Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği için sandığa gitmeli ve ona sahip çıkmalıyız

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, 1980 yılından sonra Türkiye’yi bir kez daha rejim bunalımının eşiğine getirdi.  Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar bunalımın halk tarafından sandıkta çözümlenmesi yönünde oldu. Ve doğru oldu.
Türkiye’de seçmen, 22 Temmuz 2007 günü sandıkta sadece kendisini gelecek 4-5 yılda hangi parti veya partilerin yöneteceğine karar vermeyecek. Onun çok ötesinde lâik demokratik rejimin sorgulanması ve erozyona uğratılma girişimlerine de yanıtını verecektir. O nedenle de ülke demokrasi tarihinde özel bir önem ve yeri olacaktır.
Türkiye, içinden geçmekte olduğu politik açıdan sorunlu döneme, 2002 seçimleri ile adımını atmıştır. Zira, 2002 seçimlerinde sandığa gitmeme tercihinde bulunan seçmen, yüzde 10 barajının da etkisi ile birlikte TBMM de ilk defa bu boyutta  ölçüsüz  temsil durumunun doğmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda ilk nazarda “yönetimde istikrar” ilkesine ulaşıldı görünümü doğdu ise de, “temsilde adalet” ilkesi çok ciddi şekilde hasar gördü ve yukarıda da belirttiğim gibi ölçüsüz temsile dönüştü. Temsilde adaletin olmadığı bir ortamda yönetimde istikrar bir görüntü yanılsaması olmaktan öteye geçemez. Bu gözlemimi iki tablo eşliğinde açıklayacağım. Ancak hemen şu hususun altını çizmeliyim ki, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerindeki kayıtlı seçmen sayısını Kasım 2002 düzeyinde tutacak gelişmeler, aşağıda yapacağım rakamsal analizleri gölgeleyecek niteliktedir. Zira “Kayıtlı Seçmen Sayılarına Yakından Bakış” başlıklı yazımda yer aldığı üzere, 2002 ve öncesine ait kayıtlı seçmen sayılarında mükerrerlik olduğu ortaya çıktığı ileri sürülmüş ve kayıtlı seçmen sayılarında azaltma yönünde düzeltme yapılmıştır. Sayılardaki bu tartışma yaratan duruma rağmen bu analizleri yapmak seçimlere katılmamanın maliyetini tespit bakımından yararlı olacaktır.
Tablo 1 de 1983-2002 döneminde yapılan altı genel seçimde kayıtlı seçmenin ve sandığa giden seçmenin TBMM temsil edilme oranları yer almaktadır. Tablodan da açıkça görüldüğü üzere beş seçimde kayıtlı seçmenlerin sandığa gidiş oranları dalgalı bir seyir izlese bile sandığa gidiş oranı yüzde 85-93 gibi yüksek bir düzeyde kalabilmiştir. 1983-1999 döneminde sandığa gidiş oranları 8.1- 5.2 puan aralığında düşüşle dalgalanma göstermiş iken, 2002 seçimlerinde 1999 a göre ek 8 puanlık bir düşüş daha yer almıştır. 
Yüzde 10 ülke barajı da kullanılan oyların TBMM’ne yansıma boyutunu çok ciddi biçimde etkilemiştir. Tablo 1 den de görüldüğü üzere, yüzde 10 baraj kuralı, 1983-2002 döneminde sandığa giden seçmenin TBMM temsil edilme oranını da yüzde 94 den yüzde 54 e kadar düşürmüştür. Aynı Tablo’nun son sırasından da görüldüğü üzere kayıtlı seçmenin diğer bir deyişle ulusun TBMM de temsilini de yüzde 87 den yüzde 42.5 a kadar indirmiştir.
                                                                          Tablo 1
                                                    Kullanılan oyların temsile yansıması ve
                                                        sandığa gidiş (yüzde olarak)
                            1983        1987        1991           1995        1999          2002

 Sandığa gidiş %      92.3        93.3         83.9            85.2         87.1           79.1
 TBMM temsil  %      94.0        78.1         96.4            82.7         77.2           53.7
 Kayıtlı seçmenin
 TBMM’de temsili%   86.8         72.9         80.9           70.5         67.2           42.5

           Kaynak: DİE verilerinden hesaplanmıştır.

Diğer bir deyişle, 2002 de oluşmuş bulunan TBMM, kayıtlı seçmenin yüzde 42.5 nin temsil edildiği bir Meclis olmuştur. Bu oranın temsilde adaleti sağladığını savunmak mümkün değildir. Bu temsil oranı da beraberinde çıkarılan yasaların ve Hükümetlerin aldığı kararların toplumca benimsenip desteklenmesi açısından ciddi bir zafiyete yol açmıştır. Kayıtlı seçmenin TBMM’de yüzde 42.5 düzeyinde temsil edilmesi, benim tespit edebildiğim kadarı ile ülkemiz siyasi tarihinde ilk defa gerçekleşen bir durum olmuştur. Bu özelliği ile de 2002 seçim sonuçları daha başlangıçtan itibaren de sorunlu olmaya aday konuma girmiştir.   
1983-2002 döneminde bazı partilerin kayıtlı seçmenin ve sandığa giden seçmenin ne kadar oyunu alabildiği ve bunlar karşılığında TBMM’de kaçar sandalye elde ettiği Tablo 2 de gösterilmiştir. Bu tablonun incelenmesinden de görüleceği üzere, 1983-1999 döneminde hiçbir seçimde 2002 seçiminde olduğu kadar TBMM’de “ölçüsüz temsil” ile karşılaşılmamıştır. 1983 yılında tek başına iktidara gelen ANAP kayıtlı seçmenin yüzde 39.6 ve sandığa giden ve geçerli oy kullanan seçmenin yüzde 45.1 oyunu alarak 400 sandalyeli Meclis’te 211 çoğunluğunu elde etmiştir. Meclis’teki çoğunluğun oranı yüzde 52.75 tir. 1983 seçiminde ANAP’ın aldığı oyların kayıtlı seçmen ve geçerli oy sayısı oranları arasındaki fark 5.5 (45.1-39.6) puandır. 1987 seçiminde ANAP kayıtlı seçmenin yüzde 33 oyunu alarak 450 sandalyeli TBMM’de 292 milletvekilliği elde etmiştir. Kayıtlı seçmenden alınan oy ile geçerli oy arasındaki fark 3.3 (36.3-33) puandır. Meclisteki temsil oranı yüzde 64.9 dur. 1987 seçimindeki ANAP’ın puan farkı 2002 seçimleri hariç en yüksek puan farkıdır. 2002 seçimleri incelendiğinde AKP nin aldığı oyların kayıtlı seçmen ve geçerli oy sayılarına oranları arasındaki fark 8.2 (34.3-26.1) puan olmuştur. Mecliste temsil oranı ise yüzde 66 olmuştur. Bu puan farkı nerede ise MHP’nin 2002 de aldığı oy oranına eşittir. Aynı fark CHP için 4.6 puandır.
ANAP’ın tek başına iktidar olduğu 1983 seçiminde kayıtlı seçmenden aldığı yüzde 39.6 oy ile Meclis’te elde ettiği sandalye oranı yüzde 52.75 arasındaki fark 13.15 puan ve yine ANAP’ın 1987 seçimlerinde kayıtlı seçmenden aldığı oy yüzde 33 ile Meclis’te temsil edildiği oran yüzde 64.9 arasındaki fark 31.9 iken, AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2002 seçiminde kayıtlı seçmenden aldığı yüzde 26.1 oy ile Meclis’te temsil edildiği sandalyenin oranı yüzde 66 ile arasındaki fark 39.9 puan gibi çok sıra dışı bir farklılıktır. Ve temsilde adaletin saptığı boyutu gözler önüne sermektedir.  Alınan oy ile sağlanan temsil gücü arasında 40 puanlık fark yaratan bir seçim sisteminin demokratik rejim için sağlıklı olduğunu savunmak mümkün değildir. Esasen ANAP’ın 1987 seçim sonuçlarındaki yukarıda değinilen 31.9 puan fark ile Cumhurbaşkanı seçişi, seçilen Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin yoğun tartışmalarla geçmesine neden olmuştu. 2002 seçimlerinin AKP için yarattığı fark ile Cumhurbaşkanı seçme girişiminin tartışmasız geçmesini beklemek, yakın tarihten ders almamak olurdu.  
Tablo 2 nin ortaya koyduğu diğer bir gerçek ise, bir seçimden diğer seçime seçmenin partiler arasında kayan oylarının önemli boyutlara ulaşabildiğidir. Bu durum, 1980 sonrasında siyaset yapan partilerin programları ile kadrolarının uzun vadeli seçmen beklentilerine yanıt vermekte yetersiz kaldıklarını göstermektedir. Ekonomik sorunlarına çözüm bulamayan seçmenin oyu kısmen sandığa küsmeye dönüşürken, kısmen de partiler arasında savrulmaktadır. Bu göstergeler ışığında, 2007 seçimlerine katılacak partilerin, seçmenleri “kime oy vereceğim” sıkıntısından kurtarıp, kendilerine oy vermeye ikna edebilmeleri için 1980-2007 döneminden ciddi dersler çıkarmış olmaları gerekmektedir.
2007 seçimlerine giderken bazı partilerin birleşmesi ve bazılarının da seçim işbirliği yapabilmeleri seçmeni kısmen “kime oy vereceğim” açmazından kurtaracaktır. Ancak bu rahatlamanın güçlü bir desteğe dönmesi için, partilerin diğer partileri eleştirmenin ötesinde somut ve kalıcı çözüm önerilerini açıkça ortaya koymaları ve seçim günü sandığa sahip çıkmaları gerekmektedir. 2007 seçimlerinde kanımca “mavi boncuk” dağıtma yaklaşımları başarının anahtarı olamayacaktır.
   

                                                                        Tablo 2
                                          1983-2002 Dönemi Milletvekil Genel Seçimleri sonucu
                                                        oy ve milletvekili dağılımı (1)
Partiler                 1983        1987         1991        1995         1999            2002
Anap KS %            39.6        33.0         19.6         16.2          11.0               3.9
        GO %            45.1        36.3         24.0         19.6          13.2               5.1
        Mv                211          292          115          132            88                 …
CHP  KS %            …               …            …            8.8            7.2             14.8
       GO %            …               …            …          10.7            8.7             19.4
        Mv                …               …           …            49              …               178
DSP  KS %            …             7.8           8.8          12.1          18.5              0.9
        GO %            …             8.5         10.8          14.6          22.2              1.2
        Mv                …               …              7            76           136                …
DYP  KS %            …            17.4         22.0          15.8          10.0              7.3
       GO %            …            19.1         27.0          19.2          12.0              9.5
       Mv                 …              59           178            135            86               …
HalkçıP KS %          26.7           …             …              …              …                 …
          GO %          30.5           …            …              …             …                …
          Mv               117            …            …             …              …                …
MDP    KS %          20.4            …             …              …               …                …
          GO %          23.3           …             …             …              …               …
          Mv                 71           …             …             …              …               …
MHP    KS %            …              …              …             6.7          15.0              6.4
          GO %           …             …             …             8.2          18.0              8.4
          Mv                …             …            …              …           129                 … 
RP      KS %             …             6.5           13.7        17.6             …                 …
          GO %            …            7.2           16.9         21.4            …                …
          Mv                …              …              62          158            …                …
Fazilet P.KS %          …               …              …             …           12.8               …
            GO %         …               …             …             …          15.4               …
           Mv               …              …              …            …            111               …
SDHP   KS %           …            22.5           16.9           …                …                …
          GO %           …            24.8           20.8           …              ..                 …
          Mv                …              99              88            …             …                …
AKP    KS %            …                 …               …            …              …              26.1
          GO %           …                …              …            …             …             34.3
          Mv                …                …             …            …              …             363 

(1) Oy oranları olarak yer alan rakamların anlamı şöyledir:  KS % partinin aldığı oyların kayıtlı seçmen sayısı içindeki oranını, GO % ise partinin aldığı oyların geçerli oylara yüzdesini göstermektedir.

Kaynak: TÜİK web sayfalarından seçim istatistikleri bölümündeki Tablo 12.1.4 den yararlanılarak hesaplanmıştır.      

2007 seçimlerinde kayıtlı seçmeni sandığa gitmeye ikna edip edememe partilerin demokrasi açısından en büyük sınavı olacaktır. Sandığa gitmede ve kayıtlı seçmenin TBMM de temsilinde 2002 seçimindeki gibi düşük bir düzey, partiler hangi sonucu alırsa alsın, başarısızlıklarının göstergesi olacak ve yeni bir sancılı dönemin de başlangıcına işaret edecektir. Zira unutulmasın ki, sandığa gitmeyen seçmen en ağır tepkiyi koyan seçmendir; kısaca “hiç birinizin kadrolarını ve programını beni yönetecek ehliyette görmüyorum” demektedir. Doğrusu, sandığa gitmeyen seçmen duygusal davranışı ile aslında beğenmediği partiyi ve kadrolarını cezalandırmamaktadır. Kendisini cezalandırmaktadır. Beğenmediği parti ve kadroyu cezalandırmanın akılcı bir yolu da ona büyük sorumluluk yüklemektir. Tepki konulacaksa sorumluluk verilecek şekilde sergilenmelidir. Zira oy vermeyen seçmen hesap sorma konumunda olamaz. Oy kullanan seçmen hesap sorma hakkına da gücüne de sahiptir.
Oy kullanmayı, seçmen olarak kayıtlı olduğu seçim çevresi dışında yapma tercihi de beraberinde problemler getirecek niteliktedir.  Zira ülkemizde yaz aylarında nüfusun yoğunlaştığı sahil illerinin milletvekili sayıları Muğla-6, Antalya-13, Aydın-8, Mersin-12, Denizli-7 ve Çanakkale-4 tür. Bu illerin toplam milletvekili sayıları 50 dir. Buna karşılık tatil için il dışına çıkanların büyük çoğunluğu İstanbul ve Ankara’da yaşamaktadır. Bu iki ilin çıkaracağı milletvekilleri sayısı sırasıyla 70 (24+21+25) ve 29 (15+14) olmak üzere toplamda 99 dur. Dolayısı ile İstanbul’da yerleşik bir seçmenin Muğla’daki oyunun ağırlığı 6/24 yüzde 25 e, Antalya’da 13/24 yüzde 50 ye ve Çanakkale’de 4/24 yüzde 17 ye inecektir. Yukarıdaki örnek hesaplara dayanarak her okur, kayıtlı olduğu il dışında oyunu kullanırsa oyunun ağırlığının ne olacağını kolayca hesaplayabilir. O nedenle kayıtlı olduğumuz ilde oyumuzu kullanmaya öncelik vermeliyiz. Ancak mutlaka kayıtlı olduğumuz il dışında bulunmamız gerekiyorsa gittiğimiz yerde oyumuzu kesinlikle kullanmalıyız. Çünkü oyumuzu kullanmak daha düşük katsayı ile de olsa oradaki seçim sonucunu etkileyebilecek ve kullanılan oy sayısı nedeni ile kullanılan oydan alınan payı dolayısı ile temsil gücüne ve baraj seviyesinin üzerinde oluş boyutuna katkıda bulunacaktır.
Şunu asla unutmayalım, 22 Temmuz 2007 günü oy atma işlemi bittiğinde ne saatleri geri döndürmek mümkün olacak, ne de elim kırılsaydı söyleminin faydası olacaktır. Ayrıca şunu da aklımızdan çıkarmayalım, aklın rehberliğinden ayrılıp tepki oyu kullanmanın bedeli çok ağır olmasa bile oldukça ağır ödendi, yeni bedel ödemeye ve henüz oy kullanma çağında olmayan çocuklarımıza ve torunlarımıza bedel ödetmeye hakkımız yoktur.
Demokrasi bir araç değil, bir yaşam tarzı tercihidir ve bu tercihin tek garantisi  ise sahip çıkabildiğimiz oyumuzdur.

Hikmet Uluğbay 

geovisit();

Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği için sandığa gitmeli ve ona sahip çıkmalıyız” üzerine bir yorum

  1. 2007 yılında yapılacak seçimlerin ilki, ölçüsüz temsil sonucu vereceğinden yenilenmesi gerekecektir. Ancak hiçbir parti seçimlerden sonra bu konudaki gereken yasal düzenlemeleri yapacağız dememektedir.
    1980 lerden bu yana süren iktidarlar ülkeyi politik açıdan olduğu kadar ekonomik açıdan da sorunlu bir döneme getirmiştir. Bunun yurtdışından bilinçli bir şekilde başarıldığını bilmekteyiz.
    Önümüzdeki dönem yeni bir sancılı döneme gebedir.
    Bundan önceki seçimde beni yönetecek ehliyette değiller diye oy vermediği bir seçim sonucunda kendisini 5 yıl yöneten gerici bir iktidarın neler yaptığını görerek bu seçimde tam tersi yönde de olsa oyunu kullanarak bu iktidardan kurtulacaktır. Ancak yeni bir sancılı döneme yol açacaktır.
    Beğenmediği partiyi cezalandırırken yenilerine de korkunç bir sorumluluk yüklemektedir. Ancak bu sorumluluğu bayrakların çıkmış olmasını laik düzene bir çağrı diye anlamakta olan mevcut sağ veya sol partiler yanılgıya düşmektedirler.
    Sorun Türkiye’nin Ankara’dan yönetilmesi ve bağımsız olarak bu toprakların halkının çıkarlarını koruyabilecek bir yönetim anlayışıdır.
    Şimdilik sağda veya solda bunları söyleyebilen bir parti bulunmamaktadır. Sükut kabulden gelmektedir. Eğer yeni seçilecekler de bu halka ihanet ederlerse, bundan sonraki seçimlere gidilmeden önce kanlı olaylar bile görülebilir.
    Ayrıca bir konuya daha katılmadığımı söylemek istiyorum. Siz insanların yazın yığınlar halinde taşınabildiklerini mi sanıyorsunuz. Taşınabilenler azınlıktadırlar ve genel seçimdeki oy oranlarını fazla etkilemezler. Son yıllardaki ekonomik zorluklar artık insanların evlerinden yürüme uzaklığındaki yerlerde haftasonlarını geçirmelerine olanak vermektedir. Bir çoğu 30 C ın üzerindeki sıcaklıklarda bile evindeki kurulu bulunan klimayı 6 yıldır elektriğe zam yapılmamış olması saçmalığına rağmen açamamaktadır.
    Lütfen artık halkın içine girin ve onların karınlarının gurultusunu dinleyin.
    Sosyal sol ve sağ bu şekilde oluşur.
    Saygılarımla.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s