken, kitabın sayfaları içinde çok keyifli bir yolculuğu yeniden yaptım ve öğrendiklerimi güncelleme olanağını buldum.
Dikkat ederseniz yaptığım çok kısıtlı altılar bile, M.Ö. 399 yılında ölüme mahkum edilen Sokrates’ın adeta 24 asır öncesinden günümüzü ve günümüzde yaşananları eleştirdiği ve yol gösterdiği görülmektedir. Evet, kendisini “at sineği” olarak tanımlayan Sokrates yönetenleri eleştirdiği için ölüm cezasına çarptırıldı, ancak o bütün bilgeliği ile bugün de yaşıyor ve yarın da yaşamaya devam edecek! Ya onu ölüme mahkum edenler?
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletlerinin yaşayıp kimliklerini koruyabilmesi ve gelişebilmesi için Sokrates gibi “at sinekleri” ne her zaman büyük gereksinim olacaktır.

Hikmet Uluğbay 

 

(1) Eflatun, Sokrates’in Savunması, Türkçesi Numan Özcan, 3. Baskı Şule Yayınları 1999, 224 sayfadır. 
(2) Meydan Larousse Ansiklopedisi 11. Cilt sayfa 434-435.

Sokrates’ın Savunması” üzerine bir yorum

  1. Sayın Hikmet Uluğbay,felsefe ile ilgilenmenin halkın uyanmasından endişelenen yobaz çevreler tarafından dinsizlik ve tanrıtanımazlık olarak gösterilmeye çalışıldığı ülkemizde yazılarınız biz gençlere yaşadığımız dünyayı sorgulamanın gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor. Üretmeye devam etmeniz dileğiyle, teşekkürler. Saygıyla…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s