Çevre Kirliliği I

Ziyaret etmekte olduğunuz bilgi sunar siteme son aylarda sayıları 500’ü aşkın kişi, internet arama motorlarında yanıt aradıkları şu sorular nedeni ile konuk oldular; “çevremiz neden kirleniyor”, “doğal çevre neden kirleniyor” ve “dünyamız neden kirleniyor”. Öncelikle çevre duyarlı arayışları nedeni ile bu konukları kutlamak ve onlara teşekkür etmek  isterim.
Ülkemizde çevre duyarlılığı arayışlarına katkıda bulunabilmek ve kendi çevre bilinç ve bilgimi genişletebilmek için yaptığım incelemeleri ve derlediğim bilgileri toplumla paylaşan beş yazıyı bilgi sunar siteme koymuştum.  
O yazılardan bu yana da çevre kirliliği konusunda bilgilerimi arttırmaya yönelik okuma ve araştırmalarım devam etti ve bundan sonra da edecek. Gerek daha önceki yazılarımda yer alan bilgilerin bir bölümünü daha sistematik bir yapıda sunmak ve gerek yeni öğrendiğim bilgileri okurlarla paylaşmak üzere birkaç bölümden oluşacak bu yazı dizisini hazırlamaya karar verdim.
Başlarken, bir hususun altını çizmek isterim. Çevre kirlenmiyor! Çevre vahşice kirletiliyor. Çevreyi kirleten ise ne çevrenin kendisi, ne de hayvanlar. Çevreyi, bilinçli veya bilinçsiz davranışları ile sorumsuzca kirleten biz insanlarız. Bazı okurlar, çürüyen ağaç ve bitki artıklarının da saldıkları karbondioksit (CO2) ve metan gazı ile çevreyi kirlettiklerini hatırlatabilirler. Haklı da olurlar. Ancak, benim öğrendiklerime göre, bu kanaldan kaynaklanan kirlenmenin nedeni de doğanın kendisi olmaktan çok insanlardır. Zira, ormanlardaki ağaçların bakımına yeterli kaynağı ayırmayan insanlar, ağaçları zararlı sarmaşıklardan temizlememekte ve çürümeden önce değerlendirecek adımları zamanında atmamaktadırlar.  Buna rağmen ağaç ve bitki artıklarının çürümesinden kaynaklanan çevre kirliliği doğanın kolayca üstesinden gelebileceği çok düşük bir düzeyde kalmakta ve insanın yarattığı kirliliğin yanında ihmal edilebilir boyutta kalmaktadır. Hayvanların yarattığı kirliliğe gelince, onlar bedenlerinden doğal olarak attıklarının dışında hiçbir kirlilik yaratmamaktadır.  Onların bu kirletmeleri ile de doğa kolayca başa çıkmakta ve hatta onlardan yararlanmaktadır. Ayrıca hayvanlar doğa dengelerinin ayrılmaz bir parçasıdır ve doğanın dengesinin sürdürülmesinde çok önemli ve vazgeçilmez bir rol oynarlar. Ben hiçbir hayvanın yağ, deterjan, asit, maden oksitleri, plastik, petrol artığı ve petrol gibi maddeleri toprağa, suya ve havaya karıştırdıklarını görmedim ve duymadım.
İnsanlar, gıda maddeleri, sanayi ürünleri ve hizmet üretirken, dinlenir ve tatil yaparken durmaksızın doğaya zarar vermektedirler. Bu faaliyetler sonucunda toprak, su ve hava hızla kirletilmektedir.
Tarımsal üretimden kaynaklanan kirletme
Tarımsal üretim sırasında bilinçsizce ve aşırı  dozda kullanılan mücadele ilaçları, gübre ve su çevreye büyük tahribat yapmaktadır. Tarımsal işletme sahibinin ve işçisinin en az çevre bilinçli sanayi işvereni ve ustaları kadar bilgili olma zorunluluğu vardır. Tarım, uzun süre önce emek yoğun olmaktan çıkmış bilgi ve teknoloji yoğun bir üretim alanı haline gelmiştir. O nedenle de tarımla uğraşanlar ya süratle bilgi açıklarını gidermek ya da bu konuda profesyonel yardım almak zorundadırlar. Çağdaş toplumlarda da bu bilgi gelişmesini sağlamak geniş ölçüde kamu kuruluşlarının görevidir. Bu gerekler, kamu ve bireyler tarafından yerine getirilmez ise çevreye zarar vermenin yolları da açılmış olur.  Tarımsal üretime zarar veren çeşitli hastalıklarla ve zararlılarla mücadele için doğal ve doğaya zarar vermeyen yollar da mevcuttur. Biyolojik mücadele denilen bu konuda yoğun araştırmalar yapılmıştır. Sonuçta bu gelişmenin bir ayağı olarak organik tarım teknikleri ve bilgi birikimi ortaya çıkmıştır. Diğer yandan çevreye zararlı maddeleri temizleyen bakteriler üretilmeye başlanmıştır. Bu noktada bazı okurlar organik tarımla 6 milyarı aşan ve 2050 yılında 10 milyara yaklaşacağı söylenen dünya nüfusunu beslemenin zor olduğunu, bu nedenle kimyasalların kullanıldığı tarımsal üretime de gereksinim olduğunu ileri sürebilir. Doğrudur. Ek organik teknikler geliştirilip yaygınlaştırılana değin o tür tarımsal üretim de devam edecektir. Ancak şimdiye kadar yapılan hataları ile değil. O nedenle o tür tarımda halen düzeltilecek birçok yanlışlar vardır ve şimdi bunlara değinilecektir.
Bu genel saptamadan sonra şimdi, tarımsal üretim faaliyetleri sırasında ortaya çıkan çevre kirletici etkiler üzerinde kısaca duralım. Tarımda yapılan çevre kirletici hatalardan ilki sulama konusundadır. Tarımı yapılan ürünün gereksinim duyduğu miktardan fazla verilen su, toprakta “tuzlanma”ya yol açar. Toprak tuzlanmaya başladığında gerekli düzeltici önlemler kısa sürede alınmaz ise o tarım toprağı tümden kaybedilir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde aşırı sulamaya bağlı toprak tuzlanması olduğu gibi ülkemizde de bunun örnekleri vardır. Harran’da aşırı sulamadan kaynaklanan tuzlanma diğer bazı yörelerde de gözlemlenmeye başlamıştır. Tuzlanmış toprağın tuzdan arındırılması çok pahallı bir yatırım gerektirmekte ve onun da ek sorunları vardır.
Tarımda aşırı sulamanın diğer bir etkisi de yer altı su rezervlerinin tükenmesidir. Yer altı suları, doğanın insana kurak dönemler için sunduğu bir armağandır. Yer altı sularının her yıl birikmesi belirli boyuttadır. Bu miktardan fazla su çekilmesi, bu su rezervlerinin hızla yok olmasına neden olur ve ciddi bir kuraklıkla karşılaşıldığında tam susuzluk yaşanır. Tarım denize yakın bölgeler yapılıyor ve yer altı suyu aşırı düzeyde kullanılıyorsa, yer altı suyunun seviyesi deniz seviyesinin altına indiğinde, kuyulara deniz suyu sızmaya başlar. Buna rağmen kullanma devam ederse, deniz suyu sızması artar ve o yer altı suyu artık kullanılamaz hale gelir. Ülkemizde bunun örnekleri de yaşanmaya başlamıştır. Tarımsal sulamanın damlama yöntemi ile doğru zamanda yapılması bu zararları ortadan kaldıracak ve su da verimli ve doğru kullanılmış olacaktır. Yer altı sularını da, aşırı kuraklık durumu hariç, hiçbir zaman yıllık yenilenme oranından fazla kullanmamak gerekir.
Tarımda aşırı sulama, yumruların büyük olmasından daha fazla para kazanmak ümidiyle genellikle şeker pancarı gibi yumru bitkilerin üretiminde yapılmaktadır. Ancak yumru büyüdükçe şeker oranı da düşmektedir.
Tarımda çevre kirletici diğer unsur da zamanında atılmayan ve gerektiğinden fazla atılan kimyasal gübredir. Bu uygulamanın diğer zararlarına değinmeyip sadece aşırı gübre kullanımının yer altı sularının kalitesini bozduğunu belirtmekle yetineceğim. Bu değerlendirme tarımsal mücadele ilaçları için de geçerlidir. Bu ilaçlar yanlış zamanda ve gerektiğinden fazla kullanıldığında ürüne zarar verdiği gibi diğer canlılara ve yer altı sularına da zarar verebilmektedir.
Aşırı gübre ve ilaç kullanımından kaynaklanan fazlalıklar yağmur suları ile dere ve ırmaklara da karışarak diğer canlılara ve insanlara da zarar verebilmektedir.
Tarımsal üretimden kaynaklanan diğer bir çevre zararı da üretim sonrası tarlada kalan artıkların yakılması ile verilmektedir. Bu yakma işlemi, bir yandan tarlada tarıma yararlı birçok mikroorganizmaları da yok ederek toprak kalitesini düşürmekte, diğer yandan da çıkan karbon dioksitle hava kirlenmesine katkıda bulunulmaktadır. Bunlara ek olarak bio-dizel dahil bir çok üretimde kullanılabilecek bir hammadde yok edilmektedir.
Tarla açmak için ormanların yakılması veya kesilmesi ise başlı başına bir cinayet olup ileride ayrıca üzerinde durulacaktır.
Bu kısa bilgiler de açıkça ortaya koymaktadır ki, bilinçli ve bilgili tarımsal üretim yapıldığında çevre kirletici etkileri önemli ölçüde azaltmak mümkündür.
Tarım konusunda yapılan hatalar ile çevreye verilen zararlar konusunda uzmanların yazdıkları bilimsel makalelerde çok daha zengin bilgilere ulaşılabilir.
Madenciliğin yol açtığı çevre kirliliği
Madenciliğin çevreye zarar veren birçok boyutu vardır. Bu zararların en az bir bölümünden kaçınmak da olasıdır. Orman alanlarında yapılacak açık ocak madenciliği çevreye öncelikle ağaç keserek zarar vermektedir. Ağaçlar, çevre kirlenmesini azaltmada çok önemli görev üstlenmektedirler. Başta insanların çeşitli yöntemlerle ürettiği  CO2 i yeniden oksijene dönüştürmenin temel aracı ağaçlardır. Ortalama büyüklükte bir ağaç yılda 12 kilogram CO2 i tüketip oksijene dönüştürmektedir. Bu yolla üretilen oksijen de, dört kişilik bir ailenin solunum için gereksinim duyduğu yıllık oksijen miktarıdır(1). Bu veri de açıkça göstermektedir ki kesilen her ağaç insanlığın akciğerlerine saplanan bir hançerdir. Dolayısı ile orman kesilerek yapılacak madenciliğe ve tarıma göz yuman yönetim kadroları sizlerin sağlığınıza bilerek kastetmektedirler. O nedenle ağaç keserek maden sahası açma zorunluluğu olan hallerde madenci veya kamu idaresi eşdeğer oksijen üretimi yapabilecek bir ağaçlandırmayı aynı bölgede veya yakınında yapmak zorunda olmalıdır. Madencilik aynı zamanda yoğun su tüketen bir sektördür. Madenlerde kullanılan suyun arıtılmadan dere ve nehirlere verilmesi sularda kalıcı kirliliğe yol açmaktadır. Son aylarda Ankara’ya getirilmesi gündemde olan Kızılırmak suyu da madenciliğin ağır şekilde kirlettiği bir sudur. Suya karıştıktan sonra bu maden ve minerallerin sudan arıtılması çok yüksek maliyetlidir. O nedenle, madenlerin, kullandığı suyu arıtıp temizlemeden dere ve ırmaklara salmasına göz yuman yerel ve merkezi yönetimler, kirleten sanayi kuruluşları kadar, topluma karşı sorumludurlar, ve o sorumluları siz oylarınızla o göreve getirmektesiniz ve değiştirme gücüne de sahipsiniz.
Bu noktada okurlar haklı olarak ülkenin zenginlikleri olan madenleri işletmeyip fakirliğimizi sürdürecek miyiz sorusunu yöneltebilir. Elbette hayır, bu madenleri işletip ülkenin yararına sunacağız. Ancak işletmelerin kullandıkları suları en ileri teknoloji ile arıttıktan sonra doğaya bırakmaları ve ağaç kesimi yaptılar ise eşdeğerini dikmek koşulu ile. 
Madenleri saflaştırma/ergitme sanayi de doğru yapılmadığı sürece çevreye büyük zarar veren bir faaliyettir. Bu işlemler öncelikle CO2 ve kükürt dioksit, kurşun oksit ve benzeri diğer zehirli gazlar üretir. O nedenle, bu zehirli gazları filtre edecek cihazları kullanmaları ve bu uygulamanın da sıkı bir biçimde denetlenmesi gerekir. Ergitme kömür yakılarak yapılıyor ise üretilen CO2 gazı da o denli yüksek olmaktadır. Bu tür sanayinin kurulmasına izin verilirken en düşük CO2 üretimine yol açacak enerji kullanım teknolojisinin seçilmesi şart koşulmalıdır. Ayrıca, bu tür sanayiye fabrika çevresinde ağaçlandırma ile yeşil kuşak oluşturma zorunluluğu da getirilmelidir. Ergitme sanayinin bir diğer çevre kirletici etkisi de ürettiği cüruftur. Cürufun çevreye zarar vermeyen kullanımlarını da geliştirmek gerekmektedir. Altın madenciliği kullandığı siyanür ile çevreye en zararlı madencilik faaliyetlerinden birisidir.
Gelişmiş ülkelerde çevre duyarlılığının yükselmesi sonucu, ergitme sanayilerinin yabancı sermaye yatırımı olarak geniş ölçüde gelişme yolunda ülkelere kaydırdıkları gözlemlenmektedir. Kyoto Protokolü ve Bali’deki son konferans ile öngörülen CO2 indirim hedeflerine ulaşabilmek için yapılan bu tür yaklaşımlara karşı da gereken uyanıklık içinde olmak gerekir.
Kısacası, ülkenin yer altı zenginliği olan madenleri gereken titizlik ve çevre koruma maliyetini peşinen ödeyerek işletmez isek toprak, su ve hava kirliliğini ciddi şekilde arttırabiliriz. O nedenle hükümetlerin madencilik politikalarını çevreci gözle izlemek ve denetlemek zorundayız.
Yerli ve yabancı maden şirketleri kâr marjlarını yükseltmek ve yoğun iç ve dış rekabette kârlılıklarını koruyabilmek için çevre için gerekli yatırımları yapmaktan, yaptılarsa bile devreye sokmaktan uzak durabilirler. O nedenle kamu denetimi kadar, sivil toplum örgütlerinin ve çevrede yaşayan bireyler ile basın yayın kuruluşlarının bu sektörlerin faaliyetlerini yakından izlemeleri gerekmektedir.
Okurlar madenciliğin çevre kirletici boyutu ve bu kirliliği önleyici önlemler konusunda uzmanların bilimsel makalelerinden çok daha fazlasını öğrenebilirler.
 
Sanayi üretiminin yol açtığı çevre kirliliği
Sanayi sözcüğü çok geniş bir üretim alanını kapsar. Dolayısı ile de her sanayi kolunun çevre kirletici etkisi diğerlerinden farklıdır. Bu yazıda her bir sektör üzerinde durmak yerine çevreye en çok zarar veren sanayi kolları üzerinde durmakla yetineceğiz. 
Kimya sanayileri çevreye en fazla zarar veren sektörlerden birisidir. Bu sanayin baca gazları ve diğer atıkları toprağı, suyu ve havayı zehirli ve zararlı maddelerle kirletir. Bunun için bu sanayilerin baca gazları dahil diğer atıklarının mutlaka filtre edilerek doğaya salınması gerekir. Bir kimya sanayi olan rafineriler de çevre kirleten bir sanayi koludur. Bu nedenle ABD uzun süredir, ülkesinde yeni rafineri kurulmasına izin vermemektedir. Rafinerilerin ürettikleri benzinde bulunan kurşun madeni de çevreye büyük zarar verdiği için bu ürünün üretilmesinden geniş ölçüde vazgeçilmiş ve kurşunsuz benzin üretimi arttırılmış ve otomobillerin motor yapıları da buna uyarlanmıştır.
Çevre kirliliği çok yüksek olan diğer sanayi örnekleri kağıt üretimi ve deri işleme sanayileridir. Bu tür sanayilerin kullandıkları beyazlatıcılar, deterjanlar ve diğer kimyasallar özellikle su ve toprak kirlenmesinde önemli rol oynar.  Bunların atıklarının da filtre edilerek doğaya bırakılması gerekir. Bu bakımdan da bu sanayi kollarının çevre denetimi büyük önem taşımaktadır. 
Elektrik enerjisi üretimi de özellikle CO2 ve kükürt dioksit ile diğer madensel gazlar salarak ile çevre kirletmekte ve küresel ısınmaya yol açmaktadır. Ayrıca, kükürt dioksitin baca gazı içinde yüksek miktarda olduğu durumlarda bu bölgelerde asit yağmurları yoluyla tarımsal üretim ve toprak önemli ölçüde zarar görmektedir. Bir kilovat saat (kW/h) elektrik enerjisi üretmenin çeşitli yöntemlerle CO2 maliyetleri şöyledir: linyit kömürü 1,153 gram CO2, taş kömürü  949 gram CO2, doğalgaz 428 gram CO2, yeni nesil doğalgaz santrallerinde 370 gram CO2, rüzgar gücü 11 gram CO2 (2).  Hidroelektrik santraları ile nükleer enerji santralarından elektrik üretmenin CO2 maliyeti rüzgar enerjisinin de altındadır. Bu noktada okuyucunun aklına, rüzgar enerjisi veya hidroelektrik santralı nasıl CO2 üretebilir sorusu gelebilir. Haklıdır. Yukarıda verilen CO2 değerlerinin hesaplanmasına, tesislerde kullanılan çimento, demir ve diğer malzemelerin üretiminde, inşasında ve bu malzemelerin nakliyesi sırasında kullanılan maddelerin ortaya çıkardığı CO2 değerleri de dahil edilmiştir. Bu özet bilgi dahi şunu göstermektedir ki, linyit kömüründen elde edilen elektrik enerjisi rüzgar santralından elde edilene göre 115 kat daha fazla CO2 üreterek çevreye çok büyük zarar vermekte ve küresel ısınmayı hızlandırmaktadır. Dünya genelinde elektrik enerjisi üretiminde kullanılan kaynakların 1973 ve 2005 yıllarındaki dağılımının gösterdiği gelişme Tablo 1 de yer almaktadır. Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, dünya elektrik üretimi 1973-2005 döneminde üç kata yakın artarak 6,116 milyar kilovat saatten 18,235 milyar kilovat saate çıkmıştır. Elektrik üretiminde yer alan bu büyük artış sırasında elektrik üretiminde kullanılan kaynakların kompozisyonu da ciddi bir değişim göstermiştir. Bu önemli değişime rağmen elektrik üretimi yaklaşık yüzde 40 kömüre dayalı olmayı sürdürmüştür. Bunun sonucu, 1973 yılında 2,342 milyar kilovat saat elektrik kömürle üretilirken 2005 yılında 7,348 milyar kilovat saat elektrik kömürle üretilmiştir. Diğer bir deyişle dünyanın 2005 yılında sadece kömürle ürettiği elektrik enerjisi 1973 yılında tüm kaynaklarla üretilen elektrikten yüzde 20 daha fazladır. Bunun CO2 üretimindeki katkısının ne denli büyük olduğu açıktır. Dolayısı ile insanlık elektrik enerjisi kullanımında sağladığı her tasarrufla (ki bu konuya ileride ayrıca değinilecektir) küresel ısınmayı önlemeye ciddi katkıda bulunabilir. 
Tablo 1
Elektrik üretiminde kaynakların payı ve üretilen elektrik
Kaynaklar                1973                 2005
Kömür                 % 38.3              % 40.3
Petrol                      24.7                    6.6
Su                           21.0                 16.0
Gaz                         12.1                  19.7
Nükleer                      3.3                  15.2
Diğer                         0.6                    2.2
Elektrik Üretimi        6,116 MkWh     18,232 MkWh
Kaynak: Uluslar arası Enerji Ajansı (IEA) web sayfaları.

Türkiye’nin 2005 yılında elektrik enerjisi üretiminde çeşitli kaynakların katkısı Tablo 2 dedir. Tablo 2 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, elektrik üretimimizin yüzde 23 ü kömür ile üretilmektedir. Kullanılan kömürün büyük bölümü de CO2 katkısı çok yüksek olan linyit kömürüdür. Elektrik üretiminde kullandığımız doğal gaz ise yüzde 41.3 tür. Diğer yakıtlara oranla çevre zararı daha düşük olmakla birlikte bu kaynak için dışa bağımlılığımız çok yüksektir. Bu kaynağı sağladığımız Rusya ve İran zaman zaman sevkiyatları aksatmadırlar. Bu kesintiler teknik nedenlerle olduğu gibi siyasi nedenlerle de olabilmektedir. 2005 yılında üretilen elektrik enerjisinin yüzde 39.5 u sanayide, yüzde 20.8 i de konutlarda tüketilmektedir. Elektrik kullanımında yapacağımız her tasarruf çevre kirliliğini azaltmaya yardımcı olacaktır. Bu konudaki tasarruf önlemleri ayrı bir yazıda ele alınacaktır. 
Tablo 2
Türkiye’nin elektrik enerjisi üretiminde kaynakların payı %
Kaynaklar            2004
Kömür                 22.9
Petrol                    5.1
Doğal Gaz            41.3
Su                       30.6
Kaynak: IEA’nın web sayfalarından hesaplanmıştır.

Diğer sanayi kollarının çevre kirliliğine ayrıca değinmek istemiyorum. Sektör bazında merakı olan okurlar internetten o bilgilere kolayca  ulaşabilirler.
Bu yazıyı tamamlamadan önce üzerinde durmak istediğim son konu, gerçekten çevre kirlenmesinden çocuklarımız ve torunlarımız için endişe ediyorsak, her kullandığımız malın TL cinsinden fiyatı olduğu gibi, CO2 ve çevre bakımından da bir fiyatı olduğunu bilip, tüketimimizde CO2 ve çevre duyarlı olmaya özen göstermemiz gerekmektedir.
Bazı çevre duyarlı toplumlar bazı ürünlerin CO2 maliyetini tespit edip kamuoyunu bilgilendirmeye başlamışlardır. Bu konuda en iyi örneği benim izleyebildiğim kadarı ile İngiliz basını yapmaktadır. Bizler de çevre duyarlı insanlar olarak Üniversitelerimizi ve Çevre Bakanlığını tükettiğimiz ürünlerin CO2 ve diğer çevreye zarar veren boyutlarını hesaplayarak kamuoyuna açıklamalarını talep etmeliyiz.
İngiltere’de çeşitli ürünler için hesaplanmış CO2 değerleri aşağıdadır(3). Bu değerlerin hesaplamasına ürünün tükettiği tarımsal maddenin ekimi, yetiştirilmesi, harmanı, deniz ürünü ise avlanması, bu ürünlerin pazara taşıması ve tüketime hazırlanması sırasında kullanılan maddelerin ve enerjinin CO2 değerleri de dahil edilmiştir. Bir kilo sığır eti 3.7 kilo CO2, bir kilo balık tutulduğu yere (Yakın denizde veya okyanusta) bağlı olarak 1.6-3.2 kilo CO2, bir şişe şampanya 1.7 kilo CO2, bilgisayar için yassı ekran 1.3 kilo CO2, otomobil ile bir kilometrelik yolculuk 104-500 gram CO2, Yılda 14,000 kilometre otomobil yolculuğu ortalama 3.8 ton CO2, Paris-New York uçakla gidiş geliş 1.6 ton CO2, orta büyüklükte bir evin yıllık aydınlanması hidroelektrik santralı elektriği ile karşılandığı taktirde 4 kilo CO2 ve kömür santralında üretilen elektrikle olursa 400 kilo CO2 tir.  Bu konuda daha ayrıntılı bilgiler bu sitedeki “CO2 Cahilliğinden Kurtulmak II” başlıklı yazımda mevcuttur. 
Çevreyi kirleten diğer gazlar,  asitler ve deterjanlar gibi unsurlar üzerinde bu aşamada ayrıntılı durmamamın nedeni, bu tür kirletmeler de çevreye büyük zarar vermekle birlikte boyutları CO2 düzeyine ulaşmadığı gibi o konularda bizlerin kolayca anlayacağı bilgilere az rastlanılmasındandır. Ayrıca konuyu daha fazla dağıtmamak içindir. Diğer taraftan, CO2 küresel ısınma felaketinin önde gelen ana maddesidir. Esasen CO2 kirletmesine yeterli duyarlılığı gösterirsek dolaylı olarak diğer kirletmeleri de yavaşlatmış olacağız.
İzleyen yazıda, ulaştırma sektörü ve taşıtların çevre kirletilmesindeki rolü üzerinde duracağım.
Hikmet Uluğbay
(1) “UNEP Launches Campaign to Plant a Billion Trees” UNEP Press Release November 2006.
(2) Nelles Roland, “Germany Plans Boom in Coal Power Plants”, Business Week March 21, 2007 ve EnvironmentNewsService, “Greenpeace Germany Protests Brown Coal Power Stations May 28, 2004.
(3) Chaon Anne, “Daily Snapshot Of Carbon Usage In Figures” AFP Januray 23, 2007 ve “It’s carbon judgement day” The Guardian January 24, 2007.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s