Avrasya’nın Petropolitiği

Aşağıda okuyacağınız söyleşi PetroGas dergisi ile yapılmış ve Dergi’nin Ekim-Kasım 2008 tarihli 67 inci sayısında çeşitli görseller eşliğinde yayınlanmıştır.
Petrogas: Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesini ve sonrasında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Müdahalenin enerji boyutu var mı? Gürcistan’ın enerji geçiş ülkesi olmasının bunda etkisi nedir?
Uluğbay: Sorunuzu yanıtlamaya, 1855-1865 yılları arasında Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Başbakanlığını yapmış olan Henry Temple Palmerston’un çok önemli bir tespiti ile başlamak isterim; “Bizim sonsuza dek yanımızda olacak dostlarımız yoktur ve bizim sürekli kalıcı düşmanlarımız da olmayacaktır. Bizim sürekli ve sonsuza dek var olacak çıkarlarımız mevcuttur ve işte bu çıkarlarımızı izlemek bizim görevimizdir.” İşte 1800 lü yıllarda söylenmiş bu söz, bugün de aynen geçerliliğini korumaktadır. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesinde ve ABD’nin bu ülkeyi korumaya çalışmasında da her iki ülkenin enerji kaynaklarına yönelik “ulusal çıkarları”nın çatışması söz konusudur. Zira Gürcistan, ABD-İran ve Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan arasında süregelen gerginlikler nedeni ile, Hazar Havzası petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına çıkışında kilit bir konuma sahiptir.
Kafkasya’da ve daha geniş bir coğrafya olan Avrasya’da zaman zaman silah kullanımı ve renkli devrimler şeklinde çeşitli müdahalelerin yer alacağı çok önceden belli idi. Jeopolitik ve jeostrateji konusunda yazılan birçok kitap ve makale bu konuda uyarıcı bilgiler ile doludur. Şimdi onlardan bazılarını anımsamakta fayda var.
ABD Başkanı Jimmy Carter’in Ulusal Güvenlik Danışmanı görevinde bulunmuş olan Zbigniew Brzezinski 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabının 51 inci sayfasında şu hususu belirtmiştir; “Amerika için en önemli jeopolitik ödül Avrasya’dır. … Avrasya’da yerleşik olmayan bir güç, artık Avrasya’daki üstün güç konumundadır ve Amerika’nın küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya Kıtasındaki hakimiyetinin ne kadar ve ne denli etkili süreceğine bağlıdır.” 1997 yılında yer alan diğer bir gelişmeyi de hemen hatırlamak uygun olacaktır. 1997 yılında, ABD Başkanı Bill Clinton, 1980 de Rusya’nın Afganistan’ı işgalinden sonra Başkan Carter’in Basra Körfezi’ne yönelik bir saldırıya gerekirse silah kullanarak yanıt verileceğini ilan eden “Carter Doktrini”ni açıklaması ve bu amaçla kurulan CENTCOM, askeri komutanlığının görev alanına Hazar Havzası’nı da dahil etmiştir. Görüldüğü üzere, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını izleyen dönemde ABD, Avrasya coğrafyasında var olmak için gerekli adımlarını atmış ve ayrıca bağımsızlığını kazanmış bulunan Kırgızistan ve Özbekistan’da geçici askeri üsler kurmuş ve bağımsızlığını kazanan Avrasya ülkeleri ile önemli ticari ilişkiler geliştirmiştir. Bu konuda ABD li ünlü enerji uzmanı yazar Michale T. Klare, 2001 yılında yayınlanan kitabında şu tespiti yapmıştır; “Dış dünyanın dikkatini çekmeksizin Rusya ve ABD Hazar Havzası’ndaki askeri durumlarını güçlendirmek için sistematik çabalar sürdürmektedir. … Amerika bölgede askeri üslere sahip olmadığı için varlığı diğer vasıtalarla oluşturmaktadır.(1).” Bu vasıtalardan önde gelen uygulama bu bölgedeki renkli devrimlerdir. ABD’nin Gürcistan’da askeri varlığını son dönemlerde pekiştirdiği bir yöntem konusunda da, enerji konularındaki değerli bir yazar olan William Engdahl, şu bilgileri vermektedir; “Gürcistan Devlet Başkanı Saakashvili, 2007 yılında İsrail güvenlik firmalarından 1,000 e yakın askeri danışman davet ederek Gürcistan ordu birliklerine komando, hava, deniz, zırhlı ve topçuluk alanlarında savaş taktikleri eğitimi verdirmeye başlamıştır(2).” Aynı yazar ertesi gün sitesine koyduğu diğer bir yazıda, Gürcistan’daki İsrail askeri danışmanlarının yalnız olmadığını ve 15 Temmuz 2008 tarihli Reuters haberine göre 1,000 kişilik ABD askeri birliğinin Gürcistan’da “Doğrudan Doğruya Yanıt 2008” (Immediate Responce 2008) isimli askeri tatbikat yaptığını açıklamıştır(3). Bu bilgilerden de görüldüğü üzere, Rusya ve ABD arasında Gürcistan’a yönelik bir gerginlik kademe kademe tırmanmakta idi. Bu gerginliğin, ABD’nin Ağustos 2008 sonunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile “Füze Kalkanı” anlaşması imzalaması sonucunda doruk noktasına tırmandığı anlaşılmaktadır. Bu konuda Leyla Tavşanoğlu ile söyleşi yapan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Ivanovskiy, eski demir perde ülkelerinin NATO’ya alınması ve buralarda üsler kurulması ile ilgili olarak söyledikleri hatırlanmaya değer, “Doğru söylediniz. Kuşatıyorlar. 1988, 1989 yıllarında NATO, ‘Biz Sovyetler Birliği’nin sınırlarına karşı hiçbir harekette bulunmayacağız’ sözü veriyordu. Ondan sonra Sovyetler Birliği Vietnam ve Küba’dan askeri üslerini kaldırdı. Ama buna karşılık NATO Romanya ve Bulgaristan’da askeri üsler kurdu. Bu bizim için sevinilecek bir durum tabii ki değildir. … ‘Kuzey Vietnam füzelerinden korunmak için Polonya’da üs kuracağız’ diyorlar. Bütün dünyayı aptal mı sanıyorlar? Biz ayın öbür tarafında yaşamıyoruz ve olup biteni görüyoruz(4).” Sovyetler sonrası Rusya’da kuşatılmışlık duygusunun oluşmaya başlaması 1990 lı yılların sonuna doğru başlar. Bu konuda Mayıs 2000 de Rus Dışişleri Bakanı Andrei Y. Urnov’un şu açıklamasını hatırlamak yeterlidir; “Hazar Havzası’ndaki durumumuzu dış çıkar güçlerinin zayıflatmaya çalıştıkları dikkatimizden kaçmamıştır. Kimsenin şüphesi olmasın ki, Rusya çıkarlarına gizlice saldırılma girişimlerine direnme kararındadır(5).” Gürcistan bağımsızlığını kazandığı 1990 lı yıllardan sonra da bir seri iç karışıklıklar yaşamış ve bu süreçte Rusya çıkarlarını korumak için gerektiğinde askeri güç kullanmaktan uzak durmamıştır.
Avrasya’yı ve bu bağlamda Hazar Havzası ile Basra Körfezi’ni bu denli önemli kılan ve iki süper gücü savaşın eşiğine getiren şey, bu bölgelerin petrol ve doğal gaz zenginlikleridir. Petrol ve enerji konularında ABD’nin önde gelen uzmanlarından olan Michael T. Klare, Gürcistan olayları üzerine yayımladığı makalesinde Hazar Havzası enerji varlığı konusunda şu gözlemlerde bulunmuştur; “1990 larda Hazar Denizi Havzası dünyanın en verimli petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip bölge olarak görülüyordu. …. Petrol devlerinden British Petroleum’un son zamanlarda yaptığı hesaplamalara göre, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan birlikte 48 milyar varil kanıtlanmış petrol ve 268 trilyon kübik feet doğal gaza sahip bulunmaktadır(6).“ Hazar Havzası’nın petrol varlığının çok daha yüksek rakamlara ulaşacağına ilişkin beklentileri olanlar da vardır. Bu enerji kaynağı zenginliğinin bölgeye yönelik hırsları nasıl körükleyeceğini de yine Brzezinski kitabında şu şekilde açıklamıştır; “Bu kaynaklara (Hazar Havzası) ulaşmak ve sundukları zenginliği paylaşmak ulusal hırsları, tüzel çıkarları harekete geçirir, tarihi iddiaların ateşini yeniden yakar, yayılmacılık duygularını canlandırır ve uluslar arası rekabeti tutuşturur. … Bölgedeki ülkelerin her birinin iç sorunları vardır, her birinin komşularının üzerinde hak iddia ettiği, ya da etnik karşılıkların bulunduğu sınırlar vardır. Pek azı ulusal olarak tek kimliklidir. Bazıları halihazırda toprak talepleriyle ilgili olarak veya etnik ve dini çatışmalar yüzünden karışıktır(7).”
Bu noktada enerji kaynaklarına yönelik mücadele ve savaşlar neden son yıllarda arttı sorusu gelebilir. Son yıllarda, petrol ve doğal gaza yönelik uluslar arası mücadelenin artmasının nedeni, petrol üretiminin içinde bulunduğumuz yıllarda tavan yapacağı ve sonra düşmeye başlayacağına yönelik tezlerin güç kazanması ile aynı durumun doğal gaz için 2020-2030 dolayında gerçekleşeceğine ilişkin beklentilerin ön plana çıkmasıdır. 1990 lardan bu yana Çin, Hindistan ve yeni sanayileşmekte olan ülkelerin başta petrol ve doğal gaz olmak üzere enerji kaynaklarına yoğun talep artışı vardır. Üretim talep artış hızına ayak uydurmaktan uzaktır. Bu durum 2008 yılında petrol fiyatlarının 150 dolar düzeyine çıkması ile de desteklenmektedir. Son zamanlarda petrol fiyatlarındaki düşüş, başta ABD ve AB ekonomilerindeki yavaşlama ile ilgilidir ve yanıltmamalıdır. Yukarıda isimlerini verdiğim ülkeler aynı zamanda petrol ve doğal gaz kaynakları olan ülkelere yatırım yapma yarışı içine de girmişlerdir. Dolayısı ile dünya petrol ve doğal gaz kaynaklarını ve bunların dünya pazarlarına çıkış noktalarını denetlemeye yönelik mücadele hız kazanmıştır. Bu çıkar çatışmalarında, ülkelerin iç siyasi durumu ve etnik yapıları da birer araç olarak kullanılmaktadır.
Brzezinski yukarıda alıntı yaptığım kitabında Hazar Havzası ile ilgi çok ilginç bir tanımlama da yapmıştır; “Avrasya Balkanları”. Burada hemen hatırlamakta fayda vardır, “Balkanlar” sözcüğü bölünmüşlük, karmaşa, savaş ve etnik kavgalar anlamını da taşımaktadır. Bu tanımlama içine ülkemiz de alındığı için kitaptaki ifadeyi aynen tekrarlamakta fayda görüyorum; “Avrasya Balkanları, …. Dokuz ülkeyi içerir. İki ülke de potansiyel adaydır. Bu tanıma uyan dokuz ülkenin sekizi; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’dır. Bu ülkelerin hepsi daha önce Sovyetler Birliği içinde idi. Dokuzuncu ülke ise Afganistan’dır. Listeye eklenebilecek potansiyel adaylar Türkiye ve İran’dır. Her ikisi de siyasi ve ekonomik olarak hareketlidir. Her ikisi de Avrasya Balkanları’nda bölgesel nüfuz için mücadele etmektedir. Bu nedenle, her ikisi de bölgedeki önemli jeostratejik oyunculardır. İçlerinden biri ya da ikisi de istikrarı kaybederse, bölgenin iç sorunları çözümsüz hale gelir. Rusya’nın bölgedeki egemenliğini engelleme çabaları boşa gider(8).” Gürcistan’ın deneyimsiz Devlet Başkanı Saakashvili, Rusya ile Gürcistan arasında başlangıçtan beri sorunlu olan Abazya ve Güney Oseta’ya asker sevkederek Pandora’nın kutusunu açmıştır. Şimdiye kadar iyi kötü statükonun korunduğu iki bölge bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Rusya da derhal bu ülkeleri tanımıştır. Rusya sadece onunla da kalmamış Devlet Başkanı Medvedev sınırlarına yakın coğrafyayı “Ayrıcalıklı Çıkar Bölgesi” olarak ilan eden yeni dış politika esaslarını açıklamıştır(9). Bu gelişmeyi izleyen günlerde ABD Gürcistan’a bir milyar dolarlık ekonomik yardım yapacağını açıklamıştır(10).
Hazar Havzası petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına Rusya üzerinden mi yoksa Rusya’nın yer almadığı bir yapılanma içinde mi sevk edileceğine ilişkin çekişmeler ile Hazar Denizi ekonomik sahalarının paylaşımına yönelik politik mücadele Kafkasya’da istikrarsızlığın süresini, dozunu ve tahribat boyutunu belirlemeye devam edecektir. Ancak, içine girilen dönemde bu ilişkiler daha yüksek düzeyde riskli olarak yaşanmasına neden olacaktır.
Petrogas: Rus müdahalesinin Hazar Petrolleri’nin üretimine, doğalgazın ve petrolün Rusya’ya alternatif boru hatlarıyla taşınmasına bir etkisi olacağını düşünüyor musunuz?
Uluğbay: Azerbaycan’ın bağımsızlığını izleyen dönemde bu ülke yoğun bir batı petrol sermayesinin hücümüna uğramış ve çeşitli alanlarda petrol ve doğal gaz üretimi için bazı anlaşmalar yapılmıştır. Bu düzenlemelerde zaman zaman Rusya’ya da pay verilmiştir. Bunların dünya pazarlarına ulaştırılması da, üretimleri kadar, yoğun rekabete konu olmuştur. Bakü-Tiflis-Ceyhan(BTC) Boru Hattı’nın inşasına yönelik çekişmeler hatırlandığında, Rusya’nın anılan projeye ciddi şekilde karşı çıktığı da anımsanacaktır. Aynı şekilde BTC hattının gerçekleşmesine değin Hazar Havzası erken petrol üretiminin Gürcistan’ın Supsa limanına inşa edilen boru hattına da Rusya ciddi şekilde muhalefet etmiş ve Karadeniz’deki kendi limanı Novorosisk’e yönelik mevcut hattın bu hizmeti vereceğini ve gerekirse genişletilebileceğini ileri sürmüştür. Çözüm Novorosisk ve Supsa’nın erken üretimi paylaşması ile bulunmuştur. Ağustos ayında Gürcistan Rusya’nın Supsa boru hattını bombaladığını ileri sürmüş ve Rusya da bunu yalanlamıştı(11). Ancak, Supsa hattını işleten BP’nin 12 Ağustos’ta Güney Oseta krizi nedeni ile hattı kapattığı da basında yer alan haberler arasındadır.
Rusya, Hazar Havzası ve Orta Asya petrol ve doğal gazının kendi topraklarından geçerek dünya pazarlarına ulaşmasını, ekonomik nedenlerle olduğu kadar siyasi nedenlerle de talep etmektedir. Geçtiğimiz yıllarda kış aylarında Rusya’nın Ukrayna ve diğer bazı ülkelerle gaz fiyatları nedeni ile çıkardığı sorun Avrupa’ya gaz ulaşmasını yavaşlatmıştı. Bu bir yandan Avrupa’da enerjide Rusya’ya bağımlılığı konusunda endişe yaratmış, diğer yandan Rusya’nın enerji gücünü test etmesine imkan vermişti. Bu gelişmeler İran ve Hazar doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak Nabucco boru hattı projesine desteğin artmasına yol açmıştır. Ancak bu projenin kısa zamanda yaşama geçmesi zor görünmektedir.
Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın üye oldukları Şangay İşbirliği Teşkikatı’nın Duşanbe’de yaptığı son toplantıda, Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ve Abazya ve Güney Oseta’nın bağımsızlığını tanımasına karşı çıkılmamış ve Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev Rusya’yı desteklediklerini açıklamıştır. Kazakistan’ın Orta Asya’daki en büyük enerji üreticisi olduğu hatırlanırsa, Nazarbayev’in desteği daha da anlamlı hale gelir.
5 Eylül 2008 günü, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Rusya’nın üye oldukları “Ortak Güvenlik Antlaşması Teşkilatı” toplanacaktır(12). Şangay ile bu Teşkilatın üyelerinin çoğunluğu aynı ülkelerdir. Dolayısı ile Rusya, Gürcistan’a yönelik izlediği politika konusunda bu Örgüt’ün de desteğini alabilirse, ABD’nin bölgede izlemeye çalıştığı Karadeniz’i bir Nato gölü yapma politikalarına ciddi bir darbe indirmiş olacaktır. Hatırlanacağı üzere kısa süre önce Gürcistan’ın Nato’ya üye olması bu Teşkilat’ta görüşülmüş ve on ülkenin karşı çıkması nedeni ile gerçekleşememişti. 
İşte Rusya tarafında bu gelişmeler yer alırken, ABD hareketsiz kalmamış ve Başkan Yardımcısı Cheney’i Eylül ayı başında Kafkasya’ya gönderme kararı almıştır. Bu ziyaretten önce, Gürcistan krizi ile birlikte ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın Tiflis’e gelmiş olduğunu da hatırlamak gerekir. Cheney’in gezi programı Gürcistan’ın yanında Azerbaycan ve Ukrayna’yı da kapsayacaktır(13). Bu ziyaretin amacının bölge ülkelerinin Rusya’yı desteklemelerini önlemeye yönelik olduğu açıktır.
Görüldüğü üzere, iki süper güçün Avrasya enerji kaynakları üzerindeki rekabeti, Gürcistan krizi ile birlikte yeni bir düzleme taşınmıştır. Bu düzlemdeki ilişkilerin tansiyonu, bölgedeki petrol ve doğal gazın üretimini, potansiyel yatırımları ve dünya pazarlarına sevkini de etkileme olasılığı yüksek görünmektedir.
Petrogas: Bakü petrollerine yönelik 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana bir mücadele sürüyor. Bu mücadele Gürcistan meselesinde de Boğazlar konusunu bir kez daha gündeme getirdi. ABD, gemilerini Karadeniz’e çıkardı. Bir süredir bu isteğini dile getiriyordu. ABD’nin Karadeniz’e olan ilgisini neye bağlıyorsunuz? Tarihsel olarak bakıldığında gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
Uluğbay: Birinci Dünya Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında dünya petrol varlıklarının paylaşılma mücadelesi çok yoğun ve çetin bir biçimde yaşanmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın petrol kaynaklarını paylaşmak için çıkarıldığını ileri süren araştırmacılar da mevcuttur. Bu konudaki gelişmeleri, 2008 yılı başında gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısı çıkan “İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik” isimli kitabımda belgeleri ile birlikte ayrıntılı olarak anlattığım için burada tekrarlamaya gerek görmüyorum. Ancak bir husus burada da özetle aktarmak isterim. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Almanya müttefikti ve birlikte savaşmışlardı. Ancak Osmanlı Ordusu ile Alman askeri birliklerinin, Azerbeycan petrol bölgelerini İngilizlerden önce ele geçirebilmek için çatışma noktasına geldiklerini kaçımız hatırlıyoruz? Bu ilginç öykü de Petropolitik’te ayrıntısı ile anlatılmıştır. Dolayısı ile petrol ve doğal gaz gerektiğinde aynı cephede yer alan ülkeleri bile karşı karşıya getirebilmektedir.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, birçok tarihçi 1917 Rus İhtilali’nin gerçekleşmesinde Çanakkale Boğazı’nın İngiliz ve Fransız donanmaları tarafından geçilememiş olmasının da rolü olduğunu savunur.
Anımsanırsa, ABD’nin Irak’a askeri operasyon yapmasından önce bu müdahaleyi Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapma girişimleri olmuştu. Ancak bu girişim, Rusya, Fransa ve Almanya’nın karşı çıkması nedeni ile gerçekleşememişti. Bu ülkelerin ABD’ye destek vermemelerinin gerisinde yatan nedenlerden en önemlisi Fransa ve Rusya gibi ülkelerin Saddam Hüseyin’den elde ettikleri petrol ayrıcalıklarının tanınmamasıdır. Dolayısı ile enerji kaynaklarının ve güzergahının kimin kontrolunda olacağı günümüz jeostratejisinin en önemli husularından birisidir.
Boğazlar, Hazar Havzası petrollerinin dünya pazarlarına ulaşmasında 1870 li yıllardan beri önemli rol oynamıştır. O nedenle de askeri bakımdan olduğu kadar enerji akışı bakımından da startejik öneme sahip olagelmiştir.
Petrolün deniz taşımacılığında altı adet “boğulma noktası (chokepoints)” vardır. Türk Boğazları 1998 yılında geçen günlük 1.7 milyon varil petrol ile beşinci sırada yer almakta idi(14). Diğerleri de sırasıyla Hürmüz, Malaka, Mandep, Süveyş ve Panama’dır.
Dolayısı ile petrol üretiminde tavan yapma noktasına gelindiği ve enerji kaynaklarına yönelik rekabetin giderek kızışacağı bir dönemde Türk Boğazları’nın askeri ve stratejik öneminin daha da ön plana çıkması doğaldır. Hatırlanacağı üzere, Boğazlar’ın trafiğini düzenlemek için geçtiğimiz yıllarda büyük ölçekli elektronik yatırım da yapılmıştır.
ABD Türk Boğazları’nın stratejik önemini çok önceden beri bilmektedir. Küresel hakimiyet mücadelesinde geçmişte kendisine en ciddi rakip olmuş olan Rusya’nın, yeniden Sovyetler dönemindeki gücüne ve etkisine kavuşmasını önlemek de ABD ve AB’nin kendi ulusal çıkarları bakımından önem taşımaktadır.    
Petrogas: Gelinen noktada Türkiye nasıl bir tavır almalı?
Uluğbay: Türkiye’nin bulunduğu coğrafya dünya petrol rezervlerinin yüzde 65 inin ve doğal gaz rezervlerinin de yüzde 36 sının yoğunlaştığı bir bir alandır. Petrol üretiminin içinde bulunduğumuz yıllarda tavan yapmasından sonra doğal gaz üretiminin de tavan yapmasının 21 nci yüzyılın ilk yarısında gerçekleşecek olması ışığında bulunduğumuz coğrafya çok çetin yoğun enerji mücadelesinin yaşanacağı bir bölgedir. Dolayısı ile bulunduğumuz coğrafya tarihteki en kritik dönemini yaşayacaktır. Yaşadığımız süreç, muhtemelen coğrafyamızın yaşadığı en büyük ve kritik satranç partisi olacaktır. Satrancın galibini belirleyen en önemli unsurun rakibinden en az bir hamle daha fazlasını düşünebilmek olduğu unutulmamalıdır. Ve bu düşünme sürecinin her hamleden sonra yeniden yaşandığı da asla akıldan çıkarılmamlıdır. 
Bu durumda Türkiye’yi yönetenlerin, yönetmeye aday olanların ve Türkiye’de fikir üretenlerin dünyada enerji üzerine oynanan oyunların geçmişini çok iyi bilmek yanında, geleceğe yönelik senaryoları da önceden okuyabilecek bilgi birikimi ile donanmış olmaları gerekmektedir. Türkiye’nin, kendi kısa vadeli olduğu kadar uzun vadeli ulusal çıkarları ile bölgeyi etkilemeye ve şekillendirmeye çalışan güçlerin çıkarlarının örtüştüğü ve çatıştığı noktaları çok iyi belirlemesi gerekmektedir. Belirlenen bu noktaların değişmez olmadıklarını bilmesi ve olası denge ve hesap değişimlerini yakından izleyip kendi stratejisini de uyumlandırmalıdır. Türkiye çıkar çatışmaları ile karşılaştığı durumlarda da çıkarları dengede tutacak çözümleri üretebilen yetenekte de olmalıdır. 
Bunu başarabilmek için de bu konuda dünyada yer alan gelişmeleri ve üretilen bilgileri günü gününe izleyecek en az bir yabancı dil bilen petrol ve enerji konularında bilgili uzman kadrolarını geliştirmelidir. Dışişleri’nın kurumsal hafızasının önemi bilinmelidir.
2007 yılı başında denediği gibi, dünya gerçeklerini ve ulusal çıkarları göz önüne almadan petrol, doğal gaz ve maden kanunları çıkarmaya girişmemelidir.
Dış politikanın çok bilinmeyenli bir denklem olduğunu hatırdan çıkarılmayıp, kritik dış politika konularını konunun uzmanları ile görüştükten sonra açıklama yoluna gidilmeli ve konular olgunlaşıncaya değin açıklamaların Bakan düzeyinde değil bürokrat düzeyinde yapması gerektiği hatırdan çıkarılmamlıdır. Bu açıklamaları erken yapmanın her zaman avantaj kazanmaktan çok zarara uğradığını da göz ardı etmemeliyiz. 

(1) Klare M.T.,”Resource Wars, The New Landscape of Global Conflict”, Metropolitan/Owl Books 2001, sayfa 92.
(2) Engdahl William F., “The Caucasus-Washington Risks Nuclear War by Miscalculation”, kendi web sitesi, 11 Ağustos 2008.
(3) Engdahl W.F., “The Puppet Masters Behind Georgia President Saakashvili” kendi web sitesi 12 August 2008.
(4) Tavşanoğlu Leyla, “Montrö’ye dokundurtmayız” Cumhuriyet Gazetesi 31.8.2008.
(5) Klare M.T., “Putin’s Ruthless Gambit, The Bush Administration Falters in a Geopolitical Chess Match, TomDispatch.com 2 September 2008.
(6) Klare M.T., Bir üsteki dip nottaki makale.
(7) Brzezinski Zbigniew, “Büyük Satranç Tahtası” İnkılâp Kitabevi 2005, sayfa 177.
(8) Brzezinski, sayfa 178.
(9) Clover Charles, “Russia anounces ‘sphere of interest’”, Financial Times August 31, 2008.
(10)  Myers Steven Lee, “White House Unveils $ 1 Billion Georgia Aid Plan” The New York Times September 4, 2008.
(11)  “Georgia says Russia bombs Supsa link, Moscow denies”, Reuters August 12, 2008.
(12)  Bhadrakumar M.K., “Russia remains a Black Sea power” Asia Times August 30, 2008.
(13)  Eggen Dan, “Cheney To Visit Georgia Next Week, Ukrain, Azerbaijan Also on Itinary”, Washington Post August 26, 2008.
(14) Klare M. T., “Resource Wars” sayfa 48.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s