Çocuklara Karşı İşlenen Suçlar

Aşağıda okuyacağınız konuşma metni 27 Ekim 2008 günü başlayan Üçüncü Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu’nda yapılmıştır.
Değerli Bilim Öğretenler, Sevgili Öğrenciler ve Değerli Konuklar,
Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri’nin birlikte düzenledikleri Üçüncü Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyum’unda konuşma yapma onur ve ayrıcalığını bana verdikleri için her iki Üniversitemizin yönetimlerine teşekkür ederim. Sempozyum’un yapılmakta olduğu Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin bu toplantı salonuna adım atmak beni tam 51 yıl öncesine, 1957 yılı Sonbahar’ına götürdü. Ankara Üniversitesi SBF de öğrenimime başladığımda bu salonda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın öğrencilere sunduğu klasik batı müziği konserlerini izlemeye de başladım. Klasik batı müziği sevgisini bana ve benim kuşağımın Ankara’da okuyan gençlerine bu salondaki o konserler aşıladı. O olanağı bizlere o günlerde sunanlara huzurunuzda teşekkürü bir borç bilirim. Ümit ederim Üniversitelerimiz benzeri güzel programları bu salonda ve yenilerinde gençlerimize sunmaya devam ediyorlardır.
Prof. Dr. Erksin Güleç’in bu konuşmaya ilişkin talebi iletmesinden sonra, üç konu aklıma geldi; ilki kadın eğitiminin ülke geleceği bakımından önemi, ikincisi dünya ekonomisindeki son gelişmeler ve üçüncüsü çocuklara ve özellikle de kız çocuklarına karşı işlenen suçlar. Bu konular arasında bir süre kararsız kaldım. O günlerde basında yer alan ve beni rahatsız eden bir haber seçim yapmamı kolaylaştırdı. Haberde, genetik bilimci Steve Jones’un insan evriminin sona erdiğini ileri sürdüğü belirtiliyordu(1).
Siz değerli bilim insanlarımız bu konudaki tartışmaları yakından izlediğiniz için Jones’un tezini ne zaman ortaya attığını ve buna yönelik tartışmaları gayet iyi biliyorsunuz. Dolayısı ile o konulara girmek benim boyumu ve haddimi aşar. Biraz önce de belirtiğim üzere, insanın evriminin sona ermiş olabileceği olasılığını okumak beni ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Rahatsızlığımın nedeni ise, hergün dünyanın dört bir tarafında birbirinin yaşamına kasdeden, yaşamının temel dayanağı olan doğayı insafsızca yok etmekte duraksamayan, kendi ciğeri olan ormanları yakmaktan çekinmeyen, kişisel çıkarı için her şeyi yapabilen ve bunlardan çok daha da kötüsü çocuklara ve özellikle kız çocuklarına karşı işlediği suçlar hergün artan insanın evrimi bu aşamada son bulamazdı ve bulmamalıydı. İnsan evriminin ulaşacağı en üst düzey belirttiğim bu yüz kızartıcı aşama olamazdı ve olmamalıydı. Değerli bilim insanları, lütfen, bana insanın evriminin bu aşamada son bulmadığını, insanın daha nitelikli konuma gelmesine yönelik evrim sürecinin devam ettiğini söyleyiniz!
Devletlerin istatistik yayınlarında suçlar konusunda bilgi verilirken yetişkinlerce işlenen suçların yanında çocuklarca işlenen suçlara da yer verilmesine karşılık, ne yazık ki çocuklara karşı işlenen suçlar konusunda pek fazla bilgi yer almamaktadır. Son zamanlarda yazılı ve görsel basında çocukların işlediği suçların yanında çocuğa karşı işlenen suçlar konusunda da bilgiler yer almaya başlamıştır. Bu gelişmenin hüzün ve utanç veren yanı ise çocuğa karşı işlenen suçların azalmayıp, giderek hem ülkemizde hem de dünyada artmakta olmasıdır.
Bu açıklamalarımdan da anlaşıldığı üzere bu konuşmada üzerinde duracağım konu çocuklara karşı işlenen suçlar olacaktır. Çocukların işlediği suçlara değinememe nedenim, eğer çocuklar suç işliyor ise bunun nedenini yetişkinlerin çocuklara yaklaşımında aramak gerektiğine inanmış olmamdır. Diğer bir deyişle, çocuğa karşı işlenen suçlar, çocuk suçluları da ortaya çıkaran temel nedendir. Suç işleyen çocuklar konusunda, ünlü düşün insanı Hermann Hesse’nin, şu sözlerine kulak vermenizi istiyorum; “Yıllar yılı, bütün bir çocukluk yaşamı boyunca üzerinde şiddet uygulanmış, dövülmüş, ürkütülmüş, satılmış, korkutulmuş …. bir çocuğun ağzından, her şeyden önce hakim ya da insanlığa yararlı bir kişi olmak istediğine, bu konuda güçlü bir arzu duyduğuna ilişkin sözler çıkmasını bekleyemezsiniz. Böyle bir çocuk belki bir evi ateşe verecek ya da başka bir takım hoş olmayan eylemlere kalkışacaktır”(2).


Seçtiğim konu üzerinde düşünlerimi açıklamaya devam etmeden önce çocuklara karşı işlenen suçlar konusunda hafızalarımızı tazelemek için son aylarda basında yer alan bazı haberleri kısaca bir tablo halinde sunmak istiyorum.
                                           TABLO
ULUSAL BASINDAN ÖRNEKLER

31.10.2007 Milliyet
İlköğretim öğrencisine tecavüz edip kameraya kaydetti
Şahin Özer/Ceyhan (Adana) (DHA)
Adana’nın Yumurtalık İlçesi’nde 12 yaşındaki T.P.’ye tecavüz ettiği belirtilen 25 yaşındaki M.G. tutuklandı. G.’nin tecavüzü cep telefonunun kamerasına kaydettiği öne sürüldü.
30.10.2007 Vatan
Enişte tacizi intihar ettirdi
B.K., eşinin 12 yaşındaki yeğenine cinsel tacizde bulundu. Bunu öğrenen genç kadın kendini iple evin tavanına asıp intihar etti.
30.10.2007 Hürriyet
50 YTL’ye okulu bıraktı
Zeytinburnu’nda bir gecekonduda yaşayan 12 yaşındaki Buse Assı, ailesine bakabilmek için okulu bırakıp haftalık 50 YTL karşılığında tekstil atölyesinde işe girdi. Buse’nin annesi Nazan Assı ise kalınbağırsak kanserine yakalanan annesine bakmak için işten ayrıldı.Cumhuriyet 12.6.2008
Irgat çocuğa tatil de yok
ENVER HAYKIR
SEYDİŞEHİR – Yaz aylarının gelmesiyle birlikte yüzlerce çocuk, eğitim yılını tamamlamadan tarlalarda çalışmaya başladı. Konya’nın Beyşehir ilçesinin köylerinde oturan ve Seydişehir’in Gökhüyük köyünde pancar tarlasında işçi olarak çalışan Turgut Saraç (13) bu çocuklardan biri. Saraç, “Aileme yardım etmek zorundayım. Yoksa aç kalırız” dedi.

1.5 yaşındaki çocuğu çöpe atmaya kalkıştı
Milliyet 4.7.2008
Antalya’nın Alanya ilçesinde, akli dengesinin yerinde olmadığı iddia edilen bir kadının, çöp konteynırına atmak istediği çocuğa devlet sahip çıktı.
Çocuklar affedin
Hürriyet 20.7.2008
Papa 16.Benedikt, Katolik Kilisesi’nde çocuklara cinsel istismar vakaları nedeniyle özür diledi. Sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini söyleyen Papa, “Kurbanların çektiği acı nedeniyle derin üzüntü duyuyorum” dedi.
Kur’an kursunda küçük kızlara taciz iddiası
ÇORUM, (DHA) – A.A Hürriyet 8.8.2008
Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ve yerel bir gazetede köşe de yazan evli, iki çocuk babası Z.İ. (52), bir vakıfta Kur’an öğrenen 16 yaşındaki Ö.Y’ye cinsel istismardan ve 15 yaşındaki E.G’yi de taciz ettiği gerekçesiyle tutuklandı. Z.İ’nin tecavüzüne uğradığını ileri süren 16 yaşındaki Ö.Y’nin üç buçuk aylık hamile olduğu öne sürüldü.
İran cehennemi BM raporunda
Cumhuriyet 22.10.2008
Çocuk idamları
Kızlar 9, erkekler 15 yaşından önce hukuken sorumlu sayılıyor. 107 çocuk idam bekliyor
Çocuk idamlarının durdurulmasına karar verilmesine rağmen bu kararın hâkimler için bağlayıcı olmadığını belirten Ban, 1990 ile 2006 arasında dünyada meydana gelen 51 çocuk idamının yarısından fazlasının İran’da gerçekleştiğine ve halen 18 yaşından küçük 107 kişinin idamla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Ceza sorumluluğu yaşı erkek çocuklar için 14 yıl 7 ay, kız çocuklar için 8 yıl 9 ay. Bu yaşlar çok düşük ve bir ayrımcılık örneği.

                       YABANCI BASINDAN ÖRNEKLER
(Burada Türkçe çevirilerini okuyacağınız haberlerin İngilizce asıllarında alınan bölümler yazının sonunda dipnotların arkasında yer almaktadır.)
Gap: Çocuk istismarının ulaştığı yeni boyutlar
Barbara Ehrenreich
The Nation online 1 Kasım 2007
Blucin kumaşından yapılmış yeni ceketinizin üzerine kusturacak kadar kötü bir şey. Gap, Hindistan’daki atölyesinde çocuk işçi çalıştırırken yakalandı ve sadece çocuk işçi değil –çocuk köle. Haberlerde yoğun bir biçimde yer aldığına göre, çocuklar ki bir kısmı on yaşında olmak üzere günde onaltı saat çalıştırılmakta, üzerleri sivrisineklerle kaplı taslardaki prinçle beslenmekte, çatıda yatmaya zorlanmakta ve dolmuş taşmakta olan helaları kullanmakta. Yavaş çalışanlar lastik borularla dövülmekte ve ağlayanların ağzına yağlı bezler tıkılmakta.
Şefkat: BM barışgücü ve yardım çalışanları çocukları istismar ediyor
Edith Lederer, Associated Press Yazarı Yahoo Haberleri 27 Mayıs 2008
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Salı günü çocuklara şevkat etkinliğini yönettikten sonra, BM barışgücünün ve uluslar arası yardım çalışanlarının çocuklara yaygın cinsel tacizde bulunduklarının ortaya çıktığını söylemiştir.
İngiltere’de yerleşik Çocuk Koruma Kurumu’nun raporu, Güney Sudan, Fildişi Sahili ve Haiti’de 6 yaş ve üzeri çocuklara cinsel suç işlendiğini anlatmaktadır.
Araştırma Çocuk Fakirliğinde Kolorado’nun En Büyük Artışa Sahip Olduğunu Gösteriyor
Dan Frosch 11 Haziran 2008 The New York Times Gazetesi
Denver- Salı günü açıklanan bir rapora göre, Kolorado, 2000-2006 döneminde çocuk fakirliğinin yaygınlaşması bakımından ülkedeki en hızlı büyümeyi gerçekleştirmiştir. … Kâr amacı gütmeyen ve çocukların refahına önem veren bir kuruluş olan Kolorado Çocuk Kampanya’sı tarafından hazırlanan rapora göre, 2006 yılındaki en son sayımlar, Eyalet’teki çocukların yüzde 15.7 si veya 180,000 çocuk fakir bir yaşam sürmektedir. Bu sayı 2000 yılına göre yüzde 73 artmıştır.
Kanada’nın yerlilerinden resmen özür dilendi
Los Angeles Times Gazetesi 12 Haziran 2008
Christopher Guly ve Maggie Farley
Ottawa- Kanada Başbakanı Stephan Harper Çarşamba günü ulusun yerli halkından (Kanada Kızılderilileri) yerleşim bölgelerindeki okullarda bir asırdan fazla süren zorunlu asimilasyonun yol açtığı fiziki istismar ve kültürel hasarı kabul ederek “tarihimizin bu kederli bölümü” için özür diledi. … Bir asrı aşkın bir süredir 150,000 dolayında Kanadalı yerli çocuğu “medenileştirmek ve Hıristiyanlaştırmak” için Kilise ve Devlete ait yatılı okullara (istekleri dışında) gönderilmişti.
Adalet Bakanlığı Mahkemeleri Bilgilendirmekte Hata Yaptığını Kabul Etti
Linda Greenhouse
The New York Times Gazetesi 3 Temmuz 2008
Washington- Adalet Bakanlığı Çarşamba günü çok sıra dışı bir hatayı üstlenmiştir. Yüksek Mahkeme’de görüşülmekte olan bir dava sırasında, orduda çocuğa tecavüz suçunun işlenmesinin ölüm cezasına konu olacağına ilişkin olarak Kongre’nin yeni bir yasa çıkardığını Hükümet’in avukatlarının bilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Çocuklara Suç Öğretmeyin
3 Temmuz 2008 The New York Times Gazetesi
1974 tarihli Çocuk için Adalet ve Çocuk Suçlarının Önlenmesi Yasası çerçevesinde, eyaletler, Federal Hükümet’ten mali yardım alma karşılığında, Dicksen’ci çocuk suçlarına ilişkin uygulamalarını insancıl hale getirmeyi kabul etmişlerdi. Bu umut veren anlaşma, 1990 larda yeniyetme (adolesan) suç dalgası başladığı (ki bu hiçbir zaman olmadı) histerisi ortamında uygulanmadı.  Eyaletler çocuklara her türlü cezayı yoğunlaştırdılar ve birçok çocuğu yetişkin cezaevlerine gönderdiler. Araştırmalar, bu çocukların muhtemelen hırpalandığını, büyük (ruhsal) sarsıntılar yaşadığını, ıslah kabul etmeyen hale geldikleri ve sabıkalılar haline geldiklerini ortaya koymuştur.
Bu tabloda yer alan bilgiler yazılı basında yer alanların çok küçük bir bölümüdür. Çocuğa karşı işlenen her suçun basına yansımadığı da bir başka gerçektir. Tablodaki bu bilgilerden çok daha çirkinleri ve çok daha vahşiceleri de basında sıkça yer aldı. Gününüzü ve ruhunuzu daha da karartmamak için onlara tabloda yer vermemeyi tercih ettim. Bu haberleri okurken bu suçları işleyen yaratıklar da insan sıfatı taşıdıkları için kendi insanlığımdan utandım. Tablo’daki bilgilerin tümü çok rahatsız edici olmasına rağmen özellikle dört tanesi çocuğa karşı işlenen suçların nerelere kadar uzandığını göstermek bakımından çok ibret vericidir. Bunlardan ilki, Papa 16. Benedikt’in Katolik Kilisesi’nde yer alan çocuklara cinsel istismar olayları için özür dilemesi, ikincisi Kur’an kursunda küçük kızların tacize uğradığı iddiası ve üçüncüsü Birleşmiş Milletler barış gücü mensupları ile yardım görevlilerinden bazılarının, görev yaptıkları ülkelerdeki çocuklara cinsel tacizde bulunduklarına ve dördüncüsü de İran’da dokuz yaşındaki kız çocukları ile 15 yaşındaki erkek çocuklarına tam hukuki sorumluluk yüklendiğine yönelik haberlerdir.
Bu tür haberleri dinlediğimizde veya okuduğumuzda, bu suçları işleyenlere genelde hayvan isimleri kullanarak tepkiler veriyoruz. Oysa bu yaptığımızın yanlış olduğunu, ruhbilimci Erich Fromm’un “İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri” isimli kitabından öğreniyoruz. Fromm, insanda birbirinden bütünüyle farklı iki tür saldırganlık olduğunu belirtiyor. Bunlardan birincisi yaşamsal tehditle karşılaşıldığında ortaya çıkan “savunucu saldırganlık” ki bunun hayvanlarda da var olduğunu belirtiyor ve ikincisi ise “yıkıcı” veya diğer bir deyişle “zalimlik ve yıkıcılık”tır diyor(3). Fromm, şu çarpıcı saptamayı da yapıyor; “… İnsan, bir katil olduğu gerçeği ile hayvanlardan ayrılır. Biyolojik olsun, ekonomik olsun hiçbir nedene dayanmaksızın kendi türünün üyelerini öldüren, onlara işkence eden ve bunu yapmaktan haz duyan tek primat insandır. Bir tür olarak insanın var oluşu açısından gerçek sorun ve tehlike oluşturan şey, işte bu biyolojik olarak uyarlanamayan ve kalıtımsal olarak programlanmamış ‘kıyıcı’ saldırganlıktır”(4). İnsan için hiç de hoş olmayan bir tanımlama, ama, ne yazık ki insanlardan bir bölümünün giderek artan ölçüde sergiledikleri örnekler bu yargıyı tümüyle doğruluyor.
Tabloda yabancı basında yer alan bilgi örnekleri çocuklara karşı işlenen suçların gelişmiş ülkelerde de yaygın olduğuna işaret ediyor. Fromm, fosil bilim ve insan bilimin gözlemlerine dayanarak, insandaki yıkıcılığın derecesinin uygarlığın gelişmesiyle birlikte azalacağına artmakta olduğunu da ileri sürmektedir(5). Tabloda yer alan bilgiler de bunu doğrulamaktadır. Ancak bu durum bizleri tümden umutsuzluğa itmemeli, tersine bu durumda kendi sorumluluğumuzu kabul edip onun gereklerini yerine getirmeye sevk etmelidir. Bu konudaki bireysel sorumluluğumuzu ise Fransız yazar Saint Exupery şu sözleri ile açıkça belirlemiştir; “Her birey her şeyden sorumludur. Her birey tek sorumlu olandır. Her birey her şeyden tek sorumlu olandır”(6). Her gün kendimizi, çocuklara karşı işlenen suçların ortadan kalkması için bugün ne yaptım diye sorgulamamız gerekmektedir. Örneğin, kendi çocuklarımızın dışında kaç çocuğa daha iyi eğitim olanağı sunulmasına katkıda bulunuyoruz? Suça maruz kalmış çocukların haklarını korumak için birey veya sivil toplum örgütleri olarak ağırlığımızı yeterince ortaya koyuyor muyuz? Kanunların Meclis’teki görüşmelerinde çocuklara karşı suç işlemeyi caydıracak önlemlerin alınıp alınmadığını yeterince denetliyor muyuz? Bizleri temsil etsinler diye seçip Meclis’e gönderdiklerimize, diğer sorularımız yanında, çocuklara karşı işlenen suçların ortadan kalkması ve çocuk suçluların oluşmaması için ne yaptıklarını soruyor muyuz? Seçimlerde oyumuzu isteyenlere, çocuklara yönelik suçları önlemek için neleri nasıl yapacaklarını soruyor muyuz? Bayramlarda otoyollardan, köprülerden ve toplu taşımalardan ücret alınmayacağını ilan eden politik kadrolara, bireyler ve sivil toplum örgütleri olarak, bu uygulamaları nedeniyle itiraz ediyor muyuz, bu ücretler alınsın ve bu ücretler çocuk koruma programlarına, ekonomik gücü olmayan ailelerin çocuklarına eğitim desteği olarak harcansın diye hiç tepki koyduk mu? Yoksa cebimizde birkaç lira kalacak diye o kararları alanlara övgü mü yağdırdık? Çocuğa karşı işlenen suçlara ilişkin davalar görülürken, zarar görmüş çocukların haklarının en iyi şekilde korunmasını sağlamak üzere gerekli adli desteğin sağlanabilmesi için üyesi olduğumuz sivil toplum örgütlerini harekete geçirmede ne denli aktifiz? İlköğretim çağındaki çocukları siyasi gösterilerde kullanmanın çocuğa karşı suç işlemek olduğunu hiç düşündük mü? İlk öğretimden başlayarak tüm eğitim kurumlarının önünde beyaz zehir satanlarla mücadele için neler yapıyoruz? Nasıl kamuoyu baskısı yaratıyoruz? Unutmayalım, bunları yapmadığımız sürece, kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşayacağı dünyanın yanlış eksende şekillenmesine de onay vermiş oluyoruz. Bunları yapmadığımız sürece çocuklarımıza sağladığımız diğer olanaklar sadece onları ve kendimizi kandırmaktan öteye bir anlam ve değer taşımıyor. Dikkat edilirse çocuklara karşı işlenen suçlar, gereken bireysel ve toplumsal tepki yeterince güçlü olarak ortaya konulmadığı için, artmaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu, 20 Kasım 1989 tarihinde “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”yi onaylamıştır. Ülkemizdeki onay süreci de 27 Ocak 1995 tarihinde tamamlanarak hukuk yapımızın bir parçası haline gelen bu Sözleşme, Devletimize, çocuk hakları konusunda çok önemli görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Dünya devletlerinin çocuk haklarını korumak için bir sözleşme yapma gereğini duyması ve bunu da ancak 1989 yılında yapabilmesi insanlığın utançlarından birisidir bence.
Ekonomi tarihi, çocuk hakları ve çocuğun istismarı gözlüğü ile incelendiğinde, her ulusun ulaştığı ekonomik düzeyde çocuk işçilerin çok kötü şartlar altında maden ocaklarında, sanayide çalışmaları sırasında döktükleri ter ve gözyaşının hiç de küçümsenemeyecek payı olduğu görülür. Diğer bir deyişle insanlığın maddi birikiminde çocuklara karşı işlenen her türlü suçun izlerini görmek mümkündür. Çocukların eğitim kurumlarında olmaları gerekirken tarlada, maden ocağında ve sanayide çok ilkel koşullarda çalıştırılması ve istismar edilmesi, Tablodan da görüldüğü üzere, 21 inci yüzyılda da bütün hızı ile devam etmektedir. Uluslar arası Çalışma Örgütü’nün web sayfasından aldığım şu bilgiyi dikkatlerinize sunmak isterim; “Bugün dünyada 200 milyondan fazla çocuk işçi olarak çalışmakta ve yaptıkları işler onların akıl, beden ve duygusal gelişmelerine zarar vermektedir. Çocuklar yaşayabilmek ve ailelerini yaşatabilmek için çalışmaktadırlar. Çocuk işçilik, yasak edilmiş olduğu ülkelerde bile devam etmekte ve genel olarak (yetişkinlerin) sessizlik, duyarsızlık ve ilgisizlik duvarının arkasında kalmaktadır.” Dolayısı ile birer tüketici olarak aldığımız birçok malın üzerinde görünen parasal fiyatının yanında bir de pek farkında olmadığımız bir fiyatı vardır, çocuk işçinin umutsuzluğu ve gözyaşı!
Dünya Bankası Başkanı’nın Kurumun bir raporuna yazdığı önsözden alacağım bir ifade sizlere bu çocuk işçilerin de içinde bulunduğu yaşam koşulları hakkında bir fikir verecektir. James D. Wolfenson şunu yazmış; “Yeni yüzyılın başlangıcında yoksulluk dünyanın büyük boyutlu sorunlarının başında yer almaya devam ediyor. Dünyadaki 6 milyar insanın 2.8 milyarı günde 2 dolardan az bir gelirle geçinmek durumunda ve bunların 1.2 milyarı da günde 1 dolardan az gelirle yaşamaktadır. Her yüz çocuktan 6 sı ilk doğum gününü görememektedir. Her yüz çocuktan 8 i beşinci yaşına gelememektedir. Okul çağına gelen yüz çocuktan 14 kız ve 9 erkek ilköğrenime başlayamamaktadır”(7). Günde 1 doların altında bir gelirle yaşayan 1.2 milyar insanın olduğu ortamda, çocukların durumunun ne olduğunu düşünebiliyor musunuz? İşin ilginci, fakirliğin bu boyutta olduğu ülkelerde nüfus artışını kontrol edilecek ana-çocuk sağlığına ilişkin politikalar da çoğu hükümet tarafından desteklenmemekte tersine ucuz emek olduğu için özendirilmektedir. Bu konuya birazdan değineceğim.
İnsanlığın içine düştüğü bu duruma yönelik olarak anlamlı bir yorum, II Dünya Savaşı sırasında kitapları Naziler tarafından yakılan ve yukarıda bir alıntı daha yaptığım Hermann Hesse tarafından yapılmıştır; “Dünyanın adaletsizlik hastalığı çektiği doğrudur. Ama bundan daha çok sevgiden, insanlıktan ve kardeşlik duygusundan yoksunluk hastalığı çullanmıştır insanlığın üzerine”(8).
Eğer insanoğlu, sevgi, insanlık ve kardeşlik duygularından yoksun olmasa idi bu kadar yoksulun olduğu dünyada yılda 1 trilyon 339 milyar doları silahlanmak için harcar mıydı? Silahlanmaya ayrılan bu kaynakların her yıl kaç çocuğun ölümüne, sakat kalmasına ve sair yollarla istismarına yol açtığını bu silahları üretenler, satanlar ve satın alanlar bilmiyor mu? Eğer insanoğlu dünyadaki her çocuğun kendi çocuğu kadar değerli olduğunu bilincinde olsa idi, her yıl milyarlarca dolarlık gıdayı çöpe atar mıydı? Bu konuda sizlere sadece iki ülkeden örnek vermek isterim. Aynı boyutta olmasa bile ülkemizde de küçümsenmeyecek miktarda gıda çöpe atılmaktadır. İngiltere’de her yıl çöpe atılan gıdanın orta sınıftaki iki kişilik aile başına düşen değeri 420 sterling iken, yine aynı toplumsal sınıftaki çocuklu ailelerde bu rakam 610 sterlinge çıkmaktadır(9). Bu verilere dayanılarak yapılan hesaplamalara göre İngiltere’de her yıl çöpe atılan gıdanın değeri 10 milyar sterlinge eşdeğer oluyor. Aynı kaynağa göre, işin daha da üzücü yanı bu değerden 1 milyar sterling değerindeki gıda “son kullanma tarihi” sona ermeden çöpe atılmaktadır. Diğer bir örnek de ABD den. Arizona Üniversitesince yapılan ve on yıl süren bir araştırmanın sonuçlarına göre, 2004 yılında dört kişilik bir orta sınıf ailesinin yıllık çöpe attığı gıda 590 dolardır. Bunun anlamı, satın alınan gıdaların ortalama yüzde 14 ünün çöpe atılmasıdır. Çöpe atılan gıdaların yüzde 15 i ise son kullanma tarihi sona ermeden çöpe gitmektedir(10). Bu hesaplamalara “obezite”ye dönüşerek israf edilen gıda değerleri de dahil değildir.
Dünyanın içinden geçmekte olduğu ekonomik krizi aşmak için Hükümetlerin oluşturduğu kurtarma paketlerinin değeri şimdiden trilyonlarca dolara ulaşmıştır. Bu miktar artmaya devam edecektir. Ancak, açlık ve yoksulluğun hakim olduğu ülkelere yapılan her türlü ekonomik yardımın yıllık değeri ise 150 milyar dolar civarında kalmaktadır.
Uygarlığın gelişmesine rağmen insandaki yıkıcılık ve çocuklara karşı işlenen suçlar artıyorsa, yıkıcılığı denetleyebilecek konumda olan insanlar bir yerde çok ciddi hata yapıyor demektir. Bu durum, ülkelerin gelişme ve kalkınma için kaynak programlaması yapılırken, yönetenlerin ve yönetilenlerin maddi varlıkların yanında insan unsurunun niceliğinden daha çok niteliğine yeterince yatırım yapmasına gereken önemi vermediklerini göstermektedir. O yatırım kararını alacak konumda bulunan bazı insanların, insanın niteliğine yönelik yatırımları yapmak yerine, toplumdan, ”en az üç çocuk” istediklerine ilişkin örnekleri ülkemizde ve dünya çapında oldukça sık görüyoruz. Oysa bu konuda tarihi veriler bizleri çok ciddi şekilde uyarmaktadır. Dünyanın nüfusu, homo sapienlerin ortaya çıkışından M.S. 1750 yılına kadar geçen yüzbinlerce yıllık sürede ancak 750 milyon kişiye ulaşabilmiştir(8). Buna karşılık, 1750-2000 arasında geçen ve birçok kanlı savaşa şahit olan ve milyonlarca insanın ölümüne yol açan 250 yıl içinde ise dünya nüfusu 750 milyondan sekiz kattan fazla artarak 6 milyarın üzerine çıkmıştır. 2050 yılı için tahmin ise yüzde 50 artışla 9 milyarın üzeridir. Bu hızla artan nüfusun niteliğini aynı hızla arttırmayı insanlığın başaramadığı açıkça ortaya çıkmıştır. Bu da insanlığın en azından sanayi devriminden bu yana önceliklerini belirlemede ciddi hatalar yaptıklarını göstermektedir. Bunun en belirgin göstergesi her alanda artan suç sayılarıdır. Sosyal ve siyaset alanında değerli eserler vermiş olan Herbert George Wells, 1920 yılında yayınladığı “Tarihin Ana Hatları” isimli kitabında şu gözlemde bulunmuştur; “İnsanlık tarihi giderek eğitim ile mahvolma arasındaki bir yarışa dönüşmüştür. İnsanı nitelikli hale getirmek zorundayız”(9). Nüfus artışı da zaman zaman çocuğa karşı işlenen suç niteliğine dönüşmektedir. Zira, dünyaya gelecek bir çocuğa sıcak, sevgi ve saygı ile dolu bir yuva ve nitelikli bir eğitim olanağı veremeyecek ailelerin dünyaya getirdikleri her yeni çocuğa karşı suç işlemediklerini söyleyebilir miyiz? Araştırmalar şunu açıkça ortaya koymaktadır ki çocuğun aile içi şiddete genelde maruz kaldığı, çocukların evi ve aileyi terk ettiği, çocukların ırgat olarak kiralandığı aile tipi genelde çok çocuklu aile yapılarıdır. Bedeli ne yazık ki doğurun doğurabildiğiniz kadar diyenler değil, çocuklar ödemekte hem de çok ağır bedeller ödemekte.
Eğer akşamları başımızı, vicdan yastığına, huzur içinde koyabilmek istiyorsak, çocuklara karşı işlenen suçlarla mücadele etmekten asla uzak durmamalıyız.
Güzel başlayan gününüzü hüzünlendirdi isem özür dilerim. Ancak bizler çocuklara karşı işlenen suçlar karşısında sessiz kalırsak, görmezden gelirsek, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğine nasıl güvenle bakabiliriz?
Saygılar sunuyorum.
Hikmet Uluğbay
(1)  “Evrim Sona Erdi” Sabah Gazetesi 7 Ekim 2008.
(2) Hesse Hermann, “İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez”, çeviren Kamuran Şipal, Afa Yayınları 1999, sayfa102.
(3) Erick Fromm, “İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri”, çeviren Şükrü Alpagut, Payel Yayınevi 2. Basım Kasım 1993, sayfa 22.
(4) Fromm, sayfa 23.
(5) Fromm, sayfa 23.
(6) Akbal Oktay, “Saint Exupery’yi Düşünürken” Evet/Hayır Köşe’si Cumhuriyet Gazetesi 29 Temmuz 2000.
(7) World Development Report 2000/2001 Attacking Poverty, sayfa vı.
(8) Hesse Hermann, y.a.g.e. sayfa 42.
(9) Hirschkorn Ursula, “What a weste … my family is throwing away £ 1,800 worth of food ayear”, Daily Mail Online 9 May 2008.
(10) Half of US food goes to waste” , food productiondaily.com 25.11.2004.
(11) Cipolla, “Dünya Nüfusunun Tarihi”, çeviren Mehmet Sırrı Gezgin, Ötüken Yayınları 1980, sayfa 99.
(12) Cipolla, sayfa 113 ve Bartlett John ve Justin Kaplan, “Bartlett’s Familiar Quotations” sayfa 601.

The Gap: New Frontiers in Child Abuse
by BARBARA EHRENREICH
[posted online on November 1, 2007] The Nation
It was enough to make you vomit all over your new denim jacket. The Gap has been caught using child labor in an Indian sweatshop, and not just child labor–child slaves. As extensively reported on the news, the children, some as young as ten, were worked sixteen-hour days, fed bowls of mosquito-covered rice, and forced to sleep on a roof and use over-flowing latrines. Those who slowed down were beaten with rubber pipes and the ones who cried had oily cloths stuffed in their mouths.
Charity: UN peacekeepers, aid workers abusing kids

By EDITH LEDERER, Associated Press Writer 27.5.2008 Yahoo News
U.N. Secretary-General Ban Ki-moon expressed “deep concern” Tuesday after a leading children’s charity said it uncovered evidence of widespread sexual abuse of children at the hands of U.N. peacekeepers and international aid workers.
The report by Save the Children UK, based on field research in southern Sudan, Ivory Coast and Haiti, describes a litany of sexual crimes against children as young as 6.
Study Shows Colorado Has Largest Rise in Child Poverty
By DAN FROSCH June 11, 2008 TNYT
DENVER — Colorado experienced the nation’s largest rate of growth in impoverished children from 2000 to 2006, according to a study released Tuesday.
The study, by the Colorado Children’s Campaign, a nonprofit group that focuses on child welfare, said that the most recent census data show that 180,000 children — 15.7 percent of the state total — were living in poverty in Colorado in 2006, a 73 percent increase since 2000.

Canada’s native people get a formal apology
Prime Minister Stephen Harper makes a declaration of national regret for forced assimilations that ’caused great harm.’
By Christopher Guly and Maggie Farley
Special to The Times (Los Angeles Times)

June 12, 2008
OTTAWA — Canadian Prime Minister Stephen Harper apologized Wednesday to the nation’s native people for “a sad chapter in our history,” acknowledging the physical abuses and cultural damage they suffered during a century of forced assimilation at residential schools. …. Over more than a century, about 150,000 native Canadian children were sent to boarding schools run by churches and the government to “civilize and Christianize” them.

Justice Dept. Admits Error in Not Briefing Court
By LINDA GREENHOUSE July 3, 2008 TNYT

WASHINGTON — In a highly unusual admission of error, the Justice Department acknowledged on Wednesday that government lawyers should have known that Congress had recently made the rape of a child a capital offense in the military and should have informed the Supreme Court of that fact while the justices were considering whether death was a constitutional punishment for the crime.

Don’t Teach Our Children Crime
July 3, 2008 TNYT
Editorial
Under the Juvenile Justice and Delinquency Prevention Act of 1974, the states agreed to humanize their often Dickensian juvenile justice systems in exchange for increased federal aid. This promising arrangement collapsed in the 1990s during hysteria about an adolescent crime wave that never materialized. The states intensified all kinds of punishments for children and sent large numbers to adult jails where, research has shown, they are more likely to be battered, traumatized and transformed into hard-core, recidivist criminals.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s