Sorgulayan Denemeler

Bu ay sizlerden henüz ünlü İngiliz filozofu Arthur William Bertrand Russell (1872-1970) ile tanışmamış olanlara tanıtmak için Tübitak Popüler Bilim Kitapları içinde yer alan ve orijinali 1928 yılında New York’ta yayınlanmış bulunan “Sorgulayan Denemeler”ini seçtim.
Bu kitap ilk defa 1928 yılında yayınlanmasına rağmen güncelliğini ve tazeliğini en azından ülkemiz için yitirmemiştir. Denemeler, yazarın, İngiliz toplumu üzerindeki gözlem ve eleştirilerini içermekle birlikte ülkemizde halen geçerliliğini koruyan birçok konuya da değinmektedir.
 İçinde on yedi bağımsız, ancak bir bütünün parçaları olan, denemelerden oluşan kitap hakkında okura bilgi sunmanın kendine özgü zorlukları olacağını okurlar kolayca tahmin edebilirler. O nedenle ben bu yazımda, kitapta yer alan on yedi denemeden birkaçını ön plana çekerek, onlardan bazı alıntılar yaparak sizlerde, henüz okumadı iseniz, “Sorgulayan Denemeler”i okuma, okudu iseniz ise sayfalarını yeniden karıştırma arzusu yaratmaya çalışacağım.  
“İnsan rasyonel olabilir mi” sorusuna yanıt aranan denemeden, Russell’ın şu iki saptamasını ve onlar üzerindeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi “Bir insan rasyonellikten uzaklaştığı ölçüde, başkalarını inciten şeylerin kendisini de inciteceğini göremez; çünkü nefret ve haset onu körleştirmiştir.” İşte bu tek cümle dahi Bertrand Russell’ın insanı tanıma boyutunu gözler önüne koymaktadır. Zira nefret ve hasetin egemen olduğu bir beyinde rasyonelliğe yer kalmamıştır. Rasyonelliğin yer bulamadığı böyle bir beyine sahip insanın hem çevresi ve ülkesi hem de insanlık için zarardan başka bir şey üretebilmesi mümkün değildir. Bunun sayısız örneklerini dünya tarihinde bulmak çok kolaydır. İkinci alıntım ise, “Bir kimse, aklının arzularını algıladığı ve onlara egemen olduğu sürece rasyoneldir.” Rasyonellik için ne güzel bir tanım. Aklın arzuları çoğu kez bizlere doğruları göstermez, o arzuların gerisinde neyin yattığını kendimiz samimi bir biçimde sorgulayıp, o arzuların bizi denetimleri altına almalarını engelleyebildiğimiz sürece akılcı ve onurlu yaşayabileceğimiz kesin. Aksi halde ihtiras tramvayında oraya buraya savrulan bir yolcunun kaderini yaşamak kaçınılmazdır.
Nitelikli bir felsefi tartışmayı keyifle okumak istiyorsanız, mutlaka “Yirminci Yüzyılda Felsefe” başlıklı denemeyi okumanız gerekir. Bu denemeden de birkaç alıntı yapmak istiyorum. “O dönemlerin (1300-1349) en ateşli sorunları okullarla ilgili tartışmalardı. On yedinci yüzyılda felsefede görülen gelişmelerin tümü Katolik Kilisesine muhalefetle az çok bağlantılıydı.” Russell’ın okullarla ilgili görüşleri ayrı bir deneme konusu olmuştur. Onu ayrıca sunacağım. “Dinci ve tutucu kesimler de Hıristiyanlığa aykırı akımlara ve devrimlere karşı kendilerini savunmada daha çok bu ekolden yararlanmaktadırlar.”  Yararlanılan ekolü ve görüşlerini Russell sizlere açıklayacak.
“Makineler ve Duygular” başlıklı denemesinde Russell, “Makineler mi duyguları, yoksa duygular mı makineleri yok edecek” sorusuna yanıt aramaktadır. Bu soruya yanıt aramak günümüzde de tüm yoğunluğu ile devam etmektedir.  Denemeler’in yazıldığı 1928 yılından günümüze insan yaşamına giren makinelerdeki yoğunlaşma ve değişim ile robotların yaşamımızda ve üretimde edindiği yer göz önüne alındığında makinelerin duyguları yok ettiği sonucuna varabilir miyiz? Yanıt vermeden önce, Russell’ın şu cümleyle bitirdiği denemeyi okumak daha doğru olacak; “Bilim fiziksel dünyanın yasalarını kavramakta harikalar yaratmıştır; ama şimdiye kadar, kendi doğamızı, yıldızların ve elektronların doğasına kıyasla çok daha az anlamış bulunuyoruz.”
Kitapta yer alan diğer deneme ise “İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler” başlığını taşıyor. Bu başlığı görünce insanın ilk tepkisi, olur mu öyle şey sorusuyla, ortaya çıkabilir. Denemenin ilk sayfalarında konu yeterince olgunlaştırıldıktan sonra iyi insanın tanımı şöyle yapılıyor; “İyi insan, düşünceleri ve eylemleri iktidar sahiplerine hoş gelen kişidir.” Bu tanımlamadan sonra iyi insanın işe yaradığı alanlar konusunda bazı örnekler verilmiştir. Bu örnekler o günün İngiltere’sine olduğu kadar günümüz Türkiye’sine de ışık tutacak niteliktedir. “İyi insanın işe yaradığı bir başka alan da istenmeyen kişileri skandallarla politikadan uzak tutabilmeleridir.” Bu alan dünya tarihinin en zengin madeni olagelmiştir. “İyi insanlar bir de kendilerini katlettirerek yararlı olabilirler. Almanya Çin’in Shantung eyaletini iki misyonerin orada öldürülmesi sayesinde ele geçirebilmiştir.”  Siyasal amaçlarla katledilen veya katlettirilen insan sayısı, neredeyse küçük ölçekli bir savaşın telef ettiği insanların sayısına yaklaşacak. Ne yazık ki, siyasi tarih kitapları konunun bu boyutuna yeterince değinmezler. Aynı denemede yer alan şu gözlemin üzerinde de düşünmemiz gerekir; “… toplumsal yaşamda erdemi, bir şey yapmak olarak değil, yapmamak olarak algılarız. ‘Günah’ olarak adlandırılan şeylerden kaçınan bir kimse, başkalarının yararına hiçbir şey yapmasa da, iyi insandır.” Burada üzerinde durulması gereken husus “başkasının yararına hiçbir şey yapmamak” eylemsizliğidir. Bu davranış biçimi toplumumuz tarafından da eleştirildiği için toplum, “suya sabuna dokunmaz” tanımlamasını üretmiştir. Aslında, yaşamda diğer insanlara yararlı olduğumuz kadar “insan” sıfatını hak edebileceğimiz anlayışını güçlendirmek için yeterli çaba gösterdiğimizi söyleyebilir miyiz? Russell bu denemede şu çarpıcı saptamasını da çok özlü olarak dile getiriyor; “Ödüller eşitsizlik için çok ustaca gerekçeler bulanlara, cezalar ise ona çare arayanlara verilir.” Sanırım alıntı yaptığım bu gözlemler bu denemeyi sizlere mutlaka okutturacaktır.
Russell’ın Sorgulayan Denemeler isimli kitabından alıntı yapacağım diğer bir deneme “Politikada Kuşkuculuk Gereksimi” başlığını taşıyor. “Demokrasilerde politikacının gücü, sokaktaki adama doğru gibi görünen fikirlere sahip çıkmasına bağlıdır.” 1900 lerin başındaki İngiltere’deki politika için yapılan bu gözlem ülkemiz için hala geçerli değil mi? Russell bu gözlemini şu cümle ile de desteklemektedir; “Bu nedenle en yetenekli olanların çoğu (parti politikacılığı bakımından), çoğunluğun iyi saydığı ama uzmanların kötü olduğunu bildiği önlemleri içtenlikle savunmak durumunda kalırlar.” Bu saptama, seçim kazanmak için oynanan güdük siyasi oyunların iç yüzünü açıklamaktadır. Bu alanda ülkemiz uygulamalarından sadece şu örnek, oynanan bu tür oyunları açıklamaya yeterlidir, emeklilik yaşının indirilmesine yönelik vaatler sonucunda, emeklilik yaşı önce indirilmiş, 38 yaşında emekliler oluşmuş, ancak verilen emekli aylıkları insanca yaşamı finanse etmekten uzak kalmış, sosyal güvenlik kuruluşları iflasın eşiğine gelmiştir. Bu yanlışı kısmen düzeltmeye yönelik yasaları çıkaranlar da seçmen tarafından cezalandırılmıştır. Siz okurlar bu tür popüler ancak halkın çıkarına olmayan birçok örneği de yaşayarak öğrendiniz. Bu tür popülist politikalara karşı duran siyasetçinin başına gelecekleri de somut olarak saptamıştır Russell, “Politikada da para için geçerli olana benzer bir Gresham Yasası vardır: Bunlardan (politikacılardan) daha yüce hedefleri amaçlayan kimseler bir kenara atılır.” Bazı okurlar haklı olarak Gresham Yasası’nın ne olduğunu merak edeceklerdir.  Sir Thomas Gresham (1519-1579) kötü paranın (piyasaya yeni sürülen ve altın veya gümüş gramajı düşürülmüş paranın), iyi parayı (piyasaya daha önce sürülmüş ve altın veya gümüş gramajı yeni paradan daha yüksek parayı) piyasadan kovduğu gerçeğini tespit etmiştir. Zira piyasada her iki paraya karşılık verilen mal miktarı aynıdır. O nedenle, akıllı insanlar değerli eski paraları saklamış daha sonra içindeki maden fiyatına satarak kazançlı çıkmışlardır. Paranın değerli maden gramajını düşüren bu uygulama Osmanlı Devleti zamanında da yaygın olarak yer almıştır. Bu işleme Osmanlıca’da “tağşiş” denirdi. Yeniçeri ayaklanmalarının gerisindeki önde gelen unsurlardan birisi de bu uygulamadır. Günümüzdeki tağşiş örneği ise kağıt para basarak enflasyonun azdırılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu denemeden yapacağım son alıntı da şöyledir; “Ancak parti politikasında içgüdüsel olarak olumlu yanıt alan tek hitap tarzı düşmanca duygulara yöneltilen hitaptır; işbirliği gereğini idrak eden kişiler ise güçten yoksundurlar. Eğitim bir nesil boyunca yeni kanallara yöneltilinceye kadar, günümüzdeki politik yöntemlerle uygulamada yalnızca zararlı politikaların benimsenme şansları bulunuyor.”
Son alıntı yapmak istediğim denemenin başlığı “Eğitimde Özgürlük ve Otorite”dir. Önce alıntıları okuyalım. “Politikacıların anladığı şekliyle demokrasi bir yönetme biçimidir. Böylece, devlet eğitimi belirli bir eğilime yönelmiştir. Bu eğitim gençlere toplumdaki kurumlara saygılı olmalarını, egemen güçleri işin özüne ilişkin olarak eleştirmekten sakınmalarını, başka uluslara kuşku ve nefretle bakmalarını – elinden geldiğince- öğretilir. Bu eğitim, uluslar arası birlik ruhu ve kişisel gelişme pahasına, ulusal dayanışmayı güçlendirir.” Russell politik kadroların demokrasi anlayışlarının eğitimi içine dökecekleri kalıp konusunda da ipucu verdiğini açıkça ifade ediyor.  Bu saptamasından sonra Russell kilise ve devletin eğitime bakışlarını da çok etkili bir biçimde açıklamaktadır. “Kilisenin eğitim konusuna bakış açısı, uygulamada devletinkinden pek farklı değildir. Ancak aralarında önemli bir ayrılık vardır: kilise sıradan halkın hiç eğitilmemesini yeğler, onlara ancak devlet dayattığı için eğitim verirler.” “Devletin dogmalarının gazete okuyabilen bir topluma aşılanması daha kolaydır. Devlet ve kilisenin her ikisi de düşünceye düşmandır; ama kilise –açıkça öyle görünmese de- aynı zamanda öğretime de karşıdır.” Russell bu çarpıcı gözlemlerinden sonra da eğitim kurumlarında öğrenci cezalandırmalarının gerisinde yatan büyük gerçeği de şu cümleye sığdırmıştır; “Dersten sıkılan bir çocuğu cezalandırmak, dersi ilgi çekici yapmaktan daha kolaydır.”
Bu denemeyi okuduktan sonra ülkemizdeki sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz ilköğretim reformuna hangi zihniyetle karşı çıkıldığını ve neden 11-12 yıllık zorunlu eğitime geçmek için ayak sürüklendiğini çok daha iyi anlayacaksınız.
Bertrand Russell’ın Sorgulayan Denemeleri’ni ben büyük beğeni ve üzerinde yoğun olarak düşünerek okudum. 

Hikmet Uluğbay

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s